{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL BAM<br>8. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/610 <br>KARAR NO: 2024/1217<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22/01/2021<br>NUMARASI: 2018/1266 Esas -  2021/74 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/07/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;<br>K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi nezdinde ZMM sigortalı olan ve diğer davalının sevk ve idaresinde bulunan ... plaka sayılı aracın, yaya konumunda bulunan vekil edeni küçüğe çarpması neticesinde meydana gelen 20/04/2018 günlü trafik kazasında, davacının vücudunda kemik kırığı oluşacak biçimde yaralanarak operasyon geçirdiğini ve tedavi süresince SGK tarafından karşılanmayan pek çok tedavi gideri harcaması yapılmak zorunda kaldığını beyanla, fazlaya ilişen haklar saklı kalmak kaydıyla (-belirsiz alacak) 1.000,00-TL'si geçici iş göremezlik zararına, 3.000,00-TL'si sürekli iş göremezlik ve ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle uğranılan zarara, 1.000,00-TL'si de tedavi ve bakıcı gideri zararına karşılık olmak üzere toplam 5.000,00-TL maddi tazminatın her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen; 40.000,00-TL manevi tazminatın ise; davalı araç sürücüsü ...'dan kaza tarihinden işletilecek avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalılar ise davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; \"20/04/2018 günü saat 18:00 sıralarında davalı ...'un sevk ve idaresinde olan, davalı ... Sigorta A.Ş. nezdinde ... sayılı ZMMS poliçesi ile sigorta teminatı altına alınan ... plakalı aracın sokak üzerinde seyir halinde iken taşıt yoluna çıkan davacı yaya ...'a çarpması neticesinde meydana gelen yaralamalı trafik kazasında, davalı ...'ın yaralandığı, ceza yargılamasında alınan ATK raporunda ve Mahkememizce alınan üç kişilik heyet raporunda kazanın oluşumunda davacının %100 oranında kusurlu olduğunun, davalıya atfı kabil bir kusurun olmadığının tespit edildiği, gerek ceza yargılamasında gerekse dosyamız da alınan bilirkişi raporlarının aynı yönde olduğu, davalı sürücünün ceza yargılamasında beraatine dair verilen kararın kesinleştiği anlaşılmakla, davalı sürücü ...'un meydana gelen kazada kusursuz olması, davalı sigorta şirketinin ise sigortalısının kusuruna isabet eden miktar kadar zorunlu sigorta limiti dahilinde sorumluluğu olup davalı sigorta şirketinin sigortalısının kusuru olmadığından, davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; dosyaya taraflarınca sunulan 24/09/2020 tarihli uzman mütalaasındaki belirlemeler ile hükme esas alınan 30/11/2020 tarihli heyet raporundaki kusura ilişkin tespitler arasında çelişki olduğundan, söz konusu raporlar arasındaki çelişki giderilmeden ve dahi uzman mütalaasındaki tespit ve değerlendirmeler irdelenmeden düzenlenen  raporun hükme esas alınması suretiyle kazanın meydana gelmesinde davacının tam ve asli kusurlu olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna yöneliktir.Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen bedensel zarara dayanılarak açılmış, maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkin olup; davacıların istinaf yasa yoluna başvuru dilekçesinde açıkça ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda;Her ne kadar talep konusu kaza neticesinde davacı küçüğün vücudunda kemik kırığı oluşacak biçimde yaralandığı anlaşılmakta ise de; kazaya karışan aracın sürücüsü ve sigortacısı bulunan davalı şirketlerin oluşan zararın giderilmesinden sorumlu tutulabilmeleri için araç sürücüsünün kazanın oluşumunda az veya çok kusurlu olması yani ortada haksız bir fiil olması zorunludur. Aksi takdirde sorumlulukları yoluna gidilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle; haksız bir fiil sonucu zarar oluştuğu iddiasıyla bir talepte bulunulması halinde kazanın oluşumunda taraf kusurlarının ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsur olup, sorumluluk belirlenecek duruma göre tespit edilecektir.Somut olayda davacı taraf kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün de kusurlu olduğunu ileri sürmüş; davalı taraf ise kazaya davacının kendisinin sebebiyet verdiğini savunmuştur.Eldeki davanın yargılaması sırasında, kazanın oluşumu ve kazaya karışan tarafların kusur durum ve oranların ne olduğuna ilişkin olarak görüşlerine başvurulan ve konusunda uzman oldukları anlaşılan bilirkişi heyetince; kaza anını gösteren CD kayıtları, olayla ilgili olarak ceza mahkemesinde görülen dava sırasında ATK'dan temin edildiği anlaşılan kusur raporu ile taraf ve tanık beyanları dikkate alınarak düzenlenen 30/11/2020 günlü raporda; davacı yayanın, koşarak ve aniden park halindeki araçlar arasından çıkarak, araç yoluna girmesi şeklinde meydana gelen kazada tam kusurlu olduğu, böyle bir durumda davalı araç sürücüsünün alabileceği herhangi bir önlem bulunmadığından kendisine kusur atfedilemeyeceği sonucuna varıldığı ve ilk derece mahkemesince  söz konusu bu raporun, ceza yargılamasında temin edilen bilirkişi raporlarıyla aynı yönde olduğu ve davalı araç sürücüsü hakkında verilen beraat kararının da yasa yolu denetiminden geçerek kesinleştiği, bu durumda davalıların sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği görüşünden hareketle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafça, kişisel başvuru neticesinde temin edildiği anlaşılan 24/09/2020 günlü kusura ilişkin mütalaada ise; hükme esas alındığı anlaşılan raporlarda sözü edilen aynı deliller değerlendirilerek, kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün tali, davacı yayanın ise asli kusurlu olduğu şeklinde bir sonuca varıldığı ve bu sonucun eldeki davanın yargılaması sırasında dosyaya kazandırılan heyet raporuyla ve ceza yargılaması sırasında temin edildiği anlaşılan bilirkişi raporlarıyla kısmen de olsa çeliştiği görülmüştür.Hal böyle olunca; ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi üzerinde öncelikle durulması gerekmektedir.TBK'nun 74. maddesi\"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.\" hükmünü taşımaktadır. (Benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu (B başlıklı 53.maddesinde de mevcuttur.) Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları). Ne var ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Y.HGK.10.1.975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K. sayılı ilamı; Y.HGK.23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E.ve 1985/21 K.sayılı ilamları ve yukarıda yer alan ilamları).Bundan ayrı, hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması halinde, ceza mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, hukuk  hakimini bağlayacaktır. Bunun nedeni,  ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.Hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile  belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi  gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Türk Borçlar Yasasının 74.maddesi bir engel oluşturmaz. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre de, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir(Y.HGK.11.10.1989 gün ve 1989/11-373-472 sayılı ilamı). Ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hakiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.Bu noktada, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hallerde, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hallerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, eş deyişle hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir. Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri halinde; hukuk hakiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı taraf vekili dosyaya kazandırılan 30/11/2020 günlü heyet raporunun tebliğinden sonra sunduğu 31/12/2020 günlü dilekçede; raporun eksik incelemeye dayalı olduğu, söz konusu rapor hazırlanırken taraflarınca dosyaya sunulan 24/09/2020 tarihli mütalaanın değerlendirilmediği, bu durumda dosyada yeniden kusur incelemesi yaptırılması gerektiği ileri sürülmüş ise de; davalı tarafça dosyada yeterince kusura ilişkin rapor bulunduğu ve ceza mahkemesince verilen kesinleşmiş beraat kararıyla davalı araç sürücüsünün kusursuz olduğunun tespit edildiği, böyle bir durumda yeniden rapor alınmasının gerekmediğinin bildirildiği ve olayla ilgili olarak Bakırköy 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülerek sonuçlandırılan, 2018/729 Esas - 2019/514 Karar sayılı ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasında, sanığın kazanın gerçekleşmesinde kusursuz olduğu kabul edilerek CMK'nın 223/2-c madde hükmü uyarınca beraatına karar verildiği, davacının bu davada katılan sıfatıyla yer aldığı ve bu kararın yasa yolu denetiminden geçmek suretiyle 18/02/2020 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir.Bu durumda; dosya içeresindeki bilgi ve belgelere mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde ve özellikle; davacının katılan sıfatıyla yer aldığı Bakırköy 11. Asliye Ceza Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılan ve yasa yolu denetiminden de geçmek suretiyle kesinleşen ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasındaki sanığın (eldeki davada davalı ...) yönetimindeki araçla 20/04/2018 günü, saat 18.00 sularında, ... Sokak üzerinde seyir halindeyken, istikametine göre sağ taraftan sol tarafa doğru park eden araçlar arasından aniden yola çıkan mağdur yayaya karşı alabileceği bir önlem bulunmadığı, mevcut olayda, sanığa atfedilebilecek kusur bulunmadığı, dolayısıyla sanığın taksirinin de olmadığına ilişkin kabule dayalı olarak, CMK'nın 223/2-c madde hükmü uyarınca (-Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması) verilen beraat kararının maddi olgu niteliğine sahip olması ve davacıları da bağlar nitelikte bulunması karşısında, davacı tarafın kişisel başvuru neticesinde temin edilen bilirkişi raporundaki tespitlerin, ceza yargılamasıyla belirlenen maddi olguyu bertaraf edecek nitelik taşımadığı sabit olmakla, yazılı biçim ve şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında, usul ve yasaya aykırı herhangi bir durum tespit edilemediğinden, davacı vekilinin yerinde olmadığı sonucuna varılan istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-Usul ve yasaya uygun olan ve yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60-TL harçtan peşin yatırılan 59,30-TL harcın düşümü ile bakiye 368,3‬0-TL istinaf ilam harcının istinaf eden davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerin üzerinde  bırakılmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 361 ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.11/07/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ebd51b6ae3c50372","SID":"980bf94cbb458e66"}}