{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/526 Esas<br>KARAR NO: 2024/1202 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 14/10/2021<br>NUMARASI: 2020/342 E.  -  2021/306 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 26/06/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait birçok markanın ABD Patent ve Marka Ofisi ve Avrupa Birliği Marka Veri Tabanında kayıtlı olduğunu, aynı zamanda Avrupa Birliği Marka Veri Tabanı (CTM) nezdinde \"...\" ve WIPO nezdinde \"...\" markalarının sahibi olduğunu, \"...\" markasının 1987 yılından beri ABD'de tescilli olduğunu, davalı şirketin ise \"...\" markasını ... tescil numarası ile kendi adına tescil ettirdiğini, başvurunun 04/01/2011, tescilin ise 07/02/2012'de yapıldığını, müvekkiline ait \"...\" markasının Paris sözleşmesi ve 556 Sayılı KHK'nın 7/i ve 8/4 maddesi uyarınca tanınmış bir marka olduğunu, davalının basiretli bir tacir gibi davranmadığını, kötüniyetli davrandığını, davalının müvekkili ile aynı sektörde ticaret yaptığını,  \"...\" markasını taşıyan ürünlerin müvekkili tarafından davalıya 2009 ve 2010 yıllarında temin edildiğini,  ayrıca müvekkilince davalıya 17/02/2014 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini ileri sürerek, davalı adına tescilli \"...\" ibareli markanını hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; \"...\" markasının Türkiye'de tanınmış bir marka olmadığını, Amerikada tescilli olduğu belirtilen \"...\" markasının bir üretim veya akü markası değil, bir teknoloji markası olduğunu, bu ibarenin kuru sistemle çalışma anlamında olduğunu, birçok akünün, aparatın, makinenin kuru sistemle çalışabileceğini, dolayısıyla \"...\" kelimesinin bir tarif olduğu için inhisar altına alınamayacağını, müvekkilinin tescilinin 556 Sayılı KHK'ya , TTK'ya ve Paris Sözleşmesine uygun olduğunu, davacının \"...\" teknolojisi ile kullandığı markaların ..., ..., ... markaları olduğunu, müvekkilinin kullandığı \"...\" markası ile bu kelimeler arasında benzerlik bulunmadığını, davacı markasının Türkiye'de tanınmış marka olarak kabul edilemeyeceğini, davanın kötüniyetli olarak açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, davacının istinafı üzerine verilen bu karar; Dairemizin  05/10/2020 tarih  2017/5387 E- 2020/1601 K.sayılı ilamı ile kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesince Dairemizin kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonucunda;  davalının marka tescili öncesi davalı ile ticari ilişki içerisinde bulunduğu, buna ilişkin fatura tercümelerinin dosyaya sunulduğu, her ne kadar davacı tanınmış marka olgusunu ispatlayamamış ise de, davacıya ait ... markasının ABD ile Madrid Protokolü uyarınca yaklaşık 27 ülkede tescilli olduğu ve davalının davacı ile ticari ilişki içerisinde bulunduğu dikkate alındığında bu durumdan haberdar olmamasının mümkün olmadığı gibi bu aksi yöndeki iddiaların basiretli tacir ilkesi gereği dinlenilemeyeceği, davalının marka olarak tescil ettirdiği ibarenin davacı tarafından kullanıldığını bilmesine rağmen iltibasa sebebiyet verecek şekilde yaptırmış olduğu marka tescilinde kötü niyetli olduğunun kabulünün gerektiği, aksi yöndeki iddia ve savunmalarının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmış dosya kapsamı sunulan raporlar ve bam kaldırma kararı izahı yapılan mevzuat kapsamında değerlendirildiğinde yeni bir inceleme yapılmasının usul ekonomisine uygun düşmeyeceği gibi kötü niyete dayalı değerlendirmenin mahkemece yapılması gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı adına TPMK nezdinde ... no ile tescilli \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF İSTEMİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde;  -Kaldırma kararında belirtilen hususlarda araştırma yapılmadan,  belge asıllarını davacıdan istemeden hüküm kurulduğunu, belgelerin asılları istenerek yeminli noter tercümeleri yaptırılmadan yada bu hususta tercümeye dair bir bilirkişi raporu alınmadan, hatalı davacı tercümelerine dayanarak hüküm kurulduğunu, -Müvekkil tarafından  ... markasının kendi adına tescilinde hukuka ve mevzuata aykırı bir durum olmadığını, -... ibaresi Türkiye'de tanınmış bir üretim markası olmadığını, bu ibarenin bir akü markası değil teknoloji markası olduğunu, davacının teknoloji markası adı altında kullandığı markalar ile ... arasında her hangi bir benzerlik ya da irtibat olmadığını, -Davacının ... markası adı altında akü üretip sattığını ispatlayamadığını, dilekçe ekinde sunulan yazılı belgelerin doğru tercümesi yaptırıldığında başka bir markayı işaret ettiğinin açıkça görüleceğini, -Müvekkili tarafından bir üretim markası olarak kullanılan ... markası mahkeme ilamı ile bir üretim değil, teknoloji markasına üstünlük sağlanmak sureti ile mevzuata aykırı hüküm kurulduğunu, -Davacı tarafından dosyaya sunulan bazı faturalarda davacı ile davalı müvekkil arasındaki eski çalışma dönemine ait faturalar olduğunu, müvekkilinin ithalatçı firma olduğunu,  davacıyla da bir süre çalıştığını, ancak daha sonra başka ülkelerden tedarik yoluna gittiğini,  -1991 Yılında imzalanan Madrid protokolüne göre de yerel ülkelerde tescil edilmeyen markaların hüküm ifade etmeyeceğini açıkça belirtildiğini, -Davacı ile müvekkilinin  ticari ilişki içerisinde bulunmasının gerekçede yazıldığı gibi kötü niyetli olduğu sonucunu doğurmayacağını, -Usul ekonomisi adı altında konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden rapor alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>G E R E K Ç E : Dava, marka hükümsüzlüğüne ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar  davalı  vekili  tarafından istinaf edilmiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,   bilirkişi raporunda davacı ve davalı taraf markalarının aynı sınıflarda tescil edildiğinin belirtildiği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları doğrultusunda bir markanın aynısını ya da benzerinin marka olarak tescil ettirilmesi tek başına kötüniyetli başvuru olarak değerlendirilemeyeceği gibi marka hukukunun ülkeselliği ilkesi nedeniyle birden fazla yabancı markanın benzeriyle ilgili marka başvurusunda bulunulması ve tescil ettirilmesi de tek başına kötüniyetli marka  tescili anlamına gelmeyeceği,  Yargıtay'ın uygulamalarında daha çok güvenin kötüye kullanılması, kullanmak yerine başkalarının ticaretine engel olmak, sözleşmeye aykırılık vb. suretiyle marka tescillerinin kötüniyetli marka tescili halleri olarak kabul edildiği, kötüniyetli tescilin varlığı için kötüniyetin tescil başvurusu anında varolması gerektiği, somut olayda davacı ile davalı arasında daha önce ticari ilişkide bulunduğu hususunun  davalının kabulünde olduğu, somut olayda, davalının daha önce ticari ilişki nedeniyle haberdar olduğu  yurtdışında yaklaşık 27 ülkede tescilli davacının ... ibareli markasının birebir aynısını, Türkiye’de tescil ettirerek, davacının Türkiye'deki ticaretine engel olma çabası taşıdığı, davalının tescilinin kötü niyetli olduğu, daha önce alınan alınan raporlar da dikkate alınarak, kötü niyet iddiasının hakim tarafından değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne dair kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, yerinde görülmeyen davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. <br>H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçe ile: 1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 427,60 TL maktu harçtan, peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL eksik harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4-İstinaf yargılama giderleri olarak; davalı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 26/06/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4ac947d648a6909c","SID":"c08942b7d2c3dcb6"}}