{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/243 <br>KARAR NO: 2024/738<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/10/2019<br>NUMARASI: 2018/877 Esas -  2019/939 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/05/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkil ile davalı arasında yapılan ticari mal satışı neticesinde doğan 64.549,09 TL alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığını, karşı tarafın icra takibine haksız ve soyut iddialarla itiraz ederek icra takibinin durmasına sebep olduğunu belirterek, haksız ve mesnetsiz itirazlarının iptali ile takibin devamına, ihtiyati haciz talebinin öncelikle teminatsız olarak Sayın Mahkeme aksi kanaatteyse uygun miktarda teminat ile kabulüne, dava ve takip konusu alacağın likit olmasından bahisle kötü niyetli karşı taraf aleyhine dava ve takip değerinin % 20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinden kaynaklı 64.549,09 TL alacağına dair iddiaları gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafından düzenlenen ve teslimi yapılan mal ve hizmetlere dayanak faturalara karşılık, müvekkil tarafından ödemeler nakden ve çek ile yapıldığını, ayrıca davacı tarafından fatura düzenlenmesine rağmen teslim edilmeyen emtiaların mevcut olduğunu, buna dair iade edilen faturalar ve müvekkil tarafından avans olarak ödeme yapılmasına rağmen karşılığında teslim edilmeyen malların mevcut olduğunu belirterek, öncelikle davacı yanın ihtiyati haciz talebinin koşullarının oluşmadığından reddine, haksız ve hukuksal mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Davalı şirketin incelenen 2016 yılı ticari defterlerinde, davacı yanın 99.545,11 TL borçlu göründüğü, 2016 yılında davacı yana 12.942,48 TL borç kaydedildiği, taraflar arasında bundan başka işlem olmadığı, yılsonu itibariyle davalı şirketin 52.487,59 borçlu olduğu ancak (12. Maddede açıklanan 60.000,00 TL ödemenin iki kez kaydedilmesi nedeniyle) davalı şirketin ticari defterlerinde 112.487,59 TL göründüğü tespit edilmiştir. Davalı şirketin incelenen 2017 yılı ticari defterlerinde, davacı yanın 2016 yılından 112.487,59 TL borçlu göründüğü, 01.01.2017 tarih ve 10 numaralı yevmiye maddesi ile davacı yanın 112.487,59 TL borç bakiyesi şirket kasasına tahsil edilerek kapatılmıştır. 2017 yılsonu itibariyle davacı yanın borç ya da alacak bakiyesi olmadığı tespit edilmiştir. Mali açıdan değerlendirme: Tarafların 2014, 2015, 2016 ve 2017 yılı ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde, davacı yanın ticari defterlerine göre davalı şirketin 64.549,09 TL borçlu olduğu, davalı şirketin ticari defterlerine göre ise davacı yanın alacağı olmadığı tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki cari hesap farkları aşağıdaki özet tabloda gösterilmiştir. Davacı yanın ticari defterlerinin sahibi lehine delil olma özelliğine sahip olması, davalı şirket ticari defterlerinin ise sahibi lehine delil olma özelliğine sahip olmaması, davalı şirket ticari defterleri temel muhasebe İlke ve prensipleri uygun olarak tutulmadığı, bu nedenlerle davalı şirketin takip tarihi itibariyle davacı yana 64.549,09 TL borçtan sorumlu olacağı\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçeli kararında davalı vekilinin 06/03/2019 havale tarihli dilekçesinin 2,4 ve 6 nolu bentlerinde belirttiği hususlarla ilgili beyanda bulunulması için kendilerine süre verildiği ve kendilerince bu süre zarfında beyanda bulunulmadığına, bu sebeple de alacaklarını da ispatlayamadıklarına dayanılarak verilen ret kararını kabul edemeyeceklerini, 6100 sayılı HMK’nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerektiğini, ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili taraflara ihtar edilmesi gerektiğini, ancak yerel mahkemenin kendilerine davalının dilekçesinde belirttiği hususlara ilişkin beyanda bulunulması için 2 haftalık süre verdiğini, 21/03/2019 tarihli duruşma zaptında kesin süreye ve kesin sürenin hukuki sonuçlarına ilişkin bir ara kararın mevcut olmadığını, yerel mahkemece verilen 2 haftalık sürenin bu haliyle, yasanın aradığı koşulları karşılamadığını, usulüne uygun verilmiş bir kesin süreden söz edilemeyeceğinin açık olduğunu, bu durumda anılan ihtarın hukuki sonuç oluşturmaya elverişli olmadığını, nitekim kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için usulünce ve eksiksiz olması gerektiğini, tüm bu hususlar göz önüne alındığında  yerel mahkemece kendilerine kesin süre verilmemiş olduğunu, kendilerince de davalının 06/03/2019 havale tarihli itiraz dilekçesine karşı 26/06/2019 tarihinde  beyanda bulunulduğunu, bundan daha da önemlisi müvekkilinin alacağını ispatlayan tüm bilgi ve belgelerin usulüne uygun tutulduğunu, lehine delil olma özelliğine sahip, müvekkili şirket defterlerinde kayıtlı olduğu hem kök hem de ek raporda tespit edilmesine rağmen, yerel mahkemece sunulamadığı gerekçesiyle müvekkilinin haklı alacağını ispat edemediği gibi bir sonuca varılmasının son derece yanlış ve hukuka aykırı olduğunu, bu minvalde kanunda belirtilen hususlar doğrultusunda yerel mahkemece verilen ret kararının kanun ve usule aykırı olduğunu, işbu kararın kaldırılması gerektiğini, kök raporda eksik veya belirsiz hususların tamamlanması veya açıklanması, eksiklik ve belirsizlik taşıyan rapordaki eksikliklerin yeni bir bilirkişi incelemesine gerek kalmaksızın giderilmesi için yapılan inceleme olduğunu, ek rapordaki incelemelerin kök raporda yapılan incelemelere zıt ve çelişkili olamayacağını, bilirkişinin yaptığı incelemelerde böyle bir yetkisi bulunmamakla birlikte, böyle bir durumun varlığının söz konusu ise hükme esas alınması gereken rapor kök rapor olması gerektiğini, ancak ek raporda,  ticari defterlerde kayıtlı olan ve ispatlanmış olan  alacağın  davalı tarafın  bilirkişi raporuna itiraz dilekçesine karşı beyanda bulunulmadığı gerekçesiyle yok sayıldığını, böyle bir durumun hukuken kabulünün mümkün olamayacağını, yerel mahkemece kesin süre verilmediği halde, verilen süreden sonra beyan verildiği  gerekçesiyle müvekkilinin haklı alacağını ispat edemediği gibi bir sonuca varılmasının son derece yanlış ve hukuka aykırı olduğunu, davalı tarafın müvekkiline olan borcunu ödediğini iddia etmekte olduğunu, bu aşamada ispat külfetinin davalı tarafa geçtiğini, ancak davalı tarafın bu hususu ne ticari defterleriyle ne de başka belgelerle ispat edemediğini, bu nedenle davalının borç ödeme iddiasını ispatlayamaması sebebiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemece ispat yükünün davalı tarafa geçtiği hususu göz ardı edilerek karar verildiğini, bilirkişi kök raporunda  raporunun  \"bilimsel teknik ve dayanaklar\" kısmının 9.bölümünde  \"davalı ticari defterleri\"başlığı altında yaptığı incelemede  davalı şirkete ait 2014, 2015, 2016 ve 2017 yılı defterlerinden 2014 ve 2017 yılı yevmiye defterlerinin kapanış tasdiki ile 2015 ve 2016 yılı defteri kebir defterlerinin açılış tasdiklerinin yaptırılmamış olması sebebiyle davalı tarafın ticari defterlerinin TTK. hükümlerine göre usulune uygun tutulmadığı ve kendi lehine delil olma özelliğine sahip olmadığı kanaatine ulaşmış olmasına rağmen  ek raporda davalı tarafın defterlerinin usulüne uygun tutulmadığına ilişkin ilk tespitine hiç değinilmediğini, davalı taraf, kök raporda da belirtildiği gibi  defterlerini usulüne uygun tutmadığı gibi yaptığı havaleleri 2 kez girerek kayıtlarını hatalı şekilde tuttuğunu, davalı tarafın basiretli bir tacirin göstermesi gereken özen ve yükümlülüğe aykırı davranmak suretiyle hem hatalı kayıtlar yaptığını, hem de defterlerini usulüne uygun tutmadığını ve başlatılan icra takibine hukuki dayanaktan yoksun,haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini, tüm açıklanan sebeplerle davanın kabul edilmesi gerekirken, ret kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde istinaf taleplerinin kabulü ile davanın reddine ilişkin kararın kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini, aksi kanaatte bulunulacak ise istinaf taleplerinin kabulü ile talepleri doğrultusunda karar verilmek üzere davanın yerel mahkemeye geri gönderilmesini, kötü niyetli davacı aleyhine dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. <br>GEREKÇE: Dava; mal alım satımına dayalı cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"cari hesap\" sebebine dayalı olarak 64.549,09 TL asıl alacağın tahsili istemiyle ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.Davacı vekilince ilk derece mahkemesi tarafından kesin süre ihtaratının usulünce yapılmadığı iddiası istinaf nedeni yapılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 94. maddesine göre hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin olmamakla birlikte, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin kararın yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiç bir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Mahkemenin 21/03/2019 tarihli celsesinde 1 nolu ara kararında davalı vekilinin bilirkişi kök raporuna itiraz dilekçesinde belirttiği hususlar yönünden davacı vekiline beyanda bulunması için 2 haftalık süre verilmiş olduğu, sürenin kesin olmadığı ve ihtarat da içermediği görülmüştür. Ancak incelemeye konu basit yargılama usulüne tabi davada davacı tarafça dava dilekçesinde dayanılan belge ve dayanaklarının süresinde sunulması gerekmektedir. Bu hususta mahkemece yeniden süre verilmesine ve kesin süre ihtaratına gerek yoktur. Dolayısıyla davacı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf istemleri yerinde değildir.Bilirkişi aracılığıyla incelenen usulüne uygun tutulmuş davacı ticari defterlerine göre, takip tarihi itibariyle davalıdan 64.549,09 TL alacaklı durumdadır. Davalı ticari defterlerine göre ise, takip tarihi itibariyle davacıya borcu görünmemektedir. Davalı ticari defterlerinin TTK hükümlerine uygun tutulmadığı ve kendi lehine delil olma özelliğine sahip olmadığı tespit edilmiştir.Davalı taraf cevap dilekçesinde davacı tarafından düzenlenen ve teslimi yapılan mal ve hizmetlere dayanak faturalara karşılık ödemelerin nakden ve çek ile yapıldığını, ayrıca davacı tarafından fatura düzenlenmesine rağmen teslim edilmeyen malların mevcut olduğunu, iade faturaların olduğunu ve avans ödemesi yapılmasına rağmen teslim edilmeyen mallar olduğunu savunmuştur. Davalı tarafça cevap dilekçesi ekinde dekont ve çek tahsilat makbuzları dayanak olarak sunulmuştur. Taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlık söz konusudur. Bu bakımından davalının davacı şirket ile aralarındaki ticari ilişkiyi kabul etmesi ve ödeme savunması yanında teslim edilmeyen malların olduğunu savunması karşısında mutabakatsızlıkların irdelenmesi gerekmiştir. 2014 yılı için davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 19.640,20 TL bedelli bir adet satış faturasının davalı ticari defterlerinde kayıtlı olmamasından, tarafların birbirlerine teslim ettikleri çek bedellerinin uyumsuzluğundan kaynaklanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 64/2. maddesine göre , Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde tacirin bu yükümlülüğü belgeleme ve kaydın belgeye(evrak-ı müsbiteye) dayanması(belge yoksa kayıtta yoktur) ilkesine dayandırılmıştır. Ticari defter ve kayıtların usulüne uygun tutulmuş olması yanında defterlerde yer alan kayıtların dayanağının da usulüne uygun olması gerekir. Davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan faturanın dayanağının da usulüne uygun olduğunun ispatlanması gerekir. Fatura düzenlenmesi ve dayanağı kanıtlanamayan bu faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtını oluşturmaz. Davada ispat külfeti fatura nedeniyle alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerindedir. Somut olayda 19.640,20 TL bedelli bir adet satış faturasının davalı tarafça inkar edilmesi nedeniyle, davacının alacak iddiasını, satış faturasına konu malları davalıya teslimini ispatlamalıdır.2015 yılı için davacının davalıya teslim ettiği  iddia ettiği çeklerin davalı tarafça kabul edilmemesinden, davacının ticari kayıtlarında davalıdan araç alımına ilişkin tutarın yansıtılmasından, davalı tarafça yapılan havale ve çek  ödeme bedellerinden kaynaklandığı görülmüştür.2016 yılı için bakıldığında ise davacının davalıya senet verdiği iddiasının davalı tarafça kabul edilmemesinden kaynaklanmaktadır. 18/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda davacı şirketin 2014 yılı ticari defterlerinde davalı şirketten alınan çekler 57.500 TL olarak gösterilmiş olup bu tespit esas alındığında ve 19.640,20 TL bedelli satış faturasına konu malların davalıya teslimin davacı tarafça ispatlanamaması nedeniyle 2014 yılı sonu itibariyle davacının davalıya 57.500 TL borçlu göründüğü, 2015 yılında ise davalı şirket defter kayıtlarında da yer alan 322.476,30 TL bedelli fatura düzenlediği, davalı şirket alacağı olarak ise 103.771,41 TL çek, 104.500,00 TL havale ile ödeme ve 2016 yılında ise davalı şirketten alınan 30.000 TL bedelli çek ve 25.000 TL bedelli senet kaydı gözönüne alındığında davacının kendi ticari defter ve dayanaklarına göre davalıdan alacaklı olmadığı, davacının 2015 ve 2016 yılında davalı şirkete verdiğini iddia ettiği çekleri ve senede  ilişkin tevsik edici belgeleri dosyaya sunmadığı tespit edilmekle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.16/05/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9b84c3dd7e8c2c9d","SID":"077bc789ae6ce4cd"}}