{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/88 <br>KARAR NO: 2024/906<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/02/2020<br>NUMARASI: 2016/1185 Esas -  2020/72 Karar<br>DAVA: Alacak<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/06/2024<br>Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın reddine karşı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>ASIL DAVA<br>DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili, davalı ...'un 21/12/1994 tarihinde %15 hisse alarak davacı şirkete ortak olduğunu, ayrıca 22/01/2014 tarihine kadar da müvekkili şirkette müdürlük sıfatına haiz olduğunu; davalıya müvekkili şirket tarafından 2008 yılından itibaren mühtelif tarihlerde borç verilmek suretiyle ödemeler yapıldığını; bu borçların şirket kayıtlarına işlendiğini, davalının tüm ihtarlara rağmen müvekkili şirkete olan borcunu ödemediğini; şirkete 403.332,04 TL borçlu bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından davalıya 2008 ile 2013 yılları arasında tüketim ödüncü olarak yapılan bu ödemelerin şirket defter ve kayıtlarına şirket alacağı olarak kaydedildiğini; davalının o tarihte yönetici olması nedeniyle şirket kayıtlarını bizzat kabul ettiğini, öyle ki şirketin bilanço ve gelir tablolarını ortaklar genel kurul toplantılarında görüşüldüğünü, bu tablolarda davalının borçlarının \"borç\" olarak yazılı olduğunu ve bu genel kurul toplantıları altında da davalının imzalarının bulunduğunu; davacı şirketin 22/01/2014 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul toplantısında, şirketin alacaklarının, borçlarının tespiti yönünden özel denetim şirketi görevlendirilmesinin kararlaştırıldığını; \"... Mali Müşavirlik AŞ\" tarafından düzenlenen 05/12/2014 tarihli özel denetim raporuna göre de, müvekkili şirketin davalıdan alacaklı bulunduğunu; alacak tutarının 358.346,96 TL olarak tespit edildiğini; ayrıca davalının 30/04/2013 tarihinde ortaklar genel kurul kararı ile bilanço ve gelir tablolarını onaylayarak borcunu kabul etmiş olduğunu, bu şekilde sayılması gerektiğini; davalının 12/01/2012 tarihinde müvekkili şirkete 225.000,00 TL tutarında ödeme yaptığını ve bu ödeme müvekkili şirket tarafından \"...\" olarak kayda girdiğini; bununda davalının şirkete borçlu olduğunu kabul ettiği anlamına geldiğini; ortada hiçbir hukuki sebebi yokken müvekkili şirketin 225.000,00 TL ödemesinin başkaca bir açıklamasının bulunamayacağını; 16/06/2015 tarihinde Kadıköy ... Noterliğinden ... yevmiye numaralı ihtarnameyi keşide ederek davalıdan 403.332,04 TL alacaklarını talep ettiklerini; 6 haftalık süre verdiklerini ancak sürenin geçmesine rağmen hiç bir sonuç alamadıklarını belirterek bu miktarın 31/07/2015 olan dava tarihine kadar işlemiş 54.113,71 TL avans temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, dava tarihinden itibaren de alacaklarına avans faizi işletilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Davalı vekili, davalının davacı şirketin %15 hissedarı olduğunu, uzun yıllar müdürlük görevini üstlendiğini, şirketçe azledildiği 2014 yılı Ocak ayına kadar bu görevi yürüttüğünü; müdürlük görevi nedeniyle müvekkiline davacı şirket tarafından yıllardır her ay periyodik maaş ödendiğini; söz konusu bu ödemelerin ücret ve prim olarak yapıldığını, bunun davacı şirketçe bilindiğini ancak kötü niyetli olarak davacı şirketin hakim ortağı olan ...'nun talimatı ile kayıtlarda ücret ve prim olarak gösterilmediğini; bunun nedeninin ücret ödemeleri ile ilgili olursa ödenmesi gereken gelir vergisi kesintisinin ödenmesinden kaçınmak olduğunu; müvekkiline yapılan maaş ödemesi ve prim ödemelerinin bu nedenle borç olarak kayıtlara yansıtıldığını; davanın haksız olduğunu, iadesi istenen bedellerin borç değil, müvekkilinin müdür olarak çalışmasından kaynaklanan maaş ve prim alacakları olduğunu belirterek açıklanan nedenlerle asıl dava ile ilgili olarak öncelikle zamanaşımı itirazlarının dikkate alınarak davanın reddine, esas ilişkin talepleri  dikkate alınarak haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>KARŞI DAVA;<br>DAVA; Karşı davacı vekili cevap dilekçesinde özetle müvekkiline yapılan ücret ödemelerinin 2012 Yılı haziran ayından itibaren kesildiğini ve müvekkilinin müdürlük görevinden azledilmiş olduğu 22.01.2014 tarihine kadar müvekkiline hiçbir ödeme yapılmadığını, bu itibarla müvekkilinin 1 Temmuz 2012-22 Ocak 2014 tarihleri arasındaki dönem için aylık 12.000 TL net ücret üzerinden davacı-karşı davalı şirketten ücret alacağı bulunduğunu, davacı-karşı davalı şirket tarafından bu ücretine mahsuben müvekkiline 28.08.2012 tarihinde 50.000 TL tutarında ödeme yapılmış olmakla fazlaya ilişkin hesap hatalarından doğan hakların saklı kalmak kaydıyla belirtilen dönem için müvekkilinin davacı-karşı davalı şirketten 174.800 TL tutarında ücret alacağının bulunduğunu beyanlafazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 174.800 TL tutarındaki ücret alacağının 22.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davacı- karşı davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı-karşı davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP; Davacı vekili karşı davaya cevap dilekçesinde özetle , karşı davacının, 1 temmuz 2012 - 22 ocak 2014 dönemleri arasında müvekkili şirketten aylık 12.000 TL net ücret üzerinden ücret alacağı olduğuna yönelik iddianın  gerçek dışı olduğunu, karşı davacı iddiasının aksine, müdür olduğu dönemde kendisine karşı herhangi bir ücret ödemesi yapılmadığını,  söz konusu dönemlerde kendisi de tek İmza ile temsil ve ilzama yetkili müdür olarak kendisine yönelik herhangi bir hizmet ücreti içermeyen müvekkil şirket bilanço ve gelir tablolarını ortaklar genel kurulu toplantılarında bizzat kabul ettiğini, karşı davacı periyodik olarak kendisine ücret ödemesi yapıldığını iddia etse de müvekkil şirket kayıtlarında kendisine ücret ödemesi olarak yapılan herhangi bir ödemenin mevcut olmadığını , zira müvekkil şirkette genel kurulun tasarrufu ile söz konusu dönemde müdürlere zaten ücret ödenmemesine karar verildiğini, eğer iddia edildiği gibi kendisine ücret ödemesi yapılırken söz konusu dönemlerde ücret ödemesi durdurulmuş ise niçin herhangi bir müdahalede bulunmadığını, karşı davacının azledildiği tarih olan 22 Ocak 2014 tarihine dek Müvekkil Şirketi tek imzası ile temsil ve ilzama yetkili müdür iken, hiçbir şekilde ücret alacağı olduğunu ileri sürmediği gibi aksine, Müvekkil Şirketin kendisine ve diğer müdüre de herhangi bir ücret ödemesi yapılmadığını, karşı davacının, huzurdaki karşı davası ile müvekkil şirketin ortaklar cari hesabından başkaca ödünç paralar olduğunu ikrar ettiğini beyanla karşı dava yönünden davacı tarafın haksız davalının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Davalının müdür olarak çalıştığı ve davaya konu olan ödemelerin yapıldığı 2008 - 2012 yılları arasındaki dönemde her ay düzenli olarak ve aynı miktarlarla yapılan ödemelerin esasen davalıya müdürlük maaşı ve prim ödemesi olarak verildiği; bunun borç olarak verildiğinin kabul edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu; şirketin ortağı ve müdürü olan bir şahsa her ay hep aynı miktarlarla düzenli ve periyodik olarak borç verilmesinin mümkün olmadığı; bunun şirket kayıtlarına \"tüketim borcu\" olarak kayıtlanmasının vergiden kaçınmak amacıyla yapıldığı; bu nedenle geri istenmesinin mümkün olmadığı, buna ilişkin talebin yerinde olmadığı; Ocak 2008 yılında, davalının henüz yeni müdür olduğunda verilen 175.000,00 E karşılığı 296.240,00 TL'nin maaş olamayacağı çünkü davalının müdürlük sıfatının yeni başladığı ancak bunun şirket kayıtlarına \"kar payı ödemesi\" olarak kaydedildiği; yapılan 13100200 hesabın, 14/01/2008 tarihinde 75 nolu yevmiye maddesi ile ödendiğinin tespit edildiği, bu hesapta dönem sonları ile yapılan kur farkı değerlendirmeleri ile 401.471,76 TL'ye ulaşılan tutarın 28/06/2011 tarihinde 60111 sayılı kanunun 11/2 maddesi ile af kapsamına giren ortak alacakları kayıtlarından tenzil edilerek davacı şirketin kayıtları da sıfırlandığı; davalı ...'un aylık 12.000,00 TL hesabı  ile 01/07/2012 tarihinden 22/01/2014 tarihi aralığında 18 ay 21 günlük dönemde 224.400,00 TL maaşından davalıya ödenen 50.000,00 TL tenzil edildiğinde davalı karşı davacının ödenmemiş 174.400,00 TL maaş alacağının bulunduğu; bilirkişi raporunda yer alan 13100201 - ... hesabına 2011 yılının 2. Ayında 4 seferde ödenen 135.000,00 TL'nin bundan mahsubu gerektiği; zira bu bedelin maaş ve prim alacağının dışında bir miktardan alındığına dair bir kaydın bulunmadığı; bu miktarın ödenmediği konusunda davacının da bir itirazının bulunmadığı, farklı itirazlarının bulunduğu nazara alınarak, 135.000,00 TL'nin mahsubu ile davalı - karşı davacının 01/07/2012 - 24/01/2014 tarihleri arasındaki müdürlük görevinden dolayı alacağının 39.800,00 TL olacağı belirlenmiş; bu nedenle davacı tarafından açılan kök davanın reddine, karşı davacı tarafından açılan davanın ise 39.800,00 TL yönünden kabulüne\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı- karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından tesis olunan, haklı davalarının reddine ilişkin kararın, somut ihtilafta mevcut hukuki ve maddi koşullar nazara alınmaksızın, eksik değerlendirme ve hatalı hukuki nitelendirmeler sonucu verilmiş bir karar olduğunu, müvekkili Şirket kayıtları ile sabit ve tespit edilebileceği üzere davalının müvekkili şirkete 403.332,04 TL borcu bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından davalıya 2008-2013 yılları arasında tüketim ödüncü (karz) niteliğinde olan çeşitli ödemeler yapıldığını, bu ödemelerin müvekkili şirket defter ve kayıtlarına şirketin alacağı olarak kaydedildiğini, davalının da borcunu bizzat kabul ettiğini, aynı zamanda şirket ortağı olan davalı, müvekkili şirketin  bilanço  ve  gelir  tablolarını  ortaklar  genel kurul toplantılarında hiçbir itiraz ileri sürmeksizin kabul ettiğini, davalının müvekkili şirkete borçlu olduğunun, özel denetim raporunda da tespit edildiğini, bu özel denetim raporundaki tespitler Mahkeme tarafından göz ardı edilerek eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davalının, müvekkili şirkete olan borcunun varlığını, sebebini ve tutarını ikrar ettiğini, bu kabul iradesinin, davalının da imzası olan şirket kararlarına ve hesaplarına açık bir şekilde yansıdığını, bilanço ve gelir tablolarının kabulü yönünde oy kullanan davalının bu bilançoda “borç” olarak görünen tutarların gerçekten de “borç” olduğu yönündeki iradesini ortaya koyduğunu, davalının müvekkil şirkete yapmış olduğu  kısmi ödemenin davalıya verilen borç sebebiyle müvekkil şirkete borçlu olduğunu kabul ettiğinin açık göstergesi olduğunu, gerek doktrinde gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları ile kısmi ifanın borç ikrarı niteliği taşıdığını, Mahkeme kararında, kesin delil niteliği taşıyan söz konusu belgelerin hiçbir şekilde dikkate alınmadığını  kararın gerekçesinde bu konuların hiçbirini tartışmadan eksik ve hatalı incelemeyle hüküm kurduğunu, karşı davaya ilişkin olarak müvekkili şirketin bu yönde herhangi bir genel kurul kararı olmamasına rağmen davalı- karşı davacının 1 Temmuz 2012 – 22 Ocak 2014 dönemleri arasında müvekkili şirketten aylık 12.000 TL net ücret üzerinden ücret alacağı olduğu yönünde hatalı hüküm tesis edildiğini, davalının, azledildiği tarih olan 22 Ocak 2014 tarihine dek kendisine yapılan ödemelerin dava dışı ...’nun talimatlarıyla ücret ve prim olarak gösterilmemesine  niçin herhangi bir müdahalede bulunmadığının anlaşılamadığını, söz konusu kararın, şirketler hukukunun temel kurallarına ve TTK Madde 616’ya açıkça aykırılık teşkil ettiğini, Mahkeme’nin müvekkili şirketin davalıya yaptığı ödemelerin şirket kayıtlarında, vergiden kaçınmak amacıyla ücret ve prim ödemesi olarak yer almayıp borç olarak kaydedildiği yönündeki hükmünün, tamamen gerçeği yok saymakta, olmayan bir durumu ise var saymakta olup tahmine dayalı, gerekçeden yoksun ve hatalı bir karar olduğunu, istinaf başvuru taleplerinin kabulü ile kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak, davanın kabulüne, karşı davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı - karşı davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı - karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davacı şirket tarafından, şirket ortağı olan müvekkiline muhtelif tarihlerde borç verilmek suretiyle ödemeler yapıldığı iddiası ile müvekkili şirket aleyhine açılan asıl davada 403.332,04 TL tutarında alacak talep edildiğini , taraflarınca açılan karşı davada ise müvekkilinin 174.800 TL tutarındaki ödenmeyen ücret alacağının tahsili talep edildiğini , Mahkeme asıl davanın reddine, karşı davanın ise 39.800 TL için kabulüne, fazlaya dair talebin reddine karar verdiğini, karşı davada verilen “fazlaya (39.800 TL’nin üzerindeki alacak talebinin) dair karşı davaya ilişkin talebin reddine” dair karar dosya kapsamındaki delillere ve hukuka aykırı olmakla kaldırılması ve karşı davanın tamamen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Mahkemenin istinafa konu kararını bilirkişi kurulundan aldığı kök ve ek raporlara dayandırdığını, dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarında yapılan hesaplama sonucu müvekkilinin 01.07.2012 - 22.01.2014 tarihleri arasındaki dönemdeki ücret alacağı karşı davadaki talepleri gibi 174.800 TL olarak tespit edildiğini  09.10.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda, konu ile ilgili herhangi bir görüş beyan edilmemiş olmakla birlikte, müvekkiline 25.07.2011- 23.11.2011 tarihlerinde yapılan ve toplamı 135.000 TL olan ödemenin ücrete mahsuben yapılmış olması kanaatine varılması haline göre ayrıca hesaplama yapıldığını  ve bu şekilde yapılan hesaplama sonucu müvekkilinin alacağının 39.800 TL olarak hesaplandığını , Mahkemenin de bu hesaplama şekline göre kararını oluşturduğunu, bu mahsup işleminin gerçeklere uygun olmadığını, müvekkilinin hesabında yapılan düzeltmeden sonra müvekkilinin borcu her biri 30.000 TL tutarındaki 5 ödemeden oluşan 150.000 TL olup, müvekkili bu tarihten sonra 75.000 TL daha borç aldığını  ve böylece borç tutarının 225.000 TL’ye ulaştığını , bu borcunun tamamını da 12.01.2012’de ödediğini, bilirkişi kurulunun, ek raporda yapmış olduğu hesaplamalarda belirtilen şekilde hataya düştüğü ve 6111 sayılı kanun kapsamında hesapta yaptığı düzeltmeden sonra müvekkilinin borcunu 225.000 TL olarak esas aldığı için müvekkiline 25.07.2011- 23.11.2011 tarihleri arasında borç vermek amacıyla ödenmiş olan 75.000 TL borç verme sebebiyle değil, 60.000 TL tutarındaki ödemenin  borç olarak müvekkiline yapıldığına ilişkin somut bir delil ortaya koymadığı için kökleşmiş Yargıtay içtihatları gereği bu ödemenin  borç ödeme amacıyla yapılan ödeme olarak kabul edilmesi gerekmekle bu tutarın  müvekkilinin ücret alacaklarından mahsup edilmesinin mümkün olmadığını, bu sebeplerle, müvekkilinin ücret alacağı 174.800 TL olup, bu tutardan 135.000 TL’nin mahsup edilmesinin  yukarıda açıklanan gerçeklere aykırı olup, bu konuda bilirkişiden yeni bir ek rapor alınması talep edilmişse de Mahkeme bu taleplerinin kabul etmeyerek istinaf konusu kararını oluşturduğunu, bu nedenle İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06.02.2020 tarih, 2016/1185 E. 2020/72 K. Sayılı kararının, karşı davanın reddedilen bölümü yönünden kaldırılmasına ve karşı davanın tamamen (174.800 TL  yönünden) kabulüne, mahkeme masrafları ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Asıl dava, davacı şirketin davalıya borç olarak verdiği paranın ödenmediği iddiasına dayalı alacağın tahsili, karşı dava limited şirket müdürü olan davalının  maaş alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe ile asıl davanın reddine, karşı davanın 39.800,00 TL yönünden kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, taraf vekillerince yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde,   karşı dava yönünden davalı-karşı davacının maaş alacağının bulunup bulunmadığı ,asıl dava yönünden davalıya yapılan ödemelerin  ödünç ilişkisine dayalı olup olmadığı, davacı şirketin davalıdan alacaklı olup olmadığı noktasındadır. Karşı dava yönünden yapılan incelemede; Dosya kapsamındaki delillere göre davalının 21.12.1994 tarihli tescil işlemleri ile davacı şirkete ortak olarak katıldığı ve 19.03.2002 tarihli ortaklar kurulu kararı uyarınca dava dışı şirket ortağı ... ile birlikte münferit imza yetkisi ile 22.01.2014 tarihli ortaklar kurulu toplantısında görevine son verilinceye kadar Müdürlük görevine devam ettiği anlaşılmaktadır. Karşı davacı  01.07.2012-22.01.2014 tarihleri arasındaki dönem için aylık 12.000 TL net ücret üzerinden ücret alacağı bulunduğunu, davacı-karşı davalı şirket tarafından bu ücrete mahsuben 28.08.2012 tarihinde 50.000 TL tutarında ödeme yapıldığını beyan ederek davalı şirketten 174.800 TL tutarında ücret alacağı talep etmiş, karşı davalı şirket ise karşı davacıya ücret ödenmesi konusunda genel kurul kararı bulunmadığını, davalının azledildiği tarih olan 22.01.2014 tarihine dek kendisine yapılan ödemelerin ücret ve prim olarak gösterilmemesine karşı çıkılmadığını, karşı davacının ücret alacağı olmadığını savunmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) bu konuda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte anonim ortaklıkta yönetim kurulunun mali haklarını düzenleyen TTK'nın 394. maddesi hükümlerinin limited ortaklıklarda da dikkate alınması ve en azından kıyasen uygulanması gereklidir. TTK'nın yöneticinin mali haklarına ilişkin  394.maddesinde tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı, ikramiye, prim, yıllık kârdan pay ve  ücret ödenebileceği düzenlenmiştir.Anılan hükümlere göre  şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirket sözleşmesi ile yönetim ve temsili müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre şirket müdürü ile şirket arasındaki ilişki vekâlet ilişkisidir. TTK'nın  616/1-f maddesin uyarınca şirket müdürlerine ödenecek ücretin belirlenmesi yetkisi, limited şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında sayılmıştır. Öte yandan 1982 Anayasası'nın 18. maddesi uyarınca angarya yasak olup, vekâlet sözleşmesine ilişkin TBK'nun 502. maddesi açısından da şirket müdürlerine bir ücret ödenmesi gerekir.Somut olayda karşı davalı şirket tarafından 20.01.2015 tarihinde yapılan genel kurulda \"şirket müdürlerine 2012-2013 yıllarındaki faaliyetlerine yönelik huzur hakkı, ikramiye ve prim veya ücret ödenmemesine” yönelik oy çokluğu ile alınan kararın karşı davalı şirket ortağı tarafından iptali istemiyle ikame edilen İstanbul Anadolu 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/601 Esas ve 2017/515 Karar sayılı dosyasında anılan kararın iptaline karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla karşı davacı, uyuşmazlık konusu 01.07.2012-22.01.2014 tarihleri arasındaki dönem için  karşı davacı ücret alacağını talep edebilir. (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin  2022/3565 Esas- 2023/4362 Karar sayılı kararı) Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, karşı davalı tarafından yapılan ödemelerin ücret ödemesi olarak yapıldığının kabulü halinde  karşı davacının hizmet verdiği 18 ay 22 günlük dönem için aylık 12.000 TL'den karşı davacının dava dilekçesinde  ücret alacağı için ödendiğini kabul ettiği 50.000 TL'nin mahsubu ile  ücret alacağının 174.800 TL olduğu , mahkemece kurulan ara karar  üzerine alınan ek bilirkişi raporunda ise her ay ödenen 12.000 TL maaş ödemesi dışında karşı davacıya maaşla birlikte dört farklı tarihte toplam 135.000 TL ödendiği ve bu ödemenin ne ödemesi olduğunun anlaşılamadığı, 135.000 TL'nin maaş alacağına mahsuben verildiği ihtimalinde karşı davacının ücret alacağının 39.800 TL olduğu belirtilmiştir.Mahkemece ek bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın 39.800 TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiş ise de karşı davacı, ücret alacağından mahsup edilen 135.000 TL tutarındaki ödemelerden 75.000 TL'sinin asıl davada davacının mahsup ettiği ve kendisine borç olarak verilen 225.000 TL'lik ödeme kapsamında kaldığını iddia etmiş olup,  mahkemece bu iddia üzerinde durulmadığı gibi bu hususta daha önce rapor hazırlayan bilirkişi heyetinden denetime ve hüküm kurmaya elverişli ek rapor alınmadan yetersiz gerekçe ve eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olmuştur.Asıl dava yönünden yapılan incelemede;Davacı tarafça, davalıya 2008 yılından itibaren muhtelif tarihlerde borç saiki ile ödemeler yapıldığı , bu ödemelerin şirket kayıtlarına alacak olarak kaydedildiği  ve davalının tüm ihtarlara rağmen borcunu ödemediği iddiasına dayalı olarak alacak davası açılmış olup,  dava Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 386 vd. Maddelerinde düzenlenen tüketim ödüncü hükümlerine  dayandırılmıştır. TBK'nın 386. maddesinde ödünç sözleşmesi \"tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelikte ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği bir sözleşme\"  olarak tanımlanmış olup, TBK'nın 387.maddesinde ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemeyeceği, ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebileceği;  TBK'nın 388.maddesinde tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanacağı , sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, belirlenen faizin yıllık olarak ödeneceği hüküm altına alınmıştır.Somut olayda davalı şirket müdürüne borç verilmek suretiyle yapılan ödemeler konusunda taraflar arasında yazılı veya sözlü bir sözleşme bulunmadığı , ödeme evraklarında herhangi bir açıklama  yer almadığı ancak şirket kayıtlarında ortaklardan alacaklar hesabında davacı davalıdan alacaklı göründüğü anlaşılmaktadır.  Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda da davacı tarafça dosyaya sunulan 05.12.2014 tarihli özel denetim raporunda belirtildiği üzere davacı şirket kayıtlarında yer alan toplam tutarı 584.793,19 TL (ortaklardan alacaklar hesabında yer alan 401.471,76 TL ile 183.321,43 TL) olan alacak kaydının 6111 sayılı Vergi Barışı olarak bilinen Af Yasası Kanunu kapsamında kapatıldığı, Haziran 2011 sonu itibariyle davalının davacı şirkete 225.800 TL borçlu olduğu, 31.12.2012 tarihinde davalının borcunun 359.327,59 TL, 31.12.2015 tarihinde bu rakamın faizlerle birlikte 423.160,57 TL olduğu belirtilmiştir. Eldeki uyuşmazlıkta davalı cevap dilekçesinde kendisine yapılan ödemelerden 225.000 TL'lik kısmın davacı tarafından kendisine borç olarak verildiğini, geri kalan kısmın  ücret ödemesi olduğunu, kendisine borç verilen 225.000 TL'yi dava tarihi öncesinde 12.01.2012 tarihinde ödediğini savunmuş olup, yapılan ödeme davacı şirket kayıtlarında yer almaktadır.  Davacı da  dava dilekçesinde bu ödemeyi dikkate alarak 2011-2012 yıllarında  borç olarak verilmek üzere davalıya yapılan ödemelere faiz tahakkuk ettirerek 16.06.2015 tarihi itibariyle 403.332,04 TL (bu tutarın; 4 adet 11.700 er TL, 14 adet 12.000 er TL, 7 adet 30.000 er TL ödeme, 1 adet 15.000 TL, 1 adet 5.000 TL, 1 adet 60.000 TL ve 1 adet 50.000 TL tutarında ödeme ile 10.175,60 TL, 20.763,36 TL, 29.125,26 TL ve 15.859,82 TL tutarında faiz tahakkuku toplamından davalı tarafça ödemesi yapılan  225.000 TL'nin ve  2.392 TL tutarının  düşülmesi suretiyle oluştuğu) ile bu miktarın ödenmesi istemiyle davalı hakkında keşide edilen ihtarnamede davalıya verilen sürenin sona erdiği tarihten itibaren dava tarihine kadar  işlemiş faiz  54.113,71 TL olmak üzere toplam 457.445,75 TL talep etmiş olup, karşı davada 01.07.2012-22.01.2014 tarihleri için aylık 12.000 TL üzerinden ücret alacağı talep edildiği gözetildiğinde  21.01.2011-25.06.2012 tarihleri arasında 4 adet 11.700 er TL ve  14 adet 12.000 er TL tutarındaki ödemelerin, düzenli olarak ve belli miktarlarla yapılması nedeniyle bu ödemelerin mahkemece davalıya yapılan maaş ödemesi olarak kabul edilmesinde isabetsizlik yoktur. Yine davalıya 28.08.2012 tarihinde yapılan 50.000 TL tutarındaki ödemenin davalı tarafından karşı davaya konu edilen ücret alacağından mahsup edilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Ancak ücret ödemesi olarak kabul edilen toplam 264.800 TL tutarındaki ödeme dışında davalıya yapılan toplam 290.000 TL tutarındaki ödemelerden davalının cevap dilekçesinde borç aldığını ve davacıya ödediğini ikrar ettiği 225.000 TL mahsup edildiğinde dahi davacının, şirket kayıtlarına göre alacaklı olduğu  anlaşılmaktadır. Bu durumda toplam 65.000 TL tutarındaki ödemelerin dayanakları getirtilip,  mahkemece bu konuda değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Ayrıca TTK'nın 8/2.maddesinde \"üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz\" hükmü mevcut olup, davalının tacir olup olmadığı araştırılarak  TTK'nın 388.maddesi de gözetilmek suretiyle davacının alacak talebine konu ettiği faiz tahakkuku ile harçlandırılmış işlemiş faiz talebi  yönünden belirtilen hususları açıklığa kavuşturacak şekilde daha önce rapor hazırlayan bilirkişi heyetinden denetime ve hüküm kurmaya elverişli ek rapor alınmak suretiyle varılacak sonuç dairesinde karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile  karar verilmesi isabetsiz olmuştur. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın işaret edilen hususlarda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Taraf vekilleri tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.  07/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6a2fe36e901b99ab","SID":"18a54ada505ab045"}}