{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/646 Esas<br>KARAR NO: 2024/1263<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 28/03/2022<br>NUMARASI: 2016/421 Esas, 2022/203 Karar<br>KARAR TARİHİ: 12/07/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkillerinden ...'in davalı süt ürünleri pazarlaması yapan şirkete 10.08.2013 tarihinde araçla süt ürünleri dağıtan satış elamanı olarak işe girmiş olduğunu, işe girişin ön şartı olarak 20.000,00 TL bedelli senetin tanzim ve ödeme tarihleri boş olarak imzalanmak suretiyle davalıya verildiğini, davalın senede kefil olarak müvekkilinin babası diğer davacı ...'in ismini yazdığını, ancak davacı ...'in davalı uhdesinde bulunan senede imza atmadığını, müvekkillerinden ...'in davalı işyerinde iki ay çalıştıktan sonra hiçbir gerekçe gösterilmeksizin hak ve alacakları da ödenmeksizin işten çıkartıldığını ve teminat olarak alınan senedin icra takibine konulduğunu, somut olayda  müvekkillerinin davalı şirket ile borç ilişkisini doğrulayan bir durumun da söz konusu olmadığını açıklanan nedenlerle müvekkillerinin davalı şirkete borçlu olmadığının tespiti ile haksız icra takibi nedeni ile %20 oranında icra tazminatına hükmedilmesini, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davalı uhdesinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının  senedin teminat senedi olduğu iddialarının gerçek dışı olduğunu,  davacı müvekkilinin şirket nezdinde sigortalı elaman olarak çalışmaya başlamadan önce müvekkilinden bedeli mukabilinde satın aldığı ürünlerin satışı ile iştigal eden kendi adına vergi levhası olan bağımsız bir tacir olarak müvekkili ile  ticari ilişki içerisinde olduğunu, bildirilen tarihte taraflar arasında iş akdi kurulmadığı gibi bahsi geçen tarihte işe girişinin söz  konusu olmadığını, davacının müvekkilinden borç para istediğini, müvekkilinin borç verdiğini aynı zamanda  iş imkanı da sağladığını, davacının  müvekkili şirket nezdindeki 03/01/2014 tarihinde başladığını daha öncesine bağımsız tacir olarak faaliyet yürüttüğünü, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI: \"Davanın KABULÜ ile; 1-Davacı yanın davalıya, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından dolayı borçlu olmadığının TESPİTİNE,2-İİK 72/5. maddesi gereği dava değeri olarak bildirilen 20.000,00-TL'nin %20'si olan, 4.000,00-TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,\" Şeklinde karar vermiştir. <br>İSTİNAF İSTEMİ: Davalı vekili istinaf isteminde özetle; Hükme esas alınan bilirkişi raporunda İstanbul 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2015/257 Esas dava dosyası içerisinde mevcut imza örnekleri esas alınarak bir imza incelemesi yapıldığı ifade edildiğini, Fotokopi belgeler, başka dosyalar üzerinden alınmış imza örnekleri vs üzerinden yapılan incelemeler sonucu tanzim edilen rapor sağlıklı bir rapor olmayıp hükme esas alınabilecek mahiyette olmadığını, Rapor içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere mukayeseye tabi tutulan evrakların çoğu fotokopi, karbon ya da başka mahkeme nüshaları olduğunu, Kabulü göre de; kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklının takipte haksız olmasının yeterli olmadığı, alacaklının takipte kötüniyetli olduğunun davacı borçlu tarafından ayrıca ispat edilmesi gerektiği, bu yönde delil ve ispat olmadığını,  Takip dayanağı bononun müvekkiline alacağına karşılık diğer borçlu ... tarafından verildiğini, ...'in takip müstenidi bonoyu, doldurulmuş ve imza edilmiş bir halde müvekkil şirkete teslim etmiş olup müvekkilin senet üzerindeki kefil imzasının hakiki olup olmadığını bilebilmesi mümkün olmadığı gibi keşideci ile kefilin baba oğul olduğunu, borçluların adresine menkul haczi için gidildiğinde davacı ... ile oğlu olan diğer borçlu ...’in belirtilen adreste birlikte yaşadıkları anlaşıldığını, amacın takibi sürüncemede bırakmak olduğunu, Takibin iptali talebi hakkında hüküm kurulmadığını, bu yöndeki talebin reddi kararı verilmesi gerektiğini ve bu yönden müvekkili lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğini,Davacı ...'in İstanbul 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2015/1257 Esas sayılı dosyası üzerinden imzaya itiraz ederek takibin iptalini talep ettiğini, ilgili dosyada imza itirazı kabul edildiğini ve takibin borçlu hakkında durdurulduğunu, kararın kesinleştiğinni, davacının menfi tespit davasında hukuki yararı olmadığından davanın bu yönden de reddi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>GEREKÇE Dava, imza inkarı iddiasına dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; davalı vekili, raporda fotokopi evrak incelendiğini, raporun hükme esas alınmayacağını ileri sürmüş ise de, bilirkişi raporunda senet tarihinden önceki tarihli nöbet devir teslim tutanak asıllarının incelendiğine yer verildiği, raporun yeterli ve hükme elverişli olduğu, İstanbul 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2015/1257E, 2016/489 K sayılı kararına konu bilirkişi raporunda da imzanın davacı eli ürünü olmadığı yönünde görüş belirtildiği, imzanın davacıya ait olduğunu ispat yükünün davalıda olduğu, mevcut delil duruma göre bu husus ispatlanamadığından davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinafının reddi gerekmiştir.Takibe konu senette; davacının kefil, davalının lehtar konumunda olduğu, davalının imzanın davacıya ait olduğunu bilebilecek durumda olduğu dikkate alındığında mahkemece kötüniyet tazminatına hükmedilmesi de yerindedir. İcra hukuk mahkemesinin takibin durdurulmasına ilişkin kararı maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde olmadığından davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmaktadır. Hukuki nitelendirme görevi hakime ait olup mahkemenin takibin iptaline ilişkin talebi, tek bir menfi tespit talebi olarak değerlendirmesi ve genel mahkeme olmakla takibin iptali talebi yönünde bir karar vermemesi de yerindedir. Neticeten davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi de yerinde olup davalının bu yönlerdeki istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenle ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM : Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklandığı üzere;1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince, davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,  2-Alınması gereken 1.366,20-TL harçtan, peşin alınan 342-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.024,20-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, -Davacının gider avansından kullanıldığı anlaşılan 20-TL istinaf masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Artan gider avanslarının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince taraflara iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.12/07/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9708c25a4826af23","SID":"89881005febfafdb"}}