{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/265 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1018<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 23/07/2014 (Dava) - 10/06/2021 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2020/163 Esas - 2021/333 Karar<br>DAVA\t\t: Maddi Tazminat (Şirketler Hukuku Kaynaklı)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 26/06/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 26/06/2024<br><br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/163 Esas-2021/333 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle, ... Ticaret Anonim Şirketi'nin (bundan böyle ... Şirketi olarak anılacaktır) Tekel Genel Müdürlüğü'nce üretilen mamullerin İzmir'de toptan satıcılığını yapan bir anonim şirket olduğunu, davalıların da bu anonim şirketin yöneticileri ve denetçileri olduklarını, davacının bu şirketin %6 paylı küçük ortağı olduğunu, vakıflarının kuruluş aşamasında ve şirketin belli sermaye artış kararları çerçevesinde ... Şirketine 368.656,69 TL öz sermaye verdiğini, ancak şirketin, Tekel'in özelleştirilme aşamasında faaliyet aralığının daralacağı düşüncesi ile yönetimde etkin ortaklarca içi boşaltılarak iflasın eşiğine getirildiğini, şirketin iş ve işlemleri ile ilgili vakfa hiçbir bilgi verilmediğini, yapılan uyarıların karşılıksız bırakıldığını, Sermaye Piyasası Kurumu'na (SPK) 23.09.2008 tarihinde yazı yazılarak anılan şirkette 2008 yılı içerisinde yapıldığı söylenen hisse alım satımlarında manipülasyon yapıldığına dair duyumlar alındığının bildirildiğini, alınan 12.11.2008 tarihli cevapta tespiti halinde gerekli işlemlerin yapılacağının ve kamuoyuna duyurulacağının bildirildiğini, 30.05.2009 ve 04.07.2009 tarihlerinde yapılan genel kurulda şirketin bilançosu ve gelir tablosunun gerçeği yansıtmadığı ileri sürülerek bilançonun kabulüne ve denetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin ret oyu kullanıldığını ve yasal süresi içinde genel kurul kararının iptali için İzmir 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde (2009/531 Eski) 2012/48 Esas sayılı davanın açıldığını, SPK'nın 15.05.2014 tarihinde yayınladığı 2014/14 sayılı Sermaye Piyasası Kurulu Bülteni'nde hisse alım satımlarında yapılan usulsüz işlemler yüzünden şirketin zarara uğratıldığı tespitine varıldığını ve isimleri yazılı davalılar hakkında suç duyurusunda bulunma kararı alındığını, ayrıca işlemlere taraf olan ve bu işlemler neticesinde menfaat elde eden kişiler nezdinde anılan zarar tutarlarının takip ve tahsil edilmesi için gerekli tedbirlerin alınması kararı alındığını, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin işbu fiilleri suç teşkil ettiği için suç duyurusu yapılacağını, davalıların bu fiillerinin özel hukuk alanında da haksız fiil teşkil ettiğini, TTK'nın \"özen bağlılık yükümlülüğü\" başlıklı 369.maddesinin; \"Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli 3.kişiler görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeni ile yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar\" hükmüne amir olduğunu, ... şirketinin yönetim ve denetim kurulu üyelerinin uygunsuz hisse alım satımları ve şirketi kötü yönetmelerinden dolayı davacı ...'nın şirket ortağı olarak koyduğu 368.656,96 TL öz sermayesini kaybettiğini, şirketin hileli olarak iflas ettirildiğinin SPK'nın 15.05.2014 tarih 2014/14 sayılı bültende ifade edilen tespitlerle muhkem haline geldiğini, zararlarının sulhen tahsili için yapılan girişimler sonuçsuz kalınca işbu davayı açmak zorunda kaldıklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 368.656,96 TL öz sermaye zararlarının 30.05.2009 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tDavalı ... cevap dilekçesinde özetle; öncelikli olarak davanın bir ticari dava mahiyetinde olup görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, ... A.Ş 1995 yılında kurulmuş Bakkal ve Bayi esnafına yönelik olarak toptan gıda ve tekelin ürettiği alkol ve sigara ürünlerinin İzmir metropolünde dağıtım işini yapan bir anonim şirket olduğunu, şirketin bu işini Tekel'in özelleştirildiği 2008 yılına kadar devam ettirdiğini, kendisinin şirketin yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunduğunu, yasalara uygun olarak şirketin ve ortakların çıkarlarını koruma amacıyla görevi özen ve titizlikle yaptığını, davacı ortağın dava dilekçesinde belirtmiş olduğu hususların tamamının gerçek dışı olup haksız ve mesnetsiz iddialardan oluştuğunu, şirketin kurulduğu 1998 yılından 20.02.2001 tarihine kadar davacının ... A.Ş'nin Yönetim Kurulu'nda üye ile temsil edildiğini, bu süre içerisinde hiçbir karara muhalefet etmediğini, 2001 yılı sonrasında da şirket faaliyetlerinin davacının bilgisi dahilinde olmaya devam ettiğini, bu güne kadar yapılmış şirket olağan genel kurul toplantılarının çoğuna davacının yetkilendirdiği kişilerin katıldığını, bütün kararların oy birliğiyle alındığını, davacının temsilci dahi koymadığını, davacının, şirketin bütün faaliyetlerinden ve durumundan ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu, ayrıca davacının şirkete yazılı olarak başvurarak bilgi istediği her talebinin karşılandığını, bütün bu nedenlerle kendisine bilgi verilmediği iddialarının tamamen gerçek dışı olduğunu, 2008 yılı olağan genel kurul toplantısında toplantıya katılan davacının temsilcisinin ilk kez gerekçe belirtmeksizin 3. ve 4.maddelerde alınan kararlara muhalefet şerhi koyduğunu, ... A.Ş'nin kurulduğu günden bu yana sermaye ile çalışmadığını, yüksek iş hacminin gerektirdiği kaynakları bankalardan kredi kullanarak sağladığını, ancak bunun için yüksek faizler ödemek zorunda kaldığını, düşük kar marjları ve yüksek maliyetlerle çalışmak zorunda kaldığından şirketin hiçbir zaman anlamlı faaliyet karları elde edemediğini, şirketin 1999 yılından bu yana Sermaye Piyasası Kurulu kaydında bulunduğunu, bağımsız denetime tabi olarak faaliyet gösterdiğini, şirket ortağı olmakla,  koyulan sermaye payı ile şirketin faaliyetleri sonucunda elde edeceği kara veya zarara ortak olmuş demek olduğunu, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre sermaye payının ortak tarafından geriye istenmesinin söz konusu olmadığını, davacının sermayesini geri isteme talebinin kanuni hiçbir dayanağının bulunmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; iddiaların tamamını reddettiğini, yönetim kurulu üyeliği görevine 15.06.2009 tarihinde başladığını ve şirkette toplam olarak iki ay bu görevi yaptığını, görev yaptığı süre içinde şirketin mali veya ticari durumunu etkileyecek herhangi bir karar alınmadığını, davacının, görev yaptığı günlerde hangi karar ile şirketi ne tutarda zarara uğratmış olduğunu somut delilleriyle ortaya koymak zorunda olduğunu, kendisi ile hiçbir ilgisi olmayan bir dönemin faaliyetleri için soyut iddialarla suçlandığını, görevden ayrıldıktan sonra şirketle hiçbir bağının bulunmadığını, yasal sorumluluğunun bulunmadığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir.<br>Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; dava anonim şirket hakkında olduğundan davanın asliye hukuk mahkemesinin görev alanı içinde olmaması gerektiğini, yönetim kurulu üyeliği görevine 18.05.2007 tarihinde başladığını ve bu görevden 19.03.2009 tarihinde ayrıldığını, Ticaret ve Vergi kanunlarına uygun olarak şirketin yönetilmesi ve ortakların çıkarlarının korunması için azami gayret ve özeni gösterdiğini, görev yaptığı süre içinde davacının iddialarına konu olabilecek türde hiçbir karar alınmadığını, hiçbir uygulama yapılmadığını, şirket bu işi çok düşük kar marjlarıyla yapmak zorunda olduğundan şirketin zaten kar etmediğini, önce alkollü içki daha sonra da sigaranın özelleştirilmesi sonucu şirketin ana faaliyet konularını kaybettiğini, şirketin Sermaye Piyasası Kurulu kaydında olup faaliyetlerinin hem kurulun hem de bağımsız denetim şirketinin denetiminden geçtiğini, davacının zararlarının hangi yönetim kurulu kararına veya uygulamasına göre gerçekleştiğini belirtmek ve ispat etmek zorunda olduğunu, iddiaların dayanaksız, soyut ve haksız olduğunu, ortağın bu parayı kar etme beklentisi ve zarar etme riski ile birlikte satın aldığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddia ve talepleri, Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen hususlara dayalı olmakla görevli mahkemenin de Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacı tarafın 30.05.2009 ve 04.07.2009 tarihlerinde yapılan Genel Kurulda şirket bilançosunun kabulüne ve Denetim Kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin gündem maddelerine ret oyu kullandıklarından bahisle dava ikame ettiğini, huzurdaki davanın tarihi 04.08.2014 olup, TTK 560. maddesinde yer alan 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, müvekkili ...’nın, 15.06.2009 tarihinde şirket yönetiminde görev almaya başladığını, dava konusu genel kurulda, 2008 yılına ait faaliyetlerin görüşüldüğü aşikar olduğuna göre müvekkilinin görev almadığı, hiçbir bilgi sahibi dahi olmadığı ve kendileriyle alakalı olmayan bir dönemin faaliyetlerinden sorumlu tutulmasının haksız olup, hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ... A.Ş’nin 1995 yılında kurulmuş olup, işini Tekel’in özelleştirildiği 2009 yılına kadar devam ettirdiğini, davacının, şirketin bütün faaliyetlerinden haberdar olduğu gibi şirket faaliyetleri hakkında bizzat karar verdiğini, yatırım-finansman ve faaliyet politikalarını kendisinin de belirlediğini, bu nedenle davacının şirket faaliyetlerinden habersiz olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait Şirket Olağan Genel Kurul toplantılarının tamamına davacının yetkilendirdiği kişilerin katıldığını, bütün kararların oybirliğiyle alındığını, tek bir muhalefet şerhi dahi konulmadığını, ... A.Ş kurulduğu günden itibaren düşük kar marjları ve yüksek maliyetlerle çalışmak zorunda kaldığından şirketin hiçbir zaman anlamlı faaliyet karları elde edemediğini, bütün bunların üzerine 2008 yılında Tekel’in de özelleştirilmesi nedeniyle şirketin iştigal konusunu kaybettiğini, böylece faaliyetlerini sürdüremez ve maliyetlerini karşılayamaz duruma geldiğini, şirket Yönetim Kurulunun şirketin geldiği bu noktayı değerlendirdiğini ve zorunlu olarak, TTK' nın 376. maddesine uygun şekilde iyileştirme projesi hazırlayarak iflas erteleme talebinde bulunduğunu, dolayısıyla tüm bu gerçekleri bilen davacının iyiniyetli olduğundan söz etmenin mümkün olmadığını, TTK hükümlerine göre sermaye payının ortak tarafından geriye istenmesinin de söz konusu olmadığını, talebinin yasal hiçbir dayanağı bulunmadığını, 30.05.2009 tarihinde yapılan ve 2008 yılı faaliyetlerinin görüşüldüğü Olağan Genel Kurul toplantısında, toplantıya katılan davacı temsilcisinin ilk kez ve gerekçe belirtmeksizin, gündemin 3 ve 4. maddelerinde alınan kararlara muhalefet şerhi koyduğunu, davacının iddiaları tümüyle afaki olup, yönetim kurulu üyelerinin 2008 yılında yapmış oldukları hangi işlemlerden dolayı şirketin zarara uğradığı, özen ve bağımlılık yükümlülüğünün ihlal edildiği, afaki, iyi niyet kurallarına aykırı olarak ne şekilde hareket edildiği, hileli iflasa ilişkin hangi tespitin olduğu vb. konularında herhangi bir somut dayanak sunamadığı gibi, zarar doğuracak somut ya da soyut tek bir işlem için örnek gösteremediğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK'nın 4.maddesi gereği görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davanın tarihinin 04.08.2014 olup 04.07.2009 tarihli genel kurulda muttali oldukları durum üzerine dava açtıklarını ifade eden davacı yönünden TTK 560.maddesinde yer alan 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, müvekkilleri ...'ın 19.03.2009-15.06.2009 arası ve 19.08.2009-10.06.2009 arası, ...'ın 19.03.2009 tarihinden itibaren aralıksız, ...'nin 15.01.2009 ile 19.03.2009 arası, ...'nin 30.03.2007 ile 19.03.2009 arası, ...'in 19.03.2007'den itibaren kesintisiz olarak, ...'in kesintisiz olarak şirket yönetim kurulu üyeliği yaptıklarını, tamamının da görev süreleri içerisinde yasalara uygun olarak şirketin ve ortakların çıkarlarını koruma amacıyla görevlerini özen ve titizlikle icra ettiklerini, diğer müvekkilleri yönünden davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla ..., ... ve ...'nin yönetim kurulu üyesi oldukları tarihler dikkate alındığında dava konusu genel kurulda 2008 yılına ait faaliyetlerin görüşüldüğü bilindiğine göre kendilerinin görev almadıkları ve hiçbir bilgi sahibi dahi olmadıkları bir dönemin faaliyetlerinden sorumlu tutulmalarının haksız olduğunu, bu sebeple de bu müvekkilleri yönünden davanın dinlenilebilme şartının dahi mevcut olmadığını, 2001 yılı sonrasında da şirket faaliyetlerinin davacının bilgisi dahilinde olmaya devam ettiğini, her durumda genel kurullarda kabul ve tasdik olmak üzere olumlu yönde oy kullanıldığını, 2008 yılında Tekel'in de özelleştirilmesi nedeniyle şirketin iştigal konusunu kaybettiğini, böylece faaliyetlerini sürdüremez ve maliyetlerini karşılayamaz duruma geldiğini, tüm bu gerçekleri bilen davacının iyi niyetli olduğundan söz etmenin mümkün olmadığını, TTK hükümlerine göre sermaye payının ortak tarafından geriye istenmesinin söz konusu olmadığını, dava dilekçesinin 5.maddesinde belirtilen SPK kararlarının ise, şirketin hisse alım ve devirleriyle ilgili tespitten öteye gitmeyen ve bağlayıcılığı bulunmayan kararlar olduğunu, tüm hisse alım işlemlerinin yönetim kurullarının oy birliği ile karara bağlanarak yapılmış işlemler olduğunu, bu işlemleri de kapsayan ilgili şirket genel kurullarında yönetim kurulunun o dönemde yapılan bütün iş ve işlemlerden dolayı ortakların oy birliği ile ibra edildiğini, davalı müvekkilleri adına anılan kurul kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması için Ankara 6. İdare Mahkemesi 2014/1640 Esas, Ankara 11. İdare Mahkemesi 2014/1739 Esas, Ankara 3. İdare Mahkemesi 2014/1682 Esas,, Ankara 2. İdare Mahkemesi 2014/1603 Esas ve Ankara 4. İdare Mahkemesi 2014/1650 Esas sayılı iptal davalarının açıldığını ve bu davaların derdest olduğunu, 30.05.2009 tarihinde yapılan ve 2008 yılı faaliyetlerinin görüşüldüğü olağan genel kurul toplantısında toplantıya katılan davacı temsilcisinin ilk kez ve gerekçe bildirmeksizin gündemin 3 ve 4.maddelerinde alınan kararlara muhalefet şerhi koyduğunu, davacının iddialarının afaki olup yönetim kurulu üyelerinin 2008 yılında yapmış oldukları hangi işlemlerden dolayı şirketin zarara uğradığı, özen ve bağımlılık yükümlüğünün nasıl ihlal edildiği, afaki, iyi niyet kurallarına aykırı olarak ne şekilde hareket edildiği, hileli iflasa ilişkin hangi tespitin olduğu vb. konularda herhangi somut bir dayanak sunulmadığı gibi zarar doğuracak somut ya da soyut tek bir işlem için örnek de gösterilemediğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; davacının kendisine yöneltmiş olduğu iddiaların tamamının yersiz, haksız ve hukuksuz olduğunu, bu nedenle tamamını reddettiğini, denetçilik görevi yaptığı hesap döneminin 2009 yılı olduğunu, yani davacının dava konusu yaptığı yıldan sonraki yılda denetçilik görevinde bulunduğunu, kendisinin söz konusu şirkette 2008 öncesinde herhangi bir görevinin olmadığını, bu nedenle davanın muhatabı olmasının olanaksız olduğunu, davacının denetçi olarak kendisine yönelik muhtemel iddiaları için herhangi bir neden veya gerekçe de bulunmadığını, 2009 yılı ile ilgili olarak herhangi bir iddiasının da bulunmadığını, davacının kendisine karşı suçlama yöneltirken özensiz davrandığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; davacının kendisi hakkında iddialarının tamamının haksız, hukuksuz durumda olduğunu, her nedense kimin hangi sorumlulukta ve sürede görev yaptığını araştırma zahmetine bile girmeden önünde bulduğu her isim için akıl almaz iddialar içeren bir dava açtığını, yönetim kurulu üyeliği görevine 06.01.2009 tarihinde atandığını ve bu görevden 11.02.2009 tarihinde istifa ederek ayrıldığını, görevde kalış süresinin sadece 35 gün olduğunu, bu süre içinde şirkette sadece usule ilişkin alınmış iki kararda imzasının bulunduğunu, bu kararların davacının  davaya konu ettiği herhangi bir iş ya da işlemi içermediğini, kararların iddialarla hiçbir ilgisinin bulunmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Diğer davalılara dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edildiği, ancak davaya cevap vermedikleri görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>Mahkemece, \"....Görevsizlik  kararının tebliğ aşamasında, davacı vekilinin müteveffa ... mirasçısı ... hakkında açmış oldukları davadan feragat ettiğini bildirdiği, davacılar vekiline davalı ...  mirasçıları  ... ve ... yönünden yurt dışı adreslerine tebliğ için gerekli harcı yatırmak üzere  kesin süre verildiği, davacı vekilinin 10/06/2021 tarihli duruşmada tebligat için harcı yatırmadıklarını, söz konusu kişiler yönünden davayı takip etmeyeceklerini bildirdiği, beyanını imzası ile onayladığı, davacı tarafça davalıların dava dışı ... Ticaret Anonim Şirketin'de  yönetim ve denetim kurulu olarak görevde bulundukları dönemde uygunsuz hisse alım satımları ve şirketin kötü yönetilmesinden dolayı davacının şirket ortağı olarak koyduğu 368.656,96-TL'lık öz sermayesini kaybetmesine neden oldukları bildirerek 368.656,96-TL öz sermaye zararının davalılardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tahsiline karar verilmesi istemiyle işbu davanın açıldığı, bir kısım davalıların zaman aşımı definde bulundukları, uzamış ceza zamanaşımı süresine göre zamanaşımı definin yerinde olmadığı,  davacı tarafın  dava dışı şirketin ortaklarından olduğu, ortaklar tarafından taahhüt edilen sermaye ödenmekle ve şirketin tüzel kişilik kazanmasıyla sermaye üzerindeki tasarruf yetkisinin şirkete ait olacağı, davaya konu edilen öz sermaye zararının ... Anonim Şirketi yönünden doğrudan, davacı taraf yönünden ise  dolaylı zarar olduğu, 6102 sayılı TTK 555/1. maddesi kapsamında davaya konu tazminatın davacı tarafa ödenmesine yönelik olarak açılamayacağı, ancak  şirkete ödenmesi talebi ile açılabileceği nazara alındığında davanın husumet nedeniyle reddi gerektiği, davacı vekilinin davalı müteveffa ... mirasçısı ... hakkındaki davadan feragat ettiği, mirasçılar ... ve ... yönünden ise ihtaratlı tebligata rağmen yurt dışı tebligata ilişkin gerekli harçların depo edilmediği belirlenerek müteveffa ... mirasçısı ...  hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, mirasçılar ... ve ... hakkındaki davanın açılmamış sayılmasına, diğer davalılar hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine ilişkin karar verilmekle, sonuç olarak; DAVALI ... HAKKINDA AÇILAN DAVANIN FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE, DAVALILAR ... VE  ... HAKKINDA AÇILAN DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA, DİĞER DAVALILAR HAKKINDA AÇILAN DAVANIN AKTİF HUSUMET YOKLUĞU NEDENİYLE REDDİNE....\" şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili tarafından, \"...Davalıların, davadışı anonim şirketin yönetici ve denetçileri olduklarını, müvekkilinin ... Anonim Şirketine 368.656,69–TL öz sermaye verdiğini, şirketin Tekel’in özelleştirme aşamasında faaliyet aralığının daralacağı düşüncesi ile yönetimde etkin ortaklarca içi boşaltılarak iflasın eşiğine getirildiğini ve sonunda iflas ettirildiğini, şirketin iş ve işlemleri ile ilgili kendilerine hiçbir yeterli bilgi de verilmediğini, uyarıların karşılıksız bırakıldığını, Sermaye Piyasası Kurumu'na 23/09/2008 tarihinde yazı yazılarak anılan şirkette 2008 yılı içerisinde yapıldığı söylenen hisse alım satımlarında manipülasyon yapıldığına dair duyumlar alındığının bildirildiğini, 12.11.2008 tarih 17772 sayılı cevapta kendilerine ilettikleri konuda inceleme yaptıklarını, mevzuata aykırı bir durumun tespiti halinde gerekli işlemlerin yapılacağı ve sonucun SPK haftalık bülteni ile kamuoyuna duyurulacağının bildirildiğini, SPK’nın 15.05.2014 tarihinde yayınladığı 2014/14 sayılı Sermaye Piyasası Kurulu Bülten'inde hisse alım satımlarında yapılan usulsüz işlemler yüzünden şirketin zarara uğratıldığı tespitine varıldığını ve yukarıda isimleri yazılı davalılar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 37. ve 155. maddelerine göre suç duyurusunda bulunma kararı alındığını, ayrıca söz konusu işlemlere taraf olan ve bu işlemler neticesinde menfaat elde eden kişiler nezdinde anılan zarar tutarlarının takip ve tahsil edilmesi için gerekli tedbirlerin alınması kararı alındığını, suç duyurusunda bulunulduğunu, İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan ve halen devam eden 2015/783 Esas sayılı davada ...nın müşteki olma talebinin kabul edildiğini, davalıların bu fiillerinin özel hukuk alanında da haksız fiil teşkil ettiğini, şirketin idaresi ve geleceği üzerinde sınırsız yetkilere sahip olan ortakların, sorumluluklarının da sınırsız olduğunu, Ticaret Kanununun, yönetim kurulu üyelerine karşı, anonim ortaklıktan başka alacaklıların ve ortakların da sorumluluk davası açabileceğini kabul ettiğini, şayet sorumlu yöneticilere karşı dava açma imkanı yalnız anonim ortaklığa verilmiş olsaydı, genellikle yönetim kurulunun etkisi altında bulunan anonim ortaklık pay sahiplerinin ekseriyetinin, dava açmayı uygun görmeyerek azınlıkta kalan ortakların ve alacaklıların haklarını tehlikeye düşürebileceğini, ortaklığa verilen zararlar sebebiyle ortakların ve alacaklıların dava açmakta menfaatleri bulunduğunun şüphesiz olduğunu, zira ortaklık malvarlığının, ortakların tasfiye payının karşılığını ve alacaklıların da müşterek garantisini teşkil ettiğini, Yargıtay’ın 2006 tarihinden sonraki yeni kararlarında dolayısıyla ve doğrudan doğruya zarar ayrımını terk etmiş olup failin fiiline uygun illiyetle bağlanabilen her türlü zarardan yönetim kurulu üyelerini sorumlu tuttuğunu, talep ettikleri tazminatın, doğrudan doğruya zarar gereği talep edildiğini, doğrudan doğruya zararın ortakların ortaklığın zararından bağımsız olarak uğradıkları zararlar olduğunu, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 14.02.2006 tarihli 14844 Esas-1396 Karar sayılı kararında ortakları ve alacaklıları zarara uğratmak amacı ile bilinçli olarak şirket mal varlığını yapay işlemlerle azaltan yöneticilerin ortakları ve alacaklıları doğrudan doğruya zarara uğrattıkları sonucuna varıldığını ve bu takdirde yönetim kurulu üyelerine karşı kendilerine ödenmek üzere tazminat davası açabileceklerinin içtihat edildiğini, İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davasında; davalıların birlikte hareket ettikleri belirlendiği gibi davada zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ettiklerini, 23.07.2014 tarihli dava dilekçesinde zararlarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talep edilmiş iken, kararda her davalı için ayrı ayrı ve nispi vekalet ücreti ödenmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava esastan değil dava ön şartının yerine getirilmemesi nedeni ile ret olunduğuna göre vekalet ücretinin 1136 sayılı yasanın 7/2. açık hükmü ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi tebliğinde belirtildiği gibi tek ve maktu olarak belirlenmesi gerekirken her davalı için ayrı ayrı ve nispi vekalet ücreti takdir edilmesinin Yargıtay’ın yerleşmiş kararlarına aykırı olduğunu, TTK’nın 'Özen Bağlılık Yükümlülüğü' başlıklı 369. maddesinin; ‘Yönetim Kurulu üyeleri ve yönetimle görevli 3. kişiler görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeni ile yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar’ hükmüne amir olduğunu, ... Anonim Şirketi yöneticilerinin uygunsuz hisse alım satımları ve şirketi kötü yönetmelerinden dolayı şirket ortağı olarak koydukları 368.656,96 TL’lik öz sermayenin kaybedildiğini, şirketin hileli olarak iflas ettirildiğinin de SPK’nın 15.05.2014 tarih 2014/14 sayılı bültende ifade edilen tespitlerle muhkem hale geldiğini...\" beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, anonim şirket yöneticileri ve denetçileri hakkında sorumluluk hükümleri uyarınca maddi tazminat istemine ilişkindir.<br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine/açılmamış sayılmasına karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacı vekilince müteveffa ... mirasçısı ... hakkında açmış oldukları davadan feragat edildiğinin bildirildiği, yine mahkemenin 11.02.2021 tarihli celsesinde mahkemece yurtdışı tebligatları için harç yatırılmak üzere kesin süre verilmesi üzerine, ertesi duruşma olan 10.06.2021 tarihli duruşmada davacı vekilinin \" kalan mirasçılar davalılar ... ve ... hakkındaki davayı takip etmeyecekleri\" ne dair beyanda bulunulduğu anlaşılmıştır. Mahkemece de, davalı ... bakımından feragat nedeniyle red kararı verilmiş, diğer mirasçılar bakımından ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup, bu davalıların vekil ile temsil edilmedikleri, duruşmalara katılmadıkları ve herhangi bir dilekçe de sunmadıkları görülmüş olmakla, mahkemece anılan davalılara yönelik tesis edilen hükümlerde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmıştır.<br>Esasa dair verilen kararın incelenmesinde; davacı ortağın yönetim kurulu üyelerine karşı dava hakkı bulunmakta ise de, davaya konu zararlar dava dışı şirketin doğrudan, davacı ortağın ise \"dolaylı zararları\" kapsamında olduğundan yasanın açık hükmü karşısında davacı ortağın dava sonunda hükmedilecek tazminatı şirket yararına istemesi gerektiği halde zararların kendisine ödenmesi taleplerinin yasa hükmüne aykırı bulunduğu anlaşılmakta olup açıklanan sebeplerle ilk derece mahkemesince dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olarak verilen  red kararında bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmış, yine davacı vekilinin itirazının aksine mahkemece davalılar yönünden tek ve maktu vekalet ücretine hükmolunduğu da görülmüş olmakla, davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir (Bu yönde bknz. Yargıtay 11. HD 2017/5356 E.- 2019/4805 K. ).<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>1-Davacı vekilinin İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/163 Esas -  2021/333 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 368,3‬0-TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avansdan kalan bakiyenin yerel  mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın Dairemizce taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.  26/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c4b6e636dfd7008d","SID":"4e5ceefcc64a7e91"}}