{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/812 <br>KARAR NO: 2024/893<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2019/364 <br>KARAR NO: 2020/917<br>DAVA TARİHİ: 25/06/2019<br>KARAR TARİHİ: 29/12/2020<br>DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 26/06/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA  Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı şirket arasında 16/11/2019 tarihli davacıya ait iş yerinde sözlü ve yazılı tercümanlık hizmeti verilmesi konusunda sözleşme imzalandığını, davalıya ait iş yerinde davacı şirketin görevlendirdiği personel aracılığı ile hastalara ve şirkete tercümanlık hizmeti verildiğini, sözleşme gereği yüklenici taraf olan müvekkili şirketin görevlendireceği personelin İş Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanununa ilişkin mevzuattan doğan tüm yükümlülüklerinin doğrudan muhattabı olduğu, yani müvekkili şirketin görevlendirdiği personelin kendi bünyesinde sigortalı ve maaşlı olarak istihdam edildiğini, davalının 26/04/2019 tarihli ihtarnamesinde bir kısım personelin mart ayı maaşlarının ödenmediğini, bu nedenle personellerin mağdur olduklarını belirterek ücretlerinin hastane tarafından ödenmesini talep etmeleri üzerine, personellere ödeme yapılarak ödenen bedellerin müvekkili alacağından mahsup edilmesine karar verildiği bildirilmiş ise de davalı tarafça sözleşmenin çok yanlış yorumlandığını, sözleşmenin 3.7 maddesinde işçi alacaklarının ancak kesinleşmiş bir yargı kararına istinaden işveren olan davalı tarafından ödenebileceği ve yüklenici olan müvekkilinin hak edişlerinden kesinti yapılabileceğinden bahsedildiğini, ortada henüz kesinleşmiş bir yargı kararı yokken sadece personelin ispatlanmamış ücret alacakları talebi üzerinden davalının vazife çıkartarak belli ödemeler yapmış olması ve bu ödemeleri de müvekkili hak edişlerinde kesinti olarak yansıtmasının açık bir şekilde sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini, kaldı ki davalı şirket tarafından müvekkili şirket çalışanlarının maaşlarının ne kadar olduğu ve hangi kıstaslara göre kesinti yapıldığının da belli olmadığını, davalı tarafın haksız ve keyfi uygulamaları ile müvekkil şirketin ticari faaliyetlerini uygulayamaz hale geldiğini beyan ederek, alacaklarının tahsili için İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafça yapılan haksız itirazın iptali ile % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; Davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3.2.maddesi uyarınca davacı tarafın tercüme hizmetleri için çalıştırdığı tüm personellere ilişkin İş Kanunu vs. mevzuattan kaynaklı tüm yükümlülükleri yerine getirmekle mükellef olduğunu ancak davacının 29 personelinin müvekkili Hastane yönetimine başvurarak mart ayı maaşlarının davacı tarafça kendilerine ödenmediğini ve bu sebeple mağdur olduklarını ifade ederek çözüm üretilmesini talep ettiklerini, sözleşmenin 5.6 maddesi uyarınca davacı tarafın personellerinin maaşlarının, müvekkili şirket tarafından ödeme yapılmasını takip eden ilk iş günü içerisinde davacı tarafça ödenmesi gerektiğini, davacının işbu yükümlülüğe riayet etmeyerek kendi personellerinin mağduriyetlerine sebebiyet verdiğini, bu durum üzerine işçilerin mağduriyetinin giderilmesi amacıyla ve sözleşmenin 3.7.maddesi uyarınca müvekkil şirket tarafından davacı şirket personellerine mart ayı maaşlarını karşılayacak şekilde toplam 67.192,00 TL ve 3.380 EURO ödeme yapılarak ilgili madde uyarınca mahsup edildiğini, yapılan ödemeler neticesinde müvekkilinin davacı şirketten 2.139,06 TL ve 3.380 EURO tutarında alacaklı haline geldiğini, davacı tarafından işbu sözleşme hükmünün hatalı yorumlandığı iddia edilmiş ise de ilgili madde metninde kullanılan \"ya da\" kelimesinden açıkça anlaşıldığı üzere müvekkili şirket tarafından, davacı şirket personeline maaş ve sair işçilik alacaklarının ödenmesi kesinleşmiş yargı kararının olması şartına bağlanmadığı gibi davacı şirket personellerinin mağduriyetinin giderilmesi amacıyla yapılan ödemenin TMK'nın objektif iyi niyet kuralı-dürüstlük kuralı çerçevesinde yorumlanması gerektiğini beyan ederek; müvekkili borçlu değil aksine alacaklı olduğu için davanın reddine karar verilmesini ve davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; ''İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esaslı dosyası dosyamız içersine getirtilmiştir. Dosyanın incelenmesinde 67.270,47.-Tl asıl alacağa % 19,5 Avans  faizi ile birlikte tahsili için takip yapıldığı, ödeme emrinin 07.05.2019 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun da süresi içersinde 08.05.2019 tarihinde borca itiraz ettiği anlaşılmıştır.Yanların tüm delilleri toplandıktan sonra dosya iddia, savunma ve yanların tüm delilleri ile ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapılarak icra takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan alacağı varsa saptanması için bilirkişiye verilmiştir.Bilirkişinin düzenlediği 08.07.2020 tarihli 7 sayfadan ibaret raporunda özetle; “Salt davacı yanın kayıtları nazara alınacak oldukta, esasen davacı tarafından ilgili dava dışı kuruma/makama karşı yerine getirilmesi gereken edimlerin bedelinin nihayetinde, dava yanlarının iç ilişkisi itibariyle, davalı tarafından üstlenildiğinin değerlendirilebileceği, bu yorumun sayın Mahkemece yerinde görülmesi halinde davacının davadaki talebinin yerinde olduğunun belge ibraz etmediğinden karşılaştırmalı inceleme yapılamadığı” Sonuç ve kanaati ile raporunu sunmuştur.Bu rapora yapılan itirazlar üzerine bilirkişi kurulundan rapor hakkında değerlendirme yapmak ve ek rapor düzenlemek üzere bilirkişi kuruluna vermiştir.Bilirkişinin düzenlediği 01.12.2020 tarihli 19 sayfadan ibaret raporunda özetle; “Davacı ve davalı tarafın 2018 ve 2019 yıllarına ait ticari defterlerinin TTK.'na göre usulüne uygun tutulduğu. Mali yönden yapılan incelemelerimiz neticesinde; Davacının kendi ticari defterlerinde davalı taraftan 67.270,50 TL alacaklı, davalının kendi defterlerine göre ise davacı taraftan 24.618,18 TL alacaklı olduğu, bu noktada tarafların aşağıda dökümü yapılan fatura ve ödemenin dekontunu açıklamalı dilekçeleri ile sunmaları halinde mali olarak tekraren inceleme yapılıp sonuca ulaşılabileceği,Farklılıklar ve izaha muhtaç belgelerin bilhassa zikredilmesi zımnında...;Davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31.03.2019 tarihli ve 22.473,38 TL tutarlı fatura, Davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 11.03.2019 tarihli ve 25.065,33 TL tutarlı EFT ile tahsil edilen bedel, Davalı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31.12.2018 tarihli ve 4.479,20 TL tutarlı, 30.04.2019 tarihli ve 28.516,19 TL tutarlı, 30.04.2019 tarihli ve 36.536,66 TL tutarlı ve toplam 69.532,05 TL faturalar olduğu, Taraflarca dosyaya getirilen sözleşmelere (1- \"Sözleşme\" başlıklı çerçeve mukavele, 2- 'Tercüme Hizmetleri Sözleşmesi\" başlıklı mukavele mevcuttur; sözleşen tarafların sıfat/unvan durumlarının takdiri de somut çekişme yönünden yüce Mahkemeye aitti.,) göre Salt davacı yanın kayıtları nazara alınacak oldukta, kök.rapor' da da dendiği gibi esasen davacı tarafından ilgili dava dışı kururna/makama karşı yerine getirilmesi gereken edimlerin bedelinin nihayetinde, dava yanlarının iç ilişkisi itibariyle, davalı tarafından üstlenildiğinin değerlendirilebileceği; bu yorumun sayın Mahkemece yerinde görülmesi halinde davacının davadaki talebinin yerinde olduğunun düşünülebileceği;” Sonuç ve kanaatine varılmıştır. Dosyaya getirtilen yanlara ait tüm deliller, getirtilen icra dosyası, davacı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor, ek rapor ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı üzere;Dava dosyasındaki belgelere göre; davanın temelinde davacının davalıyla yapmış olduğu ticari ilişki çerçevesinde 67.270,47 TL tutarlı cari hesap alacağının tahsili için davalı aleyhine takip başlattığı davalı tarafından iş bu takibe itiraz edilmesi neticesinde durduğunu, davalının haksız itirazının iptali ile alacağın tahsili noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.Dosyaya sunulu Tercüman Hizmetleri Sözleşmesi'nin incelenmesi: Dosya incelemelerimizde davacı yan ile davalı yan arasında 01.12.2018 tarihli Tercüman Hizmetleri Sözleşmesi akdedilmiş olduğu, muhasebesel inceleme kapsamında görülmüştür.Sözleşmenin Konusu başlığında ; \"işveren tarafından \"Yüklenici'ye tercüme edilmesi amacı ile verilen belgelerin istenen lisanda tercüme edilmesi ve bununla ilgili olarak tarafların yükümlülüklerinin belirlenmesidir.\" denmiştir.Sözleşmenin Ücret başlığında ; \"Tarafların her boşluksuz karakter için Ek'l yer alan tabloya göre ücret ödenmesi hususunda anlaşmışlardır. Yapılan tercümelerin aylık olarak toplanacak ve fatura edilecektir. Fatura bedeli faturanın tebliğ veya teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde yüklenici hesaba yatırılacaktır.\" denmiştir.Dosyaya sunulu Sözlesme'nin incelenmesi; davacı yan ile davalı yan arasında 01.12.2018 tarihli Sözleşmesi akdedilmiş olduğu, görülmüştür. Sözleşmenin Konusu baslığında ; \"Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde işverene ait hastane, poliklinik, sağlık merkezi vs. adı altında faaliyet gösteren işyerlerinde çalışmak üzere tercüman, doktor, diş hekimi, yardımcı sağlık personeli veya diğer alanlardaki iş sözleşmesinde belirtilen şart ve koşullarda ihtiyaç duyulan personelin yüklenici tarafından temini ve işveren nezdinde çalışmasının sağlanması hususunda tarafların hak ve yükümlülüklerinin işbu sözleşmeyle belirlenmesidir.\" denmiştir.Dosyaya sunulu İhtarnamelerin incelenmesi: Davalı yan tarafından davacı yana İstanbul ... Noterliğin'den 26.04.2019 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname düzenlenerek; \"...Sözleşmenin 5.6 maddesi uyarınca çalışanların maaşlarının taraflarına ödeme yapılmasını takip eden ilk iş günü içerisinde ödenmesi gerekirken, bu yükümlülüğe riayet etmediklerini ve çalışanların mağduriyetine neden olduklarını, hastaneye başvuran çalışanların mağduriyetinin giderilmesi amacıyla sözleşmenin 3.7 maddesi de dikkate alınarak, çalışanlara mart ayı maaşlarını karşılayacak şekilde toplam 67.192 TL ve 3.380 Euro ödeme yapıldığını, yapılan ödeme, müvekkilleri uhdesinde bundan alacaklarından sözleşmenin 37 maddesi uyarınca mahsup edildiğini, mahsup sonucu taraflarından halihazırda 2.139,06 TL ve 3.380,00 Euro alacaklı durumda olduklarını, gelinen noktada taraflar arasında akdedilen sözleşme ye devam edilmesi, yukarıda açıklanan nedenlerle müvekkiller açısından mümkün olmamakla, işbu ihtarnamenin tarihi itibari ile taraflar arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak haklı nedenle fes edildiğini, kalan bakiye alacaklarının bir iş günü içerisinde müvekkilleri şirket hesaplarına ödenmesini...\" ihtar etmişlerdir.Davacı yan tarafından davalı yana B. Çekmece ... Noterliğin'den 06.05.2019 tarihli ... yevmiye no.lu ihtarname düzenlenerek; Müvekkillerinin kendi şirket çalışanlarının ödemelerinden sorumlu olduklarını bunun dışında kesinleşmiş bir yargı kararının da bulunmadığını, tek taraflı olarak işlem yapılması da sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu, 67.270,47 TL alacak yönünden taraflarınca başlatılmış olan icra takibine ödeme yapılmasını\" ihtar etmişlerdir.Davacı yan tarafından cari hesaba konu faturaların dosyaya ibraz edildiği görülmüştür. Diğer yandan adına fatura düzenlenen kişinin fatura düzenleyene borçlu sayılabilmesi için düzenlenen faturayı tebliğ aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde fatura ve münderecatın itiraz etmemiş olması ve/veya faturayı düzenleyen tarafından faturanın ihtiva ettiği mal veya hizmetin karşı tarafa ifasının/tesliminin yapıldığını ispatlamalıdır. Davacı tarafından davalı adına tanzim edilen mübrez faturaların açık fatura (bedeli tahsil edilmemiş) şeklinde usulüne uygun olarak tanzim edildiği, fatura içeriği Tercüman Hizmetinin davacı yan tarafından davalı yana taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uyun olarak düzenlendiği kanaatine varılmıştır.Davacının Ticari Defterlerinde Yapılan Tespitler; Davacı .... Ltd. Şti.'nin incelenen 2018-2019 yılları ticari defterinde davalı yan île ticari ilişkisinin mevcut olduğu, Davacı yanın davalı yan ile olan cari hesap kayıtlarını 120.M01 no.lu alıcılar alt hesap kodunda takip etmekte olduğu, davacı yan tarafından davalı yana düzenlenen faturaların bu hesabın borcuna, davalı yan tarafından davacı yana yapılan ödemler ve düzenlenen faturaların ise bu hesabın alacağına kaydedildiği görülmüş olup Davacı yanın incelenen ticari defterlerinde davalı yandan takip tarihi 06.05.2019 tarihi itibariyle 67.270,47 TL cari hesap alacaklı olduğu tespit edilmiştir.Davalı Defterlerine Göre Cari Hesap Farklılıkların İncelenmesi: Davalı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olan 3 adet 69.532,05 TL tutarlı faturalar (4.479,20 + 28.516,19 + 36.536,66 =) davacı tarafın defterlerinde kayıtlı değildir.Davacının kendi ticari defterlerinde davalı taraftan 67.270,50 TL alacaklı, davalının kendi defterlerine göre ise davacı taraftan 24.618,18 TL alacaklı olduğu müşahede edilmiştir. Bu noktada tarafların  dökümü yapılan faturalar irdelenmelidir. Davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31.03.2019 tarihli ve 22.473,38 TL tutarlı fatura, Davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 11.03.2019 tarihli ve 25.065,33 TL tutarlı EFT İle tahsil edilen bedel, Davalı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31.12.2018 tarihli ve 4.479,20 TL tutarlı, 30.04.2019 tarihli ve 28.516,19 TL tutarlı, 30.04.2019 tarihli ve 36.536,66 TL tutarlı ve toplam 69.532,05 TL fatura olarak belirlenmiştir.Salt davacı yanın kayıtları nazara alınarak davacı tarafından ilgili dava dışı kuruma/makama karşı yerine getirilmesi gereken edimlerin bedelinin nihayetinde, dava yanlarının iç ilişkisi itibariyle, davalı tarafından üstlenildiği kabul edilerek davacının davadaki talebinin yerinde olduğu kanaatine varılmıştır.Taraflar tacir olduklarından ilişkilerinde faiz esas olup, önceden kararlaştırılmasa bile faiz istenebilir. Bir alacağa faiz istenebilmesi için, ödeneceği tarihin net olarak belli olması veya belli değilse alacaklı tarafından çekilerek bir ihtar veya ihbar ile borçlunun temerrüde düşürülmesi veya icra takibine başvurulması gerekir. Dosyamızda davalının temerrüdüne dair bir belge ve iddia  yoktur. Bu nedenle temerrüt takiple oluşmuştur. Zaten talepte bu yöndedir.Tüm bu nedenlerle bu asıl davanın kabulü ile davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin talep gibi 67.270,47-TL üzerinden devamına, takipten sonra asıl alacak olan bu miktar Avans faizi uygulanmasına, karar vermek gerekmiştir. Davalı likit bir borcunun varlığını bildiği halde sadece alacağın tahsilini geciktirmek için itirazda bulunduğu anlaşıldığından İİY 67/2 maddesi uyarınca alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminat tutarı olan 13.454,00-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından yazılan gerekçeli karara bakıldığında dava dilekçesinin özetlendiği kısımda mahkemenin maddi vakıayı dahi doğru tespit edemediğini, müvekkili şirket tarafından, davacı tarafın hak edişlerinden tercümanlık sözleşmesi'nin 3.7. maddesi uyarınca haklı şekilde kesinti yapıldığını, dosyaya sunulan ödeme belgelerini beklemeksizin bilirkişilerce rapor tanzim edildiğini, yerel mahkeme tarafından bu rapor esas alınarak hüküm kurulmuş ise de ödeme belgelerinin sunulması akabinde tekrar ek rapor alınması gerektiğini, kararda dava konu uyuşmazlık ve yargılamanın esasını teşkil eden tercümanlık sözleşmesinin 3.7. maddesinin değerlendirilmediğini, ilgili madde metninin yorumuna bakıldığında özellikle \"ya da\" kelimesinden anlaşılacağı üzere müvekkili şirket tarafından, davacı tarafın personelin maaş ve sair işçilik alacaklarına ilişkin ödemenin yapılması durumunda bu bedellerin yükleniciden talep edebileceğinin açıkça düzenlendiğini, kararın açıklanan nedenlerle hatalı olduğunu, müvekkili tarafından icra takibine yapılan itiraz haklı olduğu için icra inkar tazminatına da hükmedilemeyeceğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için davacı şirket tarafından başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile; davacı tarafından cari hesap alacağından kaynaklanan 67.270,47 TL'nin tahsili istemiyle takip başlatılmış, davalı tarafça borca itiraz edilmesi sonucu dava İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal sürede açılmıştır. Taraflar arasında 16/11/2018 tarihinde \"Sözleşme\" imzalanmıştır. Sözleşmede davacı \"YÜKLENİCİ\", davalı \"İŞVEREN\" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir;\"2.Konusu; İşbu Sözleşme'nin konusu, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde İşverene ait Hastane, poliklinik, sağlık merkezi vs. ad altında faaliyet gösteren işyerlerinde çalışmak üzere tercüman, doktor, diş hekimi, yardımcı sağlık personeli veya diğer alanlardaki iş sözleşmede belirtilen şart ve koşullarda ihtiyaç duyulan personelin YÜKLENİCİ tarafından temini ve İŞVEREN nezdinde çalışmasının sağlanması hususunda tarafların hak ve yükümlülüklerinin iş bu sözleşme ile belirlenmesidir.3.Hak Ve Yükümlülükler:3.2. Yüklenici, görevlendireceği personelin 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve çalışma hayatına ilişkin sair mevzuattan doğan tüm yükümlülüklerinin doğrudan mubhatabıdır. Çalıştırdığı elemanların yürürlükteki mevzuat hükümleri kapsamında işvereni olan YÜKLENİCİ, işveren sıfatıyla eleman çalıştırmaktan dolayı mer'i kanunlar kapsamında bütün mali, hukuki, idari ve cezai sorumluluğun kendisine ait olduğunu ve İşveren'in bu konuda yükleniciye karşı hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını kabul, beyan ve tanhhüt eder, İŞVEREN'in, bu sebeplerle yasalar gereği herhangi bir ödeme yapmak durumunda kalması ya da zarara uğraması halinde, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte YÜKLENİCİ'ye rücu hakkı vardır.3.7. Personelin SGK primlerinden, maaş ödemesinden ve diğer işçilik alacağı taleplerinden İŞVEREN sorumlu değildir. Sözkonusu İŞVEREN YÜKLENİCİ tarafından temin edilen personelin kesinleşmiş yargı kararına dayanarak alacak talep etmesi ya da bu bedeli ödemesi halinde ödediği günden itibaren faizi ile birlik söz konusu ödediği bedeli YÜKLENİCİ'DEN talep edebilir. Varsa YÜKLENİCİ'NİN hakkedişlerinden kesinti yapabilir.5.Hizmet Bedeli ve Ödeme;5.1. İşveren tarafından Yüklenici'ye, işbu Sözleşme gereği tam zamanlı çalışacak kişilerin faturaları aşağıdaki formülleri neslinde kesilecektir üzerine KDV tevkifatlı olarak (9/10) eklenecektir. İşlem Formülü ; (Brüt Maaş x 1,175 x 1,08) + (Brüt Maaş / 12) + KDV Tanımlamalar; 1,175: İşveren maliyeti 1,08: Yüklenici Kar Marj oranı (Brüt Maaş / 12): Kıdem Yüklü Örnek Hesaplama; (3100 x 1,175 x 1,08) * (3100/12) + KDV = 4192,23 TL + KDV 5.5. Yükleniciye ödenecek aylık hizmet bedelleri, her ayın ilk 5 günü içinde İşveren tarafından Yüklenici'nin ... TR...68 Nolu hesabına yatırılacaktır. 5.6. Söz konusu personelin maaşlarının YÜKLENİCİ tarafından ödenmesi kendisine ödemenin yapıldığı tarih ayın 5'inden önce ise 5'ine, sonra ise ödemenin yapıldığı günün en geç ertesi gün içinde yapılacaktır. Söz konusu ödeme herhangi bir şarta bağlanamaz. Yüklenici ödenecek bedele göre her ay fatura keser.\" hükümlerine yer verilmiştir.Anılan sözleşme çerçeve sözleşme mahiyetindedir. Nitekim bu sözleşme konusu tercümanlık hizmetine ilişkin taraflar arasında ayrıca 01/12/2018 tarihli sözleşme imzalanmıştır.01/12/2018 tarihinde imzalanan \"Tercüme Hizmetleri Sözleşmesi\"nde davacı \"YÜKLENİCİ\", davalı \"İŞVEREN\" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir; \"2. Konu; Sözleşmenin konusu İşveren tarafından \"Yüklenici\"ye tercüme edilmesi amacı ile verilen belgelerin istenen lisanda tercüme edilmesi ve bununla ilgili olarak tarafların yükümlülüklerinin belirlenmesidir.4. Ücret; Taraflar her boşluksuz karakter için Ek'l yer alan tabloya göre ücret ödenmesi hususunda anlaşmışlardır. Yapılan tercümelerin ücreti aylık olarak toplanacak ve fatura edilecektir. Fatura bedeli faturanın tebliğ veya teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde yüklenici ... hesaba yatırılacaktır.\" şeklindedir. Somut olayda ihtilaf; davacının takibe konu ettiği cari hesap alacağı talebi yönünden haklı olup olmadığı ve davacı şirket personellerinin bir kısım maaş ödemelerinin davacı şirket tarafından yapılmaması sebebiyle personellerin davalıya başvurması ve personellere ödemelerin davalı şirket tarafından yapılması karşısında, söz konusu ödemenin davacı alacaklarından mahsup edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.Mahsup, bir alacağın gerçek miktarının belirlenebilmesi amacıyla yapılan bir hesap işlemidir, itiraz niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaz. Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Takastan farklı olarak, mahsupta iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Yani mahsupta indirilecek olan değer, farklı bir alacak olmayıp aynı alacak üzerinden tenzil edilmesi gereken değerdir.Emsal nitelikte Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2015 tarihli 2015/2802 E. 2015/5758 K. sayılı kararında; \"...Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşmasıyla birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu nedenle, takas iradesinin açıklanmamış olması ya da açıklansa bile karşı tarafa varmaması halinde borçların takasından söz edilemez. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, takas, borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Nitekim; uyuşmazlık tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun \"Borçların Sükutu\" başlığı altında, 118 vd maddelerinde aynı nitelikte düzenlemelere yer verilerek, takasın borcu sona erdiren nedenlerden biri olduğu açıkça kabul edilmiştir. Diğer taraftan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139 vd maddelerinde de, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun takasa ilişkin hükümleri dili sadeleştirilmek suretiyle aynen korunmuştur.Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, Dairemizin 23.05.2012 Tarih, 2011/7271-3753 Esas ve Karar sayılı ilamında gösterildiği üzere, mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür.Dairemizin yerleşik uygulamalarında, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, takas değil, \"mahsuplaşma\" olarak nitelendirilmektedir. (Emsal nitelikte karar olarak Dairemizin 26.11.2014 Tarih, 2014/857-6878 Esas ve Karar sayılı ilamı ile yine Dairemizin 28.02.2012 tarih, 2012/468-1180 Esas ve Karar sayılı ilamı) Somut olayda ileri sürüldüğü gibi, davacı taşeronun, sözleşmesine göre kendi yükümlülüğünde olan işçi primlerini ödemeyerek bu primleri yüklenicinin ödemek zorunda bırakıldığı yönündeki itirazının, maddi vakıa olarak yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün taşeron alacağından tenzil edilmesi talebi niteliğinde olduğu, bu bakımdan; davalı savunmasının mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir.Davalı tarafça, yargılama sırasında cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen belgeler ve daha sonra ibraz edilen belgelerle davacı taşeronun sigorta prim borçlarının ödendiği ileri sürüldüğünden, taşeronun işçilerinin sigorta prim ödemelerinin yüklenici tarafından yapıldığı savunması, hukuki niteliği itibariyle, aynı hukuki ilişkiden doğup, sözleşmelerin 13. maddeleri kapsamında taşeronun yüklenmiş olduğu bir edimin yüklenici tarafından yerine getirildiğinin iddia edilmiş olmasına göre, mahsup itirazı niteliğindedir.\" denilmiştir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesi tarafından verilen direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda görüşülmüş;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/04/2019 tarihli 2017/15-2073 E. 2019/479 K. sayılı kararında; \"Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “mahsup” konusunda açıklama yapılmasında yarar vardır.Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Örneğin bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir. Bunun gibi haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa, böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görüldüğü gibi bu olaylarda karşılıklı alacaklar bulunmamaktadır (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A.: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 1013).Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından resen nazara alınır.Davalı yüklenici vekili, yargılama aşamasında 24.06.2013 tarihinde bilirkişi raporuna karşı verdiği dilekçesinde, davacının çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini ödemesi gerektiği hâlde ödemediğinden davacı adına SGK’ya ödeme yapıldığını savunmuş, yine 11.10.2013 tarihli dilekçe ekinde davacı adına sigorta primlerinin ödendiğine ilişkin tahsilat makbuzları ile havale yapıldığına ilişkin dekontları sunmuştur.Davalı yüklenici tarafından davacının işçilerinin sigorta primlerinin ödendiği yönündeki savunması, yanlar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında davacı adına yapılan ödemelerin davacının alacağından indirilmesi yönünde mahsup savunması olup hâkim tarafından resen nazara alınması gerekmektedir.\" şeklinde karar verilmiştir.6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde \"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da  imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde  alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan 01/12/2020 tarihli ek raporda; taraflara ait ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davacı defterlerine göre davalıdan 67.270,50 TL alacaklı, davalının defterlerine göre ise davacı taraftan 24.618,18 TL alacaklı olduğu, taraf defterleri arasındaki farkın davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31/03/2019 tarihli ve 22.473,38 TL tutarlı fatura, davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 11/03/2019 tarihli ve 25.065,33 TL tutarlı EFT ile tahsilat, davalı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31/12/2018 tarihli ve 4.479,20 TL tutarlı, 30/04/2019 tarihli ve 28.516,19 TL tutarlı, 30/04/2019 tarihli ve 36.536,66 TL tutarlı ve toplam 69.532,05 TL faturadan kaynaklandığı, bu noktada dökümü yapılan fatura ve ödeme dekontlarını açıklamalı dilekçeleri ile sunmaları bilhassa davalı yanca davacı şirket çalışanlarına yapıldığı savlanan ödemelere ait banka dekontlarının dosyaya sunulması halinde yeniden inceleme yapılarak sonuca ulaşılacağı açıklanmıştır. Davacı defterlerinde kayıtlı olup davalı defterlerinde yer almayan 31/03/2019 tarihli ve 22.473,38 TL tutarlı fatura yönünden yukarıda yer verilen emsal kararlarda açıklandığı üzere ispat yükü davacı üzerindedir. Yine davalı tarafından davacı personellerine yapılan ödemeler yönünden ispat yükü ise davalı üzerindedir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3.2.maddesi uyarınca, dava dışı işçilerin işçilik alacaklarından yüklenici sıfatıyla davacı şirket sorumludur. Sözleşmenin 3.7.maddesi gereği personelin kesinleşmiş yargı kararına dayanarak alacak talep etmesi ya da bu bedeli davalının ödemesi halinde ödemesi halinde davacının hakedişlerinden kesinti yapılabileceği, 5.6.maddesinde ise davacı tarafından personellere ödemelerin aylık olarak hangi tarihlerde yapılacağı hususları düzenlenmiştir. Bu durumda davacı şirket tarafından, personel ödemelerinin zamanında yapılmaması nedeniyle, davalı şirket tarafından yapılmasında sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı gibi söz konusu ödemelerin davacı şirket tarafından yapılmaması ve davalı şirket tarafından yapılması halinde artık yapılan ödeme kadar davacı şirketin dava dışı işçilere olan borcundan kurtulacağı, bu durumda ise davalı şirket tarafından yapılan ödemenin davacı şirket alacağından mahsup edilmesi gerektiği açıktır. Davalı şirket tarafından dava dışı işçilere yapılan ödemelere ilişkin işçilerin imzasını taşıyan makbuzlar ibraz edilmiş olup ödemelerin personel maaşlarına tekabül edip etmediği, her bir personel yönünden davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin, davacının sorumlu olduğu miktar nispetinde olup olmadığı hususlarının araştırılması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece davalı şirket tarafından her bir personel yönünden sunulan makbuzlar ile davacı şirketteki personel kayıtları incelenerek, hak ettikleri ücret kadar davalı tarafından ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde davalının mahsup isteminin yerinde olacağı nazara alınıp, takibe konu alacak miktarının tamamının davacı şirket personellerine ödendiğinin tespit edilmesi halinde davacının alacak isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi, davacının bakiye alacağının olduğunun tespiti halinde davalı defterlerinde kayıtlı olmayan fatura yönünden yukarıda yer verilen açıklamalar nazara alınarak inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyecek şekilde, hükme elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi hatalıdır. Açıklanan nedenlerle, mahkemece heyete işçilik alacakları konusunda uzman bir bilirkişi eklenerek, bilirkişi heyetinden rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/364 E. 2020/917 K. sayılı 29/12/2020 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davalı tarafça yatırılan  istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 26/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7ce9f30433a6f6ab","SID":"29417985e32ed18b"}}