{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/437 <br>KARAR NO: 2024/1159 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN<br>MAHKEME: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 28/10/2021 <br>DOSYA NUMARASI: 2019/428 Esas - 2021/780 Karar <br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) <br>KARAR TARİHİ: 04/07/2024 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı şirket arasında 30.07.2018, 03.08.2018 ve 07.08.2018 tarihlerinde ayrı ayrı 10'ar adet çift katlı semi treyler satışı ve teslimini içeren satış sözleşmeleri akdedildiğini, akdedilen satış sözleşmelerine konu satış bedelleri de yine sözleşmede belirlendiği ve taraflarca kabul edildiğini, taşıt satışlarının döviz üzerinden kararlaştırılamayacağına ilişkin düzenlemenin yürürlüğe girmesinin akabinde müvekkilleri tarafından davada şirkete yapılan makul ve hakkaniyete uygun teklif davalı tarafından iyi niyete aykırı şekilde kabul görmediğini, 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı kapsamında tarafların anlaşması esas olup Türk Lirası üzerinden anlaşma sağlanabileceği iyi niyetle davalıya bildirilmesine rağmen davalı şirket tarafından bu taleplerinin kabul edilmediğini, davalının açık tehdidi karşısında müvekkilleri şirket tarafından mecburi olarak davalı şirket arzusuna göre faturalar kesildiyse de bu durumun kabulünün mümkün olmadığını, davalı şirkete ihtaren bildirildiğini, faturaların davalının arzusuna göre düzenlendiği davalı şirketin faturalar haricinde 30.07.2018, 03.08.2018 ve 07.08.2018 tarihli satış sözleşmelerinden kaynaklanan 23.11.2018 tarihi itibariyle bakiye 386.192 TL daha borcu olduğunu, verilen sürede ödenmemesi halinde alacağın tahsili için yasal yollara başvurulacağının ihtaren bildirildiğini beyanla öngörülemeyecek zararların davalı şirket tarafından müvekkillerine yükleneceği tehdidi karşısında müvekkillerinin öngörülemeyecek zararlara rücuen muhatap olmaması için müvekkilleri tarafından eksik kesilmek zorunda bırakılan faturalardan ve taraflar arasında akdedilen satış sözleşmelerinden doğan 386.192,00-TL'nin fatura kesim tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte taraflarına ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşmedeki yetki şartı gereği İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğunu, taraflar arasındaki satışa konu yarı römork cinsi aracın eser niteliğinde olmadığını, sözleşme ve tescil belgesine göre taşıt vasfında olduğunu, söz konusu sözleşme konusu taşıtların bedellerinin faturada belirtildiği üzere TL cinsi ödemelerinin yapıldığını, davacı şirkete borçlarının kalmadığını bu nedenle haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi  28/10/2021 tarih ve 2019/428 Esas - 2021/780 Karar sayılı kararı ile; \" Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanı, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava, davacı tarafça davalı aleyhine açılan taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu bedellerin Türk Lirası üzerinden eksik ödenmesinden dolayı Euro bedeli üzerinden ödenmesi gerektiğinden bahisle bakiye alacak istemine ilişkindir.Davacı taraf satış sözleşmesine konu olan bedelleri euro döviz cinsi üzerinden belirlenen yarı römork cinsi araçların taşıt değil eser niteliğinde olduğunu, 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı kapsamında bedelinin davalının isteği üzerine TL'ye çevrilerek ödenmiş ise de  söz konusu araçların eser niteliğinde olması ve eser sözleşmelerinin dövizle satış yasağına ilişkin kararname kapsamına girmemesi ve sözleşmedeki Euro bedeli üzerinden eksik ödeme yapılmasından dolayı davalı şirketin faturalar haricinde 30.07.2018, 03.08.2018 ve 07.08.2018 tarihli satış sözleşmelerinden kaynaklanan 23.11.2018 tarihi itibariyle bakiye 386.192 TL daha borçlu olduğundan dolayı alacak istemiyle dava açılmıştır.Davalı taraf ise dava konusu araçların eser niteliğinde olmadığını, taşıt cinsi araç olduğunu, davacı tarafça düzenlenen faturalarda belirlenen TL üzerinden bedellerinin ödendiğini, bakiye borcun olmadığını bu nedenle haksız açılan davanın reddini talep etmiştir.Dava konusu ihtilaf taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu araçların taşıt mı eser mi olduğu ve araçların bedellerinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kapsamında dövizle belirlenip belirlenemeyeceği, bedellerin TL olarak ödenmesi nedeniyle davacının davalıdan bakiye alacağı olup olmadığı hususlarına ilişkindir.Eldeki dava Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/06/2019 tarih, 2018/1360 E.-2019/753 sayılı kararıyla verilen yetkisizlik kararı üzerine mahkememize tevzi olmuştur. Mali Müşavir Bilirkişi... ile İnşaat Mühendisi Bilirkişi ...  tarafından sunulan 26/06/2020 tarihli bilirkişi raporuna göre;1-Davacı ile davalı arasında akdedilen sözleşme tarihi 30.07.2018 tarihi olduğu, Cumhurbaşkanlığı Türk parasını koruma kanunu ile ilgili kararnamesinin yürürlüğe giriş tarihinin 13.09.2018 tarihi olduğu, dolayısıyla kararnamenin sözleşmeden 43 gün sonra yürürlüğe girdiği ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesi geriye doğru işlemeyeceğinden söz konusu dava ile ilgili anlaşmazlıkların ancak 30.07.2018 tarihindeki sözleşmenin hükümleri kapsamında değerlendirilebileceği, 2-Cumhurbaşkanlığı CİMER Bakan yardımcısının davacı tarafa yazdığı cevabi yazıda 32 sayılı kararın 8 maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce Akdedilmiş bulunan sözleşmelerde anılan geçici madde hükmünden istisnadır hükmü bulunmakta olduğundan Taraflar arası sözleşmenin geçerli olduğu,3-Bu durumda davacı yanın söz konusu faturaları, her biri 190.405,54 TL olmak üzere 5.712.166,20 TL bedelle değil, her biri 33.541,00 Euro olmak üzere 1.006.230,00 Euro bedelle düzenlemiş olması gerektiği, davalı yanın, bu tutarın 251.556,00 Euroluk kısmını peşinat olarak ödediği anlaşıldığından, davacı yanın bakiye alacak bedeli 754.674,00 Euro olup, faturaların Euro olarak düzenlenmesi ve davalı yan TL ödemelerinin de mahsup edilmesi sonucunda, davacı yanın alacak bakiyesinin, 28.12.2018 Dava tarihi itibarıyla 51.9991,30 Euro karşılığı 312.909,64 TL olacağı,4-Davacı tarafın iddiaları ve taleplerinin30.09.2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre dava edildiği, bu nedenle geçerli olan taraflar arası 30.07.2018 tarihli sözleşme kapsamında yapılan değerlendirmede davacının taleplerinin yerinde olmadığı bildirilmiştir.Mali Müşavir Bilirkişi ... ile Makine Mühendisi Bilirkişi  ... tarafından sunulan 25/02/2021 tarihli bilirkişi raporuna göre; a)Dava konusunun, dava konusunun, davacı şirket tarafından davalı şirkete 30.07.2018, 03.08.2018 ve 07.08.2018 ayrı ayrı 10'ar adet çift katlı treyler satışı yapıldığını, söz konusu satış nedeniyle kur farkından dolayı Toplam 386.192,00 TL alacaklarının davalıdan tahsil edilmesi talebinden ibaret olduğu,b)Davacının 2018 yılı ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu,c)Davacı yanın davalı ile aralarındaki ticari ilişkiye ait muhasebe hareketlerini 120 numaralı \"alıcılar\" ve 320 numaralı \"satıcılar\" hesaplarında takip ettiği, hesaplarda davacı yanın davalı yana keşide ettiği faturalar ile bunlara ilişkin tahsilatlar ve virman işlemlerinin kayıt altına alındığı görüldüğü, dava konusu ihtilaf, kümülatif cari hesap borç/alacak bakiyesinden kaynaklı olmayıp, münhasıran 30.07.2018, 03.08.2018 ve 07.08.2018 tarihli sözleşmeler kapsamında doğan alacağın tahsili talebi olduğundan cari hesap yönünden inceleme yapılmadığı,d)Davalının 2018 yılı ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu,e)Davalı yanın 2018 yılı ticari defterlerinde davacı ile aralarındaki ticari ilişkiye ait muhasebe hareketlerini 320.10.01.0002.00 ve 320.10.01.0002.12 numaralı \"satıcılar\" alt hesaplarında takip ettiği, anılan hesaplarda, davacı yanın keşide ettiği faturalarla, bunlara ilişkin ödeme ve virman işlemlerinin kayıt altına alındığı görüldüğü, dava konusu ihtilaf, kümülatif cari hesap borç/alacak bakiyesinden kaynaklı olmayıp, münhasıran 30.07.2018, 03.08.2018 ve 07.08.2018 tarihli sözleşmeler kapsamında doğan alacağın tahsili talebi olduğundan cari hesap yönünden inceleme yapılmadığı,f)Dava dosyasında davacı yan tarafından sözleşme gereğince davalı yana hepsi 23.11.2018 tarihli ve her biri 190.405,54 TL bedelli toplam 30 adet (30 x 190.405,54 TL =) 5.712.166,20 TL fatura keşide edildiği, buna karşılık davalı yan tarafından davacı yana; 09.08.2018 tarihinde ... sıra numarası ile 83.852,00 Euro, (sözleşme gereği peşinat) 10.08.2018 tarihinde ... dekont numarası ile 83.852,00 Euro, (sözleşme gereği peşinat)10.08.2018 tarihinde 2204 dekont numarası ile 83.852,00 Euro, (sözleşme gereği peşinat) 26.11.2018 tarihinde ... sıra numarası ile 1.396.775,80 TL, 27.11.2018 tarihinde 629790 sıra numarası ile 1.396.775,80 TL, 28.11.2018 tarihinde ... sıra numarası ile 1.396.775,80 TL, olmak üzere toplamda 5.172.165,40 TL tutarlı ödeme yaptığı,g)Fatura tarihlerindeki kur dikkate alınarak yapılan hesaplama da davacı yanın bakiye alacağının 386.192,14 TL olduğu hesap edildiği, h)Teknik Yönden Yapılan incelmelerde; satışı yapılıp teslim edilen semi treylerlerin teknik şartnamesine uygun olarak üretilip teslim edildiği, teknik yönden herhangi bir eksiklik bulunmadığı bildirilmiştir.Sözleşme Uzmanı Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 30/06/2021 tarihli bilirkişi raporuna göre; davacının talebinin yerinde olmadığı, davacının iddia ve talep ettiği gibi bir alacağının bulunmadığı bildirilmiştir.13/09/2018 tarihli Resmi Gazetede Yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Savılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar; Madde 1- 7/8/1989 tarihli ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kararın 4 üncü maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.“g) Türkiye'de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça” belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlümenkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz.”Madde 2- Aynı Karara aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.“Geçici Madde 8 - Bu Kararın 4 üncü maddesinin (g) bendinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller, Bakanlıkça belirlenen haller dışında; Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.Mahkememizce yargılama sırasında toplanan deliller kapsamında, davacı tarafça taraflar arasındaki satış sözleşmesi kapsamında yarı römork cinsi araçların yapımı tamamlanıp davalıya teslim edildiği, sözleşmede bedeli Euro olarak kararlaştırılmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında dövizle satış yasağından dolayı araçların bedelinin davacı tarafça TL üzerinden fatura edilerek davalı tarafça yapılan ödeme kapsamında devir ve satışının yapıldığı, davacı tarafça söz konusu araçların eser niteliğinde olması ve dövizle satışına engel durum olmamasından dolayı bakiye araç bedellerinin ödenmesi istemiyle dava açılmış ise de, dava konusu satış sözleşmesi kapsamında davacı tarafça imalatı yapılan yarı römork cinsi araçların eser niteliğinde olmadığı, davacı tarafın dorse diye tabir edilen yarı römork ve römork cinsi araç imalatı yapan bir firma olduğu, davalının da taşımacılık sektöründe faaliyet gösterdiği, bu haliyle davalının taşımacılık sektöründeki işlev ve ihtiyacı kapsamında farklı özelliklere haiz römork siparişi vermesinin olağan bir durum olduğu, aracın sipariş üzerine üretilmesinin aracı eser niteliğine getirmeyeceği açık olup, taraflar arasındaki sözleşme ve resmi tescil belgeleri kapsamında dava konusu araçların yarı römork cinsi taşıt vasfına haiz olduğu tartışmasız olup, davacı tarafın araçların eser niteliğine haiz olduğu iddiası yerinde bulunmadığı gibi  32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kararın 4 üncü maddesine eklenen bent kapsamında eser sözleşmelerinin de bulunduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda taraflarca taşıt vasfına haiz yarı römork cinsi araçların bedeli satış sözleşmesinde döviz cinsi üzerinden kararlaştırılmış ve her ne kadar satış sözleşmesi tarihleri  03/08/2018, 07/08/2018, 30/07/2018 tarihli olup, dövizle satış yasağına ilişkin kararnamenin yürürlük tarihi 13/09/2018 olsa da, sözleşme tarihlerinin kararname tarihinden önce olması nedeniyle kararnamenin geriye yürütülemeyeceği düşünülse de, yukarıda anılan 13/09/2018 yürürlük tarihli Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Savılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karara eklenen Geçici Madde 8 ile \" daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller, Bakanlıkça belirlenen haller dışında; Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenir\" düzenlemesi kapsamında satış sözleşmeleri önceki tarihli olsa da kararnamenin yürürlük tarihi olan 13/09/2018 tarihi itibariyle sözleşmeye konu araçların satışının ve devrinin yapılmamış olması nedeniyle taraflar arasındaki sözleşmelerin yürürlükte olan ve devam eden sözleşme niteliğinde olmasından dolayı sözleşmedeki bedellerin TL olarak yeniden belirlenmesi gerektiği, davalı tarafça davacı tarafından TL üzerinden düzenlenen fatura bedellerinin ödendiği ve bakiye borcun bulunmadığı açıktır.Bu nedenlerle bilirkişi raporları ve sözleşme uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporundaki tespitler ve dosya kapsamındaki deliller kapsamında davacı tarafça eksik ödeme iddiasında bulunularak davalının isteği ve tehdidi nedeniyle TL üzerinden ödeme kabul edildiği belirtilmiş ise de davalı tarafça davacı tarafın iradesini etkileyecek, hataya uğratacak nitelikte tehdit içeren bir eyleminin bulunmadığı gibi davacının iradesini fesada uğratan bir halinde söz konusu olmadığı, tarafların basiretli tacir sıfatına haiz olmaları ve kararname kapsamında belirlenen TL üzerinden satış gereği aralarındaki yürürlükte olan satış sözleşmeleri kapsamında kararnamenin yürürlük tarihinden sonra yapılan noter satışı ve devir işlemi gerçekleştirilerek, dava konusu taşıtlara ilişkin tarafların serbest iradesi kapsamında davacı tarafça TL üzerinden düzenlenen fatura bedellerinin ödenmiş olması, davalının bakiye alacağının bulunmaması nedeniyle davacı tarafça ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. \" gerekçeleri ile; \" 1- Davacı tarafça açılan DAVANIN REDDİNE, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davanın reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesinin davayı eksik inceleyerek, geçerliliği olmayan mevzuata dayanarak karar verdiğini, kararın hukuka ve usule aykırı olduğunu ve istinaf incelemesiyle kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemenin müvekkilin Ar-Ge çalışması ile meydana getirdiği araçların eser olmadığı yönündeki nitelendirmesinin hatalı olduğunu, araçların, müvekkil tarafından davalının talepleri doğrultusunda özel olarak üretildiğini, bu hususun dikkate alınmadığını ve Ar-Ge çalışmalarının sorgulanmadığını, mahkeme, tanıkları dinlemeden karar verdiğini ve teknik bilgiye sahip olmadıklarının belirtildiğini,  eser kavramının dar yorumlandığı ve yanlış nitelendirme yapıldığı, Davalı ... ile müvekkil arasında daha önce 300 araçlık bir anlaşma yapıldığını ve bu araçların İngiltere'deki bir proje için özel olarak üretildiğini, dava konusu araçların ise bu 300 aracın devamı niteliğinde olduğunu, müvekkilin, müşterilerinin taleplerine uygun araçlar üretebilme yeteneği nedeniyle alanında lider bir firma olarak tanımlandığı, Davalının talebi doğrultusunda özel olarak projelendirilen araçların, standart çift katlı perdeli araçlardan farklı olduğunu, yerel mahkemenin, 2018/32-51 numaralı tebliğinin hatalı şekilde uyguladığını ve bu tebliğin 2018/32-52 numaralı tebliğ ile değiştirildiğini, eser sözleşmelerinin döviz veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabileceğini, Mahkemenin hukuki hata yaptığını ve mülga mevzuatı uyguladığını, Davalı şirketin, sözleşmelerin Türk Lirası'na çevrilmesi talebinin hakkaniyete aykırı olduğunu ve yasal zorunluluk bulunmadığını, müvekkilin, ticari hayatın sekteye uğramaması için davalının taleplerine göre faturalar düzenlediğini ve bu nedenle dava açıldığını, teknik ve hukuki konularda yeterli bilirkişi raporu alınmadığını ve mahkemenin bu talepleri reddettiğini, davalı şirketin başka bir satış sözleşmesinde yasal düzenlemeleri uygulamadığı ve iyi niyet kurallarına aykırı davrandığını,Davalı şirketin, döviz kurunu kendi menfaatine uygun şekilde uyguladığını ve bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalının, takas ödemesi olarak verdiği araçların satış bedelinin kur üzerinden hesaplanmasına itiraz etmediğini ve bu durumun edimler arasında dengesizlik yarattığını, hukukçu bilirkişinin, davalının tehdit içeren ifadelerini dikkate almadığını beyanla, mahkemenin eksik inceleme ile hukuka aykırı karar verdiğini ve bu nedenle kararın kaldırılması gerektiğini, tehiri icra talebinin kabul edilerek, yerel mahkeme kararının istinafen incelenerek kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 30/07/2018, 03/08/2018 ve 07/08/2018 tarihli satış sözleşmeleri kapsamında bedelleri döviz cinsinden belirlenen ve davacı tarafından üretilerek davalıya satışı yapılan çift katlı semi treyler bedeline ilişkin olarak sözleşme tarihinden sonra yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 85 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/52) hükümleri uyarınca sözleşme bedelinin TL olarak yeniden belirlenmesinde davalının tehdidi sonucunda davalının talep ettiği tarihteki kur üzerinden TL'ye çevrildiği iddiası ile eksik ödenen bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 85 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın 1. maddesi \" 7/8/1989 tarihli ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kararın 4 üncü maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir. “g) Türkiye'de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz endeksli olarak kararlaştırılamaz.\" hükmünü, 2. Maddesi; \"Aynı Karara aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.\"Geçici Madde 8 -Bu Kararın 4 üncü maddesinin (8) bendinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller, Bakanlıkça belirlenen haller dışında; Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenir.\" hükmünü içermektedir.  Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in (Tebliğ No: 2018-32/52) 8/8 maddesine göre; Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; döviz cinsinden maliyet içeren eser sözleşmelerinde, sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmalarının mümkün olduğu, 8/9 maddesine göre taşıt satış sözleşmelerinin döviz cinsinden kararlaştırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Taraflar arasında 30/07/2018, 03/08/2018 ve 07/08/2018 tarihli satış sözleşmeleri kapsamında bedelleri döviz cinsinden belirlenen çift katlı semi treylerlerin davacı tarafından üretilerek davacı tarafından davalıya satışı hususunda tarafların anlaştığı ve teslim edildiği, yukarıda belirtilen yasal mevzuat değişikliği kapsamında döviz olarak belirlenen bedellerin davalının talep ettiği tarihteki kur üzerinden TL'ye çevrilmek suretiyle bedellerinin davalı tarafından davacıya ödendiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki istinafa gelen temel uyuşmazlık; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin niteliğinin satış sözleşmesi mi eser sözleşmesi mi olduğu, sözleşmenin niteliğine göre yasal mevzuat değişikliğine tabi olup olmadığı, sözleşmede belirlenen döviz para cinsinin TL'ye çevrilmesi zorunluluğuna tabi olup olmadığı, davacının iddia ettiği gibi davalının korkutma/tehdit eyleminin bulunup bulunmadığı, davacının dava konusu sözleşmelerden kaynaklanan bakiye alacağının bulunup bulunmadığı ve bulunması halinde miktarı hususlarındadır. Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin taşıt satış sözleşmesi niteliğinde olmadığını, eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, yukarıda belirtilen yasal mevzuat kapsamında TL'ye çevrilmesinin zorunlu olmadığını, bunun yanında sözleşme bedellerinin fatura kesim tarihlerindeki Merkez Bankası Euro kuru üzerinden TL'ye çevrilme taleplerinin davalı tarafından kabul görmediğini ve davalının davacıya gönderdiği mailde yer alan; \"Müvekkil şirketin müşterilerine vermiş olduğu taahhütler gereği satış sözleşmesine konu olan 30 adet çift katlı perdeli semi treyleri satın alması gerekmektedir. aksi takdirde şirketinize rücu hakkımız saklı kalmak kaydıyla müvekkil şirket müşterilerine ağır cezai şartlar ödemek durumunda kalacaktır.\" şeklindeki ifade ile davalı şirket tarafından davacı şirketin açıkça öngöremeyeceği zarar kalemlerinin, davacı şirkete yüklenebileceği şeklinde tehditte bulunulduğunu, bu tehdit karşısında davalının istediği tarihteki kur üzerinden faturaların düzenlenmek zorunda kalındığı ve satış bedelinin eksik tahsil edildiğini iddia etmiş ve istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili, dava konusu sözleşmelerin satış sözleşmesi niteliğinde olup, eser sözleşmesi niteliğinde olmadığını, davalının davacı tarafından tehdit edilmediğini, davacının ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin faturaları TL üzerinden düzenleyip, noterde devrettiği ve ödemeleri kabul ettiği, noter satış belgelerinde de TL üzerinden satış yapıldığı ve ihtirazi kayıt ileri sürülmediğini ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında dava dilekçesinde, cevaba cevap dilekçelerinde, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde ve beyan dilekçelerinde ileri sürülmüş, Mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmiştir. Taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin konusunun davalı tarafından teknik özellikleri belirtilerek sipariş verilen treyler olduğu, davacının söz konusu araçların üreticisi ve satıcısı olduğu düşünüldüğünde ediminin sipariş verilen teknik özellikteki çok sayıdaki aracın seri bir şekilde üretilerek alıcıya teslimi olduğu, araçların davalının ihtiyacındaki ölçü ve standartlara göre üretilip davalıya teslim edilmesinin tek başına sözleşmeyi eser sözleşmesi haline getirmediği, bu sebeple ve Mahkemece belirtilen gerekçeler ile taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin satış sözleşmesi olarak nitelendirilmesinin isabetli olduğu, Mahkemece sözleşmenin taşıt satış sözleşmesi olarak değerlendirilmek suretiyle yukarıda belirtilen mevzuat kapsamına göre döviz cinsinden belirlenen bedelin TL olarak revize edilmesi gerektiğinin kabul edildiği, davacı vekilinin istinaf sebebinin aksine mülga tebliğ  (Tebliğ No: 2018-32/51) hükümlerinin uygulanmadığı, bu tebliğ hükümlerine kararda da yer verilmediği, davalının sözleşmeye aykırı davranılması halinde yasal haklarını kullanacağına dair davacıya gönderilen mailin basiretli bir tacir olarak hareket etmekle yükümlü olan davacı açısından korkutma/tehdit niteliğinde olmadığı, davalının talep ettiği tarihteki kur üzerinden döviz bedelinin TL'ye çevrilmesine ilişkin talebin davacı tarafından da kabul edilerek fatura düzenlendiği, ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin noterde devir yapıldığı ve ödemelerin kabul edildiği dikkate alındığında davacının tehdit sonucunda söz konusu faturaları düzenlediğine ve bakiye alacağı kaldığına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Bunun yanında davacı, davalı tarafından kendisine takas ödemesi altında satılan treylerin noter satış sözleşmesi tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrilmesine itiraz etmediğini, Tebliğ' deki 8/28. maddesi uyarınca TL'ye çevrilmesinin kabul edilmediğini ve bu durumun iyi niyet ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürmüş ise de; söz konusu istinaf sebebi davanın konusu olmadığı gibi, davalının bu talebi de davacı tarafından ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin kabul edilerek işlem yapılmış olup, bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.  Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 04/07/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"48041e9f6e1b0ba5","SID":"1090c576efcbd503"}}