{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/653 <br>KARAR NO: 2024/899<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/07/2020<br>NUMARASI: 2017/164 Esas -  2020/251 Karar<br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/06/2024<br>Taraflar arasındaki Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.\t<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... Ltd. Şti' nin 02/11/2009 tarihinde sigortacılık alanında faaliyet göstermek üzere kurulduğunu, şirketin kuruluşun 09/11/2009 tarih ve 7434 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, şirketin kuruluş sermayesinin 100.000,00-TL olup, bu sermayenin % 51' nin ...' e, % 33' nün müvekkili ...' ya, % 16' nın ise ...' e ait olduğunu, şirketin halen bilebildikleri kadarı ile her hangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığını, davalı şirketin ortaklar kurulunun 04/01/2010 tarihinde toplandığını, 2010/2 sayılı toplantıda alınan 4 nolu kararda \"Karar 1: Merkezi İstanbul' da bulunan şirketin merkezine bağlı olarak İzmir Şubesi adı altında şube açılması. Karar 2 : Açılacak olan şubenin müdürlüğüne dışarıdan ...' nın seçilmesi.\" yönünde kararlar alındığını, kararın 20/01/2010 tarihli 7483 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, kararın yok hükmünde olduğunu, davalı şirketin ortaklar  kurulunun bu tarihte toplantı yapmadığını, müvekkili Tarık'ın böyle bir toplantıdan haberi olmadığı gibi kendisine her hangi bir toplantı çağrısı yapılmadığını, toplantı gündeminin haber verilmediğini ayrıca her hangi bir karara imza atmadığını, diğer ortak ...' in imzasının da taklit edildiğini, müvekkili ...' nin yoklukla malül bu karar nedeniyle davalı şirketin İzmir şube müdürü olarak görüldüğünü, müvekkilinin şirket şube müdürü olarak görünmesine rağmen şubenin açılışından gayri faal hale gelinceye kadar geçen sürede şube adına her hangi bir işlem yapmadığını, bütün işlemlerin şirket merkezi tarafında gerçekleştirildiğini, şirket gayrifaal olduğundan çıkması muhtemel mali yükümlüklerden müvekkilinin sorumlu tutulma riskinin bulunduğunu belirtmiş, davalı ... Sigorta ve Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti' nin ortaklar kurulunun 04/01/2010 tarihinde 2010/2 sayılı toplantıda almış olduğu tüm kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı tarafa yargılamanın her aşamasında usulünce tebligat yapılmış, davalı tarafça esasa karşı beyanda bulunulmamıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"... 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanununun 2. maddesinde “Bu Kanunda aksi öngörülmemiş ve/veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse; a)TTK.nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse o kanun hükümleri uygulanır.  b)TTK.nun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukuki fiiller, bağlayıcılıkları ve hukuki sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabidir. c)TTK.nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümleri uygulanır.” düzenlemesi yer almaktadır. Davaya konu 04/01/2010 tarihli kararın 01/07/2012 tarihinden önce alınıp sonuç doğurmuş olması nedeni ile uyuşmazlığın çözümünde 6762 sayılı TTK hükümlerinin nazara alınması gerektiği anlaşılmıştır. Yokluğun tespiti davası Türk Ticaret Kanunu'nda özel olarak düzenlenmemiştir. \"Yokluk\" kavramı hukukumuzda yerleşmiş olup, özel hukuk işlemleri için olduğu gibi genel kurul kararlarının kesin hükümsüzlüğü konusunda da kullanılmaktadır. Yokluk halinde hukukî işlem bir veya daha fazla unsurunun yokluğu nedeni ile şeklen dahi olsa mevcudiyet (varlık) kazanamamaktadır. TTK 1. ve TBK 646. maddeleri gereğince genel kurul kararları hakkında da uygulanacak olan TBK 27. maddesinde kesin hükümsüzlük nedeni olarak kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırılık veya konusunun imkansız olma halleri sayılmıştır. Genel kurul kararlarının yokluğu, hukukî yararı bulunan herkes tarafından ve kural olarak bir süreye bağlı olmaksızın itiraz şeklinde veya dava yolu ile ileri sürülebilir. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde; somut olayda davacıların kardeş olduğu, davacı ...'nın davalı şirkette hissedar olduğu, her iki davacının iş bu dava yönünden aktif husumet ehliyetinin olduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf vekili davaya konu kararda müvekkili ...'ya atfen atılan imzanın sahte olduğunu, müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin anılan kararın alındığı toplantıya çağrılmadığından katılmadığını, anılan kararda müdür olarak atanmasına karar verilen müvekkili ... (01/06/2014 tarihli evlenme tarihinden önceki soy adı ...'nin ise müdür olarak görülmesine rağmen şube adına herhangi bir işlem yapmadığını, şubenin ve dolayısı ile şirketin normal bir çalışanı gibi çalıştığını öne sürmüştür. 6762 sayılı ETK 42 (6102 sayılı TTK 40)'da merkezi Türkiye'de bulunan ticarî işletmelerin şubeleri de bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilân olunur. Tescil açıklayıcı niteliktedir. Şube müdürü ortaklar kurulu kararı ile imza sirkülerini bir dilekçe ile merkezin bağlı bulunduğu ticaret sicil memurluğuna verir. Bu memurlukça ortaklığın dosyasının bir sureti ile sicilin düzenleyeceği bir belge şube müdürüne tevdii edilerek şubenin kurulma işlemleri tamamlanmış olur. Şube müdürü bu belgeler ile şubenin bağlı olduğu ticaret sicil müdürlüğüne başvurarak tescil işlemlerini yaptırır ve bu tescil T.T. Sicil Gazetesi'nde ilân edilir. Diğer yandan limited ortaklığı birden fazla şubesinin olması halinde ortaklar her şube için ayrı ayrı müdür atayabilirler veya tüm şubeler için ayrı müdürlük yetkisini verebilirler. Somut olayda davaya konu kararın ticaret sicil gazetesinde ilân edildiği, İzmir Ticaret Sicil Memurluğu'na şube müdürü ...'nın imzalarını içeren noter onaylı 11/01/2010 tarihli tescil talepnamesinin ve ekinde nüfus kaydının sunulduğu sabit olup, İzmir Ticaret Sicil Memurluğu'na sunulan tescil talepnamesinde \"Merkezi İstanbul içerisinde bulunan ... Ltd. Şti. Unvanlı şirketin ... Cad. No: ... Plaza .... Kordon Alsancak İzmir adresinde bulunan ... Ltd. Şti. - İzmir Şubesi'ne şube müdürü seçilmiş bulunmam sebebi ile şube adına yapacağım bilumum muamelatta aşağıya tatbiki örneğini koyduğum imzalarımı kullanacağımdan gerekli kayıt, tescil ve ilân işlemlerinin yapılmasını arz ederim.\" şeklindeki beyanın altında ...'nın imzalarının yer aldığı görülmüştür. Davacılar davaya konu karar ile açılmasına karar verilen şubeye ... dışında başkasının müdür olarak atandığını veya yetki verildiğini de ispat edememişlerdir. Her hak gibi Genel Kurul Kararının butlanının ileri sürülmesi de dürüstlük kuralı çerçevesinde mümkündür (TMK md. 2). bu kurala aykırı olarak dava ve itiraz yoluyla Genel Kurul kararının butlanına istinat edilemez, kararların butlanının ileri sürülmesinin hangi hallerde hakkın kötüye kullanılması olarak niteleneceğini veya hangi hallerde hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olamayacağını önceden belli ilkelere bağlamaya imkan yoktur. Hakim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda resen ve \"ahval ve şartların heyeti umumiyesinin göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir.\" (Anonim Ortaklıklarda Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2014 syf. 183-184 20, Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu) Her ne kadar davaya konu karar aslı temin edilemediğinden anılan kararda davacı ...'nın isminin altında yer alan imzanın davacı ...'ya ait olup olmadığı hususu tespit edilememiş ise de somut olayın açıklanan özellikleri karşısında davacı tarafın kötü niyetli olduğu, aradan geçen süre de nazara alınarak kararın yokluk sebebi ile geçersizliğinin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, tüm bu sebeplerden dolayı haksız davanın reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yokluk yaptırımına tabi bir işlemin dürüstlük kuralı gerekçesiyle geçerli hale gelmesinin hukuken mümkün olmadığını, açmış oldukları davanın sadece bir tespit davası olup, dürüstlük kuralının dava konusu kararın yokluğunun tespitine engel olarak görülmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, istinafa konu kararda süre geçmesi nedeniyle yokluğun tespitinin ileri sürülemeyeceği gerekçesine dayanılsa da somut olayın özelliklerinin kararda dikkate alınmadığını, kararın alındığı dönemden çok kısa bir süre sonra ortaklar arasında uyuşmazlıklar çıktığını ,  esas şirket ve şubenin gayrifaal hale geldiğini, ortaklar arasındaki uyuşmazlıklardan dolayı şirketin tasfiye de edilemediğini, müvekkillerinin taklit imzayı öğrendikten kısa bir süre sonra davayı açtıklarını, dava konusu kararın aslı temin edilemediği için müvekkilin imzasının olup olmadığı yönünde bir tespit yapılmamış olsa da kararın aslının davalı şirketten HMK. 220 maddesi hükmüne göre talep edilmediğini, hatta dava konusu kararla aynı gün alınan başka bir karardaki imzanın da müvekkiline ait olmadığının bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, bu nedenle mahkeme tarafından işin esasına girilerek ve gerektiğinde HMK. 220 maddesi hükmü uygulanarak karar verilmesi gerekirken dürüstlük kuralı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla istinaf başvurularının kabulüne, kararının kaldırılmasına, davalı şirketin dava konusu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava,  ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Limited Şirket genel kurul kararların butlanı ve iptalinde, 6100 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 622. maddesi yollamasıyla Anonim Şirket genel kurul kararlarının butlanı ve iptaline ilişkin hükümler uygulanır. TTK'nın 445. Maddesinde,  446.maddede belirtilen kişilerin, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilecekleri; 447. Maddede ise, genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlarının batıl olduğu düzenlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/11-1048 esas 2014/430 sayılı kararında vurgulandığı üzere; \"Hükümsüzlük halleri, yokluk ve butlan olarak iki alt kategoride ele alınabilir. Kavram olarak yokluk; bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen ve kurucu nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık halidir. Bu aykırılık, işlemin unsurlarında eksikliğe yol açar ve işlemi \"yokluk\" ile sakat hale getirir.Yok sayılan işlem, şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir. Hâkim tarafından de re'sen dikkate alınır. Mahkemenin vereceği tespit hükmü, bu durumu açıklayıcı niteliktedir.Yokluk ve butlan hallerinin varlığı halinde bu hususun mahkemelerce re’sen gözönünde bulundurulacağı ve herkesin bu geçersizliği, mülga 6762 sayılı TTK’nın 381. maddesinde (6102 S. TTK 445-446) düzenlenen koşullara tabi olmaksızın ileri sürebileceği Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2008 gün ve 2008/11-246 E., 2008/239 K. sayılı ilamı ile de benimsenmiştir.Şirket hukukundaki emredici hükümlere göre genel kurul kararlarının oluşabilmesi için iki kurucu unsur gereklidir. Birincisi genel kurul toplantısı yapılması, ikincisi toplantıda karar alınmasındır. Bunların birisindeki eksiklik halinde, işlem (karar) hiç doğmamış sayılır; yani baştan itibaren yoktur.\"  Genel kurul kararlarının yokluğu halinde, iptal davası değil, Genel Kurul kararının yok olduğunun tespiti anlamında bir \"tespit davası\" açılır. Bu dava herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tâbi olmadığı gibi, herkes tarafından ileri sürülebilir ve yargıç tarafından da re'sen dikkate alınır.Genel kurul kararlarının butlanı yada yokluğunun tespiti istemi kural olarak herhangi bir süreye tabi değilse de bu hak  hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmayacak şekilde dürüstlük kuralı çerçevesinde kullanılmaldır. Ögretide ve Yargıtay uygulamalarında bu  hususun ileri sürülmesi bir kararın uygulanmasını ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca itiraz etmeden rıza ve tahammül gösterilip de sonradan butlanın  ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararlarının butlanı eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplamayadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanı tespiti dava etmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde sayılmıştır. Kesin hükümsüzlüğün ileri sürülmesi hakkının kötüye kullanılması mahiyetinde ise kesin hükümsüzlüğü ileri süren korunmaz. Eldeki davada 04.01.2010 tarihinde yapılan ortaklar kurulu toplantısında alınan   2010/2 sayılı 4 karar numaralı  kararın incelenmesinde merkezi İstanbul'da bulunan şirketin merkezine bağlı olarak İzmir Şubesi adı altında şube açılması ve açılacak olan şubenin müdürlüğüne dışarıdan ...' nın seçilmesi yönünde karar alındığı , kararın 20.01.2010 tarihli 7483 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği  anlaşılmaktadır. Davaya konu ortaklar kurulu kararı tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nun 541. maddesi ile ortaklar kuruluna ortak olmayan kişilerinin  şirket müdürü olarak atama yetkisi verilmiş ise de  bu yetki ortaklar kurulunun, karşı tarafın iradesi olmaksızın alacağı tek taraflı bir kararla istediği kişiyi müdür olarak atayabileceği ve atama kararının alındığı tarihten itibaren hüküm ve sonuç doğuracağı şeklinde yorumlanamaz. Müdür olarak atanan kişinin açık veya zımni onayına kadar askıda hükümsüz olup , buna göre müdür olarak atanan kişinin karara açık veya zımni bir şekilde onay vermesi halinde kararın alındığı tarihten itibaren geçerli olacaktır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.09.2022 tarih 2021/1874 Esas ve 2022/6351 Karar sayılı kararı ) Somut olayda  davacılardan ..., İzmir ...Noterliğinin 11.01.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı işlemle tasdik edilen davaya konu 04.01.2010 tarihli ortaklar kurulu kararıyla  davalı şirkete müdür seçilmiş olup, davacı tarafından 11.01.2010 tarihli tescil talepnamesi ile şube müdürü olarak  şube adına yapacağı işlemlere ilişkin tatbiki örnek imza sunulduğu dikkate alındığında davacının ortaklar kurulu kararından haberdar olduğu ve müdür olarak seçilmesine onay verdiğinin kabulü gerekir. Ayrıca davacının aradan  6 yıl geçtikten sonra dava açtığı da gözetildiğinde mahkemece davacı ...  yönünden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur . Diğer yandan mahkemece davaya konu ortaklar kurulu kararı aslı temin edilemediğinden yok hükmünde olduğunun tespiti istenen ortaklar kurulu kararında davacı ...'nın isminin altında yer alan imzanın davacıya ait olup olmadığı hususu tespit edilememiştir. Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. (HMK 219) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmi bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir (HMK 220/1). Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkar eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir (HMK 220/3).  Eldeki uyuşmazlıkta  yok hükmünde olduğunun tespiti talep edilen 04.01.2010 tarihli ortaklar kurul toplantı tutanağı altındaki imzanın davacı ...'ya ait olmadığı iddia edilmiş olup, imzanın davacıya ait olduğunu ispat  külfeti davalı şirkete aittir. Davalı tarafça imza inkarına konu olan ortaklar kurulu karar aslı dosyaya ibraz edilmemiş olup, Mahkemece HMK'nın 220. maddesi uygulanarak usulüne uygun muhtıra ile davalının ilgili karar aslını ibraz etmesinin istenmesi, ibraz edilmemesi halinde HMK'nın 220/2 ve 220/3.maddeleri değerlendirilerek  sonucuna göre karar verilmesi, imza incelemesi yapılması ve karar altındaki imzanın davacıya ait olması halinde toplantıya çağrının usulsüz olup olmadığının tartışılması gerekirken mahkemece davacı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.  HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın işaret edilen hususlarda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 06/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f3eeeabaab903b27","SID":"4242125b76f44d25"}}