{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">                        T.C.<br>                     İZMİR<br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  <br>         14. HUKUK DAİRESİ <br>\t\t\t\t<br>ESAS NO\t\t: 2022/28<br>KARAR NO\t\t: 2024/1008<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ \t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO\t\t: 2020/258 <br>KARAR NO\t\t: 2021/845<br>DAVA TARİHİ\t\t: 08.06.2020<br>KARAR TARİHİ\t: 19.10.2021<br>DAVA\t\t: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 26.06.2024<br>KARARIN YAZ. TARİH\t: 26.06.2024<br><br>İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.10.2021 tarih ve 2020/258 Esas, 2021/845 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.<br>İSTEM:<br>Davacı vekili tarafından verilen 08.06.2020 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilİ ile davalı arasında kurulan alım satım ve hizmet sözleşmesi gereğince müvekkilİ şirketin  yapılması gereken işleri yaparak; satılan mala ve verilen hizmete ilişkin bedeli fatura edip TTK 21. Maddesine göre usulüne uygun olarak ilgili firmaya tebliğ ettiklerini, aynı kanun maddesinde belirtildiği üzere borçlu şirketin fatura alındıktan itibaren sekiz gün içerisinde faturanın içeriği hakkında  herhangi bir itirazda bulunmadığını; buna göre faturanın borç doğuracağının kabul etmiş bulunduğunu, bunlara rağmen davalı firmanın ödeme yapmaması üzerine taraflarınca İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2020/1995 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, Davalı firma anılan dosyaya haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettikten sonra müvekkili şirkete 22.08.2019 ve 23.09.2019 tarihlerinde 30.000,00 TL'şer olmak üzere toplamda 60.000 TL havale ile ödemede bulunduğunu, yapılan ödemelerin aynı dosya numarasından yapılan tebligata eklenen cari hesap dökümü ile sabit olduğunu; dolayısıyla davalı tarafça icra takibine konu edilen borca ilişkin ödeme yapıldığını, davalı ile müvekkili şirket arasında ikame edilen davaya konu olan cari hesap dökümü üzerinde 13.08.2018 tarihi itibariyle mutabık kalındığını ve buna ilişkin mutabakat taraflar arasında mutabakatname imza edildiğini, imza edilen bu belgenin borcu ikrar niteliğinde olduğunu, davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazının iptaline ve takibin aynen devamına, davalı borçlunun itirazında haksız ve kötü niyet olması nedeniyle %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından ...’nde yapılmakta olan Alışveriş Merkezi inşaatının otoyoldan giriş ve çıkış işlemlerinin projelendirme ve resmi idarelerden onayların alınması işlemi için davacı ... A.Ş ile müvekkil şirket arasında Aralık 2017 tarihinde mutabaka varıldığını, yapılan mutabakatın ardından müvekkili şirket tarafından davacıya 25.01.2018 tarihinde 100.000,00 TL avans ödemesi yapıldığını,\tİlgili sözlü mutabakatın ardından 20.03.2018 tarihinde davacı çalışanı ... tarafından müvekkili şirket çalışanı ...’ya gönderilmiş olan e mailde danışmalık hizmetleri bedellerinin içeriği ile ilgili dosya gönderildiğini, ardından aynı içerikli e mail ... tarafından ...’ya gönderildiğini,  bu emaillere 29.03.2018 tarihinde ... tarafından kapsamda daha önce anlaşılmış olan çıkış proje ve resmi onaylarının olmadığı uyarısı yapılıp bu email cevaplanarak gelen protokolün revize edilip tekrar yollanacağının belirtildiğini, yapılacak işlerin protokole bağlanması görüşmeleri devam ederken ... A.Ş. ön masraflar için fatura kesmek zorunda olduğunu bildirerek 29.03.2018 tarihinde 590.000,00 TL tutarındaki faturayı kestiğini, davacı tarafından kesilen bu faturanın 09.04.2018 tarihine kadar yapılan ödemelerle kapatıldığını, bu süreçte Davacı ... A.Ş.’ye ile yapılan şifahi görüşmede  çıkış işlemlerinin de bu kapsama dahil olduğunun hatırlatıldığını, fakat protokol imzalanmadan davacı tarafından 18.04.2018 tarihinde bir faturanın daha gönderildiğini, taraflarca mutabakata varılmadan ve protokol imzalanmadan gönderilen bu fatura için 20.04.2018 tarihinde müvekkili ... San. Ve Tic. A.Ş tarafından iade faturası düzenlendiğini, davacı taraf da ilgili faturaya karşılık iade faturası kestiğini, söz konusu fatura iadesi sürecinden sonra firma ile yeniden görüşme sağlandığını ve davacı taraf AVM otoban giriş ve çıkışının projelendirme ve resmi kurumlardan onay alınması hususunda mutabık kalınan protokole uygun olarak işleri yapacağını belirttiğini, bu sebeple 20.04.2018 tarihinde ... A.Ş. tarafından kesilmiş olan faturanın müvekkili şirket tarafından kabul edildiğini, 11.05.2018 tarihinden otobandan AVM'ye giriş protokolü Karayolları ile imzalandığını, buna istinaden müvekkili ... San. ve Tic. A.Ş. 04.05.2018 tarihinde 85.464,00 TL, 25.05.2018 tarihinde 100.000,00 TL, 06.06.2018 tarihinde 100.000,00 TL, 17.08.2018 tarihinde 100.000,00 TL, 22.08.2019 tarihinde 30.000,00 TL, 23.09.2019 tarihinde 30.000,00 TL olmak üzere avans ödemeleri yapmaya devam edildiğini, 16.08.2018 tarihinde Davacı ... A.Ş. çalışanı ... üzerinde mutabık olunmayan ilk göndermiş olduğu protokolü onaylanması için ...’ya tekrar gönderdiğini; 16.08.2018 tarihinde ... bu emaile cevaben “Protokol ilk madde giriş ve çıkış olmalıdır. Sadece giriş ile ilgili dökümanların tamamlandığı geri kalanın tamamlanacağı yazılmalıdır” şeklinde dönüş yaparak sözlü olarak mutabık kalınan hususun protokolde belirtilmesini talep ettiğini, 17.08.2018 tarihinde ..., ... A.Ş.’den ...’e ...San.ve Tic.A.Ş. tarafından onaylanan protokolü gönderdiğini, son protokolde taraflar mail ile karayolları giriş-çıkış güzergahları ile ilgili yapım projelerinin de toplam anlaşılan bedel içerisinde yer aldığı konusunda mutabakata vardıklarını, söz konusu mutabakatın ardından AVM çıkış projelendirme işlerinin yapılabilmesi için 23.07.2019 tarihinde ... A.Ş.’den ..., ... ve ... San.ve Tic. A.Ş teknik ekibi ile işin yapılacağı şantiyede teknik toplantı yapıldığını, ardından 05.08.2019 tarihinde müvekkili ... San.ve Tic.A.Ş’den mimar ... tarafından ... A.Ş. Tasarım ve Teknik ofis müdürü ...’ye projelendirme çalışmaları için email yolu ile yazışmalar yapıldığını, tüm bu çalışmalara rağmen davacı tarafından ilgili alışveriş merkezi inşaatına otobandan giriş güzergahına yönelik projeler tamamlanmışken, çıkış yol güzergahlarına ilişkin projeler ve resmi onay sürecinin tamamlanmadığını, müvekkili şirket taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak projenin tamamlanmaması sebebi ile bakiye ödemeyi gerçekleştirmediğini, buna göre davacı tarafın taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak projeyi tamamlanmaması sebebi ile herhangi bir bedel talep etme hakkı bulunmadığını\tdavacı tarafın müvekkili şirketin karşılıklı güven esasına dayalı olan ilişkisini zedelediğini, davacı tarafın ödeme emrindeki faturaya esas olan sözleşme konusu işi bitirmediğinden müvekkili firmanın söz konusu takip dosyası kapsamında alacaklı görünen firmaya karşı herhangi bir borcu bulunmadığını, müvekkili şirketin kötü niyetli olduğuna ilişkin iddiaları da haksız olup gerçeği yansıtmadığını,  haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, kötü niyetli davacının alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ  KARARININ ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesi 19.10.2021 tarih ve 2020/258 Esas 2021/845 Karar sayılı kararında özetle; somut olayda yapılan işin bedeli konusunda uyuşmazlık bulunmamakla birlikte ödenecek bedelin hangi işlerin kapsamında ödendiğini ispatı noktasında TBK 481. maddesinin kıyasen uygulanabileceğinin değerlendirildiği, zira bilirkişi heyet raporuna göre yalnızca giriş projesinin dahi 914.262,00 TL tutarlı olduğu gözetildiğinde, toplam protokol miktarı olan 1.150.264 TL tutarlı sözleşmede çıkış projesinin de bu sözleşme kapsamına dahil olmasının mümkün olmadığı, nitekim her ne kadar çıkış proje ücretinin ne kadar maliyetinin olduğu bilirkişi raporunda belirtilmemiş ise de davalı tarafça davacıya revize olarak gönderilen protokol eki fiyat cetvelinde dahi çıkış projelendirme bedelinin 232.000,00 TL olarak teklif edildiği gözetildiğinde diğer yan işlerle birlikte çıkış projesinin de sözleşmeye dahil olması halinde yapılan işin 1.150.264 TL bedel karşılığı yerine getirilmesi mümkün görülmediğinden sözleşme kapsamına yalnızca otoyol giriş projesinin dahil olduğu yönünde vicdani kanaat oluştuğunu, yukarıda ayrıntılı gerekçeleri açıklandığı üzere, davacı ile davalı arasında yazılı bir sözleşme bulunmaksızın ve ortak irade açıklamasına dair herhangi bir delil de bulunmaksızın AVM otoyol bağlantı projelendirme işinin yapımı için anlaşıldığı, sözleşmenin icrası sırasında sözleşme kapsamına dair uyuşmazlık meydana geldiği, her iki tarafın uyuşmazlığın giderildiğine dair bir delil gösteremediği, bununla birlikte işin yapıldığı zamanki eserin değeri ve yüklenici giderleri gözetildiğinde otoyol çıkış projesinin sözleşme kapsamına dahil olmadığı yönünde vicdani kanaat oluştuğundan davanın kabulüne karar verildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlık yargılamayı gerektirir nitelikte görüldüğünden icra inkar tazminatına hükmedilmediği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-13. Fıkrası uyarınca arabuluculuk ücreti yargılama giderlerinden olup, İzmir Arabuluculuk Bürosu'nun 28.02.2020 tarihli sarf kararı ile 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin hazine tarafından karşılandığı anlaşıldığından bu tutarın davalı üzerine yükletilmesine dair gerekçelerle davanın kabulüne , dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:<br>Davalı vekili tarafından verilen 29.11.2021 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından açılan davanın haksız ve hukuka aykırı olup iş bu davanın reddine karar verilmesi gerekirken hakimin vicdani kanaati neticesinde davanın kabulüne karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili şirket tarafından ...'nde yapılmakta olan Alışveriş Merkezi inşaatının otoyoldan giriş ve çıkış işlemlerinin projelendirme ve resmi idarelerden onayların alınması işlemi için davacı ile müvekkili şirket arasında  Aralık 2017 tarihinde sözlü olarak mutabakata varıldığını, yapılan mutabakatın ardından müvekkili şirket tarafından Davacıya 25.01.2018 tarihinde 100.000,00 TL avans  ödemesi yapıldığını, ilgili avans ödemesini gösterir cari kayıt ekstresinin mahkemeye sunulduğunu, ilgili sözlü mutabakatın ardından 20.03.2018 tarihinde davacı çalışanı ... tarafından müvekkili şirket çalışanı ...'ya gönderilmiş olan e-mailde danışmanlık hizmetleri bedellerinin içeriği ile ilgili dosya gönderildiğini, ardından aynı içerikli e-mailin ... tarafından ...’ya gönderildiğini, bu e-maillere 29.03.2018 tarihinde ... tarafından kapsamda daha önce anlaşılmış olan çıkış proje ve resmi onaylarının olmadığı uyarısının yapıldığını ve bu e-mailin cevaplanarak gelen protokolün revize edilip tekrar yollanacağının belirtildiğini, yapılacak işlerin protokole bağlanması görüşmeleri devam ederken ... A.Ş'nin ön masrafları için fatura kesmek durumunda olduğunu bildirdiğini ve 29.03.2018 tarihinde mahkemeye de sunulmuş olan 590.000,00 TL tutarındaki faturayı kestiğini, davacı tarafından kesilen bu faturanın 09.04.2018 tarihine kadar yapılan ödemelerle kapatıldığını, bu süreçte davacı ile yapılan şifahi görüşmede çıkış işlemlerinin de bu kapsama dahil olduğunun hatırlatıldığını, protokol imzalanmadan davacı tarafından  18.04.2018 tarihinde bir fatura  daha gönderildiğini, taraflarca mutabakata varılmadan ve protokol imzalanmadan gönderilen bu fatura için 20.04.2018 tarihinde müvekkili ... San ve Tic A.Ş. tarafından iade faturasının düzenlendiğini, davacı tarafın da ilgili faturaya karşılık iade faturası kestiğini, kesilen faturaların dosyada mevcut olduğunu, söz konusu fatura iadesi sürecinden sonra firma ile yeniden görüşme sağlandığını ve davacı tarafın AVM otoban giriş ve çıkışının projelendirme ve resmi kurumlardan onay alınması hususunda mutabık kalınan protokole uygun olarak işleri yapacağını belirttiğini, bu sebeple 20.04.2018 tarihinde ... A.Ş. tarafından kesilmiş olan faturanın müvekkili şirket tarafından kabul edildiğini, 11.05.2018 tarihinde otobandan AVM'ye giriş protokolünün karayolları ile imzalandığını, bunlara istinaden müvekkilinin 04.05.2018 tarihinde 85.464,00 TL, 25.05.2018 tarihinde 100.000,00 TL, 06.06.2018 tarihinde 100.000,00 TL, 17.08.2018 tarihinde 100.000,00 TL, 22.08.2019 tarihinde 30.000,00 TL, 23.09.2019 tarihinde 30.000,00 TL olmak üzere avans ödemeleri yapmaya devam ettiğini, 16.08.2018 tarihinde davacı çalışanı ... üzerinde mutabık olunmayan ilk göndermiş olduğu protokolü onaylanması için ...'ya tekrar gönderdiğini, 16.08.2018 tarihinde ...'nun bu e-maile cevaben \"Protokol ilk madde giriş ve çıkış olmalıdır. Sadece giriş ile ilgili dokümanların tamamlandığı geri kalanının tamamlanacağı yazılmalıdır.\" şeklinde dönüş yaparak sözlü olarak mutabık kalınan hususun protokolde belirtilmesini talep ettiğini, 17.08.2018 tarihinde ...'nun ... A.Ş.'den ...'e ... San. ve Tic. A.Ş.  tarafından onaylanan protokolü gönderdiğini, son protokolde tarafların mail ile karayolları giriş- çıkış güzergahları ile ilgili yapım projelerinin de toplam anlaşılan bedel içerisinde yer aldığı konusunda mutabakata vardıklarını, söz konusu mutabakatın ardından AVM çıkış projelendirme işlerinin yapılabilmesi için 23.07.2019 tarihinde ... A.Ş.'den ..., ... ve ... San. ve Tic. A.Ş. teknik ekibi ile işin yapılacağı şantiyede teknik toplantı yapıldığını, toplantının ardından 05.08.2019 tarihinde müvekkili şirketten mimar ... tarafından davacı şirket müdürü ...'ye projelendirme çalışmaları için  e-mail yolu ile yazışmalar yapıldığını, ilgili yazışmaların tümünün dava dosyasında mevcut olduğunu, tüm bu çalışmalara rağmen davacı tarafından ilgili Alışveriş Merkezi inşaatına otobandan giriş güzergahına yönelik projeler tamamlanmışken çıkış yol güzergahlarına ilişkin projelerin ve resmi onay sürecinin tamamlanmadığını, müvekkili şirketin taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak projenin tamamlanmaması sebebi ile bakiye ödemeyi gerçekleştirmediğini, yukarıda tarih sırasına göre yapılan detaylı anlatımda da görüldüğü ve mail yazışmaları ile de sabit olduğu üzere davacı tarafın taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak projeyi tamamlamaması sebebi ile herhangi bir bedel talep etme hakkının bulunmadığını, davacı tarafın müvekkili şirketin karşılıklı güven esasına dayalı olan ilişkisini zedelediğini, davacı tarafın ödeme emrindeki faturaya esas olan sözleşme konusu işi bitirmediğini, müvekkili firmanın söz konusu takip dosyası kapsamında alacaklı görünen firmaya karşı herhangi bir borcunun bulunmadığını, davacı şirketin kötü niyetinin sabit olup iddialar gerçeği yansıtmamakta iken mahkemenin dosyaya somut anlamda hiçbir yazılı belge, delil sunmamış olan davacı lehine vicdani kanaatle davanın kabulüne karar vermesinin bozma sebebi olduğunu, ispat yükünün, Kanun'da özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğunu, HMK'nın 190. maddesinde de açıkça düzenlendiği üzere ispat yükü iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkartan davacıya ait olduğunu, ancak somut olayda  müvekkili şirketle yapılan sözlü mutabakata çıkış projesinin dahil edilmediği hususu davacı tarafından ispatlanmamışken davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16.03.2017 tarih ve 2016/3073 Esas, 2017/1156 Karar, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 06.02.2020 tarih ve  2016/9214 Esas, 2020/771 Karar, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 21.10.2019 tarih ve 2019/816 Esas, 2019/4034 Karar, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 21.10.2019 tarih ve 2019/816 Esas, 2019/4034 Karar sayılı içtihatları.), yukarıda belirtilen emsal Yargıtay kararlarında da açıkça belirtildiği üzere; dosya kapsamında da yapılan işin miktar ve değerini ispat yükünün davacıda olup davacı tarafından bu hususta hiçbir delil dosyaya ibraz edilmediği gözetilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı şirkete davaya konu proje kapsamında tüm ödemelerin yapılmış olup bu hususun dava  dosyasında mübrez faturalarla da sabit olduğunu, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında sağlanan mutabakat neticesinde yapılan proje kapsamındaki tüm ödemelerin davacı şirket hesabına yapılmış olup bu durumun dosyada alınan bilirkişi raporuyla da ispatlandığını, ancak davacı şirketin daha sonrasında kötü niyetle mutabakat dışında talep ettiği ve icra takibine konu ederek hiçbir dayanak belge sunmadığı bedelin mahkeme tarafından müvekkili şirketçe ödenmesine karar verilmesinin hukukun temel prensiplerine ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili şirketin proje kapsamında kararlaştırılan tüm bedelin ödemesini gerçekleştirdiğini ve dosyada mübrez faturalarla ispat ettiğini, mahkemece \"...Zira bilirkişi heyet raporuna göre yalnızca giriş projesinin dahi 914.262,00-TL tutarlı olduğu gözetildiğinde, toplam protokol miktarı olan 1.150.264-TL tutarlı sözleşmede çıkış projesinin de bu sözleşme kapsamına dahil olmasının mümkün olmadığı, nitekim her ne kadar çıkış proje ücretinin ne kadar maliyetinin olduğu bilirkişi raporunda belirtilmemiş ise...\" şeklindeki  gerekçeli kararında tarafların iradesine aykırı şekilde deyim yerindeyse davacı yerine geçerek sözleşmeyi yorumladığını, müvekkili şirket olarak ...'nde yapılmakta olan Alışveriş Merkezi inşaatının otoyoldan giriş ve çıkış işlemlerinin projelendirme ve resmi idarelerden onayların alınması işleminin sözlü olarak davacı şirket ile anlaşıldığını, bilirkişi heyet raporunda da görüleceği üzere yapılan hesaplamalarda protokolün sadece Alışveriş Merkezine giriş projeleri ve izinlerini kapsamadığının açık olduğunu, davacı şirketin sadece Alışveriş Merkezine giriş projesi, onayı ve izinlerini aldığını,  çıkış projesi, onayı ve izinlerini almadığını, bilirkişi heyet raporunda hesaplanan toplam iş bedelinin 914.262,00 TL olduğunu, davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin toplamının ise 1.035.464,00 TL olduğunu, bu durumda davacı şirketin fazladan almış olduğu 1.035.464,00-914.262,00=121.200,00 TL'nin davalı şirkete iadesine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilerek davacı şirketin yapmamış olduğu işler için de müvekkili şirket tarafından ödeme yapılması sonucunu doğuruğunu ki, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişi heyet raporundaki hesaplamalarda belirtildiği üzere: dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda 2018 yılındaki iş bedellerine ilişkin yapılan hesaplamada davacının alacaklı olmadığı aksine davalı müvekkilin 121.202,00 TL kadar miktarı fazla ödediğine dair hesaplama da yapılmış olup bu hususun gözetilmediğini, son tahlilde güven esasına dayanan ve yazılı olmayan anlaşmaya ilişkin basiretli bir tacire yakışmayacak şekilde edimlerini yerine getirmeyen davacının kötü niyetli olup davasında haksız olduğunu, anlaşma gereği üzerine düşen tüm edimleri yerine getiren davacının herhangi bir borcunun bulunmadığını, Türk hukuk sisteminin sözleşmeler hukukunun temeli tarafların sözleşme özgürlüğü çerçevesinde iradelerine uygun olarak gerek konu, gerek miktar, gerek ücret, fiyatlandırma gibi hususlarda özgürce karar vererek mutabakat sağlamalarına dayandığını, ancak somut olayda mahkeme tarafından iddiasını hiçbir şekilde ispat edememiş davacı yerine geçerek vicdani kanaatle davacı iradesinin yorumlanması neticesinde verilen kabul kararı hiçbir şekilde kabul edilemez nitelikte olup istinaf ettiklerini, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 21.12.2020 tarih  ve 2016/27844 Esas, 2020/19368 Karar sayılı içtihadında da belirtildiği üzere hakimin vicdani kanaatine göre verdiği kararın müvekkili şirketin adil yargılanma hakkına müdahale niteliğinde olup bozmayı gerektirdiğini, yukarıda açıkladıkları ve resen gözetilecek sebeplerle; dosya münderecatına ve toplanan delillere aykırı nitelikte davacı yerine geçerek yorumlanan sözleşme neticesinde verilen kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olup, mahkeme tarafından verilen kararın kaldırılarak istinaf başvurularının kabulü ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili tarafından verilen 03.12.2021 tarihli istinafa yanıt ve istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi tarafından \"Alacak likit nitelikte görülmemekle inkar tazminatı talebinin reddine\" gerekçesiyle icra inkar taleplerinin reddedildiğinin belirtildiğini, icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken hakkaniyete aykırı bir şekilde icra inkar tazminatına hükmedilmemesine ilişkin karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluklarının hasıl olduğunu,\talacağın, faturaya dayanan likit bir alacak olup icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davalı tarafın anılan dosyaya haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettikten sonra müvekkili şirkete 22.08.2019 ve 23.09.2019 tarihlerinde 30.000,00'er TL olarak toplamda 60.000,00 TL ödemede bulunduğunu, yapılan ödemelerin, aynı dosya numarasından yapılan tebligata eklenen cari hesap dökümü ile de sabit olduğunu, bu sebeple davalı firmanın takibe haksız bir şekilde itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu, bu nedenle %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini de talep ettiklerini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2006/19-295 Esas, 2006/341 Karar sayılı içtihatında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekliliğinin ifade edildiğini, faturalardan ve hizmet sözleşmesinden ve yukarıda açıklanan tüm nedenlerden anlaşılacağı üzere alacağın likit bir alacak olup bir sözleşmeye dayandığını, yine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2004/12180 Esas, 2005/12150 Karar sayılı içtihadında da \"...Mahkemece davacının ton başına uyguladığı birim fiyatın yasa ve tarafların iradesine uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının itirazının 9.770.327.784.- TL.'lik kısmının iptaline, bu miktara takip tarihinden itibaren % 70 oranını geçmemek üzere yasal faiz uygulanmasına, davacının İcra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. Faturaya dayalı alacak likit ( bilinebilir, belirtilebilir, hesap edilebilir ) olduğundan hükmedilen miktar üzerinden İİK.' nun 67/2. maddesi uyarınca davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken bu yöndeki talebin reddedilmiş olması isabetsizdir...\" şeklinde belirttiği üzere faturaya dayalı alacağın likit olduğuna hükmettiğini, davalı firmanın, tüm bu süreç içerisinde faturaya itiraz etmediği gibi, cari hesap dökümünden görüleceği üzere müvekkili firmaya ödeme de yaptığını, \ttüm bunlarla birlikte davalı tarafın yaptığı iş münasebetiyle tutmakla yükümlü olduğu kayıtlar ile birlikte ticari defterler incelendiğinde de ticari ilişkinin varlığı ve borç miktarının kesin olarak belirlenebilir nitelikte olduğunu,  huzurdaki uyuşmazlığın taraflar arasındaki ticari ilişkiden doğan alacağa ilişkin olup söz konusu alacağın mevcudiyeti faturalar, cari hesaplar ve cari hesap mutabakatnamesi ve tarafların ticari defterleri ile sabit olduğunu, müvekkilinin, taraflar arasındaki ticari ilişkinin gerektirdiği her türlü edimi zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirdiğini, davacı firmanın iddialarının açıkça haksız olup söz konusu iddialarının doğruluğunu destekleyecek herhangi bir delil ileri süremediğini,  davalının protokol metni adıyla dosyaya sunmuş olduğu belgede davacı müvekkilinin imzası yahut irade beyanının yer almadığını, davalı tarafın açıkça mahkemeyi yanıltmaya yönelik kötüniyetli eylemlerde bulunduğunu,  davalının bu kötüniyetli eylemleri ve haksız itirazlarını sürdürmesinin davalı hakkında icra-inkar tazminatına hükmedilmesini gerektirdiğini, sonuç olarak, mahkemece davanın kabulü yönünde verilen kararın usul ve yasaya uygun olup, davalının istinaf yoluna başvuru isteminin reddine ve istinafa konu kararın onanmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek, sunulu ve resen gözetilecek nedenlerle; davalı yanın istinaf başvurusunun reddine ve istinaf başvurusuna konu kararın onanmasına, davalı-borçlu aleyhine haksız ve kötüniyetli itirazı ve alacağın likit olması sebebiyle %20'den az olmamak üzere icra-inkar tazminatına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf uhdesinde bırakılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.<br>DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,<br>Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili için faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ile icra inkar tazminatının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı taraf  vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br> 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) ise 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen “Eser sözleşmesi” yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Her iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olan eser sözleşmesinde “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsur vardır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yapıp zamanında tamamlayarak teslim etmeyi, iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi üstlenmektedir. Hukukumuzda egemen ilke “şekil serbestisi” olup,  kural olarak eser sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şartına tabi değildir. Yasada aksi öngörülmedikçe, sözlü veya yazılı yahut resmî biçimde yapılabilir. Bununla birlikte bazı sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yasada belirlenen şekle uygun olarak yapılması zorunludur.<br> TMK'nın 6. ve HMK'nın 190. maddelerine göre kural olarak yapılan işlerin miktarını ve bedelini ispatlamak davacı yükleniciye, yapılan ödemeleri ispat etmek ise davalı iş sahibine aittir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.<br> ”6100 sayılı HMK’nın “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi: “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” <br>Somut olayda; Taraflar arasında, davalı şirketçe ...'nde yapılmakta olan alış veriş  merkezi inşaatının otoyol bağlantı projelendirme işinin yapımı için eser sözleşmesi kurulmuş olup, davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.<br>Davacı, sözleşme gereği edimlerin eksiksiz yerine getirildiğini, davalı ile anlaşmalarının  yalnızca oto yol giriş projesinin yapımına ilişkin olduğunu, alış veriş merkezinin çıkış yolunun projesinin yapımı konusunda davalı ile herhangi bir anlaşmalarının bulunmadığını, yapılan iş bedelinin tamamının ödenmediğini, 114.800,00 TL bakiye alacak için icra takibi başlatıldığını, takibe davalı tarafça haksız olarak itiraz edildiğini belirterek, itirazın iptali ve icra inkar tazminatının tahsilini istemekte, davalı ise, taraflar arasında alış veriş merkezinin otoyoldan giriş ve çıkış işlemlerinin projelendirilmesi ve idareden onaylarının alınması işi için mutabakata varıldığını, davacının giriş güzergahına yönelik projeleri tamamladığını ancak çıkış yol güzergahına ilişkin projeleri tamamlamadığını, proje tamamlanmadığı için bakiye ödemenin yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden iş bedelinin 1.150.264,00 TL olduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak sözleşmenin kapsamı konusunda anlaşmazlıkları bulunmaktadır. Taraflarca hazırlanan metraj ve fiyatlandırma cetvellerinde toplam tutar her iki tarafça da 1.150.264,00 TL  olarak hesaplanmıştır. Davacı yüklenici tarafça, uzman görüş ve danışmanlık hizmet bedeli 400.000,00 TL, projelendirme bedeli 264.000,00 TL olarak fiyatlandırılmışken, davalı iş sahibince, uzman görüş ve danışmanlık hizmet bedeli 200.000,00 TL, giriş projelendirme bedeli 232.000,00 TL, çıkış projelendirme bedeli 232.000,00 TL olarak fiyatlandırılmıştır. Yapılacak diğer iş ve masraf bedelleri yönünden  ise, her iki yanın hesaplamaya esas aldığı tutarlar aynıdır.<br>Taraflar arasında otoyol bağlantı projesi işinin yapımına dair her iki yanın da imzasını taşıyan bir sözleşme ya da protokol bulunmamaktadır. Her iki tarafça ayrı ayrı imzalanan protokollerde, üç madde halinde sayılan işler her iki protokolde de yer almaktadır. Davalı iş sahibince imzalanan protokole \"Yukarıda bahsi geçen Karayolları çıkış imalatı ile ilgili sürecin aynı yöntem ile tamamlanması ... Tur. San. Ve Tic. A.Ş. Tarafından taahhüt edilmiştir\" ibaresi bulunmakta ise de, bu ibarenin yer aldığı protokol davacı yüklenici tarafından imzalanmamıştır. Her iki yanın protokolünde üç madde halinde sayılan işlerin davacı yüklenici tarafından yapıldığı, birinci ve ikinci iş kalemleri için davacı yüklenicinin 29.03.2008 tarih, 590.000,00 TL bedelli faturayı, üçüncü iş kalemi için 18.04.2008 tarih 560.264,00 TL bedelli faturayı düzenlediği anlaşılmaktadır.<br>Davalı tarafça dosyaya sunulan 14.03.2018 tarihli birim fiyat cetvelinde, giriş projelendirme bedeli yanında,  çıkış projelendirme bedeli yer almakta ise de, bu cetvel de yalnızca davalı iş sahibi tarafından imzalanmış olup, bu fiyat cetveli dahi \"... AVM Giriş Yolu Danışmanlık Hizmetleri\"  başlığını taşımaktadır.<br>Davacı yüklenici tarafların ayrı ayrı imzaladıkları protokollerde ortak olarak yer alan üç madde halinde sayılan işleri yapmış ve karşılığında 590.000,00 TL ve  560.264,00 TL bedelli iki adet fatura düzenlemiştir. Davalı tarafça, davalı şirkette çalışan mimar ile davacı şirketin ofis müdürü arasında otoyol çıkış işlemlerine ilişkin proje çalışmalarına dair e-mail yazışmaları yapıldığı belirtilmekte ise de, bu çalışmaların davacı tarafça düzenlenen fatura bedelleri içerisinde yapılacağına dair her hangi bir  belge bulunmamaktadır.<br>Davacı tarafça düzenlenen iki adet faturanın toplam tutarının 1.150.264,00 TL olduğu, faturalara konu işlerin davacı yüklenici tarafından yapıldığı, davalı iş sahibinin davacıya 1.035.464 TL ödeme yaptığı, buna göre davacı yüklenicinin, davalı iş sahibinden (1.150.264,00 -1.035.464) 114.800,00 TL tutarında bakiye alacağının kaldığı, ayrıca davacı tarafça dava dilekçesi ekinde sunulan ve dava konusu faturalardan sonra düzenlenen  13.08.2018 tarihli mutabakatnameye göre de, davacının, davalıdan alacaklı olduğu anlaşılmakta olup, mahkemece  davanın kabulü ile davacı tarafça başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Davalı vekilinin istinaf itirazları bu nedenlerle yerinde değildir.<br>İtirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. İcra inkâr tazminatı, hakkındaki İcra takibine itiraz ederek durduran ve çabuk sonuçlandırılmasına engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. <br>Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likid olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likid olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likid bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.  \"HGK'nın 07.06.2006 tarih 2006/19-295  Esas, 2006/341 Karar sayılı kararı\" (Yargıtay 15.H.D. 2015/944 Esas, 2015/4911 Karar)<br>Somut olayda, davacı yüklenici tarafından yapılan işin kapsamı, eksik ifanın söz konusu olup olmadığı, bakiye alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden likid bir alacaktan söz edilemeyeceği için icra inkâr tazminatına hükmedilmesi koşulları bulunmamaktadır. Mahkemece, icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve taraf vekillerini tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.10.2021 tarih ve 2020/258 Esas, 2021/845 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, taraf vekillerinin bu karara karşı yapmış oldukları istinaf kanun yoluna başvurularının, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gerekli 427,60 TL istinaf  karar ve ilam harcından, peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile kalan 368,30 TL harç bedelinin davacıdan alınarak, Hazine'ye gelir kaydına,<br>3-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gerekli 7.787,34 TL istinaf  karar ve ilam harcından, peşin alınan 1.947,00 TL harcın mahsubu ile kalan 5.840,34 TL harç bedelinin davalıdan alınarak, Hazine'ye gelir kaydına,<br>4-Davacı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>5-Davalı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>6-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca dava değeri itibarıyla kesin olmak üzere 26.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.    <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"42429305ac30a2ad","SID":"60bbfcaea0143b7b"}}