{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/392 Esas <br>KARAR NO: 2024/1110 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2021/203 Esas - 2021/1170 Karar <br>TARİHİ: 02/12/2021<br>DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 28/06/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkillerinin ... sicil numarasıyla kayıtlı davalı ...'nin hissedarları olduklarını, şirketin mahiyeti itibari ile bir aile şirketi olarak kurulmuş olup pay sahiplerinin de kardeşlerden ve onların mirasçılarından oluştuğunu, haklı nedenle fesih talep edebilmek için müvekkillerinin gereken oranın üzerinde pay sahibi olduklarını, şirkette müvekkillerinin bilgi alma ve incelme haklarının ihlal edildiğini, şirketin anlaşmazlıklar nedeniyle kötü yönetildiğini ve sürekli olarak zarar ettiğini, hissedarlar/kardeşler arasında miras hukuku uyuşmazlıkları ve davalar ile başlayan anlaşmazlıkların şirketin yönetimi ve müvekkillerinin pay sahipliğinden doğan haklarını kullanması süreçlerinde ciddi sorunlara yol açtığını, açmaya da devam ettiğini, bu bağlamda şirketin feshi için haklı nedenle fesih şartlarının oluştuğunu, bir aile şirketi olarak \"sadece\" kardeşlerin konut ihtiyacının karşılanması ve birarada yaşanması için yapılacak binanın inşası için kurulan şirketin binayı inşa ettiğini, amacını gerçekleştirdiğini, şirketin faaliyet alanını ve ticari ünvanını değiştirmesi ile halihazırdaki  durumunun da kuruluş amacı ile örtüşmediğini belirterek öncelikle davalı şirketin yönetimini elinde bulunduran hissedarlarının işbu dava neticesinde karar verilinceye kadar şirket pay değerlerinin düşürülmesi gibi kötü niyetli girişimlerini engellemek maksadıyla davalı şirkete kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir karar verilmesine,  eski ünvanı  ... Anonim Şirketi olan, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünde ... sicil numarasıyla kayıtlı davalı ...'nin TTK.nın 531.maddesi uyarınca haklı nedenle feshine, aksi halde TTK.m.531.uyarınca müvekkillerinin paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip müvekkili pay sahiplerinin davalı şirketten çıkarılmasına ya da uygun düşen kabul edilebilir diğer bir çözümün taktir edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  davacıların tüm iddialarının haksız ve kötü niyetli olduğu, davanı reddine karar verilmesi gerektiği, Sayın Mahkemenin 08.03.2021 tarihli tensip ara kararı gereğince verdiği 08.03.2021 tarihli Kayyım Atanmasına ilişkin Heyet Ara Kararına da itiraz edilmiş olduğu, itiraz doğrultusunda ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini şirketin feshinin son çare olduğu, anonim şirketlerde geçerli olan \"çoğunluk ilkesi\" gibi anonim şirketlere hâkim olan ilkelere ve TTK m.531 hükmüne göre, davacıların haklı sebep olarak gösterdiği olgu ve iddiaların haklı sebep teşkil etmediği, Kar dağıtmamış olmasının tek başına haklı sebep teşkil etmediği, Kasa boşaltma, kötü yönetim ve benzeri iddiaların soyut iddialar olduğu, Şirketin faal olduğu ve faaliyetlerini sürdürmesine mâni bir durumun da bulunmadığı, Faaliyet konusunun kuruluşunda ana sözleşmesinde yer alan konulardan olduğu, Taşınmaz kiralama ve işletme faaliyeti ile iştigal ettiği, Bunun da meşru ve ticari esaslara göre işletim esasları bakımından anonim şirket gayelerinden olan ekonomik bir gaye olduğu, Şirketin, dava süreçleri sonunda nihayet kredi kullanımı ile de yatırımını tamamlamış ve gelir elde etmeye başlamış olduğu, Dava sürecinde iken belirsizlik sebebi ile geçen zaman sebebi ile faaliyette durgunluk olmasının, ekonomik gayesini terk ettiği anlamına gelmediği, Aile şirketi vasfında olmasının, aileye paylaştırarak tasfiye edilmek üzere kurulmak anlamına gelmediği, Şirket bir anonim şirket olup, konut edindirme kooperatifi olmadığı, Kurucuların da anonim şirket ile konut edindirme kooperatifinin ekonomik amaç ve işleyişini çok iyi bilebilecek durumda oldukları, Taşınmaz işletmeciliği, kiralama ve edindirme amacının da anonim şirket amacı olabileceği, 15 yıldır dava açılmamasının ve şimdi böyle bir dava açılmasının, şirketin bağımsız tacir vasfını ve anonim şirket ve sermaye şirketi işleyişini tanımadığı, Müvekkil şirketin TTK ve sair mevzuata uygun bir şekilde anonim şirket ana sözleşmesi, genel kurul kararları ve tüm ortaklarının menfaatini gözeterek ticari faaliyetini sürdürme iradesi içinde olduğu, Tüm ortakların da bu iradeye saygı göstererek, ortaklarından bağımsız tüzel kişi sıfatına uygun hareket etmelerinin beklendiği, Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle; işbu dilekçe ekinde Sayın Mahkemeye sunulan uzman görüşü-hukuki mütalaa ile de sabit olduğu üzere, davacıların şirketin feshi için haklı sebepleri ortaya koyamadığı ve müvekkili şirkete kayyım atanması için gerekli şartların oluşmadığı gözetilerek öncelikle ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi ve yargılama sonucunda davacıların haksız ve mesnetsiz davasının reddine karar verilmesini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 02/12/2021 tarih ve 2021/203 Esas - 2021/1170 Karar  sayılı kararında; Yapılan yargılama, toplanan ve sunulan deliller, uyuşmazlık konuları, sicil kaydı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi \"Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir\" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca   sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir. Bilindiği üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (‘TTK’) m. 636/3 “Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.” hükmünü amirdir. Maddenin devamında, fesih davası açıldığında mahkemenin taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabileceği de ifade edilmiştir. Madde gerekçesinde ifade edildiği üzere, ortağa tanınan bu hak anonim şirketlere ilişkin TTK m. 531 hükmüne paralel olarak düzenlenmiş ve mahkemeye şirketin yararına geniş müdahale hakkı tanınmıştır. Haklı sebep kavramı hakkında bütün hukuki ilişkilerde geçerli genel bir tanım vermek güçtür çünkü haklı sebep her hukuki ilişkinin ve her somut olayın özelliklerine göre değişen nisbi bir kavramdır (Şükrü Yıldız, “Şirketin Haklı Nedenle Feshi ve Tasfiyesi ile Tasfiye Memurunun Tayini”, Hukuki Mütalaalar-2, İstanbul 2015, s. 90). Bununla birlikte, hakı sebep “pay sahibinin hak veya menfaatlerini sürekli olarak, ağır ve ciddi şekilde ihlal eden ve dürüstlük kuralı gereğince davacı pay sahibi yönünden ortaklığa devamı çekilmez kılan karar, işlem ve davranışlar”  şeklinde tanımlanabilir (Ayşe Şahin, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, T.C Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2011; s. 97). Haklı sebepleri belirlemede kullanılabilecek temel kıstaslar; çoğunluk gücünün kötüye kullanılmış olması, şirketin amacına ulaşmasının tehlikeye düşmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi ve şirketin devamının nesnel olarak çekilmez hale gelmesi olarak gösterilmektedir (Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, T.C Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2012, s. 106; Şahin, s. 111-112). Davacı tarafından ileri sürülen sebebin haklı olup olmadığına karar verecek olan mahkemedir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.02.2011 tarih ve 10112 E./1024 K. sayılı kararında da açıkça ifade edildiği üzere, limited şirketin haklı sebeple feshinin istenebilmesi için haklı nedenlerin gösterilmesi ve bu nedenlerin soyut olarak değil somut biçimde kanıtlanması gerektiği ifade edilmiştir. Mahkemece bir şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, o şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getirilirse, mahkeme şirketi feshetmek yerine, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Bu sebeple haklı sebeple fesih davası alternatif çözümlü bir dava olup, davacı tarafından ileri sürülen sebebin mahkemece haklı görülmesi halinde, şirketin feshine hükmedilmesinden önce mahkemece alternatif çözümlerin araştırılıp incelenmesi gerekir. Alternatif çözümler varken, şirketin varlığını ortadan kaldıran sonucun seçilmemesi gerekir (Tekinalp, s. 337). İsviçre doktrininde duruma uygun düşen ve kabul edilebilir çözüm örnekleri arasında; kar dağıtma zorunluluğu, yeni ortak alınması, sermaye artırımı, muhalif pay sahiplerinin temsilcilerinin yönetim kuruluna alınması, bir iştirakin bölünmesi yer almaktadır (Tekinalp, s. 346; Sümer, s. 847. Ayrıca bkz. TTK m. 531 gerekçesi). Dava konusu somut  olayda; Davacıların, Davalı ...'nin hissedarları oldukları, şirketin mahiyeti itibari ile bir aile şirketi olarak kurulduğu, pay sahiplerinin de kardeşlerden ve onların mirasçılarından oluştuğu, haklı nedenle fesih talep edebilmek için Davalıların  gereken oranın üzerinde pay sahibi oldukları, şirkette Davalıların bilgi alma ve inceleme haklarının ihlal edildiği, şirketin anlaşmazlıklar nedeniyle kötü yönetildiği ve sürekli olarak zarar ettiği, hissedarlar/kardeşler arasında miras hukuku uyuşmazlıkları ve davalar ile başlayan anlaşmazlıkların şirketin yönetimi ve davacıların pay sahipliğinden doğan haklarını kullanması süreçlerinde ciddi sorunlara yol açtığı, açmaya da devam ettiği, bu bağlamda şirketin feshi için haklı nedenle fesih şartlarının oluştuğu  gerekçesiyle huzurdaki ticari şirket ( fesih istemli) davasını açtıkları anlaşılmıştır.Davanın, davalı ...  A.Ş.’nin (“... A.Ş.”veya “Şirket”) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TK”) m. 531 gereğince haklı nedenle feshine, bu talebin Sayın Mahkemece kabul edilmemesi halinde TK m. 531 uyarınca davacıların paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davalı şirketten çıkarılmalarına ya da duruma uygun düşen kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesi talepli olduğu açıktır.Bilindiği üzere TK m. 531 “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” hükmünü amirdir.TK’da anonim şirketin haklı sebeple feshine karar verilebileceği hüküm altına alınmakla beraber, hangi hallerde haklı sebebin oluşacağına dair bir açıklık getirilmemiştir. Bir başka deyişle haklı sebep maddede tanımlanmamış, bu kavramın tanımlanması yargı kararları ve öğretiye bırakılmıştır. Haklı sebep kavramı hakkında bütün hukuki ilişkilerde geçerli genel bir tanım vermek güçtür çünkü haklı sebep her hukuki ilişkinin ve her somut olayın özelliklerine göre değişen nisbi bir kavramdır. (Şükrü Yıldız, “Şirketin Haklı Nedenle Feshi ve Tasfiyesi ile Tasfiye Memurunun Tayini”, Hukuki Mütalaalar-2, İstanbul 2015, s. 90). Gerçekten de bir şirketin feshi için haklı sebep teşkil edebilecek hususlar, o şirketin halka kapalı veya halka açık olmasına göre veya pay sahibi sayısına göre değişiklik gösterebilir. Örneğin az ortaklı bir anonim şirketin feshine sebep olabilecek bir durum, çok ortaklı bir anonim şirket açısından hiçbir etki doğurmayabilir (Aytekin Çelik, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na Göre Anonim Şirketin Haklı Sebeple Feshi”, Batider, C.25, S.4, Aralık 2009, s. 569). Bununla birlikte “pay sahibinin hak veya menfaatlerini sürekli olarak, ağır ve ciddi şekilde ihlal eden ve dürüstlük kuralı gereğince davacı pay sahibi yönünden ortaklığa devamı çekilmez kılan karar, işlem ve davranışlar” haklı sebebin gerçekleştiği durumlara örnek kabilinden gösterilebilir (Ayşe Şahin, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, T.C Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2011; s. 97). Haklı sebepleri belirlemede kullanılabilecek temel kıstaslar; çoğunluk gücünün kötüye kullanılmış olması, şirketin amacına ulaşmasının tehlikeye düşmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi ve şirketin devamının nesnel olarak çekilmez hale gelmesi olarak gösterilmektedir (Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, T.C Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2012, s. 106; Şahin, s. 111-112). Türk hukukunda haklı sebeplere örnek olarak; şirketin kötü yönetilmesi, şirketin işleyişinin felce uğratılması, pay sahiplerinin keyfi ve haksız bir şekilde farklı muameleye tabi tutulmaları, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi, karın ve mali imkanların çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere kaydırılması, şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi, azlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi, genel kurul veya yönetim kurulunun kilitlenmesi, genel kurulun sürekli olarak usule aykırı toplantıya çağrılması, azlığa karşı fiili veya manevi güç ve baskı uygulanması gösterilebilir. (Çelik, s. 571-572; Şükrü Yıldız, “TTK Tasarısına Göre Anonim Şirketlerin Haklı Sebeple Feshi”, Prof. Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul 2007, s. 1198; Tekinalp, s. 342-343, Pulaşlı, s. 617 vd.; Özlem İlbasmış Hızlısoy, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, Ankara 2016, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi SBE, 2015, s. 70 vd.). TK m. 531 gerekçesinde de ifade edildiği üzere, İsviçre öğretisinde, genel kurulun pek çok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağırılması, azınlık hakları ve bireysel hakların devamlı olarak ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, ortaklığın sürekli zarar etmesi, dağıtılan kar payının düzenli azalması, haklı neden sayılmıştır. Buna karşılık varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı neden sayılmamıştır. Belirtmek gerekir ki, ileri sürülen sebebin haklı olup olmadığına karar verecek olan mahkemedir. Öte yandan fesih davası neticesinde anonim şirketin feshine karar verilebilmesi için azlık tarafından ileri sürülen sebeplerin haklı olması da tek başına yeterli değildir. Bir başka deyişle mahkeme, sebepleri haklı bulsa bile fesih kararı vermek zorunda değildir. Mahkemenin feshe karar verebilmesi için, ileri sürülen sebeplerin şirketin feshini gerektirecek nitelikte olması da gerekir. . Gerçekten de haklı sebeplerin varlığını tespitte dar bir yorumun yapılması ve bu yolun ancak son çare olarak başvurulacak bir yol olduğunun dikkate alınması zorunludur.Bu ilke kurallar kapsamında davacıların haklı sebep iddiaları tek tek değerlendirilidğinde;Davacılar, özellikle azınlık pay sahiplerinin haklarının (ve özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının) sistemli olarak kısıtlandığını, paydaşlara ihtara rağmen şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmediğini ileri sürmektedir. Dosyada mevcut davacılar vekilinin 19.02.2021 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde; davalı şirketin 2016-2017-2018-2019 2020 yıllarına ait finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporlarının, denetleme raporlarının ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerilerinin davacıların incelemesine hazır edilmesinin ve ayrıca son 5 (beş) yıla ait finansal tabloların ve yıllık faaliyet raporlarının birer suretinin, davacılara gönderilmesinin talep edildiği görülmektedir. Davalı vekilinin 02.03.2021 tarihli ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesinde ise; genel kurulun son olarak 2018 yılında yapıldığının, bir sonraki genel kurulun 2020 mali sonuçları çıktıktan sonra 2021 yılı içinde yapılacağının, söz konusu bilgi ve belgelerin 2021 yılı genel kurulu öncesinde paylaşılacağının, 2016-2017 yılı verilerinin ise 2018 yılında yapılan genel kurulda sunulduğunun, bununla birlikte 2018 ve 2019 verileri ile ilgili bilgi ve belgeler için davacıların imza karşılığı teslim almak için başvurabileceklerinin ya da e-posta adresi verilirse bilgi ve belgeleri paylaşmaya hazır olduklarının belirtildiği görülmektedir. Davacı vekilinin keşide etmiş olduğu 19.02.2021 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamenin varlığı tek başına azınlık pay sahiplerinin haklarının (ve özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının) sistemli olarak kısıtlandığını ispata yeterli değildir. Davacıların bilgi alma ve inceleme haklarının sürekli ve sistemli bir şekilde kısıtlandığı, dolayısıyla bu olgunun da TK m. 531 anlamında haklı sebep olduğu sonucuna varılabilmesi için başkaca deliller gerekmektedir. Kaldı ki pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme hakkını düzenleyen TK m. 437 hükmüne göre, davacılar vekilinin 19.02.2021 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde talep edilen belgeler, pay sahiplerinin her daim incelemesine açık tutulan belgelerden olmayıp genel kurul toplantısından en az onbeş gün önce pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulan belgelerdendir. Ayrıca her ne kadar davacılar, davalı şirketin bugüne kadar yapılan tüm genel kurul toplantılarında, bilhassa Şirket'in kar ve zarar durumu hakkında kendilerinin objektif bir şekilde bilgilendirilmesini talep etmelerine rağmen söz konusu bilgilendirmenin hiçbir zaman yapılmadığını ileri sürmekte iseler de, dosya içeriğinde, bilgi alma ve inceleme haklarının sistemli olarak engellendiğini iddia eden davacıların 19.02.2021 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname dışında örneğin TK m. 437/5  uyarınca asliye ticaret mahkemesine başvurduklarına dair bir  bilgi/belgeye rastlanmamıştır. Bu sebeple, davacıların bu iddiası haklı sebep olarak görülmemiştir. Öte yandan davacılar, davalı şirketin amacı ile bağdaşmayan faaliyetlerde bulunduğunu, davalı şirketin işletme konusunun ve ticaret ünvanının değiştirildiğini ileri sürmektedir. Bilindiği üzere anonim şirketin işletme konusu genel kurul kararıyla değiştirilebilir. Hatta anonim şirketin işletme konusunun tamamen değiştirilmesi dahi mümkündür. Bunun için söz konusu esas sözleşme değişikliği kararının TK m. 421/3 hükmündeki ağırlaştırılmış nisaba uygun olarak alınması gerekli ve yeterlidir. Öte yandan anonim şirketin ticaret ünvanı da genel kurul kararıyla değiştirilebilir. Bunun için ise söz konusu esas sözleşme değişikliği kararının TK m. 421/1 hükmündeki nisaba uygun olarak alınması gerekli ve yeterlidir. Anonim şirketlere hakim olan ilkelerden biri de “çoğunluk ilkesi” olduğundan ve davalı şirketin çoğunluk pay sahipleri söz konusu esas sözleşme değişikliği kararlarını alabilecek oy gücüne sahip olduklarından, davacıların bu iddiası haklı sebep olarak görülmemiştir. Ayrıca her ne kadar davacılar, davalı şirket kasasının sistemli olarak boşaltıldığını, şirketin çoğunluk pay sahipleri tarafından kötü yönetilmesi nedeniyle şirketin mali sıkıntı içinde olduğunu iddia etmekte iseler de dosya içeriğinde davacıların bu iddialarını destekler nitelikte bilgi/belgeye rastlanmamış olup, davacıların söz konusu iddiaları ispata muhtaçtır. Bu sebeple davacıların bu iddiası haklı sebep olarak görülmemiştir. Keza davacılar, salt davalı şirketteki hisse oranlarının düşmesini engellemek amacıyla, hiçbir zaman kar payı alamadıkları, üstelik neden zarar ettiği hususunda da hiçbir bilgi sahibi olamadıkları ve bu hususta yasadan doğan haklarını kullanmalarının açıkça engellendiği davalı şirkette yapılan bu sermaye artırımlarına katılmak durumunda kaldıklarını ileri sürmektedir. Gerçekten de dosya içeriğinden, davacıların davalı şirketin 20.08.2019 tarihli sermaye artırımına  katıldıkları ve olumlu oy kullandıkları anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere pay sahiplerinin sermaye artırımına katılmaları zorunlu değildir. Şayet davacılar söz konusu sermaye artırımının kanuna veya dürüstlük kuralına aykırı olduğu kanaatinde iseler, artırım kararına muhalif kalıp bu kararın iptalini talep edebilirlerdi. Bu sebeple davacıların bu iddiası haklı sebep olarak görülmemiştir. Gerek yukarıda yapılan teorik açıklamalar gerekse dosyada mevcut belge ve bilgiler ışığında, Salt ortaklar arasında önceden dava olması haklı sebep için yeterli değildir. Kaldı ki  bu davalar davacılar tarafından açılmış ve sonuç olarak  red edilmiş olup bu davaların açılmasına da  diğer ortakların sebebiyet verdiği hususu da ispat edilememiştir. Bu anlamda sırf davacıların dava açması haklı sebep olgusunun ispatı bakımından yeterli değildir karşılıklı birçok dava açılmış olsaydı o takdirde bu hususun haklı sebep olup olmadığı tartışılabilirdi ancak burada bötyle bir durm olmadığından davacıların dava açması haklı sebep teşkil etmediği anlaşılmıştır. Bu yönüyle bilirkişilerin sadece bunu gerekçe göstererek çıkma hakkı olduğu yönündeki kanaat yerinde görülmemiştir. huzurdaki dava bakımından davacılar fesih ve alternatif çözüm bakımından dahi davacıların şirketten paylarının ödenerek çıkarılması çözümü bakımından da   şirketin içinde bulunduğu mali yapıda, %20’den fazla payını satın almak zorunda kalacağı dikkate alındığında şirketin geliri şirkete ait taşınmazın kiraya verilmesi nedeniyle oluşan gelirden ibaret olup  Şirket böyle bir hisse alımına zorlanırsa, taşınmazdan satış yapmak zorunda da kalacak; taşınmazın ortak alanların işlemesi büyük hukuksal sorunlar ve şirket ile dıştan gelen kişiler arasında büyük ihtilaflara yol açabileceği de dikkate alınmış olup bina da kısmen satış dahi binanın itibar ve değer kaybetmesine sebep olabileceğinden bu denli tek gelir kaynağı taşınmazın satışı şeklinde çıkma yönünde karar vermek aslında şirketin fiilen tasfiyesi gibi bir durumuna sokup onu taşınmaz gelirininden mahrum edecek sonuçlara yol açacağı ve şirketin ana mal varlığı gelir getiren işletmeye ait mal varlığının da olumsuz etkileneceği de  dikkate alındığında bu yönüyle de alternatif çözüm bakımından da  haklı sebeplerin mevcut olmadığı gibi alternatif çözüm olarak değerlendirilmesi hakkaniyetli olmayacağı anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve  aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle, haklı sebeple fesih taleplerinin kabulü gerekirken davanın reddi yönündeki kararın hukuka aykırı olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini, Müvekkillerin şirketin haklı nedenle feshini talep edebilmek için gereken oranın üzerinde pay sahibi olduklarını; bir anonim şirketinin haklı sebeple feshedilmesinin kanun maddesi kapsamında gerekli iki şartının olduğunu, buna göre haklı sebeplerin mevcut olması ile şirket sermayesinin en az onda birini temsil eden pay sahiplerinin şirketin feshi yönünde tale talepte bulunmaları şartlarının uyuşmazlık bakımından gerçekleştiğini,Uyuşmazlıkta TTK M. 531 bağlamında haklı nedenlerin mevcut olduğu dosyada mübrez bilirkişi raporu ile sabit olduğu halde yerel mahkeme tarafından verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu, anonim şirketin feshi için gerekli olan haklı sebeplere dair kanun koyucu tarafından herhangi bir sınırlandırma veya örnekleme yapılmamakla birlikte mehaz İsviçre hukuku, doktrin ve Yargıtay kararlarıyla birtakım haklı sebepler öngörüldüğünü,  öğretide yer verilen belli başlı haklı sebeplerin, şirket kasasının sistemli olarak boşaltılması, şirketin kötü yönetim nedeniyle şirketin mali sıkıntı içinde olması, devamlı zarar etmesi,  mali yönden herhangi bir neden olmamasına rağmen en az 3-4 yıl süresince kâr payı dağıtılmaması, özellikle azınlık sahiplerinin haklarının sistemli olarak  ve sürekli bir şekilde kısıtlanması, genel kurulun sürekli olarak toplantıya davet edilmemesi, bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, paydaşlara ihtara rağmen, şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin amacı ile bağdaşmayan faaliyetlerde bulunması, şirket organlarının çalışamayacak şekilde engellenmesi olduğunu, ayrıca işletme konusunun değiştirilmesi ve şirket amacına ulaşılmasının imkansızlaşmasının da haklı sebep teşkil ettiğini, Somut olaya bakacak olursak; müvekkilleri tarafından, yapılan genel kurul toplantılarında Şirket'in neden sistemli bir şekilde zarar ettiğine dair bilgi istenmiş olsa da çoğunluk pay sahipleri tarafından bilgi ve inceleme talebinde bulunan azınlık pay sahiplerine yeterli bilgi verilmediğini, TTK'nın 437. maddesi pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme hakkını açıkça düzenlemekte olup, bu hakkın esas sözleşme ve/veya şirketin herhangi bir organının kararıyla kaldırılması ya da sınırlandırılması imkân dâhilinde olmadığını, pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkının tek sınırının, TTK m. 437/f. 3'te düzenlenen “şirketin ticari sırları” olduğunu, ancak hem Yargıtay uygulamalarında hem de doktrinde? istisnasız şekilde kabul edildiği üzere, bilançoya, tamamlanmış işlemlere ve bilançonun aydınlatılmasına ilişkin soruların hiçbir surette ortaklık sırrı olarak kabul edilemeyeceğini,  müvekkillerinin Şirket'in finansal durumuna ilişkin bilgi alma ve inceleme hakkını kullanmak istemeleri her yönüyle hukuka uygun olmasına rağmen müvekkillerinin bu hakkının mütemadiyen ihlal edildiğini,  dosyada yer alan genel kurul toplantı tutanaklarından da görüleceği üzere, müvekkillerinden ... ve ...'nın Şirket işleri ile ilgili en temel konularda bilgi almak istediklerini ve yeterli bilgi verilmeden de genel kurulda çoğunluk tarafından alınan mezkür kararlara olumlu şekilde oy kullanmayacaklarını dile getirdiklerini, fakat hiçbir ortak ve yönetim kurulu üyesi tarafından bu haklı taleplerin dikkate alınmadığını, yok sayıldığını, adeta Şirket'de müvekkilleri oy sahibi değilmiş gibi davranıldığını,  taraflarından kanundan kaynaklı bilgi alma ve inceleme hakkı bir kez daha kullanılmak amacıyla Üsküdar .... Noterliği'nin 19.02.2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilmek durumunda kalındığını, hissedar kardeşler arasında yaşanan telafisi güç anlaşmazlıkların Şirket içinde de hissedilir olduğu düşünülürse, Şirket'in aslında devamını sağlayacak gelir kaynaklarının gerçekte mevcut olmadığının görüleceğini,  bununla beraber, Şirket'e ait yönetim kurulu faaliyet raporlarında müvekkillerinin de içinde bulunduğu Şirket ortaklarına aralarında gerilen ilişkiler sebebiyle oldukça sert bir üslubun kullanılmasının, Şirket içi ilişkilerin ne kadar çekilmez ve devam ettirilemez hale geldiğini gösterdiğini, Davalı Şirketin bir aile şirketi şeklinde kurulduğunu ve aile şirketi şeklinde kurulan ortaklıklarda kişisel ilişkilerin Şirket açısından belirleyici ve etkili olduğunu, doktrinde anonim şirkette haklı sebeplerle fesih kurumuna ilişkin değerlendirmelerde, kişisel sebeplerin dahi özellikle küçük aile şirketlerinde, şirket faaliyetlerini olumsuz etkileyerek şirketi işlemez hale getirdiğinde bağımsız bir haklı sebep olarak kabul edilmesi gerektiğinin kabul edildiğini, aile ortaklığı şeklindeki anonim şirketlerde, ortaklar arasındaki geçimsizliklerin veya kavgaların şirketin feshini gerektirecek haklı bir sebep olarak kabul edilebilecekken, sayıları binleri bulan bir halka açık şirkette aynı nedenlerin haklı sebep sayılmayabileceğini,Huzurdaki dava ile taraflarınca, müvekkillerinin hissedar olduğu davalı Şirket'in haklı nedenle feshi talep edilmiş olup Yerel Mahkemece 15.04.2021 tarihli celsede 3 numaralı ara karar ile;“Davalı şirketin ticari defter kayıt ve belgeleriyle dosya kapsamı üzerinde; TTK 636. madde uyarınca davacını ileri sürdüğü şirketin fesih ve tasfiye koşullarının oluşup oluşmadığı, makul kabul edilebilir çözüm yolu bulunup bulunmadığı hususlarının tespiti için gerekçeli, ayrıntılı, denetime elverişli rapor alınmasına” hükmedilmiş olup dosya kendilerine tevdi edilmiş olan bilirkişi heyetinin raporunu 03.11.2021 tarihinde  dosyaya sunduğunu,  raporun sonuç kısmında özetle; “Huzurdaki dava bakımından haklı sebeplerin mevcut olduğu, ancak davalı şirketin feshi yerine davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarının duruma uygun düşen ve kabul edilebilir bir çözüm olacağı\" kanaatine ulaşıldığını, mezkür raporun 34. sayfasında bu kanaatin gerekçesinin; “Gerçekten de pay sahipleri /kardeşler arasında birçok davanın süregeldiği, aile şirketi olarak kurulmuş olan şirkette ortaklar arasındaki güven — duygusunun — temelinden sarsıldığı görülmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından TK m. 531 ile ilgili verilen bir kararda, ortaklar arasında uzlaşma olanağının kalmayışı ve lar arasında birçok dava ve çekişmenin bulunması haklı sebep olarak kabul edilmiştir (12.10.2015, 2015/6768 E., 2015/10302 K.)\" şeklinde ifade edildiğini, bu bakımdan bilirkişi raporunun hukuken isabetli hüküm kurmaya elverişli olduğunu, oysa mahkemenin,  bilirkişi raporundaki açık tespite rağmen; \"sırf davacıların dava açması haklı sebep olgusunun ispatı bakımından yeterli değildir karşılıklı birçok dava açılmış olsaydı o takdirde bu hususun haklı sebep olup olmadığı tartışılabilirdi ancak burada böyle bir durum olmadığından davacıların dava açması haklı sebep teşkil etmediği anlaşılmıştır. Bu yönüyle bilirkişilerin sadece bunu gerekçe göstererek çıkma hakkı olduğu yönündeki kanaat yerinde görülmemiştir. Huzurdaki dava bakımından davacılar fesih ve alternatif çözüm bakımından dahi davacıların şirketten paylarının ödenerek çıkarılması çözümü bakımından da şirketin içinde bulunduğu mali yapıda, %20'den fazla payını satın almak zorunda kalacağı dikkate alındığında şirketin geliri şirkete ait taşınmazın kiraya verilmesi nedeniyle oluşan gelirden ibaret olup Şirket böyle bir hisse alımına zorlanırsa, taşınmazdan satış yapmak zorunda da kalacak; taşınmazın ortak alanların işlemesi büyük hukuksal sorunlar ve şirket ile dıştan gelen kişiler arasında büyük ihtilaflara yol açabileceği de dikkate alınmış olup bina da kısmen satış dahi binanın itibar ve değer kaybetmesine sebep olabileceğinden bu denli tek gelir kaynağı taşınmazın satışı şeklinde çıkma yönünde karar vermek aslında şirketin fiilen tasfiyesi gibi bir durumuna sokup onu taşınmaz gelirinden mahrum edecek sonuçlara yol açacağı ve şirketin ana mal varlığı gelir getiren işletmeye ait mal varlığının da olumsuz etkileneceği de dikkate alındığında bu yönüyle de alternatif çözüm bakımından da haklı sebeplerin mevcut olmadığı gibi alternatif çözüm olarak değerlendirilmesi hakkaniyetli olmayacağı anlaşılmıştır.” şeklindeki gerekçesiyle davanın reddine karar verdiğini,  ancak mahkemenin işbu gerekçesinin hukuka uygun ve isabetli olmadığını, zira; hissedarlar arasındaki “anlaşmazlıkların varlığı”nı kabul etmek için muhakkak hissedarların “karşılıklı davalar” açması gerekmediğini, dosya münderacatında yer alan tüm belgeler karşısında, anlaşmazlıkların hat safhaya vardığı ve azınlık olan müvekkillerinin dışlanması nedeniyle müvekkilleri bakımından hissedarlık ilişkisinin çekilmez bir hale geldiğinin bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, Yerel mahkeme, müvekkili hissedarlar ile diğer hissedarlar arasındaki anlaşmazlıkları değerlendirirken “açılan davaların karşılıklı olmadığı” şeklinde sığ bir bakış açısı ortaya koyarak uyuşmazlık bakımından önem arz eden esas hususları göz ardı ettiğini, oysa anonim şirkette haklı sebep kavramının; “azınlığın hakkaniyete uygun ve objektif olarak ortaklığın devam etmesinden umduğu faydaları ortadan kaldıran ve ortaklığın devamını çekilmez hale getiren olgular haklı sebep olarak ifade edilebilir” şeklinde tanımlandığını, bu tanımdan hareketle, “ortaklığın devamının çekilmez hale gelmesi”nin iki taraf bakımından da aranmasının anlamlı olmadığını, kaldı ki, azınlık pay sahibi olan müvekkilleri karşısında ezici bir çoğunluğa sahip diğer hissedarların zaten adeta şirkette “at koşturmakta” ve istediğini yapmakta olduklarını, bu bakımdan elbette diğer hissedarlar için çekilmez hale gelmenin söz konusu olmadığını,  hatta olmasını beklemenin hayatın olağan şartlarına aykırı olacağını,  başka bir deyişle şirketin devam etmesinin, doğruluk ve güven kuralına göre dava açan ortaktan beklenemeyeceği hallerde haklı sebebin gerçekleşmiş olacağını, kişisel sebeplerin özellikle küçük aile şirketlerinde, şirket faaliyetlerini olumsuz etkileyerek şirketi işlemez hale getirdiğinde bağımsız bir haklı sebep olarak kabul edilmesi gerektiğini, aile şirketlerinin yapıları göz önüne alındığında, müvekkili hissedarlara uygulanan dışlayıcı tavrın doğrudan şirketin feshi için bile sebep olabilecekken mhkemenin, davalı Şirket'in bu niteliğini göz ardı ettiğini, mahkemenin kararında bahsi geçen davaların karşılıklı olarak açılıp açılmamasının işbu uyuşmazlığın çözümünde bir kriter olamayacağını, mahkemenin hukuka aykırı olarak işbu gerekçeye dayandığını, mahkemenin bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, hissedarlar arasındaki anlaşmazlıkların davacı müvekkilleri için çekilmez boyuta geldiğini görmezden geldiğini, Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin, 24/02/2021 tarihli ve 2019/2942 esas, 2021/1647 karar sayılı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.10.2020 tarihli ve 2019/896 E, 2020/3950 karar sayılı kararlarında da bu ilkeye işaret edildiğini, Yerel mahkemenin, “hakkaniyet” adı altında yalnızca Şirket'in menfaatlerini gözetip,  azınlık olan müvekkillerini Şirket'de dışlanmaya mahküm ettiğini, anonim şirketlerde ortaklıktan çıkmanın ancak hisse devri ya da TTK m. 531 kapsamında bir alternatif çözüm olarak mümkün olduğunu,  anonim şirkete karşı haklı sebeple fesih davası açma hakkının tanınmasının, azınlık pay sahiplerini çoğunluğun keyfi veya kötü yönetimine karşı koruyacak önemli bir kalkan görevi üstleneceğini, somut uyuşmazlıkta, Şirket'in keyfi ve kötü yönetimi bu kadar aşikârken müvekkillerinin hisselerini devredecekleri bir alıcı bulmalarının zorluğunun ortada olduğunu, Şirket'in azınlık pay sahiplerine tavrının bu denli keskin ve ezici olduğu göz önüne alındığında müvekkillerin hisselerinin muhtemel alıcılar nezdinde bir cezbediciliği olduğundan bahsedilemeyeceğini, yerel mahkemenin kararını dayandırdığı “hakkaniyet” ölçüsünün, 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (“TMK”) 4. maddesinde;“Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.\" şeklinde düzenlendiğini,  TTK m. 531 hükmünün hakime tanıdığı takdir yetkisi TMK m. 4 çerçevesinde kullanılacaksa da, bu takdir yetkisinin hiçbir şekilde keyfilik anlamına gelmediğini, somut uyuşmazlıkta  mahkemenin, azınlığın çoğunluk karşısındaki en büyük kalkanını kullanmasına engel olduğunu ve müvekkillerini dışlandıkları ve azınlık oldukları Şirket hissedarlığına adeta mahküm ettiğini, hakimin hakkaniyet çerçevesinde takdir yetkisini kullanmasının, hukuku bir tarafa bırakıp sadece hakkaniyeti gözeteceği anlamına gelmeyeceğini, Yerel mahkemenin kararında adeta tüm dosya münderecatını, bilirkişi raporunu bir kenara bırakıp,  davalı Şirket'in menfaatlerini tümünün önüne geçirdiğini, bu kapsamda Yerel Mahkeme'nin Şirket'in mali yapısı göz önünde bulundurulduğunda olası bir çıkarma kararı halinde hisse bedellerini ödemek konusunda güçlüğe düşebileceğinden bahsetmesinin; bir adım daha ileri giderek duruma göre Şirket'in yegane gelir kaynağı olan gayrimenkulde satış yapmak mecburiyetinde kalabileceğini ve bu durumun Şirket'in işleyişi bakımından hukuksal ve fili sorunlara ve gayrimenkulde değer düşüklüğüne yol açabileceğini belirtmesinin yerel mahkemenin şirket lehine gösterdiği ölçüsüz hassasiyetin yansımaları olduğunu, buna karşılık Şirket ve onun hukuki durumunun korunması bakımından benimsenen bu özenin, hukuken zayıf konumda bulunan azınlık pay sahipleri için kısmen dahi gösterilmemiş olmasının yadırgatıcı olduğunu, dahası gerekçeli kararda kullanılan bu ifadelerin, bir bakıma somut olayda haklı sebeplerin var olduğunun Yerel Mahkemece de zımnen kabul edildiği şeklinde yorumlanmaya müsait olduğunu, başka bir deyişle, yerel mahkemenin esasen haklı sebeplerin varlığına kanaat getirmekte, ancak TTK m. 531'in haklı sebep olgusunun sonucu olarak öngördüğü “çıkarma” kararını “şirketi zarara uğratabilir” gerekçesiyle vermekten kaçınmakta olduğunu, haklı sebebin varlığına kanaat getiren mahkemenin, bu noktadan sonra “şirket zarara uğrayabilir” diyerek kanuni sonucu uygulamaktan imtina etmesinin bir yetki aşımı ve TTK m. 531'in açık bir ihlali olduğunu, neticede ortaya çıkan kararın, davalı Şirket'te çoğunluk olan diğer hissedarların kusuru ile bu noktaya gelinmesine sebebiyet verdikleri anlaşmazlıklardan bir de menfaatlerine sonuç almalarını sağladığını,  ancak hiçkimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağını,  mahkemenin verdiği kararla işbu ilkeyi de ihlal ettiğini, mahkeme kararının hukuka ve içtihatlara aykırı olduğu sabit olup davanın kabulü ile en azından müvekkili hissedarların paylarının gerçek değeri ödenerek Şirket'ten çıkarılmalarına karar verilmesi gerekirken davanın reddine dair verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etme zarureti hasıl olduğunu, İleri sürerek, arz ve izah olunan ve resen nazara alınacak sebeplerle istinaf başvurularının kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalarının kabulüne, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nun 531 maddesi kapsamında anonim şirketin haklı nedenle feshi, olmadığı takdirde güncel pay değerinin ödenmesi suretiyle davacı ortağın şirketten çıkarılması istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacılar tarafından, davalı şirketin bir aile şirketi olduğu ve ortaklar arasında miras sorunları nedeniyle anlaşmazlık bulunduğu, davalı şirketin 28/06/1993 tarihli adi yazılı belgeye dayalı olarak kurulduğu, davacılardan ...  ve ...'ın anneleri ...  tarafından, davalı şirketin kuruluşu aşamasında imzalanan 28/06/1993 tarihli ve paylarının 551'i ...  kalan kısmı diğer ortaklara ait olacak şekilde bir şirket kurulması ve diğer davacıların murisi ... ait taşınmazın kurulacak olan şirkete devredilmesi konulu adi yazılı belge hakkında davalı şirkete karşı karşı muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası ile davalı şirket ve dava dışı hakim ortak ...  karşı muris muvazası nedeniyle şirket hisse oranlarının düzeltilmesi talepli davalar açıldığı, bu davaların Bakırköy 4 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/716 esas sayılı dosyasında birleştiği ve asıl ve birleşen davaların hukuka aykırı olarak reddedilip kesinleştikleri, muvazalı şekilde şirkete hakim ortak olan dava dışı ... 'nın adi yazılı belgeye dayalı olarak şirkete devredilen taşınmazın kamulaştırılmasından elde edilen geliri de dava konusu şirketin kurulması amacını oluşturan  ...  inşaasına harcadığı,  şirketin kuruluş amacının bu konağın inşaası ve tüm kardeşlerin konakta birlikte yaşamaları olduğu, ancak muris ... payının verilmediği, akabinde davalı şirketin kötü yönetim nedeniyle sürekli zarar ettiği, zarar nedeniyle sermaye artışlarına gidildiği ve davacıların da bu sermaye artışlarına zorlandıkları, esasen bu sermaye artışlarının davacıların paylarının düşürülmesi amacıyla yapıldıkları, taraflar arasındaki miras uyuşmazlıklarının terekeye dahil tüm malvarlığını kapsadığı gibi, davalı şirketin hisselerini de kapsadığı, hem şirketin kar etmemesi hem de uyuşmazlıkların devamı nedeniyle davacılar için ortaklığın çekilmez hale geldiği,  muris ... ölümünden önce de davalı şirkete karşı davacılar ve Mecit ve Mustafa ve Melek tarafından bir takım davalar açıldığı, bu davaların eski tarihli oldukları ve o tarihlerden beri uyuşmazlıkların devam ettiği,  davacıların şirket ile ilgili bilgi alma ve inceleme haklarının mütemadiyen engellendiği, genel kurullarda sorulan sorulara cevap verilmediği, bu nedenle davalı şirkete 19/02/2021 tarihli ihtarname çekildiği, davalı şirketin kuruluş amacının kardeşlere konut inşaa etmek olduğu, binanın inşaa edildiği şirketin amacının gerçekleştiği, akabinde şirket ünvanının ve kuruluş amacının değiştirildiği, şirketin en başından beri aktif bir ticari faaliyetinin olmadığı,  sürekli zarar ettiği, şirketin ünvan değişikliğine giderek faaliyet amacını değiştirmesinin de tek başına haklı sebep teşkil ettiği, şirketin 2016-2020 yıllarında sürekli zarar ettiği ve bundan sonraki dönem için elde edilmesi planlanan tek gelirin ... Konağı'nın kira gelirleri olduğu, aile şirketi olan davalı şirkette ortaklar arasındaki anlaşmazlıkların haklı fesih sebebi olduğu, mahkeme fesih kararı vermeyecek ise güncel pay değerleri hesaplanarak ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. <br>Davalı yan; davacıların haklı sebep iddialarına ilişkin somut vakıalar ortaya koymaları gerektiğini, soyut iddialara itibar edilemeyeceğini, davacıların ileri sürdüğü olguların haklı sebep teşkil etmediğini, anonim şirketlerin çoğunluk prensibi ile yönetildiğini, davalı şirketin bir konut yapı kooperatifi değil anonim şirket olduğunu, bilgi alma ve inceleme hakkının kulladırılmadığına yönelik iddiaların gerçek dışı olduğunu, davacıların genel kurul toplantılarında bilgi alma ve inceleme talebinde bulunmadıklarını, davacılar tarafından gönderilen 19/02/2021 tarihli ihtarnameye 02/03/2021 tarihli ihtarname ile, en son genel kurul toplantısının 2018 yılında yapıldığı, şirketin 2016, 2017 yılı faaliyet raporlarının  tüm pay sahiplerine  gönderildiği, 2018, 2019 yılı verilerinin imza karşılığında teslim edilmesi için şirkete başvurulabileceği, yahut bildirilecek e-posta adresine gönderilebileceği, 2020 yılı verilerinin ise henüz çıkmadığı, yapılacak genel kurul toplantısında bu verilerin de hazır olacağı şeklinde cevap verildiğini, ihtarnamenin 03/03/2021 tarihinde tebellüğ edildiğini ve 04/03/2021 tarihinde bu davanın açıldığını, davacıların kar payı dağıtılmamasına yönelik iddialarının haklı sebep teşkil etmeyeceği, zira şirketin malvarlığını oluşturan taşınmazın kulanılamaz durumda olduğunun Bakırköy 7 Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/59 değişik iş dosyasındaki delil tespiti rapor ile belirlendiğini, akabinde bu binanın ticari gelir elde edilecek şekilde onarımı için finansman sağlandığını, bu süreçte şirketin zararda olması nedeniyle kar dağıtımı yapılamadığını, binanın onarımı ve restorasyonunun tamamlanması akabinde şirketin 2019 ve 2020 yıllarından itibaren binadan kira geliri elde etmeye başladığını, eski ünvanı ... A.Ş. olan şirketin ünvanı ve iştigal konusunun da bu nedenle ... A.Ş. olarak genel kurulda değiştirildiğini, şirketin ünvanı ve iştigal alnının değiştirilmesinin davacı ortakların da yararına olduğunu, ünvan değişikliğinin haklı sebep teşkil etmeyeceğini, gelir elde edilemeyen dönemde kar payı dağıtılamamasının da haklı sebep teşkil etmeyeceğini, pay sahipleri arasındaki kişisel sorunların tek başına haklı sebep teşkil edemeyeceğini, yalnızca davacılardan ikisinin murisi tarafından açılan ve reddedilen muris muvazasına dayalı iki davanın bu dosyaya taraf olmayan davacılar bakımından haklı sebep teşkil etmeyeceğini, davacıların 20/08/2019 tarihli sermaye arttırımına olumlu oy kullanarak arttırıma katıldıklarını, dolayısıyla bu hususu haklı sebep olarak ileri süremeyeceklerini, toplanan sermaye ve kullanılan kredilerle şirketin yeniden yapılandırıldığını ve ticari faaliyet sürecinde olduğunu, şirketin faal olduğunu, davacıların şirketin uzun süren durgunluğu döneminde herhangi bir dava açmayıp, şirketin  ticari faaliyete başlaması akabinde bu davayı açmalarının mahkemeleri meşgul etmek olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.  Mahkemece taraf delilleri toplanmış, davalı şirketin tüm sicil kayıtları, vergi beyannameleri, SGK tarh dosyası celbedilmiş, davacı tanıkları dinlenilmiş, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak rapor ve ek rapor alınmış, TTK'nın 359. maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi ve 364. maddesi uyarınca görevden alınmalarının genel kurula ait bir yetki olduğu, bu yetkinin kullanılmış olmasının şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmeyeceği, iki ortaklı şirkette hakim ortak oyları ile seçilen yönetim kurulunun, davalı şirketi, çoğunluğun menfaatleri çerçevesinde ve azınlık pay sahiplerinin aleyhine yönettiğini gösterir somut vakıa bulunmadığı, davacının da, davalı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı,  02/02/2018 tarihli genel kurul toplantısında ileri sürülen taleplerinin karşılanmadığı iddiasını ileri süren davacının TTK'nun 445 maddesi uyarınca iptal davası açabileceği veya TTK'nun 437/5 maddesi uyarınca bilgi alma ve inceleme hakkını mahkemeye müracaat ederek kullanabileceği, şirketin mali açıdan kötü yönetildiğine ilişkin bilirkişi raporuna göre somut veri bulunmadığı, şirketin 2018 yılı sonu itibariyle öz varlığını koruduğu ve son iki yılda karar geçtiği, ekonomik yönden faaliyetinin devamında davacı yönünden de fayda bulunduğu, davacının ileri sürdüğü vakıaların haklı sebep teşkil etmediği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, davalı şirketin tüm sicil kayıtları,Bakırköy 4 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/176 esas sayılı dosyasında verilen gerekçeli karar, Yargıtay onama ilamı ve kesinleşme şerhi celbedilmiş, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bir mali müşavir bir hukukçu bilirkişiye inceleme yaptırılarak rapor alınmış,  davacıların toplam payının davalı şirketin haklı nedenle feshini dava etmeye yeterli olduğu, mahkemenin kesin yetkili olduğu, davacılar vekilinin göndermiş olduğu 19/02/2021 tarihli ihtarname ve davalı şirketin cevabi ihtarnamesi birlikte değerlendirildiğinde, gönderilen bu tek ihtarnamenin davacıların bilgi alma ve inceleme haklarının sistematik şekilde engellendiğini ispata yeterli olmadığı, davacılar tarafından genel kurullarda bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılmasının talep edildiğini ve bu hakkın kullandırılmaması nedeniyle TTK'nun 437/5 maddesine dayalı dava açıldığını gösterir delil bulunmadığı, şirketin ünvan ve faaliyet konusu değişikliğinin TTK'nun 421 maddesinde düzenlenen nitelikli nisaba uygun olarak genel kurul kararı ile gerçekleştirildiği, bu durumun da haklı sebep teşkil etmeyeceği, şirketin kötü yönetildiği ve mali sıkıntı içerisinde olduğu, şirket kasasının sistemli olarak boşaltıldığı iddialarını ispatlar bilgi belge bulunmadığı,   sermaye arttırımı kararına muhalif kalarak iptal davası açma hakkını kullanmayıp, karara katılarak olumlu oy kullanan, davacıların, sermaye arttırımı kararlarının davacıların hisselerinin azaltılması amacıyla ve kötü niyetle alındığı yönündeki iddialarını ispatlayamadıkları, sermaye arttırımı kararının tek başına haklı neden teşkil etmeyeceği, sebepsiz kar dağıtılmadığı iddiasının da ispatlanamadığı, ortaklar arasında anlaşmazlık bulunmasının tek başına haklı sebep teşkil etmeyeceği, davacılar tarafından tek taraflı açılmış ve reddedilmiş olan davaların, bu davaların açılmasına diğer ortakların yahut çoğunluğun sebep olduğunu, dolayısıyla ortaklar arasında uyuşmazlık bulunduğunu ve haklı sebebin oluştuğunu göstermeyeceği, alternatif çözüm bakımından ise, davacıların %20 oranındaki paylarının ödenebilmesi için şirketin tek gelir kaynağı ve malvarlığı olan taşınmazın satılmasının gerekeceği, bunun fiilen şirketin tasfiyesine sebep olacağı, bu çözüm bakımından da haklı sebeplerin mevcut olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar istinaf sebebi olarak da tekrar edilmiş, ayrıca mahkemenin bilirkişi raporuna aykırı olarak ortaklar arasındaki anlaşmazlıkların haklı sebep teşkil etmediği yönündeki kabulünün hukuka aykırı olduğu, öte yandan mahkemenin ortaklar arasındaki anlaşmazlığı haklı sebep olarak kabul etmeyip, ortaklıktan çıkma çözümünün şirketin tasfiyesine sebep olacağı yönündeki gerekçesinin hem çelişkili olduğu, hem de yetki aşımı mahiyetinde bulunduğu belirtilmiş, ayrıca dava tarihinden sonra yapılan olağan genel kurul toplantısında ileri sürülen bilgi alma ve inceleme  taleplerinin yeterince karşılanmaması nedeniyle Bakırköy 2 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde TTK'nun 437/5 maddesine dayalı olarak açtıkları davada verilen 2021/951 esas, 2022/6 karar sayılı talebin kabulü karraı örneği ek beyan dilekçesi ile dosyaya sunulmuştur.  6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi \"Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir\" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca   sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı sebep kanunda tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemece takdir edilecektir. Anonim şirketlerde fesih davası hakkının kullanılması açısından haklı sebeblere örnek olarak; genel kurulun olağan toplantısının sürekli şekilde yapılamaması, azınlık pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının kullanımının devamlı şekilde ihlal edilmesi, çoğunluğun gücünü sistematik olarak ve azınlığın haklı menfaatlerini ihlal edecek şekilde kullanması, azınlık pay sahiplerine finansal açıdan ağır zararlar verilmesi, şirket kar etmesine rağmen, hiç kar payı dağıtılmaması veya yıllara veya yıllara göre azalan oranda kar payı dağıtılarak, azınlık pay sahiplerinin mali haklarının ağır ve sürekli biçimde ihlal edilmesi gibi durumlar örnek gösterilebilir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanak ve gerekçe içeriğine göre; her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceği,  mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere davacıların bilgi alma ve inceleme haklarının sistematik biçimde engellendiğini gösterir herhangi bir delil sunulmadığı, davacılar tarafından dava tarihinden sonra yapılan olağan genel kurul toplantısında ileri sürülen bilgi alma inceleme hakkının kullanılması talebine ilişkin açılan davanın ve verilen kararın, dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıalar tahkikatın konusunu teşkil etmeyeceklerinden hükme esas alınamayacakları, mahkemece aldırılan mali bilirkişi raporu kapsamına göre, şirketin 2020 yılı itibariyle kara geçtiği, dolayısıyla şirketin kötü yönetildiği ve önceki dönemlerde şirket kar elde etmesine rağmen kar dağıtımı yapılmadığı yönündeki iddiaların ispat olunamadığı, öte yandan sermaye arttırımına katılıp, karara olumlu oy kullanan davacıların, sermaye arttırımına gidilmesinin davacıların paylarının düşürülmesi amacını taşıdığını ispat edemedikleri gibi, olumlu oy kullandıkları sermaye arttırımı kararını haklı fesih sebebi olarak ileri sürmelerin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği, yine yeterli nisapla şirket genel kurulu tarafından şirket unvanı ve iştigal konusunun değiştirilmesinin  tek başına haklı sebep teşkil etmeyeceği,  davacılardan ikisinin murisi olan ... tarafından açılan ve reddedilen muris muvazaası davasının, ortaklar arasında husumete varan ve davacılar için ortaklığa devam etmeyi dürüstlük kuralına göre çekilmez kılacak, TTK'nun 531 maddesi kapsamında haklı sebep teşkil edecek bir anlaşmazlığın varlığının kabulünü gerektirmeyeceği, yine ..., ... ve ... tarafından davalı şirket aleyhine 2010 yılında alınan yönetim kurulu kararının iptali için İstanbul 48 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açtıkları ve reddedilen 2011/138 esas, 2011/82 karar sayılı karara ilişkin dava dosyasının da benzer şekilde haklı sebep teşkil edecek bir uyuşmazlığın varlığını ispata yetmeyeceği, aksi kabulün aile şirketi niteliğindeki anonim şirketlerde, her türlü ailevi anlaşmazlığın haklı fesih sebebi teşkil etmesi sonucunu doğuracağı, oysa ailevi anlaşmazlıkların haklı neden teşkil etmeleri için, şirketin ticari işleyişini olumsuz etkileten, husumete varan ve dava açan ortaklardan ortaklığa bu şekilde devam etmelerini beklemenin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği düzeyde anlaşmazlıklar olmaları gerektiği, somut olayda bu türden bir anlaşmazlığın varlığının da ispat olunamadığı, TTK'nun 531 maddesi uyarınca fesih veya ortaklıktan çıkma yahut başka bir makul çözüme hükmedilebilmesinin ön şartının haklı sebeplerin varlığını ispat olduğu, somut olayda davacıların haklı sebeplerin varlığını isğat edememiş olmaları karşısında, davacıların ortaklıktan çıkma talepleri bakımından ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek olmadığı, bu nedenle mahkemece haklı sebeplerin ispat olunamadığı kabul edildikten sonra, ortaklıktan çıkma isteminin şirketin tasfiyesi anlamına geleceği yönünde değerlendirme yapılmış olması yerinde değil ise de, bu hususun sonuca etkili olmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından istinaf edenler tarafından peşin olarak ayrı ayrı yatırılan yatırılan 80,70-TL harçların mahsubu ile bakiye 346,9‬0-TL'nin davacılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talepler eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 28/06/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"67697a30a481900f","SID":"664b17c293914378"}}