{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/745 <br>KARAR NO: 2024/1035<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/02/2021<br>NUMARASI: 2019/780 Esas -  2021/101 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/07/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili olan  şirket ile borçlu davalı Şirket, UPS ve Jeneratör satışı ve teslimi gerçekleştirilmek üzere anlaşıldığını, müvekkili olan şirketin davalı şirketin talep etmiş olduğu ürünlerin tamamını tam ve eksiksiz olarak teslim ettiğini, kurulumunu yaptığını, talep edilen bakımlarını gerçekleştirdiğini, vermiş olduğu hizmete ilişkin de faturalarını tanzim ederek davalı şirkete teslim ettiğini, ancak davalı şirketin müvekkili olan  şirketin vermiş olduğu hizmete ilişkin 515.741,58 TL cari hesap borcunu ödemediğini, bunun üzerine de İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... E. sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığını, borçlu davalı şirketin, kötü niyetli ve haksız olarak ödeme emrine itiraz ettiğini, işbu itiraz nedeniyle duran icra takibini devam ettirmek için huzurda görülen davanın açılması gereği hâsıl olduğunu tüm bu nedenlerle  İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... E. sayılı dosyaya ilişkin davalı borçlunun itirazının iptali, ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsiline, haksız ve kötü niyetli itiraz nedeniyle %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin borçlu tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, müvekkili şirket ile davacı arasında tesis edilen ticari ilişkinin herhangi bir sözleşmeye dayanmadığını, müvekkili şirket ile davacı arasındaki ticari ilişki süreci içerisinde taraflar arasında herhangi bir vade farkı uygulanmadığı gibi herhangi bir sözleşme ile vade farkı uygulamasının kararlaştırılmadığını, bu sebeple davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak ikame etmiş olduğu davanın reddi ile yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" , ...İcra ve İflas Kanununun 67.maddesinin 2.fıkrası gereğince, icra tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve  işin  çabuk  bitirilmesine  engel  olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Takip talebi ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde alacak likit olduğu anlaşılmakla asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline ilişkin talebin  kabulüne karar verilerek davanın kısmen kabulüne\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın hukuka uygun hükümleri istinaf ettiğini, davalı tarafın kötü niyetli olmadığını ve bu yüzden icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, tek niyetlerinin vade farkı faturasına itiraz etmek olduğunu belirterek yargı merciini yanıltmaya çalıştığını, hem kendileri tarafından ibraz edilen cevap dilekçesinde hem de bilirkişi incelemesinde ibraz edilen ticari defter ve kayıtlarından toplam borcun ihtilaf konusu vade farkı faturası haricindeki kısmını kabul etmiş olduklarını, talep edilen alacak miktarının yarısından çoğunun ihtilaf konusu olmadığını, davalı borçlunun taraflar arasında hiçbir ticari sözleşme bulunmadığını iddia edecek kadar gerçekliğe aykırı beyanlarda bulunduğunu, yargılama esnasında bilirkişi marifeti ile de borcun büyük kısmının davalı borçlu defterlerinden de çıkarılmakta olduğunu, dolayısıyla borcun kaynağına, icra inkar tazminatına ve diğer tüm davalı iddialarına hukuka ve gerçekliğe aykırı olması sebebi ile itiraz etme gereği duyduklarını, Dolayısıyla borcun kaynağına, icra inkar tazminatına ve diğer tüm davalı iddialarına hukuka ve gerçekliğe aykırı olması sebebi ile itiraz etme gereği hasıl olmuştur. her iki tarafın da tacir olduğunu ve bir malın teslimi ile ilgili olan bir ticari ilişki içinde olduklarını buna rağmen İlk Derece Mahkemesi tarafından Türk Ticaret Kanunu yerine Türk Borçlar Kanunu uygulanmasının isabetsiz olduğunu, borcun kaynağına, icra inkar tazminatına ve diğer tüm davalı iddialarının  hukuka ve gerçekliğe aykırı olması sebebi ile itiraz ettiklerini, taraflar arasındaki cari hesap dökümü ve fatura örneklerinin hem dosyaya  hem de eksiksiz bir şekilde bilirkişi incelemesinde ibraz edildiğini, bu faturaların her birinin altında da \"gününde ödenmeyen bedel üzerinden 3% vade farkı uygulanacağı\" yönünde ihtar bulunduğunu, bu durumun defaatle de davalı borçlu tarafa yazılı ve sözlü şekilde hatırlatıldığını, vaktinden sonra yapılan ödemelerin 27/11/2017 tarihinde kesilen faturadan sonraki hiçbir faturanın (162 fatura) karşılığının olmadığının anlaşıldığını, davacının iyi niyetini suiistimal eden ve 300 binin üzerindeki bakiyesini yıllardır kapatmayan borçlunun, vade farkı uygulanacağını bilmesine rağmen mahkeme tarafından korunmasının kabul edilemez olduğunu, davacının hakkaniyete aykırı şekilde davalı borçlunun kötü niyetli olarak ödemediği borçlarından dolayı zarara uğratıldığını, somut olayın tüm özelliklerini değerlendirmeden vade farkı faturasına ilişkin alacak kalemine yönelik itirazın iptali talebinin reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkinin yaklaşık 7 yıl boyunca devam ettiğini, bu süre zarfında herhangi bir vade tarihi belirlenmediğini, ticari ilişkinin davacının mal/hizmet sunumu davalı şirket'in ise para ödeme borcunu yerine getirmesi şeklinde devam ettiğini, bu süre boyunca davacının hiçbir ihtirazı kayıt koymaksızın tüm ödemeleri kabul ettiğini, 13.11.2019 tarihinde ise daha önce hiçbir ihtarda bulunmaksızın icra takibi başlattığını, davalı şirketin ise, taraflar arasında vade farkına ilişkin bir teamülün veya sözleşmenin bulunmaması ve temerrüde düşürülmediği gerekçesi ile icra takibine itiraz ettiğini, hal böyle iken; aleyhinde girişilen icra takibine bizatihi kendisi sebep olmayan müvekkil şirket’in, icra takibi kapsamında oluşan faiz, harç, masraf, icra inkar tazminatı ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı bir işlem olacağını, yerel mahkemece verilen hükmün kaldırılarak davanını reddine karar verilmesini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket ile müvekkili arasında yer alan uygulama gereği davalı şirkete tebliğ edilen tüm faturaların alt kısmında \"gününde yapılmayan ödemeler için aylık %3 vade farkı uygulanacaktır.\" şeklinde şerh bulunduğunu, davalının tebliğ aldığı faturalarda yer alan şerhe itirazda bulunmadığını belirterek davalının istinaf başvurusunun reddine kendilerince yapılan istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava taraflar arasında ticari satıma dayalı açık hesap bakiyesi ve vade farkı için düzenlenen faturaya dayalı başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı tarafça davalı hakkında 15//11/0218 tarihinde  İstanbul Anadolu ... İcra müdürlüğünün ... E. Dosyası ile \"15/10/2018 tarihli 511.777,07 TL asıl alacak (2012-2018) cari hesap bakiyesi ve kur farkı alacağı\" borcun sebebi gösterilerek 511.777,07 TL asıl alacak, 3.964,52 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 515.741,58 TL alacağın tahsili istemiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun yetkiye ve  borca itirazı  ile takibin durduğu ve eldeki itirazın iptali davası açıldığı görülmektedir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekili  yukarıda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunmuştur.  İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacı lehine hüküm altına alınan icra inkar tazminatı ve diğer ferilerinden sorumlu tutulmasının yerinde olup olmadığı, vade farkı alacağına ilişkin kısma yönelik kurulan red hükmünün yerinde olup olmadığı, TTK 1530 hükmünün uygulama yeri bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır. Taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı ancak 2012 yılında başlayın ticari satım ilişkisinin bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Yine taraflar arasında satıma konu emtianın teslimi ve birim fiyatı gibi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.Dosyada toplanan deliller ve tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporuna göre tarafların ticari defterlerindeki uyuşmazlığın davacı tarafça davalı adına düzenlenip kendi kayıtlarında yer alan ancak davalı kayıtlarında yer almayan 205.802,87 TL lik \"vade farkı faturası,   3 adet toplam değeri 4.240,54‬ TL faturanın mali kayıtlara yansıtılmaması ve davalı ticari defterlerindeki yıl sonu devirlerinin hatalı yapılması nedeniyle devir farkından kaynaklandığının tespit edildiği görülmektedir. Bilirkişi raporu ile davalının ticari defterlerindeki devir farkının hatalı olduğu davacı ticari defterlerinin bu yönden doğru olduğu belirlenmiş olmakla vade farkı faturası dışında kalan davacı kayıtlarındaki takip tarihi itibarıyla belirlenen 305.974,20 TL lik kaydın esas alınması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Mutabakatsızlığın esas kaynağı olan vade farkı faturası yönünden yapılan değerlendirmede; Vade farkı istenebilmesi için, yanlar arasında bu yönde yazılı bir sözleşmenin ya da bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunması şarttır (Y.İ.B.K.'nun 27.6.2003 gün ve E:2001/1, K:2003/1 Sayılı ilamı). Teamülün mevcut olduğunun kabulü için ise en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız olarak ödenmiş olması gerekmektedir.(HGK'nın  2004/19-470 E. 2004/462 K. Sayılı Kararı) taraflar arasında vade farkı ödeneceğine dair yazılı bir sözleşme olmadığı daha önceden vade farkının ödendiğine, taraflarca bu yönde teamül oluştuğuna dair bir iddia ve kayıt da mevcut değilidir. Bilirkişi raporu ile de ticari ilişki döneminde vade farkı faturası kaydının bulunmadığı belirlenmiştir. Ticari ilişkiye istinaden düzenlenen faturalarda gecikme halinde vade farkı uygulanır ibaresinin bulunması, vade farkı uygulanacağı yönünde yazılı bir sözleşme niteliği taşımadığı gibi tek başına vade farkı uygulanması için yeterli değildir. Kaldı ki faturaya itiraz edilmemiş olması da vade farkını kabul anlamına gelmeyecektir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 01/02/2018 tarihli 2016/15270 – 2018/329 sayılı ilamı),  somut uyuşmazlıkta davacının düzenlediği vade farkına ilişkin fatura davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı BA formalarında da yer almamaktadır. Bu durumda vade farkına ilişkin alacak kesimi yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, davalı taraf davacıya ne miktar borcu olduğunu bilecek durumdadır. Cevap dilekçesinde dahi borcunun 292.859,98 TL olduğunu beyan etmiş ancak takibe kısmi itirazda bulunmayarak borcun tamamına itiraz etmiştir. Bu durumda mahkemece hüküm altın alınan miktar  likit (belirlenebilir) olup, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmakla davalının bu yöne ilişkin istinaf talebi yerinde değildir. Taraflar arasındaki satım ilişkisinde mal ve hizmet bedelin ödenmesi için bir süre belirlenmemiş ise de TBK 90. Maddesine göre ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğine anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur. Ancak alacağı muaccel olması ile temerrüt farklı kavramlar olup taraflarca kararlaştırılmadıkça ya da özel bir düzenleme bulunmadıkça muaccel her borca faiz işletilemez.Bu durumda takip tarihi itibarıyla davacının hüküm altına alınan miktar kadar muaccel bir alacağı olduğu belirlenmekle bu miktar yönünden takip yapmasında bir usulsüzlük bulunmadığından davalının icra giderleri ile vekalet ücretinin haksız olarak ödemek zorunda kaldığına ilişkin istinafı yerinde değilidir.TTK m. 1530 hükmünün tedarik sözleşmelerinde uygulama yeri bulunduğu, alalede satış ve hizmet sözleşmelerinde uygulama  yeri bulunmamakla davacı vekilinin bu madde gereği takip tarihi öncesi faiz yürütülmesi gerektiğine ilişen istinaf istemi yerinde değilidir. Bu durumda dosya içeriğine uygun ve denetime elverişli bilirkişi raporu esas alınarak kurulan ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan maktu ve nispi 3.642,3‬0 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 3.214,70 TL istinaf karar harcının davacıya iade edilmesine,3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 5.167,00 TL harcın, alınması gerekli olan 20.901,10 TL harçtan mahsubu ile bakiye 15.734,1‬0 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı ve davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 05/07/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3c018de278b36f10","SID":"b8a4924bc3aadd1e"}}