{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/407 <br>KARAR NO: 2024/562<br>KARAR TARİHİ: 18/04/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/11/2020<br>NUMARASI: 2018/624 Esas -  2020/565 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit (Trampa Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/04/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2011 tarihinde ... adlı firmanın bayisi olduğunu, bu bayilik sözleşmesi imzalanırken müvekkilinden 10.000 TL bedelli teminat senedi aldığını, senet alındığının protokol içeriğinden de belli olacağını, ancak bu senedin tarih kısımlarının boş bırakıldığını, müvekkilinin bu firmayla bayilik sözleşmesinin sona erdiğini, müvekkilinin senedini geri istediğinde, müvekkiline sorun olmayacağı yönünde beyanda bulunulduğunu ancak, aradan dört yıl geçtikten sonra bu teminat senedinin ...un sahiplerinden ... tarafından icraya konulduğunu, müvekkilinin ...'a hiçbir borcunun bulunmadığını, bu senedin teminat senedi olduğunu, bunun yanında müvekkilinin bayilik sözleşmesini imzaladığı dönemde ...yun Anadolu Yakası Bölge Müdürünün ... olduğunu, senedin icraya konulmasından sonra müvekkilinin kendisini aradığında o tarihte senedi kendisinin doldurduğunu ve tarih kısımlarının boş bırakılmasını firmanın istediğini, genelde teminat senetlerinin bu şekilde aldıklarını söylediğini, bu şahsın mahkemede tanıklık yapmayı kabul ettiğini, müvekkilinin öğrendiğine göre ...yun birçok bayisinin de aynı sıkıntılarla karşılaştığını, hatta ... hakkında başka bayilerin açtığı ceza ve hukuk davalarının mevcut olduğunu, müvekkilinin önce icra hukuk mahkemesine başvurduğunu ancak süreyi kaçırdığından süre yönünden reddedildiğini ileri sürerek müvekkili ...'un İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyasında icraya konulan senet ve ferilerine dair borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının huzurdaki dava konusu olan menfi tespit  davasının, davacı yanın iddia ettiği bayilik sözleşmesinden kaynaklı teminat senedi olduğu iddiasının doğru olmadığını, davacı yanın belirtmiş olduğu Bayilik sözleşmesinin ... Dış Tic. A.Ş. ile yapıldığını, fakat alacağa  konu bonoda alacaklının ... olduğunu, ... A.Ş. nin söz konusu senet ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, bu durumun iddiaların gerçek dışı ve  asılsız olduğunu doğrular nitelikte olduğunu, davacı tarafça dava konusu bononun bayilik sözleşmesi gereği teminat olarak verildiği iddiasında bulunulmuş olsa da, söz konusu sözleşme içeriğinin hiçbir maddesinde, böyle bir teminat şartının yer almadığını, bir senedin ya da kambiyo evrakının teminat olabilmesi için bir sözleşme ile  bağlanması, sözleşmeye istinaden verilmesi ve yine senet üzerine teminat verildiğine ve ne için teminat verildiğine dair ibareler olmasının gerektiğini, ancak  söz konusu senet ve  bayilik sözleşmesi incelendiğinde iddialardaki gibi teminat şartlarının hiçbirin  olmadığını ve takibe konu bonoda da teminat olarak verildiğine ilişkin bir ibarenin yer almadığının açıkça görüleceğini, davacının haksız olarak sadece süreci uzatmak ve borçtan kurtulmak için söz konusu davayı kötü niyetli olarak açtığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" Davacı tarafından açılan dava, İİK 72.maddesine dayalı olarak İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyasında takibe konulan kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit davasıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının icra dosyasına konu bonodan dolayı davalıya borçlu olup olmadığı hususlarındadır. İlgili İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyasının incelenmesinde, davalı alacaklı tarafından davacı borçlu aleyhine 12/05/2015 tarihinde 16/05/2014 tanzim ve 14/08/2014 vade tarihli 10.000,00 TL miktarlı bonodan kaynaklanan 10.000,00 TL asıl alacak, 827,53 TL işlemiş faiz, 30,00 TL komisyon gideri olmak üzere toplam 10.857,53 TL  kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya tebliğ edildiği, takibin kesinleştiği anlaşılmıştır. Dava konusu bonoda lehtar davalı alacaklı ...'dır, ... San. Dış Tic. A.Ş. değildir, keşideci ise davacı  borçlu  ...'dur. Dava konusu bononun ... San. Dış Tic. A.Ş. ile ... arasındaki bayilik sözleşmesi gereği teminat olarak verildiği iddiasının davanın alt ilişkiden mücerret kambiyo senedinden kaynaklanan niteliği gereği yazılı delillerle kanıtlanması gerektiğinden, ayrıca bayilik sözleşmesinde dava konusu bononun teminat olarak verildiğine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almadığı ve dava konusu bono üzerinde teminat için verildiğine dair herhangi bir ibare bulunmadığı hususları da dikkate alınarak davacı tarafın tanık dinletilmesine ilişkin talebinin reddine, davacı tarafın bilirkişi incelemesi yaptırılması yolundaki talebinin nakden ibaresi ve tarihlerin sonradan eklendiğine yönelik incelemenin sonuca etkili olmayacağı kanısı ile reddine, davacı tarafın davalının isticvabı talebinin HMK 169/2.fıkrası şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir. Davacı iddialarını kanıtlayamadığından ve delilleri içerisinde yemin deliline dayandığından davacıdan davalıya yemin teklifinde bulunup bulunmayacağı sorulmuş, davacı davalıya yemin teklifinde bulunmuş, davalı yemin teklifini kabul etmiş, davacı tarafça hazırlanmış olan yemin metni doğrultusunda davalının yeminli beyanı alınmış, davalı ... beyanında \" Yemin teklifini kabul ediyorum, davaya konu olan 16/05/2014 keşide, 14/08/2014 vade tarihli, 10.000 TL bedelli bononun davacı ile firmam arasındaki sözleşme gereği alınan teminat senedi olmadığına, davacı ...'un senet bedelini benden nakden aldığı için senedi tanzim ettiğine, davacı ...'un bana bu miktarda borçlu olduğuna ve borcu benden nakden aldığına namusun, şerefim ve kutsal saydığım bütün değer ve inançlarım üzerine yemin ederim \" demiş, davalının beyanı tutanağa geçirilmiştir. Davalı kesin delil olan yemin ile  davaya konu olan 16/05/2014 keşide, 14/08/2014 vade tarihli, 10.000 TL bedelli bononun davacı ile ... Dış Tic. A.Ş. arasındaki bayilik sözleşmesi gereği alınan teminat senedi olmadığı, davacının  senet bedelini davalıdan nakden aldığı için senedi tanzim ettiği, davacının davalıya bono miktarı kadar  borçlu olduğu ve borcu davalıdan nakden aldığı anlaşılmış, davanın reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince, bayilik sözleşmesinde davaya konu senedin teminat senedi olarak verildiğine ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığından davanın reddine karar verildiğini, oysa davaya konu senedin bir teminat senedi olduğunu, davalı ...'ın ... adlı şirketin sahibi olduğunu davacının da ...’nun bayisi olduğunu, dosya kapsamından anlaşılacağı üzere bayilerden teminat senedi alındığını, zaten ticaret hayatında da bu son derece yaygın bir uygulama olduğunu, hal böyleyken Şirketin sahibi ...’ın, bayisine nakit borç vermesi kadar absürt bir durum olamayacağını, şirketler, bayilerine karşı kendilerini teminat altına almak dururken bunu yapmayıp üzerine bir de borç para vermeyeceklerini dolayısıyla tanıklarının dinlenmesi, dosyaya sunulan bayilik sözleşmelerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve ...’ın ...’nun sahibi olduğunun birlikte gözetilmesi gerektiğini ve yemin deliline başvurması için taraflarına süre verilmediğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacının iddialarının haksız ve yersiz olduğunu, ispat külfetinin davacı yan üzerinde olup, davacının asılsız iddialarını ispatlamadığını, kesin delil olan yemin delili ile de iddiasının haksız ve yersiz olduğu açıkça ortaya konulduğunu, davaya konu senedin teminat senedi olmadığını, davacı tarafından iddia konusu edilen bayilik sözleşmesi (dava dışı) ... San. Ve Dış Tic. A.Ş. ile yapılmış olup, davalının sözleşmenin tarafı dahi olmadığını, ilk derece mahkemesinin de belirttiği üzere, işbu sözleşmede dahi senedin teminat olduğuna dair herhangi bir ibare olmadığını, davacının istinaf itirazları dayanaksız, haksız ve yersiz olup, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine(bono) dayılı olarak başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti(menfi tespit) davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, dava konusu bononun teminat olarak dava dışı ... San. Ve Dış Tic. A.Ş.'ye  verilip verilmediği, sonradan davalı lehine doldurulup doldurulmadığı ve bu bono nedeniyle davacı tarafın borçlu olup olmadığı noktasındadır. Davacı ... tarafından davalı ... lehine 16/05/2014 tarihinde, 14/08/2014 vade ve 10.000,00 TL bedelli bono nakden kaydıyla keşide edilmiştir. Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı takip borçlusu hakkında, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, bonoya dayalı olarak 10.000,00 TL asıl alacağın 827,53 TL işlemiş faiz ve 30,00 TL komisyon alacağıyla birlikte tahsili istemiyle 12/05/2015 tarihli takip talebi ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatılmıştır. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. İİK'nın 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını  kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Bono niteliği itibariyle mücerret(soyut) bir borç ikrarıdır ve iktisadi açıdan kredilendirme, teminat ve borç ödeme gibi fonksiyonları vardır. Bonoda düzenleme sebebinin gösterilmesi zorunlu değildir. Ancak, senedin düzenleme sebebi belirtilmiş ise, ispat yükü bunu talil eden tarafa aittir. Somut olayda, davacı bononun bayilik sözleşmesi kapsamında dava dışı ... San. Ve Dış Tic. A.Ş.'ye  teminat olarak verildiğini, senette lehtar görünen ve adı geçen şirketin yetkilisi olan davalı ile bir hukuki ilişki bulunmadığını iddia ettiğine göre, ispat yükü davacı üzerindedir. Davacı taraf, dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia etmektedir. Teminat bonosundan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Bir borç ilişkisi gereği taraflardan biri lehine bir para alacağı doğacağı kesin ise ve bu sözleşmede doğacak alacakların tahsili için bir kambiyo senedi verileceği öngörülmüş ise bu kambiyo senedinin teknik anlamda teminat gayesiyle değil, ifa uğruna (ifa amacıyla) verildiğinin kabulü gerekir. Çoğu hâlde, alacaklı, temel ilişkiden doğan alacağının ifası uğruna, kambiyo senedine dayalı alacağın takibi daha kolay olduğu için ya da senedi iskonto ettirerek vadeden önce alacağına kavuşmak olanağını elde etmek için borçludan bir kambiyo senedi vermesini ister. Bu senet ifa uğruna, temel borcun ifasını teminen düzenlenmiş olduğundan, alacaklı öncelikle bu senede dayanarak icra takibi yapmak isteyecektir.  Teminat senedi verilmesi durumunda ise, ya temel ilişkide bir alacağın doğup doğmadığı kesin değildir, ya da senedi düzenleyen kişinin borcu, paradan başka bir edimdir. Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar sayılı kararlarında da benimsendiği üzere bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 Esas, 2010/99 Karar;  28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar; 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar ile 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 Esas, 2020/591 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir. Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise bononun sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Somut olayda, bonoda geçerli bir teminat kaydı bulunmadığı gibi davacının dayandığı bayilik sözleşmesinde ve 16/05/2011 tarihli protokolde dava konusu bonoya ilişkin açık bir atıf bulunmamaktadır. Bayilik sözleşmesinde teminat mektubu alınacağı düzenlenmiş, protokolde ise teminata ilişkin durum \"bayiden 10.000,00 TL teminaten senet alınmıştır\" şeklinde ifade edilmiş olup, bu ifadeler takibe konu bono ile bağlantı kurulması için yeterli değildir. Bu haliyle, dava konusu bononun teminat bonosu olduğu iddiası ispatlanabilmiş değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 778/2-f maddesinin atfı ile bonolar hakkında da uygulanacak olan TTK'nın 680. Maddesine göre, tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun. Buna göre, bononun keşideci tarafından bazı unsurları eksik olarak düzenlenmesi ve bu eksikliklerin bonoyu elinde bulunduran kişi tarafından doldurulması mümkündür. Davacı keşideci olarak imzalayıp verdiği bononun sonradan davalı lehine anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasını kanuni delillerle (kesin delillerle) ispatlamak zorundadır. Dava konusu bononun davalı lehine olacak şekilde doldurduğunu ispata yarar dosyada delil bulunmamaktadır. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.18/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"002e02d5fdf51825","SID":"6bc840e7b64ac8a7"}}