{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t:<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 22/06/2022<br>NUMARASI\t\t:  Esas - Karar<br><br>İSTİNAF EDEN DAVACI\t: ... - (T.C. Kimlik No: ...) <br>VEKİLİ\t: Av. ... - <br><br>İSTİNAF EDEN<br>DAVALILAR \t: 1- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  2- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>VEKİLİ\t: Av. ... - <br>\t  3- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  4- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  5- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>VEKİLİ\t: Av. ... -<br>\t  6- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  7- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  8- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>VEKİLİ\t: Av. ... <br>\t\t 9- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  10- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  11- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t\t12- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  13- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  14- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  15- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  16- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  17- ... - (T.C. Kimlik No: ...) <br>VEKİLİ\t: Av. & ... - <br>\t  18- ... - (T.C. Kimlik N: ...)<br>VEKİLİ\t : Av.  & ... - <br>\t  ...'nin mirasçıları:  <br>\t: 19- ... - (T.C Kimlik N:...)<br>\t  20- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  21- ... - (Kimlik No:...)<br>\t  22- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>\t  23- ... - (T.C. Kimlik No: ...)<br>VEKİLİ\t : Av. ...-<br>DİĞER DAVALILAR\t: 24- ... - (T.C. Kimlik No: ...) <br>\t  25- <br>DAVA\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak <br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 10/06/2024<br>YAZIM  TARİHİ\t: 11/06/2024<br>  Taraflar arasında görülen davada Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas - ... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı, davalılar ..., ..., ... vekili, davalılar ..., ... vekili, davalılar ... vd.vekili, davalı ... vekili ile davalı .... mirasçıları vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br>DAVA: Davacı, davalı ... adına yönetici ve temsilcilerinin din istismarı yaparak izinsiz ve kaçak yollarla örgütlenerek döviz bazında paralar topladıklarını, kendilerini de maddi ve manevi olarak mağdur ettiklerini, davalı ... yöneticileri hakkında Konya .. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan ceza davasında mahkumiyet kararı verildiğini, yöneticilerinin Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili maddelerini ihlal ederek usulsüz bir şekilde para topladığını, kendilerine şirket ortağı olduklarına ilişkin verilen hisse senedi adı altındaki belgelerin de kanunen geçersiz olup resmi geçerliliğinin bulunmadığını, 237.627,00 Alman markı ...'dan, 16.605,00 Alman markı da ....'dan olmak üzere toplam 254.232,00 Alman markının davalı ...'e verdiklerini, paraları verirken yöneticilerin sözlü olarak istedikleri zaman parayı geri alabileceklerini söylediklerini, sözleriyle kendilerine inandırıp güven sağladıklarını, kendilerini kanun ve yönetmeliklerle ilgili bilgi verilmediğini ve bu şekilde dolandırıldıklarını, kendilerine ne ana para ne de kar payının verilmediğini, kendilerine verilen hisse senedi bedeli ile ödemiş oldukları paranın da tutmadığını, Almanya'nın değişik şehirlerinde yüksek kar payları verileceği vaadiyle insanların kandırıldığını ve para toplandığını, şirketin yağmalanıp tamamen talan edilmesi ile mağdur duruma düştüklerini, şirket yöneticileri hakkında bir çok ceza davasının da devam ettiğini ileri sürerek,  fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak  kaydıyla şimdilik 8.000,00TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava  etmiştir.<br>Davacı vekili 28/03/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını 244.539,32 TL'ne yükseltmiştir. <br>CEVAP: Davalı ... , öncelikle zamanaşımı itirazlarının olduğunu, davanın zamanaşımı süresi olan 15 yıllık süreden sonra açıldığını bu nedenle zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesini, müvekkilinin davacıları tanımadığını, ticari ilişkisinin ve para alışverişinin olmadığını, müvekkilinin davaya konu edilen söz konusu şirketle ilgisinin 1999 yılında yapılan genel kurulla sona erdiğini, yönetimde bulunduğu dönemlerde de imza yetkisinin olmadığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını bunun usul ve esaslara aykırı olup usul yönünden de itirazlarının olduğunu, davacının  şirkete ortak olmak amacıyla para verdiğini, verdikleri paralar ile hisse senedinde yazan bedeller arasında büyük farklar olduğunu ileri sürdüklerini ancak ortakların ortak oldukları şirketten paylarını talep etmek gibi yasal bir haklarının olmadığını savunarak,  davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ..., ... Holdingin iddia edildiği gibi illegal bir kuruluş olmadığını, davacının beyanlarının yanıltıcı olduğunu, şirketin usul ve esaslara uygun olduğunu, pek çok ortağının olup ortaklarının hissedar olmaktan mutluluk duyduğu bir şirket olduğunu, 1999 yılından sonra şirkete yeni ortak alımı olmayıp şirket kasasına tek kuruş girmediğini, kendisinin yönetimde olmadığı dönemlerde yapılan işlemlerden sorumlu tutulamayacağını, kendisinin 16/07/2000 tarihindeki genel kurulla yönetime istemeden seçildiğini, kendisinin yönetime talip olmayıp istememesine rağmen isminin yönetime yazıldığını, 5 gün sonra noter ihtarı ile istifa ettiğini, istifasının kabul edilmediğini uzun bir zaman sonra öğrendiğini ve yönetime devam etmek zorunda kaldığını, kendisini yönetimde olduğu dönemde hiçbir şekilde para toplama, ortak alımı, hisse senedi basımı işlerinin olmadığını, kendisinin emekli maaşı ile geçinen biri olup mal varlığının olmadığını, kirada oturduğunu, kendisinin de tüm birikiminin bu şirkete gittiğini, şirket yüzünden kendisinin de mağdur olduğunu, aile düzenin bozulduğunu, 2003 yılında yönetimdeki görevini devrettiğini, görevini kötüye kullanmadığını, haksızlığa uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ..., zamanaşımı itirazlarının olduğunu, davanın görevli mahkemede açılmadığını, görev yönünden usulden reddedilmesi gerektiğini, davanın dava açma şartları yerine getirilmeden açıldığını bu nedenle de davanın reddine karar verilmesini, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasının da usul ve esaslara uygun olmadığını, müvekkilinin bir dönem yönetimde olduğu şirketin büyük bir şirket olup müvekkilinin şahsi sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin ceza davasında mahkumiyet kararı verilerek hapis yattığı iddiasının da gerçek dışı olduğunu, davacının hisse senedi alarak ortak olduğu şirketten istediği zaman çıkacağı, yüksek kar payları verileceği gibi bir vaadin söz konusu olmayıp bunun ve diğer iddiaların davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, şirketin usul ve esaslara uygun olarak faaliyette bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ...., zamanaşımı, usul ve husumet itirazlarının olduğunu,  davacının  dava dilekçelerindeki beyanları ile şirkete ortak olmak amacıyla para verdiklerini, verdikleri paralar ile hisse senedinde yazan bedeller arasında büyük farklar olduğunu ileri sürdüklerini ancak ortakların ortak oldukları şirketten paylarını talep etmek gibi yasal bir haklarının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ... vekili, zamanaşımı, usul ve husumet itirazlarının olduğunu, davacının dava dilekçesindeki beyanları ile şirkete ortak olmak amacıyla para verdiklerini, verdikleri paralar ile hisse senedinde yazan bedeller arasında büyük farklar olduğunu ileri sürdüklerini ancak ortakların ortak oldukları şirketten paylarını talep etmek gibi yasal bir haklarının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ... vekili, zamanaşımı itirazlarının olduğunu, davanın görevli mahkemede açılmadığını, görev yönünden usulden ret kararı verilmesini, davanın dava açma şartları yerine getirilmeden açıldığını bu nedenle de davanın reddine karar verilmesini, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasının da usul ve esaslara uygun olmadığını, müvekkilinin bir dönem yönetimde olduğu şirketin büyük bir şirket olup müvekkilinin şahsi sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin ceza davasında mahkumiyet kararı verilerek hapis yattığı iddiasının da gerçek dışı olduğunu, davacının hisse senedi alarak ortak olduğu şirketten istediği zaman çıkacağı, yüksek kar payları verileceği gibi bir vaadin söz konusu olmayıp bunun ve diğer iddiaların davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, şirketin usul ve esaslara uygun olarak faaliyette bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... vekili, zamanaşımı itirazlarının olduğunu, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasının da usul ve esaslara uygun olmadığını, davacının para verdikleri dönemde müvekkillerinin hiçbirisinin şirketin yönetiminde olmadığını, müvekkillerinin en erken 19/12/1999 tarihinde yönetimde olduklarını, verilen paranın bu tarihten önce olduğunu, davacının hisse senetlerini başkasından devraldığını, hisse senetlerinin ilk sahiplerinin kendileri olmadığını, davacının şirket ortağı olduklarının şirket kayıtlarında geçtiğini, genel kurul tutanaklarında isimlerinin bulunduğunu, müvekkillerinin yönetimde olduğu dönemde bile yapılan işlemlerden yönetim kurulunun sorumlu tutulamayacağını, davacının hangi tarihte kime hangi belge ile para verdiğini ispat etmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ..., kendisinin şirketin muhasebe kayıtlarını tutmak dışında bir bağının olmadığını, daha sonra bu işi de bıraktığını, yöneticilik yapmadığını, davacıların para yatırdığı dönemde bile muhasebe kayıtlarının kendisi tarafından tutulmamış olabileceğini, kendisinin işinin muhasebe kaydı tutmakla sınırlı olduğunu, hisse senedi düzenlemek ya da para toplamak gibi bir işinin olmadığını, davacının  iddialarının gerçek dışı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ..., kendisinin şirkette SGK'lı personel olarak çalıştığını, hiçbir dönemde yönetici ve yetkili olmadığını, adı geçen şirketin hiçbir davasında yargılanmadığını, davacının  iddialarının gerçek dışı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ..., kendisinin şirketin ortağı olmaktan başka hiçbir bağının olmadığını, hiçbir dönemde yönetici ve yetkili olmadığını, adı geçen şirketin hiçbir davasında yargılanmadığını, davacıların iddialarının gerçek dışı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>Davalı ..., kendisinin şirkette SGK'lı personel olarak çalıştığını, hiçbir dönemde yönetici ve yetkili olmadığını, adı geçen şirketin hiçbir davasında yargılanmadığını, davacıların iddialarının gerçek dışı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, \"...Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir. <br>Dava, davacılar ... ve ... için ihtiyari dava arkadaşı olarak birlikte açılmış ise de, mahkememizce 15/07/2015 tarihli duruşmada verilen ara karar gereğince davacı ... yönünden dosyanın tefrik edilerek mahkememiz ...esasına kaydedilmiş, davacı... yönünden yeni esas (....) üzerinden, diğer davacı ... yönünden ise bu dosya üzerinden yargılamaya devam edilmiştir. <br>Dava dilekçesinde, davacı ...'un yatırdığı para miktarı 237.627,00 Alman Markı olarak belirtilmiş, sonrasında netice-i talep kısmında dava değerinin 8.000,00TL olarak belirtilmiştir. Yargılama sırasında davacı vekilince yapılan açıklamada ... yönünden talep edilen alacak miktarının 6.000,00TL, davası tefrik edilen....yönünden ise talep edilen alacak miktarının 2.000,00TL olarak beyan edilmiştir. Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu ve ayrıca davacı vekilinin dosyaya sunduğu 28/03/2019 havale tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini arttırdığı görüldüğünden ve kısmi olarak açılan dava yargılama sırasında tam davaya dönüştürülemeyeceğinden, her ne kadar yargılama sırasında davacı vekilince çelişkili izahatlarda bulunulmuş ise de, dava dilekçesi esas alınarak ve dava dilekçesindeki anlatımla bağlı kalınarak davanın 6.000,00TL'lik kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmıştır.<br>Davacı tarafça yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile kendisinden para tahsil edildiği, ancak, bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediği  iddia edilmiştir. Davalı tarafın bir kısmı, davacının para yatırdığı dönemde şirkette para toplama veya temsil yetkilerinin bulunmadığını ileri sürerek kendilerine bir sorumluluk yüklenemeyeceğini savunmuş, davalı tarafın bir kısmı ise, davacı ile şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi kurulduğunu ve bu sebeple ortaklık için yatırılan sermayenin geri istenemeyeceğini savunmuştur. <br>4121 sayılı TMK'nun 50. maddesi: \"Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.\" hükmünü içermektedir.<br>6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  2. maddesi:\"(1)Bu Kanunda aksi öngörülmemiş veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse: <br>a) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır.<br>b) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukukî fiiller, bağlayıcılıkları ve hukukî sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tâbidir.<br>c) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.<br>(2) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra açılmış olan davalarda, mahkeme herhangi bir sebeple 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununu uygulamışsa, kararında bunu ve gerekçesini açıkça belirtir. <br>(3) Bu Kanunda kullanılan “eski hukuk” terimi, 6762 sayılı Kanunu ve bu Kanun ile ilgili diğer mevzuatı ifade eder.\" hükmünü içermektedir.<br>Somut olayda  davacının en son para yatırdığı tarih 6762 sayılı TTK'nun yürürlükte olduğu tarihe denk geldiğinden uyuşmazlığın çözümünde 6762 sayılı TTK hükümlerinin tatbikinin gerektiği kanısına varılmıştır. <br>6762 sayılı TTK'nun 336. maddesi:, \"İdare meclisi azaları şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsan mesul olamazlar. Ancak aşağıda yazılı hallerde gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler.<br>1. Hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması;<br>2. Dağıtılan ve ödenen karpaylarının hakiki olmaması;<br>3. Kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların intizamsız bir surette tutulması;<br>4. Umumi heyetten çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi;<br>5. Gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden veya ihmal neticesi olarak yapılmaması.<br>Beş numaralı bentte yazılı vazifelerden birisi 319 uncu madde gereğince idare meclisi azalarından birine bırakılmışsa, mesuliyetin ancak ilgili azaya yükletilmesi lazım gelip o muameleden dolayı müteselsilen mesuliyet cari olmaz.\" hükmünü içermektedir.  <br> 6762 sayılı TTK'nun 337. maddesi: \"Yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azaları, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecburdurlar. Aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak ederler.\" hükmünü içermektedir. <br>Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin emsal nitelikteki 2014/19016 Esas 2015/4886 Karar sayılı kararı: \"...6762 sayılı TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca, anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Sermaye artırımlarında, yeniden ihraç edilecek payların taliplilerine “primli” olarak tahsis edilmesi mümkündür. Bunun için de, prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesi uyarınca kanuniyedek akçeye eklenmesi ve  anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Anonim şirketlerde hisse sahibi olmanın iki yolu vardır, bunlar aslen veya devren pay sahibi olunmasıdır. Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda ya da sermaye artırımında sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır. Davalı tarafından davacının şirket ortağı olduğu iddia edilerek şirket pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisi dosyaya sunulmuş ise de, bu kayıtta davacının hangi tarihte ve nasıl pay sahibi olduğu, devren mi yoksa, aslen mi pay sahibi olduğu belli değildir. Davacının devren pay sahibi olması halinde, hisse devreden kişinin kim olduğu, davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklığına ilişkin bu kaydın ortaklık durum belgesine göre yapılıp yapılmadığı belli olmadığı gibi, davacının davalı şirkete ait sermaye hesabı içinde pay sahibi olup olmadığı da belli değildir. Bununla birlikte davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği de belli bulunmamaktadır.    Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki ilişkinin davalı şirketin savunduğu şekilde bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek kar payı vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.<br>  Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ortaklar pay defterine göre davacının ortak olarak kayıtlı olduğu, buna göre davacının davalı şirketin ortağı olduğuna ilişkin tesbit yapılmış ise de, yapılan inceleme ve varılan sonuç yeterli değildir. Zira, davacının şirket ortağı olduğunun ispatı için pay defteri tek başına yeterli değildir. <br> Bu itibarla, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacının sahih bir şekilde davalı şirketin ortağı olup olmadığının tespiti için davalı şirketin tüm ticari defter ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelenerek davacıya hisse senedi verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacıya kar payı dağıtılıp dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve  bu  inceleme<br> sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacının ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacının şirket ortağı olduğunun belirlenmesi halinde bu durumda davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulması ve SPK raporu ile işbu raporda varılan tespitler de  incelendikten sonra sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir...\" şeklindedir. <br>Mahkememizce yargılama sırasında yürürlüğe giren 3332 sayılı Yasa'nın Geçici 4. maddesinin bu davamıza uygulanıp uygulanamayacağı araştırılmıştır. 3332 sayılı Yasa'nın Geçici 4. maddesi kapsamındaki şirketlerin sadece ... Holding A.Ş., ...Holding A.Ş. ve... Holding A.Ş. olması, bu davanın ise.... Holding A.Ş. ve yöneticileri ile çalışanlarına karşı açılması, ...Holding A.Ş.'nin 3332 sayılı Yasa'nın Geçici 4. maddesi kapsamındaki şirketlerden olmaması nedeniyle, bu davaya 3332 sayılı Yasa'nın Geçici 4. maddesinin uygulanamayacağı tespit edilmiştir. <br>Eldeki davada davacı, davalı ...Ş.'ye para yatırdığını, şirket yetkililerinin yurt dışında yatırılan paraların istenildiği an iade edileceği konusunda vaatlerde ve aldatıcı reklamlarda bulunduklarını, davalıların bu şirketin yöneticileri, denetçileri ve şirket namına para toplayanları olup, haklarındaki dolandırıcılıktan verilen ceza mahkumiyeti kararının kesinleştiğini beyan ederek, yatırılan paraların faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.<br>Davalıların bir kısmı tarafından zamanaşımı itirazında bulunduğu görülmüştür. Yargıtay 11. HD.nin 02/10/2014 gün ve 2013/13293 E. 2014/15076 K. sayılı emsal içtihadında da belirtildiği üzere, \"Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın istirdadı istemlerine ilişkin olup...  üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığıdır. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin  hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. <br>Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacılardan \"Ortaklık Durum Belgesi\" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacıların ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Burada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nın 235 ve HMK'nın 187/2 nci maddesi uyarınca herkesçe bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalıların faizin haram olduğu kavramından hareketle yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve .... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği, paraların geri alınmak istendiğinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağı yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacılara karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır.\" <br>Yukarıda yazılı Yargıtay emsal içtihadında da belirtildiği üzere, davalıların haksız fiil ve dolandırıcılık teşkil ettiği kesinleşen ceza mahkemesi ilamı ile sabit olan eylemleriyle, ... Holding A.Ş.'ye para yatıran kişileri yatırdıkları paraları istenildiği an geri alabilecekleri konusunda vaatlerde bulunup aldatarak, bir çok kişiden para toplamak suretiyle kendilerine haksız menfaat temin ettiklerinin iddia edilmesi karşısında zamanaşımı itirazının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil edeceği sonucuna varılarak zamanaşımı itirazları reddedilmiştir. <br>Bir kısım davalıların paranın yatırıldığı dönemde ilgili şirkette yönetici olmadıklarını beyan ederek davanın reddini talep etmiş iseler de, davalı şirketin ve davalı yöneticilerden bir kısmının taraf olduğu aynı dava konusuna ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin .... Esas, ... Karar sayılı 01/04/2014 tarihli kararında; \"...davacı delilleri arasında yer alan Konya .. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...E , ...K sayılı dosyasındaki 12 sanıktan 8 tanesi dosyamızın davalıları olup, ceza mahkemesince kamuoyunda geniş çapta yankı uyandıran tüm eylem ve işlemlerden sanıkların bilgilerinin olmamasının hayatın olağan akışına uygun bulunmaması gerekçesiyle sanıkların savunmalarına itibar edilmemiş, sanıkların şirket yöneticisi sıfatıyla birlikte hareket ederek, mağdurların hulus ve saffetinden istifade ile kendilerine haksız çıkar sağlamak suretiyle mağdurlara karşı nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri kabul edilerek ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmiştir.<br>Yargıtay 11. CD'nin 04.07.2007 tarih ...E, ...K sayılı ilamı ile de dosyamızın davalıları olan sanıkların yönetim kurulu üyesi veya şikayetçilerden para toplayan ve şirketin parasal işlemlerinde görevli oldukları kabul edilerek sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen cezanın onanmasına karar verilmiştir. Söz konusu ceza dosyasında suç tarihi Nisan 1998 ve sonrası olarak gösterilmiş, ceza davasına dayanak iddianamede ise suç tarihi 1998-1999 ve sonrası olarak  davacıdan para toplanan  tarihi de kapsar şekilde gösterilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, davalıların haksız fiiline dayanmış olup, ceza mahkemesi kararı ile de dava dilekçesinde iddia edilen eylemlerin doğruluğu sabit olduğuna göre eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Bu durumda,  davalıların mahkum oldukları ceza dosyası bu dosya içine getirtilerek, bu dosyada müşteki ve müdahil olan kişilerden hangi tarihlerde para toplandığı sanıkların hangi tarihlerde görevli oldukları incelenip dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediği...\"  hususlarının belirtildiği görülmüştür. <br>Mahkememizce Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasına ilişkin ilgili belge suretleri getirtilmiş olup, Konya .. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 23/11/2005 gün ve 2... E. ... K. sayılı ilamı ile,  dosyamızdaki bir kısım davalıların da yer aldığı ve dava dışı kişilerin de sanık olarak yargılandığı davada, suç tarihi olarak gösterilen 1998 yılı ve sonrasında ... Holding A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olan sanıkların şirket yöneticisi sıfatıyla da birlikte hareket ederek sermayeye ihtiyaçları olduğu beyanıyla, güçlü ve güvenilir şirket görüntüsü vererek bu görüntülerine inandırıcılık sağlamak açısından başlangıçta taahhütlerine uygun hareket ederek, yurt içi ve yurt dışındaki vatandaşlardan para toplayıp şirkete para akışını sağladıktan sonra vaad ve taahhütlerine uymayarak müşteki ve mağdurların hulus ve saffetlerinden istifade ile kendilerine haksız çıkar sağlamak suretiyle mağdurlara karşı nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri, bir kısım sanıkların şirket yönetim kurulu üyesi olmalarına rağmen, şirketin faaliyetlerinde görev almadıklarına ilişkin savunmalarının yönetim kurulunun tüm işlemlerinde imzalarının bulunmasına, kamuoyunda geniş çapta yankı uyandıran tüm ve bu eylem ve işlemlerden bilgilerinin olmamasının hayatın olağan akışına uygun uymamasına ve dosya kapsamına binaen itibaren şayan görülmediği, sanıkların şirket yöneticisi olup, eylemlerini bu sıfatlarıyla gerçekleştirmiş olmaları nedeniyle, eylemlerinin dolandırıcılık suçuna uyacağı gerekçesiyle sanıkların cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 11. CD'nin 04/07/2007 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamı ile onanmakla 04/07/2007 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. <br>Davalılardan ... yargılanmanın yenilenmesi talebinde bulunmuş ise de; talebi Konya .. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 11/10/2012 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamı ile reddedilmiş, verilen karar Yargıtay denetiminden geçerek 01/10/2013 tarihinde kesinleşmiştir.<br>Davalılardan ... ve ... tarafından da yargılanmanın yenilenmesi için dava açıldığı, açılan davanın Konya .. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... E. sırasına kaydedildiği, bu davanın halen derdest olduğu anlaşılmıştır. Bu davalılar hakkında Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen ceza mahkumiyeti kararının varlığı karşında, yargılamanın yenilenmesi talebine ilişkin davanın sonucunun beklenilmesi zorunlu görülmediğinden beklenilmesi talebi reddedilmiştir.<br>Dosyaya celp edilen ticari sicil kayıtlarında görüldüğü üzere davalıların tamamının para yatırlan dönemde ve sonrasında şirket yöneticisi ya da denetçisi oldukları veyahutta para toplama yetkisine haiz olarak tahsilat makbuzlarında isimlerinin görüldüğü, davalıların bir kısmı sonradan şirket yöneticisi veya denetçisi sıfatıyla davalı ...Ş.'de görev almış iseler de, kesinleşen ceza mahkemesi ilamı ile davalıların tamamının 1998 ve sonrası dolandırıcılık eyleminden dolayı sorumlu tutulup mahkumiyetlerine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi karşısında dava tarihi itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı BK'nun 53. maddesi gereğince, fiili illiyet bağına ilişkin ceza mahkemesi tespitinin hukuk hakimi açısından da bağlayıcı olacağı kanaatiyle bütün davalıların davacının yatırdığı bedelin iadesinden sorumlu oldukları kabul edilmiştir .<br>Öte yandan 6762 sayılı TTK'nun 337. maddesindeki, yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azaları, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecburdurlar. Aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak ederler, şeklindeki amir hüküm  ve yukarıda belirtilen benzer uyuşmazlığa ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... Esas, .... Karar sayılı 01/04/2014 tarihli kararı  karşısında o dönemlerde kamuoyuna yansıması ve geniş yankı uyandırması nedeniyle yolsuz olduğu belli olan işlemlerini denetçilere bildirmemeleri (bu konuda her hangi bir savunma ve delillerinin de bulunmaması) karşısında davalıların 6762 sayılı TTK'nun 337. maddesi gereğince de, davacıya karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları sonucuna varılmıştır. <br>Dosya kapsamına, yukarıda anılan mevzuat hükümlerine ve yargısal içtihatlara uygun olduğundan hükme esas alınan mali müşavir bilirkişi... tarafından düzenlenen raporda tespit edildiği üzere, davacının davalı şirkete yatırılan parasının 205.000,00 Alman Markı olduğu, bu miktarın EURO karşılığının 104.814,84 EURO olduğu, TL karşılığının ise, 245.214,32TL olduğu, davacı tarafından dosyaya sunulan beher değeri 0,50TL olan 1330 adet ... Holding A.Ş. hisse senedi nominal bedelinin 665,00TL olduğu, nominal bedellerin düşülmesinden sonra davacının talep edebileceği alacağın TL karşılığının 244.549,32TL olduğu anlaşılmıştır. <br>Her ne kadar bir kısım davalılar tarafından  Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2...esas sayılı dosyası sebebiyle derdestlik ve kesin hüküm itirazında bulunulmuş ise de, yukarıda izah edildiği üzere dava, kısmi dava olarak açıldığından ve davacı vekilinin yargılama sırasındaki yazılı ve sözlü açıklamalarında bahse konu dosyada talep edilen alacak hariç tutularak eldeki davanın açıldığı bildirildiğinden ve dava tarihinde geçerli HMK hükümlerine göre birden fazla kısmi dava açılması mümkün olduğundan davalıların derdestlik ve kesin hüküme yönelik itirazları kabule değer görülmemiştir. <br>Davalılardan ... hakkında aynı dava konusu ve sebebine dayalı olarak yabancı mahkemece verilen ilam,  Bolu . Asliye Hukuk Mahkemesinin... esas, ... karar sayılı ilamı ile tanıma ve tenfiz edildiğinden ve tanıma ve tenfizi yapılan ilamın dava tarihindeki TL karşılığı 100.463,07TL olduğundan bu miktara ilişkin olarak kesin hüküm dava şartı eksikliği nedeniyle davalı ... için davanın usulden reddi gerekmiştir. Diğer yandan bu ilamın infaz edilmek üzere icra takibine konulduğu görülmekle davalılardan alacak talebinde bulunurken tahsilde tekerrüre yol açmamak kayıt ve şartına hükümde yer vermek gerekmiştir...\" gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalılardan ...'ın sorumluluğu 144.076,25 TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla 6.000,00TL'si için dava tarihi olan 19/09/2012 tarihinden, 238.539,32TL'si için ıslah tarihi olan 28/03/2019 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte (Bolu .. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas, ... karar sayılı ilamı ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), 244.539,32TL'nin tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davalı ... yönünden davanın 100.463,07 TL'lik kısmının kesin hüküm dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı, davalı şirkete ve diğer sorumlularına ve yetkililerine verdiği para miktarının 121.737,917 Euro olup, kanunen bu paranın günün döviz kurlarına göre ayarlanarak davalılar tarafından yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğini, hükmedilen vekalet ücreti ile yasal faiz oranının hatalı olduğunu ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davacı vekili 17/11/2022 tarihli istinaf dilekçesi ile, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, müvekkilinin vermiş olduğu 237.627,00 Alman markının Euro’ya dönüştürülmesi neticesinde çıkan rakamın 121.860,96 Euro olduğunu ancak bilirkişi raporunda 104.814,84 Euro olarak belirtildiğini, mahkemece, müvekkiline ödemesi gereken %20 ve %25 faizin hükme esas alınmadığını, müvekkilinin davalılardan ...'a 01.01.2000 tarih ve ....sayılı makbuzun üzerinde yazılı hisse senedi numaraları 051 001, 039 506, 034 311 ve 001 833 sayılı hisse senetlerine tekabül eden 33.000 Alman markının bilirkişi raporunda dikkate alınmadığını ileri sürerek,  mahkemece hesaplama, faiz ve ... yönünden verilen kararın  usul ve yasaya aykırı olması nedeni ile kaldırılmasına karar verilmesini  talep etmiştir. <br>Davalılar ..., ..., ... vekili, mahkemece hangi davalının, davacıya karşı hukuken sorumlu olduğunu belirlemeksizin hüküm kurulduğunu, her bir davalının ayrı ayrı davacıya karşı sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının dava dilekçesinde paraları şirkete ödediğini beyan ettiğini, mahkemece paranın ödendiği tarihte şirketin hangi davalının idaresinde olduğunun araştırılması gerektiğini, davacının davasına dayanak Konya ..Ağır Ceza Mahkemesi'nin .... E.-... K. sayılı dosyasında müvekkilleri .... ve ...'nin yargılamanın iadesi talebinde bulunduğunu, taleplerinin kabul edildiğini ve yargılanmalarına Konya ..Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden devam edildiğini, mahkemece bu dosya beklenmeksizin hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, davacının... Holding A.Ş.'ye ortak olup olmadığı hususu  da araştırılmayarak eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalılar ... ile ... vekili, mahkemece ....'nin dava tarihinden önce vefat ettiğinin göz ardı edilerek hakkında hüküm kurulduğunu, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davanın dava açma şartları yerine getirilmeden açıldığını bu nedenle de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin bir dönem yönetimde olduğu şirketin büyük bir şirket olup, müvekkilinin şahsi sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkillerinin ceza davasında mahkumiyet kararı verilerek hapis yattığı iddiasının da gerçek dışı olduğunu, davacının hisse senedi alarak ortak olduğu şirketten istediği zaman çıkacağı, yüksek kar payları verileceği gibi bir vaadin söz konusu olmayıp bunun ve diğer iddiaların davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, şirketin usul ve esaslara uygun olarak faaliyette bulunduğunu  ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>Davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ... vekili, müvekkillerine, kendilerine ait olmayan adreslere tebligat çıkartılarak savunma haklarının kısıtlandığını, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 8.000,00 TL'nin tahsilini talep ettiğini, daha sonra bilirkişi raporu kapsamında talep miktarını yükselttiğini ancak 03/07/2019 celsede bu dilekçesinin yok sayılmasına karar verilmesini talep ettiğini, bu beyana rağmen mahkemece talepten fazla miktara hükmedildiğini, davacının da müvekkilleri gibi şirkete ortak olduğunu, davacının  kendisinden usulsüz bir şekilde para aldığını iddia etmişse de bu hususu ispatlar herhangi bir delil sunamadığını, müvekkillerinden ... ve ...'ün hiçbir zaman şirket yönetiminde veya diğer organlarında görev yapmadığını, şirketin SGK'lı çalışanları olduğunu, ..., ...'nin 31/12/1999 tarihinde olağanüstü genel kurul ile göreve geldiklerini ve 16/07/2000 tarihinde genel kurul ile ayrıldıklarını, kendilerinin sorumlu oldukları dönemde hiçbir şekilde para toplama faaliyeti olmadığını, hisse senetlerinin ilk sahiplerinin kendileri olmadığını, davacının şirket ortağı olduklarının şirket kayıtlarında geçtiğini, genel kurul tutanaklarında isimlerinin bulunduğunu, müvekkillerinin yönetimde olduğu dönemde bile yapılan işlemlerden yönetim kurulunun sorumlu tutulamayacağını, davacının hangi tarihte kime hangi belge ile para verdiğini ispat etmesi gerektiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ... vekili, mahkemece davalılardan ....'nin dava tarihinden önce vefat ettiğinin göz ardı edilerek hakkında hüküm kurulduğunu, zamanaşımı ve husumet itirazlarının bulunduğunu, mahkemece taleple bağlılık ilkesi ihlal edilerek hatalı ve eksik değerlendirme ile hüküm kurulduğunu, davacının davasını ispat edemediğini, müvekkili ile davacının iddia ettiği zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, kendisinin şirketin muhasebe kayıtlarını tutmak dışında bir bağının olmadığını, yöneticilik yapmadığını, davacıların para yatırdığı dönemde bile muhasebe kayıtlarının kendisi tarafından tutulmamış olabileceğini, kendisinin işinin muhasebe kaydı tutmakla sınırlı olduğunu, hisse senedi düzenlemek ya da para toplamak gibi bir işinin olmadığını, davacının  iddialarının gerçek dışı olduğunu ileri sürerek,  mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ...'nin mirasçıları ..., ..., ..., ..., ... vekili, mahkemece ....'nin dava tarihinden önce vefat ettiğinin göz ardı edilerek hakkında hüküm kurulduğunu, müvekkillerine hiçbir şekilde tebligat yapılmayarak sadece ve sadece gerekçeli karar tebliğ edilmek suretiyle yargılama aşamasına ilişkin tüm savunma haklarının ortadan kaldırıldığını ve icra tehdidi altında kaldıklarını, davanın müvekkilleri mirasçılara yöneltilmesinin mümkün olmadığını, pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, mahkemece davacının ortak olup olmadığına dair araştırma yapılmadığını, müteveffa ...’nin yöneticiliği dönemine ait yani davalı Holdingin kurulduğu 1995 yılından ayrıldığı 18.12.1999 tarihine kadar geçen sürede ne para kaybı ne yağmalama bulunmadığını, bu tarihler arasında işlenmeyen bir suç için müteveffa ...’nin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davalı ... yönünden kusurlu bir fiil ile davacının zarara uğradığına dair bir illiyet ortaya konulmadığını ve ispatlanamadığını, mahkemece gerekçede belirtilen Konya.. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında müvekkillerinin murisi ...'nin yargılanmadığını, anonim şirketlerde yöneticilerin ve ortakların şahsi sorumlulukları bulunmaması ve şirket ortaklarından alınan paraların şirket sermayesinde olup holding ve bağlı şirketlerin tasfiye sürecinde olmaları nedeniyle şirket hissedarı olan davacının hissesinin tasfiye payından ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti ile yatırılan paranın iadesi istemine ilişkindir. <br>İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen  kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.<br>Öncelikle, taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usuli hukuki ilişkinin sujesi olabilme yeteneğidir. Medeni (maddî) hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekil olan taraf ehliyetini haiz olup olunmadığı hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre belirlenir. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her gerçek (TMK md. 8) ve tüzel (TMK md. 46) kişi davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (HMK md. 50). Her gerçek kişi sağ doğmakla, yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahip olur. Tüzel kişiliğin ve buna bağlı olarak taraf ehliyetinin ne zaman kazanılacağı ise maddi hukuk normlarıyla belirlenir. Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmamaktadır.<br> Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun  114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere taraf ehliyeti dava şartlarındandır.<br>Bu kapsamda yapılan incelemede, davalılardan ...'nin dava tarihinden önce vefat etmiş olduğu anlaşılmakla, taraf ehliyeti dava şartı olup, mahkemece re'sen göz önüne alınması gerektiğinden, ölü kişiye karşı dava açılamayacağından, davalı ....'nin davada taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle  mahkemece işbu davalı hakkındaki davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken anılan husus nazara alınmaksızın karar verilmesi yerinde görülmemiştir.<br>Ayrıca, davanın, yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği zaman iade edileceği vaadi ile  para tahsil edildiği ancak, talep edilmesine rağmen paranın iade edilmediği iddiası ile ilk önce davacılar ... ve .... tarafından açıldığı ve davacı ...'un davalı şirkete 237.627,00 Alman Markı, davacı ....'un da 16.605,00 Alman Markı verdiklerini iddia ederek verilen paranın Türk Lirası karşılığı olan toplam 350.331,70 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ettikleri, yargılama devam ederken 26/10/2015 tarihli duruşmada mahkemece davacı ....'un davasının tefrikine karar verildiği ve  ayrı bir esasa kaydedildiği,<br> Davacı vekilinin 28/03/2019 tarihinde verdiği ıslah dilekçesinde dava dilekçelerinde belirtikleri 8.000,00 TL dava değerini 236.539,32 TL artırarak 244.539,32 TL'ne çıkardıkları,  ıslah edilen kısmın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte  davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ettiklerinin beyan edildiği, daha sonra ise,  03/07/2019 tarihli duruşmada; davanın adli yardımlı olduğunu hatırdan kaçırdığı ve dava dilekçesindeki 8.000,00 TL' lik harçtan söz edildiğinden davanın tam dava olduğunu da atladığı, ıslah dilekçesi adı altında dilekçe vermiş ise de bu dilekçenin yok sayılmasına karar verilmesini talep ettiğini beyan ettiği,<br>Mahkemece, 05/01/2022 tarihli celsede;  dava dilekçesinin talep sonucu bölümünün 1. maddesinde davanın 8.000,00 TL 'lik kısmi dava olduğu belirtildikten sonra 350.331,70 TL tam/toplam alacağı hüküm altına alınmasının talep edilmesi, davacı vekilinin dosyaya sunduğu 28/03/2019 tarihli ıslah dilekçesinde dava değerini arttırdıklarına ilişkin bildirimde bulunması ve akabinde 03/07/2019 tarihindeki celsede işbu davanın tam dava olduğunu belirtmesi karşısında davacının ve vekillerinin yazılı ve sözlü beyanları arasında talep sonucu bakımından çelişki bulunması nedeniyle; davanın tam dava mı, kısmi dava mı olduğunun, dava tam dava ise Konya ..Asliye Ticaret Mahkemesinin .... Esas sayılı dava dosyasında görülen davadaki talep haricindeki bölümün mü dava edildiğinin ve ayrıca, dava ilk açıldığında iki davacı üzerinden görülürken daha sonra davacılar yönünden dosyanın tefrik edilmesi nedeniyle iş bu dosya için dava açılırken hangi davacı için hangi miktarda (TL olarak)  alacak talebinin bulunduğunun bildirilmesi için davacı vekiline 1 ay kesin süre verilmesine, aksi halde talep sonucunu yeterince açık olmadığı hususunda bir değerlendirme yapılarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilebileceğinin ihtarına karar verildiği, verilen süre üzerine davacı vekili tarafından ibraz edilen  dilekçe ile  davalarının tam dava olmakla beraber Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... E. sayılı dava dosyasında görülen talep haricindeki bölümün dava edildiği, davalarının tam dava olduğu, davalarının tam dava olarak değerlendirilmesine karar verilmesi, mahkemece aksi kanaatte olunacak olur ise, ıslah dilekçelerine göre karar verilmesini talep ettikleri, davalarının iki davacı üzerinden açılmış olmakla, dosyaların tefrik edilmesi nedeni ile dava açılırken hangi davacı için hangi miktarda alacak talebinin bulunduğunu bildirmeleri için taraflarına süre verilmiş olmakla, işbu davada ... için dava değerinin 6.000 TL, tefrik edilen diğer dosyada ..... için dava dilekçesindeki talebin 2.000 TL olduğunun  beyan edildiği,<br> Mahkemece ise, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu ve ayrıca davacı vekilinin dosyaya sunduğu 28.3.2019 havale tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini artırdığı görüldüğünden ve kısmi olarak açılan davanın yargılama sırasında tam davaya dönüştürülemeyeceğinden, her ne kadar yargılama sırasında davacı vekilince çelişkili izahatlarda bulunulmuş ise de, dava dilekçesi esas alınarak ve dava dilekçesindeki anlatımla bağlı kalınarak davanın 6.000,00 TL'lik kısmi dava olarak açıldığı kabulünden hareketle hüküm tesisi cihetine gidilmiş ise de, 6100 sayılı HMK'nın 26. maddesinde ''Taleple Bağlılık İlkesi'' düzenlenmiş olup, anılan maddede de  ''1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. <br>(2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır. '' hükmü yer aldığından ve mahkemece taleple bağlı kalınarak inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken anılan ilke ve hüküm nazara alınmaksızın talebi aşar şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiştir. <br>İşin esasının incelenmesine gelince; Dava konusu zararlandırıcı eylemin meydana geldiği iddia edilen  tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesinde ''İdare meclisi azaları şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsan mesul olamazlar. Ancak aşağıda yazılı hallerde gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler.<br>    1. Hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması;<br>2. Dağıtılan ve ödenen karpaylarının hakiki olmaması;<br>    3. Kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların intizamsız bir surette tutulması;<br>4. Umumi heyetten çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi;<br>    5. Gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden veya ihmal neticesi olarak yapılmaması.<br>    Beş numaralı bentte yazılı vazifelerden birisi 319 uncu madde gereğince idare meclisi azalarından birine bırakılmışsa, mesuliyetin ancak ilgili azaya yükletilmesi lazım gelip o muameleden dolayı müteselsilen mesuliyet cari olmaz.'' hükmü,<br>Aynı Yasa'nın 337. maddesinde ''Yeni seçilen veya tayin olunan idare meclisi azaları, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecburdurlar.<br>Aksi halde seleflerinin mesuliyetlerine iştirak ederler.'' hükmü, <br>TTK'nın 338. maddesinde ''Yukarki maddeler gereğince müteselsil mesuliyeti mucibolan muamelelerde bir kusuru olmadığını ispat eden aza mesul olmaz; hususiyle bu muamelelere muhalif rey vermiş olup keyfiyeti müzakere zaptına yazdırmakla beraber murakıplara hemen yazılı olarak bildiren veyahut mazeretine binaen o muamelenin müzakeresinde hazır bulunmıyan aza dahi mesul değildir.'' hükmü,<br>TTK'nın 340. maddesinde ''Madde 340 - 336 ve 337 nci maddelerin hükümleri gereğince idare meclisi azalarına yükletilen mesuliyet hakkında 309 uncu madde hükmü de tatbik olunur.'' hükmü, <br><br>TTK'nın 342. maddesinde '' Şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumı heyet veya idare meclisi karariyle idare meclisi azasından veya ortaklardan olmıyan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esas aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez.'' hükmü,<br>TTK'nın 359. maddesinde ''Madde 359 - Murakıplar, kanun veya esas mukavele ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zararlardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen mesuldürler. Bu mesuliyet hakkında 309 ve 341 inci maddeler hükümleri tatbik olunur.'' hükmü, <br>TTK'nın 309. maddesinde ''Şirketin 305, 306, 307 ve 308 inci maddelerde yazılı fiillerle ızrar edilmesi halinde, bundan, dolayısiyle zarar gören pay sahipleri ve şirket alacaklılarının dava hakları vardır. Ancak, hükmolunacak tazminat şirkete verilir.<br>    Şirketin iflası halinde pay sahiplerinin ve şirket alacaklılarının haiz oldukları haklar iflas idaresine ait olur. Bu hususta İcra ve İflas Kanununun 245 inci maddesi hükmü caridir.<br>    Mesul olan kimselerin cümlesi aleyhinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir.<br>    Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur.'' hükmü,<br>TTK'nın 329. maddesinde ''Şirket, kendi hisse senetlerini temellük edemiyeceği gibi rehin olarak da kabul edemez. Bu senetlerin temellükü veya rehin alınması neticesini doğuran akitler hükümsüzdür. Şu kadar ki; aşağıda gösterilen akitler bu hükümden müstesnadır:<br>1. Hisse senetleri şirketin sermayesinin azaltılmasına dair bir karara dayanılarak devralınmışsa;<br>    2. Hisse senetleri şirketin kurulması veya esas sermayesinin çoğaltılması dolayısiyle vakı olan iştirak taahhüdünden başka bir sebepten doğan şirket alacaklarının ödenmesi maksadiyle devralınmışsa;<br>    3. Hisse senetleri bir mamelekin veya işletmenin borç ve alacaklariyle beraber temellük edilmesi neticesinde şirkete geçmişse;<br>    4. Hisse senetlerinin devir veya rehin alınması keyfiyeti esas mukaveleye göre şirket konusuna giren muamelelerden ise;<br>    5. Hisse senetleri idare meclisi azaları, müdürler ve memurlar tarafından kendilerine bu sıfatla düşen mükellefiyetlere karşı rehin olarak yatırılmış ise;<br> 6. Temellük ivazsız ise.<br>    Devralınan hisse senetleri, 1 numaralı bentte yazılı halde derhal imha edilir ve bu hususta tutulan zabıt ticaret siciline verilir. Diğer hallerde bu senetler ilk fırsatta tekrar elden çıkarılır.<br>    Bu muameleler yıllık raporda gösterilir. Şirketçe devralınan payların umumi heyette temsili caiz değildir.'' hükmü,<br>Ve TTK'nın 405. maddesinde de''Pay sahibi, hisse senetlerinin çıkarılması sırasında tayin olunan ve hisse senetlerinin itibari kıymetine müsavi veya ondan yüksek olan pay bedelinden fazla bir şey ödemeye esas mukavele ile dahi mecbur tutulamaz.<br>    Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istiyemezler; tasfiye payına mütaallik hakları mahfuzdur.<br>    Hisse senetlerinin devri şirketin muvafakatine bağlı olan hallerde esas mukavele hissedarlara esas sermayeye iştirak borcundan başka muayyen zamanlarda tekerrür eden mevzuu para olmıyan edalarda bulunmak mükellefiyetini de yükleyebilir. Bu mükellefiyetlerin mahiyet ve şümulü hisse senetlerine ve ilmuhaberlere yazılır. Bu gibi tali mükellefiyetler hakkında esas mukavele ile cezai şart kabul edilebilir.'' hükümleri yer almaktadır.<br>Yukarıda anılan kanun maddeleri kapsamında somut olaya gelindiğinde ise; Davacı tarafça, davalı şirkette geçerli bir ortaklık ilişkisinin  bulunmadığı iddia edildiğinden, davacının davalı şirkette sahih bir ortaklığının bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir.<br>Zira, Yargıtay 11. HD'nin.... E-.... K. sayılı ilamında da ''...  Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı ,davalı tarafça yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile kendisinden para tahsil edildiğini ancak, bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini iddia etmiş, davalı şirket ise davacı ile aralarında ortaklık ilişkisi kurulduğunu savunmuş, mahkemece ise, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.<br>Gerçekten de 6762 sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Sermaye artırımlarında, yeniden ihraç edilecek payların taliplilerine “primli” olarak tahsis edilmesi mümkündür. Bunun için de, prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesi uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi ve  anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Anonim şirketlerde hisse sahibi olmanın iki yolu vardır, bunlar aslen veya devren pay sahibi olunmasıdır. Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda ya da sermaye artırımında sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır. Davalı tarafından davacının şirket ortağı olduğu iddia edilerek şirket pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisi dosyaya sunulmuş ise de, bu kayıtta davacının hangi tarihte ve nasıl pay sahibi olduğu, devren mi yoksa, aslen mi pay sahibi olduğu belli değildir. Davacının devren pay sahibi olması halinde, hisse devreden kişinin kim olduğu, davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklığına ilişkin bu kaydın ortaklık durum belgesine göre yapılıp yapılmadığı belli olmadığı gibi, davacının davalı şirkete ait sermaye hesabı içinde pay sahibi olup olmadığı da belli değildir. Bununla birlikte davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği de belli bulunmamaktadır.<br>Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki ilişkinin davalı şirketin savunduğu şekilde bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek kar payı vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.<br>  Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ortaklar pay defterine göre davacının ortak olarak kayıtlı olduğu, buna göre davacının davalı şirketin ortağı olduğuna ilişkin tesbit yapılmış ise de, yapılan inceleme ve varılan sonuç yeterli değildir. Zira, davacının şirket ortağı olduğunun ispatı için pay defteri tek başına yeterli değildir. <br>Bu itibarla, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacının sahih bir şekilde davalı şirketin ortağı olup olmadığının tespiti için davalı şirketin tüm ticari defter ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelenerek davacıya hisse senedi verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacıya kar payı dağıtılıp dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve  bu  inceleme  sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacının ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacının şirket ortağı olduğunun belirlenmesi halinde bu durumda davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulması ve SPK raporu ile işbu raporda varılan tespitler de  incelendikten sonra sonucuna göre bir karar vermek gerekirken...'' belirtilmiş olup, somut uyuşmazlık yönünden de bu kapsamda bir inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği gibi,<br> Husumet itirazında bulunan davalılar yönünden de bu kapsamda bir  inceleme ve değerlendirme yapılması gerekmektedir.<br>Zira, taraf sıfatı, bir başka ifadeyle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini; davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti; davalı sıfatı da pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyorsa o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının belirlenmesinde olduğu gibi maddi hukuka göre tespit edilir. <br>Sıfat, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esası incelendikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Diğer bir ifadeyle bir davada taraflardan birinin, aktif ya da pasif husumet ehliyetinin (davacı veya davalı sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık uyuşmazlığın esastan çözülmesine geçilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen ilk itiraz ya da davalı tarafından ortaya konulması gereken def’i niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur (Hukuk Genel Kurulu'nun 02.11.2022 tarihli ve 2020/(15)6-609 Esas,  2022/1424 Karar sayılı kararı).  <br>Her ne kadar mahkemece,  dosyaya celp edilen ticari sicil kayıtlarında görüldüğü üzere davalıların tamamının para yatırılan dönemde ve sonrasında şirket yöneticisi ya da denetçisi oldukları veyahutta para toplama yetkisine haiz olarak tahsilat makbuzlarında isimlerinin görüldüğü, davalıların bir kısmı sonradan şirket yöneticisi veya denetçisi sıfatıyla davalı ...Ş.'de görev almış iseler de, kesinleşen ceza mahkemesi ilamı ile davalıların tamamının 1998 ve sonrası dolandırıcılık eyleminden dolayı sorumlu tutulup mahkumiyetlerine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi karşısında dava tarihi itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı BK'nun 53. maddesi gereğince, fiili illiyet bağına ilişkin ceza mahkemesi tespitinin hukuk hakimi açısından da bağlayıcı olacağı gerekçesiyle tüm davalıların davacının yatırdığı bedelin iadesinden sorumlu olduklarından bahisle hüküm tesisi cihetine gidilmiş ise de,  Konya ..Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas-... Karar sayılı dosyasında yargılanıp ceza alan sanık sayısı ile  eldeki davada davalı sayısının farklı olduğu yani, gerçek kişi tüm davalıların  ceza mahkemesi dosyasında sanık olarak yer almadıkları nazara alınmaksızın karar verilmesi  doğru olmadığı gibi,   davalılardan ... ve ... tarafından Konya ..Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas-... Karar sayılı kararına ilişkin yargılamanın yenilenmesi talep edilmiş olmakla, yargılamanın yenilenmesi talebi sonucunda verilen kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiği zira, Konya .. ATM'nin ... E-...K. dosyasında anılan davalılar hakkında verilen kararın da Yargıtay 11. HD'nin ... E-... K. sayılı ilamı ile, Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...E-... K. sayılı dosyasından yargılamanın iadesi talebinde bulunulduğu ve mahkemece sanıklar ... ve ...'nin talebi kabul edilerek 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraatlerine karar verildiği ancak, kararın kesinleşmediğinin anlaşıldığı, 6098 sayılı TBK'nın 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesince saptanan maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olduğu gözetilerek yargılamanın iadesi ceza davası kararının kesinleşmesi beklenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği de anlaşılmakla, anılan davalılar hakkında Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen ceza mahkumiyeti kararının varlığı karşısında yargılamanın yenilenmesi talebine ilişkin davanın sonucunun beklenilmesi zorunlu görülmediğinden bahisle bekletici mesele talebinin reddine karar verilmesi de yerinde görülmemiştir. <br>Yine mahkemece, belirtilen  gerekçe ile tüm davalıların davacının yatırdığı bedelin iadesinden sorumlu olduğu kabul edilmiş ise de, yukarıda belirtilen husumet itirazı kapsamında, mahkemece öncelikle davalı şirketin kuruluşundan itibaren tüm sicil kayıtları ile  davalıların davalı şirkette görev yaptıkları dönemler ile yaptıkları göreve ilişkin belgeler getirtilerek,  dava konusu  eylem nedeniyle  her bir davalı yönünden sorumluluğu  bulunup bulunmadığı ve var ise sorumlu olduğu  miktarın ne olduğu, zarar iddiası ile davalıların eylemi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususlarında  inceleme ve değerlendirme yapılması ile  ibra savunmasında bulunan davalılar yönünden de, işbu savunma üzerinde durularak, zarara yol açan işlem ve eylemler genel kurulda tüm açıklıkla ve ayrıntılarıyla açıklanıp irdelenmişse yapılan ibranın gerçek anlamda borçtan kurtarma ve aklama niteliği taşıdığı,  genel kurulda yapılan ibranın aklanma sonucunu doğurabilmesi için davada ileri sürülen hususların tartışılması ve buna rağmen ibra kararı alınmış olması gerektiği, bu nedenle, ibra savunmasında bulunan davalıların sorumluluklarına konu eylemler nedeniyle, bu eylemlerden sonra yapılan genel kurullarda ibra edilip edilmediği, genel kurullarda değerlendirilip tartışılmak suretiyle ibra kararının verilip verilmediğinin tespit edilmesi, böylece ibranın işbu davaya etkisi değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken anılan hususta herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmaması da yerinde görülmemiştir. <br>Ayrıca, bir kısım davalılar tarafından zamanaşımı def'inde de bulunulduğu anlaşılmakla, zamanaşımı def'inin de değerlendirilmesi gerekmektedir.  <br>Her ne kadar mahkemece,  bir kısım davalıların zamanaşımı def'inde bulundukları belirtildikten sonra Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02/10/2014 tarih, .... Esas-.... Karar sayılı ilamı esas alınarak, davalıların haksız fiil ve dolandırıcılık teşkil ettiği kesinleşen ceza mahkemesi ilamı ile sabit olan eylemleriyle, .... Holding A.Ş.'ne para yatıran kişileri yatırdıkları paraları istenildiği an geri alabilecekleri konusunda vaatlerde bulunup aldatarak, birçok kişiden para toplamak suretiyle kendilerine haksız menfaat temin ettiklerinin iddia edilmesi karşısında zamanaşımı itirazının hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceği sonucuna varılarak zamanaşımı itirazlarının reddedildiği belirtilmiş ise de,<br> Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 10/07/2023 tarih .... Esas .... Karar sayılı ilamında \"... Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı,  C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.<br><br>Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65).<br>Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.) <br>818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.<br>Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem  zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki  husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.<br> 818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, Ayşe: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.)<br> Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve  failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.<br> 818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.<br> Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.<br>Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)<br>Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği  tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).<br>Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir....\" hususları belirtilmiş olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince  içtihat değişikliğine de gidilmiş olmakla,  mahkemenin zamanaşımı def'inin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna yönelik gerekçesi de yerinde görülmemiştir.<br>Bu durum karşısında, mahkemece davalılar tarafından süresinde ve usulüne uygun zamanaşımı def'inde bulunulup  bulunulmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yazılı gerekçe ile zamanaşımı def'inin reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. <br>Öte yandan, bazı davalılar tarafından derdestlik ve kesin hüküm itirazında da bulunulmakla, dava şartı olan ve re'sen nazara alınması gereken bu hususta da bildirilen tüm hukuk  dava dosyaları  getirtilerek  inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken anılan hususta sınırlı bir inceleme yapılması yerinde olmadığı gibi, davacının açılan bazı hukuk ve ceza dava dosyalarına ikrar mahiyetinde beyanlarının bulunduğu da savunulduğundan, ikrar da kesin delil niteliğinde olduğundan işbu savunma kapsamında değerlendirme yapılmaması da yerinde olmamıştır. <br> Yine, 6100 sayılı HMK’nun 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. Bu hak adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içermektedir.<br>Adil yargılanma hakkı da Anayasanın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. <br>Bu kapsamda,  davalılardan ... ve .... vekili tarafından, müvekkillerine dava dilekçesi, bilirkişi raporları, ıslah dilekçesi gibi evrakların usulüne uygun tebliğ edilmediği, müvekkillerinin kendilerine ait olmayan adreslere tebligat yapılarak savunma haklarının kısıtlandığı ileri sürülmüş olmakla, anılan davalılara dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği ve bu itibarla, taraf teşkilinin usulüne uygun sağlanıp sağlanmadığı hususu ile davalıların hukuki dinlenilme ve savunma haklarının ihlal edilip edilmediği hususlarında inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.<br>Bu durum karşısında, mahkemece yapılan yargılama sırasında bilirkişi incelemesi yaptırılarak benimsenen bilirkişi raporu uyarınca yazılı gerekçe ile hüküm tesisi cihetine gidilmiş ise de, alınan bilirkişi  raporlarının   somut uyuşmazlıkta göz önünde bulundurulması  gereken ve yukarıda belirtilen hususlarda inceleme ve değerlendirme içermediğinden hükme esas teşkil edebilecek mahiyet ve yeterlilikte bulunmadığı gibi, bilirkişi raporuna itirazların da değerlendirilmediği anlaşılmakla, davalı şirketin kuruluşundan itibaren tüm kayıtları, genel kurul tutanakları, hazirun cetvelleri getirtilerek, şirket kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak, taraf iddia ve savunmaları kapsamında, aralarında şirketler hukuku alanında uzman bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi heyetinden, bilirkişi raporuna itirazları da karşılayan yeni bir bilirkişi raporu alınarak aynı zamanda, taraflarca delil olarak dayanılan tüm hukuk ve ceza dava dosyaları getirtilerek, tarafları, konusu ve verilen kararlar uyarınca işbu dava konusu uyuşmazlığa etkisi de değerlendirilerek ve özellikle, davalıların  zamanaşımı, hak düşürücü süre, kesin hüküm, derdestlik, husumet def'i ve itirazları hususunda inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı ilk derece mahkemesi kararının  istinaf talebinde bulunan davalılar ..., ..., ... vekili, davalılar ..., ... vekili, davalılar ... vd.vekili, davalı ... vekili ile davalı .... mirasçıları vekilinin istinaf başvuru taleplerinin kabulü ile HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, kararın kaldırılma sebebine göre, davacı tarafça ileri sürülen  istinaf istemlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi  yukarıda  açıklandığı üzere;<br>1-Davalılar ..., ..., ... vekili, davalılar ..., ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vekili ile davalı .... mirasçıları vekilinin istinaf taleplerinin KABULÜ ile; Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/06/2022 tarih, ... Esas- ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,<br>2- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3- Davacı taraf  adli yardımdan yararlandığından  harç ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, <br>4- İstinaf başvurusunda bulunan mirasçı ... tarafından yatırılan 4.176,12 TL istinaf karar harcının talep halinde mirasçı ...'ye iadesine, <br>5- İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... tarafından yatırılan 2.460,47 TL istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'a iadesine, <br>6- İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... tarafından yatırılan 4.176,13 TL istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'na iadesine, <br>7- İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... tarafından yatırılan 4.176,13 TL istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'ye iadesine, <br>8- İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... tarafından yatırılan 4.176,13 TL istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'a iadesine, <br>9- İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... tarafından yatırılan 4.176,13 TL istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'e iadesine, <br>10- İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... tarafından yatırılan 4.176,13 TL istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'e iadesine, <br>11- İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... tarafından yatırılan 50.113,44 TL istinaf karar harcının talep halinde davalı ...'e iadesine, <br>12- İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, <br>13- İstinaf başvurusunda bulunanlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>14- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4 maddesi gereğince kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/06/2024 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.<br><br><br>     Başkan ...                 Üye ...                        Üye ...                   Katip ...<br>         e-imzalıdır                    e-imzalıdır                         e-imzalıdır                      e-imzalıdır<br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ee5ee108d02f1033","SID":"160fa57e40e50461"}}