{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/882 <br>KARAR NO: 2024/957<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 24/02/2021<br>NUMARASI: 2015/1015 E. -  2021/261 K.<br>DAVANIN KONUSU: Şirketin Feshi ve Tazminat<br>Taraflar arasındaki anonim şirketin fesihi ve tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ...'in davalı şirketin eşit paylı ortakları olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır tanıdığı davalı ve eşinin finans ve muhasebe konularındaki bilgisine güvenilerek şirkete ortak olduğunu, şirket sözleşmesinin geçici 2. maddesi ile davalının şirketi münferiden temsile yetkili kılındığını, şirketin işletmek üzere bir anaokulu kurduğunu, ancak anaokulu için yapılan hazırlıklarda ve harcamalarda müvekkilinin fikrinin alınmadığını, şirketin faaliyetleri için zorunlu olduğu belirtilerek kredi çekildiğini, müvekkilinin şahsen  kredi çekerek şirkete verdiği gibi, şirketin borçlarına da kefil yapıldığını, yönetici ortağın kendisi ve yakınlarına yüklü miktarda maaş ve huzur hakkı ödemesi yapmasına rağmen, müvekkiline kar payı dahi ödenmediğini, şirketin mali tablolarını ve evraklarını incelenmesine izin verilmediği gibi, müvekkiline şirketin işleyişi ile ilgili yanlış bilgiler verilerek ortaklık ilişkisinin çekilmez hale getirildiğini, müvekkilinin şirkete para vermek dışında bir müdahalesinin bulunmadığından 30.09.2015 tarihinde yönetimden ayrıldığını, davalı yöneticinin şirketi keyfi ve haksız bir şekilde yönettiğini, müvekkiline farklı işlem uygulandığını, kötü yönetim ile ortaklığın devamının müvekkili yönünden çekilmez hale geldiğini, 2014 yılı beyannamesine göre şirketin 139.982,00 TL bilanço karının bulunmasına rağmen, kar payı ödenmediğini ve şirketin zararda olduğunun beyan edildiğini, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshine karar verilmesinin istenebileceğini, davalının kusurlu eylemleri ile müvekkilinin doğrudan zarara uğradığı gibi, şirket malvarlığında da azalma meydana geldiğini, fesih kararı verilmesi halinde kamu borçlarından davalının sorumlu tutulması gerektiğini, şirketin kaynaklarının davalının menfaatleri için kullanıldığını ileri sürerek, şirkete tedbiren kayyım atanmasına, şimdilik 5.000 TL'nin davalıdan alınarak şirketin aktifine eklenmesine, 5.000 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, her iki davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, şirketin müvekkili ve ... ortaklığında devamına, bu talebin reddi halinde şirketin tek ortaklı olarak ticari faaliyetlerine devam etmesine veya yeni bir ortak alınması için davacıya süre verilmesine, bu taleplerin reddi halinde şirketin fesih ve tasfiyesine, davacının tasfiye memuru olarak atanmasına, tasfiye giderlerinin davalıdan tahsiline  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili, savunmasında özetle; husumetin yanlış yönlendirildiğini, fesih davasının ortağa yöneltilemeyeceğini, müvekkilinin, iddia edildiği gibi bilerek şirketi zarara sokmadığını, müvekkilinin tüm zamanını şirkete ayırdığını, davacının şirket işleri ile ilgilenmediğini, şirketin okul işletmesi ile ilgili olarak müvekkili ile eşinin çabalarına karşın, davacının evinin uzaklığını ve hastalığını bahane ederek işlerle ilgilenmediğini, okulun inşaat işlerinin müvekkilinin eşinin yardımları ile tamamlandığını, başlangıçta az bir öğrenci ile başlayan özel okul işletmesinin zaman içerisinde müvekkilince geliştirildiğini, ilgili bakanlıklar tarafından yapılan denetimler sonucu okulun ödül aldığını, başlangıçta az öğrenci ile faaliyet gösteren okulun kar elde etmesinin beklenemeyeceğini, okulun açılışı için yapılan giderler, yaz aylarında öğrencinin azalması dikkate alındığında dava tarihi itibariyle iki yıl önce açılan okulun büyük miktarda kar elde etmesinin mümkün olmadığını, 2013-2014 döneminde kar açıklanmasına rağmen, karın şirket masraflarında kullanılmasının kararlaştırıldığını, şirketin zarara uğratılmaması nedeniyle davacının doğrudan ve dolayla zararlar nedeniyle tazminat talebinin haksız olduğunu, kayyım atanma şartlarının oluşmadığını, şirket ortağının çıkarılarak yeni ortak alınmasına ilişkin talebin hukuki olmadığını, ortaklıktan çıkarılıp yeni ortaklar alınması talebinin haksız olduğunu, şirket gelirlerinin giderleri karşılamaması nedeniyle ilk olarak çekilen 30.000 TL kredi ile servis aracı alındığını, ikinci kez alınacak kredi için teminat arandığından davalının eşine ait evin ipotek ettirildiğini, krediler ile birikmiş borçlar ve kiraların ödendiğini savunarak, davannı reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Türk Ticaret Kanunu'nun 531 inci maddesine göre; Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.Davacının, davalı şirkette % 50 oranında hissesi vardır. Davalı şirketin merkezi de; ... Cad. ... Sok. No:... Şerifali Ümraniye  İstanbul adresindedir. Yasa, bunların haricinde haklı sebeplerin varlığını da aramaktadır.Bilindiği üzere Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi'nin yerleşik görüşü, Kusurlu olan ortağın fesih ve tasfiye isteyemeyeceği yönündedir (Yargıtay 11 .Hukuk Dairesi, Esas No:2007/7073, Karar No:2009/1889, Karar Tarihi: 17-02-2009).Şirketin diğer ortağı davalı ..., davalı şirketi münferiden temsil ve ilzam etmeye yetkili yönetim kurulu başkanıdır. 13-06-2013 tarihinde kurulan davalı şirket bu güne kadar genel kurul toplantısı yapmamıştır. 2013 ve 2014 yıllarına ait yevmiye defterlerine görüşmüştür (kapanış) tasdiklerini yaptırmamıştır.Davalı şirketin ibraz edilen 2014 ve 2015 yıllarına ilişkin bilânçoları ve gelir tabloları, gerçek ve fiili durumu göstermekten uzaktırlar. 2014senesine ait ticari defterlerde gelecek yıllara ait giderlerin bakiyesi 31.12.2014 tarihi itibarıyla 348.869,38 T.L. sı olmasına rağmen, bu hesap bilânçoda gösterilmemiştir. Bu nedenle bilânço doğru sonucu yansıtmamaktadır. Bilânçoda gösterilen dönem kârı da, aslında yoktur. 2015senesi bilânçosunda; varlıkların toplamı 769.196,21 TL'sı, borçlarının toplamı ise 714.530,21 TL'sı, aradaki fark olan öz kaynaklar da 54.666,00 TL sı olarak gösterilmiştir. Ancak, bunlar da doğru değildir. Çünkü, 523.239,36 TL lık gider, harcanmış ve şirket bünyesinden çıkmış olmasına rağmen, gelecek aylara ait giderler olarak aktifleştirilmiş ve varlıklar içine dahil edilmiştir. Ayrıca 124.161,29 T.L. lık özel maliyet adı altında inşaat harcaması yapılmıştır. Bu iki rakamı varlıklardan tenzil ettiğimizde, davalı şirketin varlıklarının toplamı 121.795,56 TL'sına kadar düşecek ve borçlarla kıyasladığımızda öz kaynaklar eksi (-) 592.734,65 T.L. sı olacaktır. Bu durum; şirketin varlıklarının borçlarını karşılamadığı, şirketin borca batık halde olduğu ve sermayesinin tamamını kaybettiği anlamına gelmektedir. Kayden tespit edilen bu durum, aynı zamanda fiili durumu da yansıtmaktadır.Tüm bunların haricinde, yargılama sırasında davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresi dolmuştur. Ana sözleşmeyle üç yıl olarak seçilen yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin sonu 13.06.2016 tarihidir. Davacı yönetim kurulu üyesi zaten 01-10-2015 tarihinde istifa etmiştir.Faaliyeti olmayan, adresinde bulunmayan, borca batık hale gelerek sermayesini yitiren davalı şirketin ortaklar arasında bulunması gereken asgari güven ortamınında kalmadığından, haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerektiği..\" gerekçesiyle  davalı ... aleyhine açılan tazminat davasının reddine, davacının diğer terditli talepleri yönünden davalı ...'in ortaklıktan çıkartılmasına ilişkin davanın koşulları oluşmadığından reddine, davalı ... aleyhine açılan şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... AŞ aleyhine açılan fesih ve tasfiye davasının kabulü ile davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak Ramazan Kayan'ın atanmasına, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili ve davalı ... tarafından 19.06.2013 tarihinde kurulan davalı şirketin yönetiminin, münferit imza ile yetkili olmak üzere davalı ortağa bırakıldığını, şirketin anaokulu işletmesi için kurulduğunu, ancak yapılan hiç bir işlemde müvekkilinin fikrinin dahi alınmadığını, okulun ihtiyaçları için kredi kullanılmasının zorunlu olduğu belirtilerek müvekkilinin kefil yapıldığını ve şahsen çekilen kredilerin de şirkete verildiğini, davalı yöneticinin kendisi ve yakınlarına yüklü miktarda maaş ve huzur hakkı ödemesine rağmen, müvekkiline kar payı dahi dağıtmadığını, şirketin mali yapısı ve tabloları hakkında müvekkiline bilgi verilmediğini, bu süreçte tedavi gören müvekkilinin kar payı dağıtılması ve bilgi verilmesi taleplerinin karşılanmadığı gibi, sürekli yeni sermaye talep edildiğini, tek imza ile şirketi temsile yetkili olan davalının, şirketi keyfi şekilde yönettiğini, şirketle ilgili yanıltıcı bilgi verilmesi ile güven ilişkisinin zedelendiğini, 2014 yılı kurumlar vergisi beyannamesine göre bilanço karının 139.982,00 TL olmasına rağmen eşit paydaş olan müvekkiline kar payı ödenmediğini ve TTK'nın 531. maddesindeki fesih koşullarının oluştuğunu, müvekkilinin borçlu ve kefil olarak birçok borca girmesine karşılık kar payı ödenmemesinin fesih nedeni olduğunu, Davalı yöneticinin işlemleri ile şirketi zarara uğrattığını, zira yönetici ortağın şirketi tek başına temsil yetkisi bulunduğunu, kamu borçlarından sadece yöneticinin sorumlu olduğunu, bu nedenle fesih ve tasfiyeye ilişkin kararın yerinde olduğunu,Ancak bu noktada kuruluşundan beri şirketin fili ve hukuki idarecisi olan davalı ortağın ve dava dışı eşinin keyfi yönetimi ile şirketi zarara uğrattıklarını, şirketin bilançoya göre karda olmasına rağmen, gerçekte zararda olduğunu, mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde de gerçek duruma göre şirketin  (-)592.734,65 TL borca batık olduğununun belirlendiğini,  11.01.2017 tarihli bilirkişi raporuna tazminat talebi yönünden bir değerlendirme yapılmaması nedeniyle itiraz edilmesine rağmen, alınan ek raporun itirazı karşılar nitelikte olmadığını, yapılan açıklamalara göre şirketi zarara uğratan yöneticinin, gerek şirkete gerekse ortağa verdiği zararları de tazmin etmesi gerektiğini, müvekkilinin hastalığı nedeniyle, eşi aracılığıyla şirketin işleri ile ilgili bilgi almak istediğinde, kar payından hakkı olan tutarın ödenmediğini ve müvekkilinden sürekli şekilde yeni para talep edildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı yönetim kurulu üyesinin şirket ve ortağına verdiği zararların tahsili, davalı ortağın ortaklıktan çıkarılması, olmadığı takdirde TTK'nın 531. maddesi uyarınca şirketin haklı nedenle feshi ve tedbiren kayyım atanması istemlerine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, müvekkili ile davalı ...  birlikte 2013 yılında eşit paylarla özel okul işletmek üzere davalı şirketi kurduklarını, şirketin temsil ve ilzamının mali konulardaki yetkinliği nedeniyle davalıya bırakıldığını, ancak davalının şirketi usulsüz şekilde yöneterek zarara uğrattığını, müvekkilinin kredi borçlarının kefili yapılması ve şahsen borçlandırılmasına rağmen kar payı ödenmediğini, şirketin mali tabloları ve işleyişi hakkında müvekkiline bilgi verilmediğini, verilen bilgilerin yanıltıcı olduğunu ileri sürerek, şirketin uğradığı zararların belirlenerek şirkete ödenmesine, davacı ortağın uğradığı zararların belirlenerek doğrudan zarar kapsamında davacıya ödenmesine, şirketin haklı nedenle feshi koşullarının oluşması nedeniyle öncelikle davalı ortağın, davalı şirketin ortaklığından çıkarılmasına, olmadığı takdirde şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince şirketin haklı nedenle TTK'nın 531 ve devamı maddelerine göre fesih ve tasfiyesine ve tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir. İstinaf başvurusunda açıkça feshe ilişkin kararın yerinde olduğu belirtilerek, hükmün bu kısmı yönünden istinaf başvurusunda bulunulmamıştır. Diğer yandan, davalı gerçek kişiye yönelik fesih ve tasfiye davasının husumetten reddine ilişkin hükme yönelik de bir istinaf başvurusu bulunmamaktadır. Davacının istinaf başvurusunun, davalı yöneticinin davacı ortak ile davalı şirkete verdiği zararların belirlenmesi ve şimdilik 5.000 TL'nin davalı şirkete ödenmesine, 5.000 TL doğrudan zararın ise davacı ortağa ödenmesine ilişkin talebin reddine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Eldeki dava, TTK'nın 553 vd. maddeleri uyarınca ve özellikle 555.maddesi uyarınca şirket ortağı tarafından  açılmış bir sorumluluk davasıdır. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davası, doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yöneticinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Yani davacı tarafın ortağı olduğu şirketin kötü yönetilmesi nedeniyle şirketin zarara uğratılması nedenine dayalı tazminat davasında, şirket yöneticisinin eylemleri nedeniyle uğranılan zarar, şirket açısından doğrudan, davacı ortak açısından ise dolaylı zarar olup, dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 555. (6762 sayılı TTK'nm 309.) maddesi hükmü gereğince hükmedilecek tazminatın şirkete verilmesinin talep edilmesi gerekmektedir. Davacı ortağın doğrudan bir zararı varsa bu zararın ortağa ödenmesi istenebilir. Bu sebeple, söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için, oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket ortağı  konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda ortakların veya alacaklıların sadece yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür. Diğer yandan, TTK'nın 553.maddesi hükmünde, yönetim kurulu üyelerinin kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerinin kusurları ile ihlal ettikleri takdirde verdikleri zarardan sorumlu olacakları düzenlenmiştir. Bu durumda, davacı ortağın, kusuru ve zararı ispat etmesi gerekir. Dava dilekçesi ile istinaf başvurusunda genel olarak şirketin kötü yönetildiği ve kar payı ödenmediği belirtilmesine karşın somut olarak, şirketin ne tür bir zarara uğratıldığı açıklanmamıştır. HMK'nın 190 ve TMK'nın 7.maddesi gereğince bu tür bir davada kusur ve zararın davacı tarafından ispatı gerekir. İlk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelesi sonucu düzenlenen 11.01.2017 tarihli kök raporda şirketin borca batık olduğu belirlenmiş, ancak davalı yöneticinin somut bir eylemi ile şirketi zarara uğrattığı belirlenmemiştir. İtiraz üzerine, bilirkişi kurulunca düzenlenen 18.12.2017 tarihli ek raporda, zarara ilişkin somut bir neden belirlenmemekle, birlikte borca batık olan şirketin tasfiyesinin gerektiği belirlenmiştir. 31.08.2018 tarihli aylık raporda ise, sermaye azaltılmasına ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği belirlenmiştir. Bu rapora itiraz edilmesi üzerine, bilirkişilerce düzenlenen 21.12.2020 tarihli son raporda fesih ve tasfiye için gerekli şartların bulunduğu belirtilmiştir. Diğer yandan, davacı tarafından yapılan şikayet sonucu İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 44417 Soruşturma sayılı dosyasında 23.03.2017 tarihinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede, davacı tarafından İstanbul Anadolu 10. ATM'nin 2018/72 Esas sayılı dosyası ile .... Tic.Ltd.Şti. aleyhine tazminat davası açılmış olup, dava dilekçesinde bu şirket ile davacının ortağı olduğu ... şirketinin yetkilisi ... arasındaki iş birliği ile şirketin zarara uğratıldığı, yönetici hakkında açılan davanın derdest olduğu, yönetici hakkında kamu davası açıldığı belirtilerek açılan dava bu davayla birleştirilmiş ve daha sonra mahkemenin 01.07.2020 tarihli oturumunda, dava dosyası tefrik edilerek mahkemenin 2020/251 Esas sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Hukuk davasına hakim olan ilkeler HMK'nın 24 vd maddelerinde düzenlenmiş olup, buna göre; davanın taraflarca getirileceği, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakimin taraflardan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onlara hatırlatabilecek davranışlarda bulunamayacağı, kanunla belirtilen durumlar dışında hakimin kendiliğinden delil toplayamayacağı anlaşılmaktadır. Mahkemece, taraflara hukuki dinlenilme hakkı tanınarak yargılama yapılmıştır. Dosya kapsamındaki belgelerden, delillerden ve istinaf başvurusundan, davacının, genel olarak davalının kötü yönetiminden söz etmekle birlikte, uğradığı somut bir zarardan söz etmediği, davacının doğrudan zarara uğradığına ilişkin bir kanıt bulunmadığı, bunun yanı sıra davalı şirketin de dolaylı zararının kanıtlanmadığı anlaşılmıştır. Kar payı ödenmesi şirket genel kurul kararına bağlı olup, kaydi bilançoda belirtilen bir yıllık kar payının dağıtılmaması başlı başına yöneticinin sorumluluğunu gerektirmez. Davalı yöneticinin genel kurul kararlarına aykırı şekilde, ticari teamüllere uymadan fiktif işlemler yaptığı, herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın kendisine veya başka bir kişiye kar aktarımı olarak değerlendirilebilecek ücret veya huzur hakkı ödediği, şirketin somut bir zarara uğratıldığı usulüne uygun delillerle kanıtlanmamıştır. Şirketin bilançosunda zarar görünmesi başlı başına yöneticinin sorumluluğu için yeterli olmayıp, yöneticinin kusurlu bir eylemi ile şirketi zarara uğrattığının kanıtlanmaması nedeniyle, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 06.06.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7c2711b3a039a259","SID":"3b01ffca621e584d"}}