{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/683 <br>KARAR NO: 2024/807<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2018/1241 <br>KARAR NO: 2020/782<br>DAVA TARİHİ: 31/12/2018<br>KARAR TARİHİ: 07/12/2020<br>DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 05/06/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA  Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan \"Yazılım Bakım ve Destek\" sözleşmeleri kapsamında düzenlenen bir kısım faturalardan kaynaklanan 11.768,98 TL alacağın davalı tarafça ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu beyan ederek, yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %20'den az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı tarafça müvekkiline herhangi bir hizmet verilmediğini, kesilen faturaların ve taleplerin haksız ve mesnetsiz olduğunu, takibe konu faturaların müvekkili firmaya tebliğ edilmediğini, müvekkili ile davacı arasında 26/12/2017 tarihinde kontrat yönetiminde yer alan müşteri uzmanına iletilen e-mail ile iptal edildiğini, iptal edilen sözleşmelere kesilen faturanın haksız olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini ve davacı aleyhine %20'den az olmamak kaydı ile haksız takip tazminatı yükletilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''...Yargılama sırasında uyuşmazlığın çözümlenmesi amacıyla her iki tarafın da ticari defter ve kayıtların incelenmesine karar verilmiştir. Bilirkişi tarafından tanzim edilen kök ve ek raporun değerlendirilmesi sonucunda; davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulduğu, sahibi lehine delil olma vasfına haiz olduğu, davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle 11.768,98 TL alacaklı olduğu, davalının 2017 yılı defterlerini sunduğu, 2018 yılına ilişkin defterlerini sunmadığı, davacı tarafından 2017 yılında düzenlenen toplam değeri 6.752,05 TL olan faturaların davalıda kayıtlı olduğu, 05.01.2018 tarihli 8 adet toplam değeri 5.016,93 TL olan faturaların davalıda kayıtlı olup olmadığının, bu faturaların tebliğ edilip edilmediğinin tespit edilemediği, davacının 6.752,05 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 26.12.2017 tarihinde feshedildiği her iki tarafın kabulündedir. Bu nedenle fesihten sonra düzenlenen 05.01.2018 tarihli 8 adet fatura açısından fatura konusu hizmetlerin verilip verilmediğinin, dolayısıyla bu faturalar nedeniyle davacının alacaklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda mahkememizce davacının yazılım destek ve bakım sistemi, sisteme gelen arıza ihbarları, arıza kayıtları ve tüm yazılımsal kayıtların üzerinde inceleme yaptırılmıştır. Teknik bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda; davalı şirketin gönderdiği 13.12.2017 ve 26.12.2017 tarihli e-maillerde sözleşmelerin feshinin istendiği, davacının 2018 yılında bir defa destek hizmeti sağladığı, 16.01.2018 tarihinde davalı şirketin Nişantaşı şubesinden destek talebinde bulunulduğu, davacının personeli tarafından telefonla sorunun giderildiği, başka bir hizmet verilmediği, 05.01.2018 tarihli faturaların 01.01.2018-31.03.2018 dönemlerini kapsayan sözleşme konusu hizmetlere ilişkin olduğu tespit edilmiştir. Davacı taraf da esasında 05.01.2018 tarihli faturaların taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesi uyarınca sözleşmenin bitim tarihinden 45 gün önceden yazılı bir bildirimde bulunulmadığından sözleşmenin bir yıl uzatılacağının kararlaştırılması sonucu sözleşme döneminin 07.04.2018 tarihinde son bulacağını, faturaların 01.01.2018-31.03.2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olduğunu, sözleşmenin fesih iradesi davalı tarafından ortaya konulsa da sözleşmenin sürenin sonuna kadar ayakta kaldığını ve bu faturalara yönelik alacak talebinin bu döneme ilişkin olduğunu iddia etmektedir. Davacının iddiasının değerlendirilmesi için sözleşmenin irdelenmesi gerekmektedir. Taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin incelenmesinde, konusunun davacı tarafından sözleşme eklerinde belirtilen yazılımların bakım, eğitim ve destek hizmetlerinin verilmesine ilişkin olduğu, davalının merkez işyeri ve bütün şubeleri için ayrı ayrı sözleşme akdedildiği, sözleşmelerin süresinin bir yıl olduğu ancak hizmet dönemlerinin sezonluk olarak 01 Haziran-15 Eylül olarak kararlaştırıldığı, taraflardan birinin sözleşmenin bitim tarihinden itibaren 45 gün önce yazılı fesih ihbarında bulunmadığı takdirde sözleşmelerin otomatik olarak birer yıl süre ile uzayacaklarının kararlaştırıldığı görülmüştür. Somut olayda; davacı tarafından  düzenlenen 05.01.2018 tarihli faturalara ilişkin bir hizmet verilmediği, sözleşmenin feshinden sonra davacının bir hizmet sunmadığı, sözleşmelerin dönemlerinin 07.04.2018 tarihinde sona ereceği düşüncesiyle davacı tarafından hizmet verilemeyen  01.01.2018-31.03.2018 tarihleri arasına ilişkin fatura düzenlendiği anlaşılmakla davalı tarafından hizmet döneminin bitmesinden itibaren sözleşmelerin feshedilmesi, sözleşmenin kalan süresi için hizmet verileceğinin sözleşmelerde kararlaştırılmamış olması, nitekim davacı tarafından da bu döneme ilişkin bir hizmet verilmemesi nedenleriyle davacının  05.01.2018 tarihli 8 adet toplam değeri 5.016,93 TL olan faturalar sebebiyle alacaklı olmadığı sonucuna varılmıştır. Uyuşmazlık konusunu oluşturan diğer faturalar açısından yapılan değerlendirmede;  faturaların davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarında yer aldığı, davacının ticari defter ve kayıtlarının HMK m.222 hükmüne uygun olarak tutulması sebebiyle sahibi lehine delil olma vasfına haiz olduğu ve birbirini doğruladığı, faturaların davalı tarafından kabul edilip ticari defterlerine kayıt edildiği, davalı tarafından faturalara ve faturaların içeriğine yönelik bir itirazda bulunmadığı, dolayısıyla TTK m.21 uyarınca davalı tarafın faturaların içeriğini kabul etmiş sayıldığı, davalının faturaların bedelinin ödendiği gösterir bir delil sunmadığı anlaşılmakla davacının takip tarihi itibariyle davalıdan bu faturalardan kaynaklı olarak 6.752,05 TL  alacaklı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tüm bu açıklanan nedenlerle; davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptaline, takibin 6.752,05 TL asıl alacak üzerinden devamına, takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, alacak likit ve belirlenebilir olduğundan kabul edilen alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline...\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; reddedilen kısım yönünden de müvekkilinin alacaklı olduğunu beyan ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın tamamen kabul edilmesini talep etmiştir.Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafça hizmet verilmediği için müvekkilinin borcu bulunmadığını, bir kısım faturaların müvekkili tarafından defterlerine kaydedilmiş olmasının faturaların kabul edildiğini anlamını taşımadığını, her koşulda hizmetin verildiği hususununda ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, dava kısmen reddedildiği için davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.  İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasının incelemesinde; davacı tarafça 11.768,98 TL asıl alacağın değişen oranlarda avans faizi ile birlikte tahsili amacıyla davalı hakkında icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin 27/11/2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafça 30/11/2018 tarihli dilekçe ile borca itiraz edildiği, davanın İİK 67.maddesi uyarınca yasal süre içerisinde açıldığı tespit edilmiştir.Dava konusu alacak 04/10/2017 tarihinde düzenlenen toplam bedeli 6.752,05 TL olan 12 adet fatura ile 05/01/2018 tarihinde düzenlenen toplam bedeli 5.016,93 TL olan 8 adet faturadan kaynaklanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde \"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da  imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde  alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Davalının istinaf istemi incelendiğinde;Taraflara ait ticari defterler üzerinde yapılan incelemede, davacı tarafça takibe konu edilen 04/10/2017 tarihinde düzenlenen toplam bedeli 6.752,05 TL olan 12 adet faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Davalı tarafından söz konusu faturalar tebliğ alınıp ticari defterlerine işlenerek süresi içerisinde iade faturası düzenlenmemiş olması karşısında, yukarıda yer verilen emsal kararlar uyarınca, davacının davalıdan 6.752,05 TL alacaklı olduğu sabit hale gelmiştir. Davalı tarafça hizmetin verilmediği ileri sürülmüş ise de faturaların ticari defterlerine kaydedilmesi ve süresi içerisinde iade edilmemesi karşısında, hizmetin verilmediği hususunda ispat yükü davalı üzerindedir. Ancak davalı tarafça bu savunmanın ispatına yönelik bir delil sunulmadığı görülmekle, 6.752,05 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İİK'nın 67/2 maddesinde \"...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.\" düzenlemesi yer almaktadır. İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır.  Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı)Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2023 tarihli 2022/6-1019 E. 2023/267 K. sayılı ilamında bu husus; \"...Likid alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin,  alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan  borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 tarihli ve 2012/9-838 Esas, 2012/715 Karar sayılı kararı).\" şeklinde açıklanmıştır.Somut olayda; davaya konu alacağın faturaya dayalı likit bir alacak olduğu anlaşılmakla, mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya uygundur. Reddedilen kısım yönünden davacının takibinde kötüniyetli olduğuna dair bir delil olmadığından kötüniyet tazminatı istemi ise yerinde değildir. Davacının istinaf istemi incelendiğinde;Dava değeri 11.768,98 TL olup mahkemece 6.752,05 TL yönünden kısmen kabul kararı verilmiştir. Bu durumda davacı tarafça istinafa konu edilen reddedilen miktar 5.016,93 TL'dir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. maddesinde \"Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.\", aynı yasanın \"Parasal sınırların artırılması\" üst başlığı ile Ek Madde 1'de, \"(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların on Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. (2) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır.\" hükümleri yer almaktadır. İstinaf incelemesine konu kararın verildiği tarih 07/12/2020, reddedilen tutar 5.016,93 TL'dir. Kararın verildiği 2020 yılında istinaf kanun yoluna başvuru için parasal sınır 5.390,00 TL olarak belirlendiğinden, bu miktarın altında kalan redde konu kararın, verildiği tarih itibariyle kesin olduğu anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 346. maddesi gereğince kesin karara yönelik istinaf başvurusu ile ilgili ilk derece mahkemesince karar verilebileceği gibi, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar oluşturulmadan, istinaf incelemesine gönderilen dava dosyaları ile ilgili olarak aynı yasanın 352/1.b maddesi gereğince, istinaf mahkemesince karar verilir. Yasal düzenlemeler gereğince, kanun yolu başvurusuna konu edilen kararın reddedilen kısmının karar tarihi itibariyle davacı yönünden kesin nitelikte olması nedeniyle, istinafı kabil bir karar olmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 352/1.b maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 352/1.b maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,3-Taraflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde davacı tarafa iadesine, 5-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 115,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 312,30 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,6-İstinaf yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına, 7-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince iadesine,8-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,9-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere, istinaf karar harcı yönünden oy çokluğu, esasa yönelik ve sair incelemeler yönünden oybirliği ile karar verildi.05/06/2024<br>MUHALEFET ŞERHİ 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde \"Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu\" belirtilmiştir. Harçlar Kanunu Genel Tebliği, (1) Sayılı Tarife Yargı Harçları'nın III- karar ve ilam harcı başlıklı 1/a maddesinde \"Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı\",1/e maddesinde \"(değişik:5235/m. 52) yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı\" belirtilmektedir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.12.2021 tarih ve 2021/9035 E. 2021/7367 K. sayılı ilamında da ''... Bölge Adliye Mahkemesi'nce verilen karara yönelik olarak yapılan temyiz başvurusu üzerine HMK'nin 344 maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilen muhtıra kapsamında 1 haftalık kesin süre içerisinde gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesince HMK'nin 366/1 maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 344/1 maddesi uyarınca davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin olarak verilen 05/11/2021 tarihli ek kararda hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nin 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi 05/11/2021 tarihli ek kararının onanmasına'' dair karar verildiği nazara alındığında; nisbi değere tabi bulunan davalarda, davanın kabulüne/kısmen kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhine davalı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulması halinde Bölge Adliye Mahkemesi'nce davalının istinaf başvurusunun esastan reddi ile nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun bu konuya ilişkin görüşüne katılmamaktayım.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3ee2440f87488caa","SID":"a3fbce03e68bd762"}}