{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/512 <br>KARAR NO: 2024/1131<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/12/2020<br>NUMARASI: 2016/1295  E. - 2020/889 K. <br>DAVANIN KONUSU: Haksız Rekabet ve Tazminat<br>Taraflar arasındaki haksız rekabet ve tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...  ...  tarafından 1986 yılında Hollanda'da kurulan ve besi tavukçuluğu ekipmanları üretim ve geliştirme sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davacının 30 yılı aşkın süredir tavukçuluk sektörünün gelişmesine sağladığı sınırsız katkı ve yaptığı buluşlar ile tüm dünyada tavukçuluk ekipmanları sektörünün öncüsü olduğunu, bu buluşlardan en önemlisinin otomatik folluk makinesi olduğunu ve damızlık sektöründe kuluçkalık yumurta verimini %15 oranında artırdığını, 1986 yılında Hollanda Patent Sicilinde ... başvuru numarası ile kayıtlı olduğunu, davacının bu  makineyi  1986 yılından beri ürettiğini, makinenin Türkiye'de kayıtlı bir patent, faydalı model, herhangi bir fikri sınai hak ve fikri sınai haklardan doğan hukuki koruması  bulunmadığını, davacının ürünlerinin Türkiye'de satışını gerçekleştirmek isteyen davalının 2006 yılında Jansen ürünlerinin Türkiye distribütörlüğünü aldığını, distribütörlük ilişkisinin 19.06.2015 tarihli e-maille  sona erdirildiğini, tarafların işlerini geliştirmek amacıyla, %50-%50 ortak olarak, 09.09.2013 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil edilen ve 16.09.2013 tarihinde kuruluşu ilan edilen ... AŞ'yi  (...) kurduklarını,  tarafların  21.08.2013 tarihinde hissedarlar sözleşmesi  ile  onun eki niteliğindeki gizlilik ve lisans sözleşmesini imzaladıklarını, ancak  aktif olarak üretime geçemeden 01.09.2015 tarihinde  şirketin tasfiyesine oybirliği ile karar verdiklerini, bu  dönemde davacının,   söz konusu sözleşmeler ile  vermeyi taahüt ettiği, birçok gizli ve ticari sır niteliğindeki bilgiyi, belirtilen sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülükleri gereği, ortak kurulan şirketin üretim yapabilmesi amacıyla, ... ile paylaştığını, bunların makinenin  teknik çizimleri  ve imalat tekniklerini de kapsadığını, bu bilgilerin zaman zaman e- mailler aracılığıyla  zaman zamanda  davacının temsilcileri tarafından elden teslim edildiğini,  davacının  üretim sırlarının ve paylaştığı gizli bilgilerin, davalı tarafından davacının yazılı izni olmadan kat'i surette kullanamayacağına ilişkin hissedarlar  sözleşmesinin 9.1 ve 9.2 maddesinde düzenleme bulunduğunu,  davacının iki senede bir gerçekleştirilen VIV Türkiye Fuarı'nda, otomatik folluk makinesinin tanıtımını yapması amacıyla, aralarındaki distribütörlük ilişkisi kapsamında davalıya, 2013 ve 2015 yıllarında,  makinenin numunelerini ihraç ettiğini, Türkiye'deki  birçok müşterisinden davalının müvekkiline ait  otomatik folluk  makinesinin taklidini pazarlamaya başladığını öğrendiğini, davalının, davacıdan sözleşmeler uyarınca aldığı teknik çizimleri kopyalayarak ve tavukçuluk fuarında tanıtım yapması için ithal edilen otomatik folluk numunelerini AR-GE bölümünde inceletip taklit ürünlerde kullanılmak üzere çalışmalar yaptırdığını  Savcılık tarafından üretim tesislerinde yapılan keşif esnasında numunelerin taklit  otomatik follukla  yan yana olduğunun tespit edildiğini,  davacının taklit ürettiği makinelerden birinin dava dışı  ... Anonim Şirketi'nde  bulunduğunu,  burada keşif yapılması  ve  davacı adına delil tespiti talep edildiğini,  Sakarya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2016/25 D. İş numaralı dosyasındaki bilirkişi raporunda  davalının, kendisine ait internet sitesinde  otomatik  folluğu kendi ürünü gibi tanıtıp ve pazarlamasını yapmakta olduğunun  da tespit edildiğini,  raporda ''... Olay günü fotoğraflanan cihazlar ve sistemlerin orijinal cihaz ve sistemlerle benzeştiği sonuç ve kanaatine varılmıştır'' denildiğini,  Hendek Başsavcılığı tarafından  2016/2083 soruşturma numaralı dosya kapsamında ... üretim tesislerinde, eğitim görevlisi makine yüksek mühendisi ve hukukçu bilirkişiler eşliğinde keşif yapıldığını, yapılan keşif esnasında üretim aşamasındaki taklit otomatik folluk ile davacı tarafından taraflar arasındaki sözleşmeler kapsamında davalıya gönderilen Jansen otomatik folluğu numunesinin davalının tesisinde yan yana bulunduğunu,  alınan raporda ''Keşif günü fotoğraflanan cihaz ve sistemlerin orijinal cihaz ve sistemlerle benzeştiği sonuç ve kanaatine varılmış'', hukukçu uzman bilirkişinin ise ''dürüstlük kuralına aykırı davranışlarla haksız rekabet suçunun oluştuğu '' kanaatine ulaştığını, davalının hem sözleşmenin 9.1 ve 9.2 maddesini ihlal ettiğini, ayrıca tescilsiz buluşların ve tasarımların haksız rekabet hükümleri ile korunacağının  kabul edilmesi sebebiyle davalının taklit üretimi sebebiyle haksız rekabet kurallarına aykırı davrandığını,  davalının, ...'ın  faaliyetleri kapsamında kendisi ile  paylaşılan teknik çizimleri kullanarak  menfaat sağlama amaçlı üretim yaptığını,  TTK'nın 55/(c) bendinde yer alan hükmü ihlal ettiğini, maddede yer alan ''iş ürünü''nün  iş, faaliyet ve üretim vs. açısından önem taşıyan, fikri mülkiyet haklarından sayılmayan ve belli bir fikri ve/veya maddi çaba gerektiren teklif, hesap, plan gibi ürünleri kapsadığını,  yani iş ürünü, ya fiziksel objeler ya da maddi olmayan ancak fiziksel olarak algılanabilen objeler olması gerektiğini,  davalıya  ortak  kurulan şirketin üretiminde kullanılması için verilen, birer iş ürünü ve çalışma ürünü olarak kabul edilen, otomatik folluğa ilişkin teknik çizimlerin, planların, ticari hesaplamaların ve numune ürünlerin  davalı yanca kullanıldığını ileri sürerek, davalının TTK'nın 56.maddesi uyarınca otomatik folluk üretiminin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve haksız rekabetin men'ine, davacının uğradığı maddi zarara ilişkin olarak şimdilik 1000,00 TL'nin, manevi  zararına karşılık olarak 100.000,00 TL'nin  davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve   dava etmiş, 15.05.2019 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini  529.000,00 TL arttırarak 530.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davalının, kırk yıldan uzun süredir tavukçuluk ekipmanları alanında faaliyet gösterdiğini,  otomatik folluk üretimi de dahil bir kümes işletmesinin ihtiyaç duyabileceği tüm alet, ekipman ve makineyi kendi bünyesinde geliştirdiği teknik veri, bilgi ve beceri ile üretebilecek kapasite olduğunu,  kendi bünyesinde AR- GE, üretim/montaj, imalat ve sevkiyat birimlerini bulundurduğunu, yemleme, sulama, ısıtma, havalandırma, soğutma, aydınlatma, yem siloları, yem nakil sistemleri ve bilgisayarlı kontrol sistemleri gibi verimli bir kümes için gerekli tüm ekipmanı modem teknoloji ile ürettiğini,  davalının hem manuel, hem otomatik follukların üretimi ve satışı için davacıdan bilgi almaya muhtaç olmadığını, uzun yıllardır kendi üretimi ve tasarımı olan manuel follukları ürettiğini,  bu nedenle davalının her türlü folluğun üretimi ve genel prensipleri konusunda yıllara dayanan bir tecrübesi bulunduğunu, 2013 yılında bu ürünü biraz daha geliştirdiğini, sevkiyatları esnasında daha az yer kaplaması için bu ürünün demontesini piyasaya sunduğunu, davalının hali hazırdaki amacının, piyasadaki tüm folluklardan daha farklı ve iyi bir folluk üreterek son derece pratik, piyasadaki hiçbir follukta olmayan çift yönlü açılan plastik çatı kapakları ile farklı ve ekonomik bir ürün ile kendini farklı bir yere konumlandırmak olduğunu, bu amacını da  başarıyla gerçekleştirdiğini,  kendi buluşu otomatik folluk için faydalı model başvurusunda bulunduğunu, davalının bu amacını başarıyla gerçekleştirmekte olduğunu gören davacının, müvekkili davalıya karşı huzurdaki haksız davayı açtığını, kaldı ki davalı  tarafından üretilen ve satılan follukların, davacı tarafın  davalıya temin ettiği ve ticari sır niteliği taşıyan bilgilerin, fuarda sergilenme maksadıyla gönderdiği folluk ve plastik ızgaralar kullanılarak üretilmediğini,  davacı şirketin ürünleri ile iltibasa yol açabilecek mahiyette  olmadığını, folluk üretimine ilişkin bilgilerin, davacının kötü niyetli ve yanıltıcı iddialarının aksine, gizli bilgi ya da ticari sır  olmadığını, bu bilgilerin, birbirine rakip firmalar tarafından bilinmekte ve kullanılmakta olduğunu,  dünyanın önde gelen folluk üreticilerinin folluklarının, birbirlerine benzeyen tasarımlar ile üretildiğini, dünya çapında Çin, Hollanda, Belçika, Almanya, İngiltere, Danimarka, İtalya ve Çek Cumhuriyeti gibi çeşitli ülkelerde birçok firma tarafından otomatik folluk makineleri üretildiğini, hepsinin ortak özelliğinin tüm bu follukların birbirine benzemesi olduğunu, davacının kendi folluklarında kullandığı plastik ızgarayı kendisi üretmediğini,  ancak davalının  kendi kullandığı plastik ızgaraları üretmeyip ithal ettiği için, davacının patentli olduğu iddia edilen plastik ızgaraları bakımından haksız rekabetin  söz konusu olamayacağını, davacının müvekkili şirketin Türkiye tavukçuluk ekipmanları pazarında sahip olduğu birikim ve tecrübeden yararlanmak istediğini ve davacı ile  davalı  arasında bir dağıtım  anlaşması akdedildiğini,  davalının 2006 yılından başlayarak Türkiye'de davacının tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, 2013 yılında ise müvekkili şirket ile davacının birlikte ortak oldukları ... Sanayi ve Ticaret AŞ unvanlı şirket kurulduğunu, bu şirketin başlıca amacının hayvancılık ekipmanlarının imalatı, ithalatı ve ihracatı olarak belirlendiğini, bu gaye ile müvekkili şirket ile davacı arasında 21.08.2013 tarihinde sözleşme imzalandığını, ancak, tarafların ortaklığında kurulan bu şirketin, tarafların öngördüğü beklentileri karşılayamadığını, ortaklığın sona erdirildiğini, davalının sözleşme hükümlerine uygun hareket ettiğini, davacının iddialarının aksine davacı tarafından verilen bilgilerin, folluk üreticilerine özgü ve diğer üreticiler tarafından da bilinen bilgiler olduğunu,  müvekkiline sektörde sadece davacının bildiği hiçbir gizli bilginin  verilmediğini,  davacının dayandığı email'in yine davacının iddialarını dayandırdığı  sözleşmelerden  önceki döneme ait olduğunu,  davacı şirketin distribütörlüğünü yaparken de, daha sonra davacı ile birlikte ortak girişim olan ... Sanayi ve Ticaret AŞ'nin faaliyet gösterdiği dönemde de, müvekkili şirkete davacı tarafından hiçbir üretim ve satış sırrı, hiçbir gizli bilgi verilmediğini, davacıya müvekkil şirket hakkında asılsız iddialar içeren 05.05.2016 tarihli emaili gönderen kişinin ise davalıya zarar vermiş ve bu zararı tazmine mahkum edilmiş olan eski bir çalışan olduğunu, Hendek CBS'nin  2016/20838 soruşturma dosyası kapsamında alınan raporun, tavukçuluk ekipmanları sektörünü hiç bilmeyen ve ehil olmayan bilirkişiler tarafından hazırlandığını, Sakarya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/25 Esas sayılı ve Hendek Cumhuriyet Savcılığının 2016/2083 soruşturma no'lu dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporunda varılan sonuçların  hatalı olduğunu,  davalının üretimi olan otomatik folluklar ile davacının üretimi olan folluklar arasındaki farklılıklar son derece bariz olduğu halde, haksız rekabet suçunun varlığına ilişkin olarak soruşturma dosyasına sunulan ve sektörel bilgi ve tecrübesi olmayan bilirkişilerce hazırlanan bu raporun kesinlikle kabul edilemeyeceğini,  davacı ve davalı folluk makineleri arasında bariz farklılıklar bulunduğunu, davalının otomatik folluğunda kullanılan çatı malzemesinin plastik,  davacınınkinde  çatı malzemesini  ahşaptan yapıldığını,   davalınınkinin çatısındaki her iki parça da açılabilirken  davacının folluk çatısında sadece brandalı olan kapağın açıldığını, davacınınkinin arkasında ahşap duvar bulunurken  davalınınkinde arkada ahşap veya başka bir malzemeden duvar olmadığını,  davalının kendi folluklarındaki tavuk tahliye sisteminde yaptığı özel tasarım ile duvar ve tahliye sistemini birleştirdiğini, davacınınkinde  tavuk tahliye sisteminin tel ızgaradan oluştuğunu, davalınınkinde folluğunun tavuk tahliye sisteminin plastik duvardan yapıldığını,  davacının folluğunun tavuk tahliye sisteminin yuvarlak boru ile çalıştığını, davalınınkinin de  kare boru ile çalıştığını, bunun gibi  daha birçok farkın bulunduğunu, davalının haksız rekabet teşkil eden bir eyleminin bulunmadığını,  davanın haksız olduğunu, tazmin borcu bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"Dava ; haksız rekabetin tespiti, meni ile maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları resen belirlenerek, kanıtlar toplanmak ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak  suretiyle sonuçlandırılmıştır.  Düzenlenen bilirkişi raporu gerekçeli ve denetime elverişli bulunmakla hükme esas alınmıştır.Bu itibarla toplanan deliller, mahkememizce benimsenen bilirkişi raporu ve ek raporları, tarafların iddia ve savunmaları, takip dosyası hep birlikte değerlendirildiğinde;Somut olayda davacının iddiasını dayandırdığı haksız rekabet eylemi TTK m.55/1-c'de düzenlenen \"Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma\" şeklindeki haksız rekabet eylemidir. Söz konusu hüküm şu şekildedir:c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle;1-Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak,2-Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak,3-Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak.TTK m.55/I/c'de, başkasının iş ürünlerinden yararlanmanın haksız rekabet teşkil edeceği üç ihtimale özellikle değinilmiştir. îlk ihtimal olan TTK m.55/l-c-l'de kişinin kendisine emanet edilmiş iş ürünlerinden yetkisiz yararlanması düzenlenmiştir. Burada iki hususa dikkat edilmelidir: (1) iş ürününün kişiye emanet edilmiş; olması ve (2) bu şekilde edindiği iş ürününden yetkisi olmadığı halde yarar sağlaması. îş ürününün kişiye emanet edilmiş olması geniş yorumlanmaktadır. Iş ilişkisi gereği ortaklarla paylaşılan bilgiler bu kapsamda değerlendirilebilir.Davacı taraf, davalı şirketin kendilerine ait \"Otomatik Folluk Makinesi'ne ilişkin teknik çizim ve imalat tekniklerini kullandığını iddia etmektedir. Davalı tarafsa davacının tescilli bir tasarımının veya patent hakkının bulunmadığından bahisle bu davanın reddini talep etmektedir. Diğer unsurlara geçmeden önce ifade etmek gerekir ki, bir firmanın ürettiği makinelere ait teknik çizimler, ürünün nasıl oluşturulacağına ilişkin bilgiler TTK m.55/l-c anlamında iş ürünü olarak korunabilir. Bu bent kapsamında koruma sağlanabilmesi için ürünün tescilli bir sınai mülkiyet hakkı oluşturması gerekmez. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bu yöndeki 7.5.2019 tarihli ve 2018/1989 E. - 2019/3491 K. numaralı kararı )Taraflar, 9.9.2013 tarihinde %50-%50 hissedar olarak, ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. adlı şirketi kurmuşlar ve 1.9.2015 tarihli Genel Kurulda şirketin tasfiyesine karar verilmiştir. ... kuruluşu sırasında taraflar arasında akdedilen sözleşmenin eki olarak dosyaya sunulan iş planına göre, davacı ..., 2014 yılında \"Otomatik Folluk Makinesi\"ne ilişkin ekipman ve bilgileri ... ile paylaşacaktır. Davalının folluk makinesinin üretimi için gerekli olan teknik bilgileri tarafların kurduğu bu ticari ilişki sırasında edindiği,Bilirkişi heyetinin kök raporda ve bundan önceki ek raporda yaptıkları incelemelere göre, davacı ...'e ait folluk makinesi ile davalı .... tarafından üretildiği anlaşılan folluk makineleri arasındaki benzerlik olduğu ve bu benzerliğin teknik zorunluluklardan kaynaklanmadığı tespit edilmiştir.Dava konusu otomatik folluk makinesine ilişkin teknik bilgiler, davacı .. tarafından davalı ... \"emanet edilmiş\" bir iş ürünü olarak kabul edilecektir. Bu durumda TTK m.55/l-c-rde düzenlenen haksız rekabet hali açısından aranacak son unsur, davacının bu iş ürününden yetkisi olmadığı halde yarar sağlamasıdır. Yararlanma iş ürününün emanet edildiği kişi tarafından kendi işletmesinde kullanılması şeklinde olabileceği gibi başkalarının kullanımına sunulması suretiyle de gerçekleşebilir. ... ile ... arasındaki gizlilik sözleşmesinde, ... tarafından ... A.Ş.'nin faaliyetleri çerçevesinde kullanılmak üzere paylaşılan bilgilerin, ... hissedarları, halefleri veya vekilleri tarafından kendi çıkarları için kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Otomatik folluk makinasına ilişkin teknik bilgiler de bu kapsamda değerlendirilebilir. Davalı taraf, davacıya ait otomatik folluk makinasının bir benzerini üretmiştir. Bu makinanın üretilmesi sırasında davacı şirketten edinilen bilgilerin kullanıldığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, davalı şirket, davacı şirket tarafından kendisine emanet edilen iş ürününden yetkisi olmadığı halde yarar sağlamıştır.Yukarıda da ifade edildiği üzere emek ilkesi, haksız rekabet hukukunun belirlenmesinde kullanılan kıstaslardan biri olması yanı sıra, davacının iddialarını dayandırdığı TTK m. 55/1,c hükmünün de temelinde yer almaktadır. Ayrıca emek ilkesine aykırılık, haksız rekabet hukuku bakımından genel nitelikte bir düzenleme olan TTK m.54 kapsamında da eylemin haksız rekabet teşkil etmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu itibarla huzurdaki uyuşmazlığın emek ilkesi kapsamında da değerlendirilmesi, ortaya çıkabilecek tartışmaların önlenmesi bakımından önemlidir.Huzurdaki uyuşmazlıkta, davalı tarafın davacıya ait otomatik folluk makinalarının benzerlerini ürettiği, bilirkişi heyetinin yaptığı incelemelerden anlaşılmaktadır. Söz konusu raporlarda yapılan incelemelere göre, davacı ... ait folluk makinesi ile davalı ... tarafından üretildiği anlaşılan folluk makineleri arasındaki benzerlik olduğu ve bu benzerliğin teknik zorunluluklardan kaynaklanmadığı tespit edilmiştir.Davacı tarafa ait söz konusu makinelerin, davacının bir çalışması ve harcadığı bir emeğin sonucunda ortaya çıkan bir ürün olduğu açıktır. Dolayısıyla davalı tarafından söz konusu makinenin herhangi bir teknik zorunluluk olmaksızın bir benzerinin yapılması, davacının emeğinden yetkisiz yararlanılması sonucunu doğurmakta olup, TTK m. 54 uyarınca da haksız rekabetin gerçekleştiği sonucuna ulaşılması mümkündür.Haksız rekabet sebebiyle tazminat talep edilebilmesi için failin kusuru gerekmektedir. Davalı şirketin, yukarıda belirtildiği şekliyle haksız rekabette bulunduğu, bu fiili, fiilin işleniş şekli gereği, bile-isteye işlemiş olduğu, dolayısıyla haksız rekabetin davalının kastı ile gerçekleştiği bu nedenle davacının maddi ve manevi tazminat talebinde bulunması mümkündür.Davacının ... ticari kayıtlarında, 2016 yılındaki net satışların 2015 yılına göre % 13.3 azalma olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, davacının talep edebileceği müspet zarar, % 13.3 azalma oranına göre 46.231.156 TL lik satışın % 13.3'ü 6.148.743 TL dir.Bu durumda davalı; 46.231.156 TL lik satıştan 3.859.186 TL faaliyet kan elde ediyorsa, 6.148.743 TL lik satıştan, (6.148.743 x 3.859.186) / 46.231.156 = 513.271.73 TL faaliyet karı elde edeceğinden davacının 513.271,73 TL maddi tazminat talep edebileceği, TTK'nun 56. Maddesinin atfı ile TBK'nun 58. Maddesi gereği somut olayda koşulları gerçekleşen manevi tazminat talebinin de takdiren 55.000 TL yönünden yerinde olduğu belirlenmekle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"  gerekçesiyle, davalı tarafından davacıya ait otomatik folluk makinalarının izinsiz bir şekilde benzerlerinin üretilmesinin TTK m. 54 bağlamında haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile haksız rekabetin men'ine, hükmün kesinleşmesinden sonra davalı şirket adresinde bulunan haksız rekabetin işlenmesinde kullanılan otomatik folluk makinesi ve kalıplarının çizim ve belgelerinin toplatılmasına ve imhasına, davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 513.271,73 TL'nin davalıdan tahsiline, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile  55.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, hükmün kesinleşmesinden sonra davalı tarafından üretilen tüm taklit ürünlerin piyasadan toplatılmasına,  hükmün kesinleşmesinden sonra TTK 59.madde uyarınca hükmün Türkiye genelinde dağıtılan ve trajı 50.000 üzerinde olan bir gazetede bir kez yayınlanmasına, masrafın ileride davalıdan tahsil edilmek üzere davacı tarafından karşılanmasına, hükmün kesinleşmesinden sonra davalının internet sitesinde yer alan otomatik folluk makinesi ve plastik ızgara tanıtım, broşür ve reklamlarının kaldırılmasına, aşan istemin reddine  karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; işbu davada eksik ve HMK'ya açık biçimde aykırı yargılama yapıldığını,  keşif ve bilirkişi incelemesi yapılan ''... Mah. ... Cad. No: ... Üsküdar-İstanbu'' adresinin, davacıya değil  ... Tic. Ltd. Şirketi'ne  ait  olduğunu, bu yöndeki itirazları üzerine yeniden doğru  adreste keşif yapılması kararı verildiğini,  ancak tekrar yapılan keşfin de aynı adreste  yapıldığını,  ne dava dilekçesinde, ne dosyaya sunulan sair delilleri arasında, gerek kök raporda incelenen ve gerekse ek raporda bir kez daha incelenen makinenin davacıya ait olduğunu gösteren, ne bir fatura, ne bir gümrük yahut ithalat belgesi, kısaca hiçbir belge olmadığını, davacıya ait olmayan adreste ve davacıya ait olduğu kanıtlanamamış bir makine üzerinde üzerinde inceleme yapıldığını, bilirkişi görevlendirmesi ve sunulan bilirkişi raporunun HMK'ya  açıkça aykırı olduğunu,  02.10.2019 tarihli duruşmada ek bilirkişi raporu alınmasına karar verildiğini, ek raporun, bilirkişinin, asıl raporunda ortaya koyduğu görüşleri tamamlayıcı ve açıklayıcı şekilde hakimin belirttiği sorular ölçüsünde mahkemeye yeniden görüş bildirmesi olduğunu,  ancak mahkemenin yeni bir bilirkişi tayin ederek    haksız rekabet konusunda uzman ... heyete dahil ederek  ek rapor alındığını, bunun HMK'ya aykırı olduğunu,  dolayısı ile 10.03.2020 tarihli bilirkişi raporunun ek bilirkişi raporu olarak nitelendirilemeyeceğini,  raporun ek bilirkişi raporu olarak kabul edilmesi için kök raporu veren aynı bilirkişiler tarafından hazırlanması ve imzalanması gerektiğini, işbu heyet ne kök raporu veren heyet ne de yeni bir heyet niteliğinde olmayıp; tanzim edilen raporun yoklukla malûl olduğunu, bilirkişi Prof. Dr. ...'ın,  17.02.2020 tarihli “bilirkişi görevden çekilme dilekçesi” ile görevinden istifa ettiğini, bilirkişinin istifasına rağmen,  kısa sürede raporu tanzim edip  istifa eden heyet üyesi de dahil apar topar dosyaya rapor sunulmasının da usule aykırı olduğunu, davalının adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini,  davacı tarafından, 21.10.2019 tarihinde yapılan defter incelemesi sırasında sunulan yönetim raporu ve bilançoların davacı şirkete ait olmadığını,  işbu belgelerin sadece fotokopiden ibaret olduğunu, apostil şerhini havi beyan ile eki belgeler uyuşmadığı halde bilirkişi heyeti sanki belgeler davacı şirkete aitmiş gibi değerlendirme yaptığını, buna itirazda bulunmuş olmalarına  rağmen, bilirkişiler,in mahkeme kararına da aykırı olan bu fotokopileri delil olarak kabul ederek gerçeğe aykırı biçimde rapor tanzim ettiklerini, davacı ... şerhli belgeleri sunmadığını, 09.10.2019 tarihli Ticaret Odasına sunulan ...  (Ticaret Odası Sicil Numarası ...) şirketinin; 02.10.2015 tarihli 2014 yılı mali durum tabloları, 09.01.2017 tarihli 2015 yılı mali durum tabloları, 05.02.2018 tarihli 2016 yılı mali durum tabloları, 16.07.2019 tarihli 2017 mali durum tabloları ile 16.07.2019 tarihli 2018 yılı mali durum tablolarının sunulduğuna ilişkin şirket yetkilisi ... beyanının üstünde bir apostil şerhi görünmekte ise de, bu şerhin orijinal olmadığını, sunulan tabloların, konsolide tablolar olup  davacının değil, grup şirketlerinin aynı tarih veya döneme ait bilanço kalemleri ve karşılıklı ilişkiler ile ilgili kayıtların bir araya getirilmesi ile oluşturulduğunu,  2017 yılı tabloları, ..., ... şirketlerine ait olup davacı şirketin adının geçmediğini,  davacının ticaret unvanı ve adresi ile patent siciline tescil olunan ve bilahare geçersiz hale gelen patentin, keza –yine artık bir koruması kalmamış- uluslararası tescili bulunduğu iddia olunan hakların sahibi, davacı değil, ayrı bir tüzel kişilik olan ... olduğunu, davalının hiçbir zaman davacının distribütörü olmadığı gibi, gizli bilgilerin müvekkiline verildiğinin delili olarak gösterilen e-postaların tarihlerinin 2016 olup bu tarihte e-postayı gönderen ve muhatap olan ...'in 5 yıldan uzun bir zamandır ... şirketinde çalışmadığını, ...’nin kurduğu ... Limited Şirketi’nde müdürlük yaptığını,  ... ortaklığı feshedilmiş olmasına rağmen, sanki ... çalışanına ... ortak teşebbüsü konusunda bilgi verildiği intibaını yaratmak için kendi iç yazışmalarında “...” ibaresinin konulduğunun  görüldüğünü, ... ile davacı arasında, hiçbir zaman distribütörlük sözleşmesi imzalanmadığını, davalı ...’ın distribütörlük sözleşmesinin ... şirketi ile olduğunu, müvekkiline  gönderildiği iddia olunan çizimlerin dosyaya delil olarak sunulmasına rağmen bu çizimlerin  hangi yolla, nasıl ve kime teslim edildiğine ilişkin hiçbir delil sunulmadığını,  taraflar arasındaki  yegane ilişkinin, 09.09.2013 tarihinde tescil edilen, Üsküdar ... Noterliğinin 21.08.2013 tarih ve ... sayı ile onaylı şirket sözleşmesine istinaden kurulan ... Anonim Şirketi ve kurulan bu şirket sebebiyle müvekkilinin tecrübe ve know-how’unu da ortaya koyarak kümes ekipmanlarının araştırma geliştirmesine ilişkin faaliyetler de dahil olmak üzere bu iki şirket arasında işbirliğini esas alan 21.08.2013 tarihli hissedarlar sözleşmesi olduğunu,  davacının Türkiyede tescilli olan ve korunan herhangi bir sınai mülkiyet hakkı da  olmadığını,  patent hakkı davacı dışındaki bir şirket olan ...’ye ait olduğundan davacının bu korumadan hiçbir zaman yararlanamayacağını ve haksız rekabet iddiasında da bulunamayacağını,  patent davacıya ait olsaydı dahi, patent hakkının sona ermesiyle birlikte, 551 sayılı KHK 133. madde uyarınca, patent konusu toplumun malı sayıldığından, patent korumasına tabi olmayacağı gibi, bunun kullanılması halinde haksız rekabetten de söz edilemeyeceğini, davalının ürünleri ile davacının kendisine ait olduğunu iddia ettiği ürünler arasında benzerlik olmadığı gibi, karıştırma tehlikesi de bulunmadığını, büyük farklılıklar bulunduğunu, Türkiye’de, hatta davacının ülkesi olan Hollanda’da, keza tüm dünyada, davacıya ait olduğu iddia olunan ürünün aynısı veya çok benzerlerinin üretilmekte ve satılmakta olduğunu, karıştırılmanın varlığından söz edebilmek için, ürünün ve hizmetin türüne göre müşterinin kim olduğunun belirlenmesi, haksız rekabetin varlığının araştırılması ve bu araştırma yapılırken ilgili ürün bakımından özel bir tüketici grubu varsa, o gruba göre değerlendirme yapılması gerekliliğinin objektif ve temel bir ölçü olduğunu,  görüldüğü  üzere, bu hükmün uygulanabilmesi için, ürünün muhataplarının yanılması, kandırılması, yanlış algılaması, böylece davacının ürünü yerine müvekkilinin ürününü alması, böylece davacıya zarar verilmesi gerektiğini, oys, davaya konu olan ürünün alıcılarının yumurta üretimi ve ticareti yapan aynı sektörde faaliyet gösteren şirketler olup tamamının kendi ticaretlerinde basiretli, bilgi sahibi, sektörü, sağlayıcıları, ürünleri bilen tacirler olduğunu,  ürünün alıcısı olan bu tacirlerin hem müvekkili hem de davacıyı bilmekte, tanımakta, ürünü kimden aldıklarını çok iyi bilecek, ürün ve üreticileri karıştırmaları mümkün olamayacak kişiler olduğunu, davacı tarafından davalıya sağlanan bir gizli bilgi bulunmadığı gibi, gizli bilginin kullanılması suretiyle haksız rekabetin de  de söz konusu olmadığını,  sır veya gizli bilgiden söz edilebilmesi için, genel olarak herkes tarafından bilinmeyen ve bilenler tarafından açıklanmadığı sürece genel olarak herkes tarafından bilinmesi mümkün ya da olası olmayan bilginin bulunması gerektiğini, davacının tasarım, patent konusu olduğunu iddia ettiği makinenin tamamı ve parçalarının sır teşkil eden gizli bilgi mahiyetinde bir nitelik taşımadığını, davacı tarafından dosyaya sunulmuş bulunan ... logolu “Kullanıcı El Kitabı Ekipmanı işletmeye almadan önce okuyunuz-Folluk Sistemi” başlıklı kitapçıkta sistemin  parçaları, tüm özellikleri, şekil, görünüm ve tasarımın tamamı, uygulaması, işlevleri tek tek açıklandığını, bu ürünle ilgili sır niteliğini taşıyan herhangi bir husus bulunmadığını,  hatta, bu şirketin web sayfasında da aynı bilgilerin yer aldığını, bilgiyi öğrenmek isteyenlerin kolaylıkla ve hukuka uygun şekilde bilgiye ulaşabiliyorsa, bilginin gizli olmadığını ve sır niteliğinin olmayacağını,  keza, bilginin kamuya açıklanmış olması durumunda objektif olarak sır niteliğini yitireceğinin kuşkusuz olup davacının patent konusu olduğunu iddia ettiği parça ile ilgili olarak, patent almak için kendi rızası ile açıklama yaptığını,  artık patent konusunu oluşturan bu parça yönünden bir sırdan söz edilemeyeceğini, davacının hangi ticari sırların davalıya verildiği ve yetkisiz olarak kullanıldığına ilişkin herhangi bir vakıa da ileri sürmediğini, TTK'nın 551-c  maddesinin  uygulanabilmesi için, üretim ve iş sırlarının ifşa edilmesi, keza gizlice ve izinsiz olarak yahut başkaca hukuka aykırı bir biçimde öğrenilmesinin gerektiğini, oysa, davacının iddiasına göre dahi, davalı, davacının üretim ve iş sırlarının bulunduğunu kabul anlamına gelmemek ihtirazi kaydı ile gizlice, izinsiz yahut başkaca hukuka aykırı bir biçimde öğrenmiş ve değerlendirmiş yahut ifşa etmiş olmadığını,  gizlilik sözleşmesine aykırılık halinde haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasının mümkün  olmadığını,  zira, bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin sözleşme ile düzenlendiğinden, sözleşmeye aykırılık söz konusu olup haksız rekabet hükümlerine dayanılmasının  mümkün olmadığını,   mahkeme tarafından,  Hissedarlar Sözleşmesi’nin 9. maddesi ile Gizlilik ve Lisans anlaşmasına göre davalıya gizli bilgi verildiği ve davalının bu bilgileri kullandığı şeklinde yapmış olduğu tespitin  asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla- kabulü halinde sözleşmeye aykırılıktan söz edilmesi gerekeceğini, haksız rekabetin haksız fiilin bir çeşidi olduğunu, davacı tarafın delil olarak sunmuş olduğu 21.09.2012, 24.09.2012, 26.09.2012 ve 23.12.2012 tarihli e-posta yazışmaları ve eklerinin tamamen distribütörlük ilişkisi kapsamında yapılmış olan mutat yazışmalar olup, davacının davalıya  kesinlikle teknik bilgi veya ticari sır iletmediğini, Sakarya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/25 D. İş sayılı dosyasında bulunan bilirkişi raporuna itiraz edilmekle, işbu rapor un delil niteliğini yitirdiğini, bununla birlikte, bu dosya kapsamında ... AŞ'de tespit olunan ürünün satışının yapılmadığını, deneme amaçlı olarak bu şirkete verildiğini, hiçbir kazanç elde edilmediğini, davacının da bir zararının bulunmadığını, bu ürünün söküldüğü, kullanılmadığının sundukları  faturalar ve sair deliller ile sabit olmasına  rağmen gerek bilirkişiler gerekse de mahkemece  bu hususların hiç değerlendirilmediğini,  davalının,  sektörde büyük bir tecbüre, deneyim ve know-how sahibi olduğunu, bu hususun  davacının da kabulünde olduğunu, davacının, münhasıran müvekkilinin  faaliyetini sonlandırmak ve sektörde müvekkilinin  yerine geçmek için kötüniyetle dava açtığını, sözleşmeye göre know-how sağlayacak tarafın sadece davacı şirket değil, aynı zamanda davalının kendisinin de olduğunu, davacının, davalının Türkiye ve dünya pazarında sahip olduğu birikim ve tecrübeyi kabul ederek  kendisine bundan yarar sağladığını,  Türkiye pazarına girmeyi bu sayede başardığını,  gizli bilginin kullanıldığına dair dosyada hiçbir delil de olmadığını,  bunun bilirkişi  raporunda da belirtildiğini, sadece  emeğinden yararlanmış olduğuna ilişkin soyut bir beyanın, haksız rekabet fiilinin varlığının kabulü için yeterli olmadığını, Ankara 2. FSHHM’nin, 2018/186 E. sayılı dosyasına sunulan ve ürünlerin davacıya ait olmadığını açıkça tespit eden ve ürünler arasında hiçbir benzerlik bulunmadığına ilişkin tespit yapılan bilirkişi raporunun, ek bilirkişi raporu tanzim edecek bilirkişilere tebliğ edilerek raporlarında bu raporun da dikkate alınmasının talep edilmesine rağmen, bilirkişilerin bu rapordaki tespitlere hiç değinmemiş olmasının da raporun ne kadar özensizce ve bütün olarak incelenmeden üstün körü  yazıldığının göstergesi olduğunu,  bilirkişilerin zarar hesaplama dönemlerinin de tamamen hukuka aykırı olarak tespit ettikleri gibi, zarar hesaplamasını da yanlış yaptıklarını, bilirkişilerin, müvekkilinin, dava dışı ... ile bayilik ilişkisinin bulunduğu dönemdeki karlılığını da davacıya atfetme ihtiyacı duyduklarından raporun 4. sayfasında, hiçbir hukuka aykırılığı bulunmayan, sözleşmeye dayalı satışlarından elde ettiği karı da 2015/2016 kar ortalaması adı altında davacının zararı olarak hesapladıklarını, mahkemenin de bu raporda yer alan yanlış tespitlere itibar etmiş ve yanlış sonuca vardığını,  davacı şirketin yurt dışı satışının 2016 yılında, 2015 yılına göre % 36 azaldığını gösterdiğini belirttiğini, burada, Türkiye’ye satışının % 36 azaldığından bahsedilmediğini,  oysa ki Türkiye yönünden bir satışın olup olmadığı veya bir satış azalmasının olup olmadığının da tespit edilemediğini,  esasen bunun mümkün de olmadığını,  davacı şirketin Türkiye’ye satışı olmadığını, davacının ibraz ettiği kayıtların fotokopilerinde konsolide tablolar  bulunduğunu, sadece davacı şirkete ait olmadığı gibi, davacı şirketin bu kayıtlarında, satış azalmasının nedeninin Çin ve Suudi Arabistan’la ilgili özel önlemler ve yasaklar, kısıtlamalar olduğu açıkça belirtilmiş iken, sanki tüm dünyaya satışlarda azalmanın sebebinin müvekkili davalı imiş  gibi gösterilmesinin anlaşılamadığını,  davalının tüm ürünler yönünden, 2015 yılında 7.592.052 TL iken,  2016 yılında faaliyet karının 126.321 TLolduğunu gören ve davacının bu miktarı talep etmesinin uygun olmayacağı kanaatine varan bilirkişilerin, her nedense, müvekkilinin, davacı ile değil, dava dışı ... şirketi ile olan bayilik ilişkisinin yürürlükte olduğu dönemde elde ettiği karın davacı için daha uygun olacağı kanaatine ulaşıp 2015/2016 yılı müvekkil faaliyet karı ortalamasını aldıklarını, oysa tablonun çok açık olduğunu, davacının hukuka aykırı talep ve mahkemeleri ve maalesef bilirkişileri vasıta kılarak hukuka aykırı tespitleri sağlaması ile müvekkilinin büyük zarara uğradığını, buna rağmen haksız rekabetten söz edilemeyecek olmasına,  tersine davacının haksız rekabet fiilinde bulunduğu sabit bulunmasına rağmen, müvekkilinin bayilik ilişkisinden sözleşmeye göre usulüne uygun satışlarını da dahil edip, bunu davacının aktif hanesine gelir yazma gayretine girdiklerini,  eğer bilirkişilerin kanaatine göre, davacı müvekkilin sağlayıcısı ise (ki değildir), davacı hem 2015’de müvekkilin bayilik ilişkisine göre sattığı ürünlerden karını almıştır,  ancak hem de bilirkişilerin bu ortalama hesabından dolayı mükerrer biçimde bu kez yoksun kaldığı kar adı altında zarar olarak tahsil etmesine olanak sağlanmaya çalışıldığını,  bilirkişi  raporunun 2.sayfasında, davacının 2015 yılına göre 2016 yılında yurt dışı net satışlarının % 36 azaldığını gördüklerini, ancak her nedense, işi yapan, satışı gerçekleştiren davacının bunu göremediğini, denetimden geçmiş olması gereken kayıtlarında, 2016 yılında net satışın 2015’e göre % 13,5 olarak azaldığını yazdığını, bilirkişilerin nasıl bir hesaplama yapmaktadır ki, içinde bir çok şirketin konsolide olarak tablolarının bulunduğu, denetimden geçmiş olması gereken kayıtlarda yazan oranın 3 katı net satış azalması bulduğunun anlaşılamadığını, bilirkişilerin, hangi yöntemi uyguladıklarının anlaşılamamakla birlikte, davacının kayıtlarındaki miktarın 3 katı azalma tespit etmiş olmaları dahi, bilirkişilerin işbu raporunun yoklukla malul olması için yeterli olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, tescilsiz tasarımın izinsiz olarak kullanıldığı iddiasına dayalı haksız rekabetin tespiti, meni, haksız rekabet oluşturan ve izinsiz kullanıldığı iddia edilen teknik çizimler ile oluşturulan plan ve projelerin imhası, haksız rekabetten kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davacı müvekkilinin Hollanda'da tescilli otomatik folluk makinesi ürettiğini, davalının 2006'dan 2015 yılına kadar davacının Türkiye'deki distribütörü olduğunu, ayrıca tarafların ... AŞ'yi   21.08.2013 tarihinde hissedarlar sözleşmesi ile kurduklarını, aynı tarihli  gizlilik ve lisans sözleşmesi  imzaladıklarını,  ancak  aktif olarak üretime geçemeden 01.09.2015 tarihinde  şirketin tasfiye edildiğini, davacının,  söz konusu sözleşmeler ile   vermeyi taahüt ettiği, birçok gizli ve ticari sır niteliğindeki bilgiyi, belirtilen sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülükleri gereği, ortak kurulan şirketin üretim yapabilmesi amacıyla davalı ile  ... ile paylaştığını, bunların makinenin  teknik çizimleri  ve imalat tekniklerini de kapsadığını, davacının VIV Türkiye Fuarı'nda, otomatik folluk makinesinin tanıtımını yapması amacıyla,  distribütörlük ilişkisi kapsamında davalıya, 2013 ve 2015 yıllarında,  makinenin numunelerini ihraç ettiğini, ancak davalının, davacıdan sözleşmeler uyarınca aldığı teknik çizimleri kopyalayarak ve tavukçuluk fuarında tanıtım yapması için ithal edilen otomatik folluk numunelerini AR-GE bölümünde inceleterek  taklit ürünlerde kullanılmak üzere çalışmalar yaptırdığını  taklit olarak folluk makinesi ürettiğini,  haksız rekabet kurallarına aykırı davrandığını,  davalının, TTK'nın 55/1-c-1 maddesine bendinde yer alan hükmü ihlal ettiğini ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi ve maddi, manevi  tazminat isteminde bulunmuştur.  Davalı vekili; müvekkili davalının 2006 yılından başlayarak Türkiye'de davacının tek yetkili satıcısı olduğunu, 2013 yılında ise müvekkilinin ile davacının birlikte ortak oldukları ...AŞ unvanlı şirket kurulduğunu, bu şirketin başlıca amacının hayvancılık ekipmanlarının imalatı, ithalatı ve ihracatı olduğunu, davalının 40 yıldır piyasada olduğunu ve  davalı  tarafından üretilen ve satılan follukların, davacı tarafın  davalıya temin ettiği ve ticari sır niteliği taşıyan bilgilerin, fuarda sergilenme maksadıyla gönderdiği folluk ve plastik ızgaralar kullanılarak üretilmediğini,  gerek davacının distribütörlüğünün yapıldığı dönemde gerekse ortak kurulan şirket döneminde davacının müvekkiline herhangi bir gizli bilgi vermediğini,  davacı şirketin ürünleri ile iltibasa yol açabilecek mahiyette  olmadığını, ürünlerin farklılıklar arz ettiğini,  haksız rekabetin söz konusu olmadığını savunmuştur. Davacı ve davalı şirketlerin genel olarak kümes ve tavukçuluk ekipmanları üretimi yaptıkları, davacı şirketin Hollanda merkezli bir şirket olduğu, apostil şerhli  ticaret sicil kayıtlarının tercümesine göre  ticaret sicilde kayıtlı ... şirketinin tüm hisselerinin davacı ...'ye ait  olduğu,  ... ile davalı arasında distribütörlük ilişkisi bulunduğu, davacı ve davalının %50'şer hisseli olarak  21.08.2013 tarihinde ... AŞ'yi kurdukları, şirketin amacının ve faaliyet konusunun  şirket tarafından imal edilecek ürünlerin  şirket tarafından geliştirilecek  ve imal edilecek  ürünlerin  tüm Türkiye'de  satılması diğer ülkelere ihracı olarak belirlendiği, bu kapsamda aralarında hissedarlık sözleşmesi ile lisans ve gizlilik anlaşması yapıldığı, davalının distribütörlüğünün 2006 yılında başlayıp 2015 yılında sona erdiği, ortak kurulan şirketin de 2015 yılında tasfiyesine karar verildiği,  davalı şirketin de Türkiye'de kümes hayvancılık ekipmanları üretimi yaptığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafça sunulan ticaret sicil kayıtlarına ve defterlerine ilişkin belgelerde Apostille  şerhi bulunmakta olup belgelerin tercümesi sunulmuştur.  ..., 06.10.1961 tarihli Lahey Konvansiyonu ile tesbit edilmiştir. Bu tasdiki içeren belgenin Türkiye dahil konvansiyona katılan tüm devletler açısından geçerliliğini koruyacağı tartışmasızdır. Belgede düzenlendiği ülke, belgeyi düzenleyen kişinin adı ve sıfatı  tasdik yeri ve tarihi ...'yi düzenleyen makam  düzenleyenin imzası mevcuttur. Her ne kadar davalı vekilince apostil şerhi taşıyan davacıya ait belgelerin ve  defter kayıtlarının sahte olduğuna dair davalı yanca sunulan bir delil bulunmadığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı, ürettiği folluk makinesinin bir örneğinin '' ... Mah. ...Cad. No: ... Üsküdar-İstanbul'' adresinde olduğunu belirtmiş olup bilirkişilerce bu yerde keşif yapılarak makine incelenmiştir. Söz konusu adres İstanbul Ticaret Sicil kayıtlarında yer alan .... Ltd. Şirketi'ne  aittir. Bu şirketin tüm hissesi, davacının tüm hissesine sahip olduğu ... şirketidir. Bu durumda davacı şirketin Türkiye'de tüm hissesine sahip olduğu şirket adresinde bulunan folluk makinesi üzerinde inceleme yapılmasında  usule aykırılık görülmemiştir. Yine incelenen folluk makinesinin davacıya ait olduğunu gösteren bir belge bulunmadığı ileri sürülmüş ise de, davalı tarafça bunun aksini gösteren bir belge sunulmadığından bu yöndeki istinaf sebeplerine itibar edilmemiştir.  Mahkemece, 20.09.2018 tarihli kök bilirkişi raporu alınmış itirazlar üzerine 29.04.2019 tarihli ek rapor alınmıştır. Daha sonra mahkemece 02.10.2019 tarihli duruşmada bilirkişi heyetine haksız rekabet konusunda uzman bir bilirkişi eklenmek suretiyle ek rapor alınmasına, taraf defterlerinin sunulmasına karar verilmiştir. Davalı vekilince yeni bilirkişi  dahil edilerek ek rapor alınmasının usule aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, HMK'da  mevcut bilirkişi heyetine yeni bir bilirkişi dahil edilerek ek rapor alınmasına engel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle,  HMK'nın 282.maddesi uyarınca, hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği, HMK'nın 281/3 maddesi uyarınca hakimin, bilirkişiden sözlü izahat isteme, ek rapor isteme veya yeni bilirkişi incelemesi yaptırma konusunda yetkili olduğu nazara alındığında, teknik incelemeyi gerektiren dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak mahkemece mevcut bilirkişi heyetine yeni bir bilirkişi dahil edilerek ek rapor alınmasında usule aykırılık görülmemiştir. Yine bilirkişi  ... bilirkişilikten istifa dilekçesi sunduğu görülmüş ise de mahkemenin 02.03.2020 tarihli ara kararı ile bu istifa kabul edilmemiştir. Bu sebeple adı geçen bilirkişinin de katılımı ile raporlar tanzim edildiğinden davalı vekilinin bu hususun  raporu yok hükmünde kıldığı yönündeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davacı,  tescilsiz tasarım konusu olan otomatik folluk makinesinin davalı tarafça izinsiz olarak kullanılıp taklidinin üretildiğini ileri sürmüş ve bu sebeple haksız rekabetin önlenmesi  ve tazminat talebinde bulunmuştur. TTK'nın 54.maddesinde haksız rekabet tanımlanmış, 55.maddesinde başlıca haksız rekabet oluşturan eylemler sınırlama olmaksızın örnekleme yoluyla düzenlenmiş, 55/1-c-1de ise  başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma haksız rekabet olarak belirtilmiştir.Mahkemece davacıya ait otomatik folluk makinesinin yerinde incelenmesi için bilirkişiler eşliğinde  keşif yapılmış, keşif mahallinde davacıya ait olduğu anlaşılan  otomatik  folluk makinesi ile daha önce dosya kapsamında üzerinde Sakarya 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/25  D.İş sayılı dosyasında  bilirkişi incelemesi yapılan  davalının ürettiği otomatik folluk makinesi  karşılaştırılmıştır.  Mahkemece alınan  kök ve ek bilirkişi raporlarında; dava dışı firmalara ait uyuşmazlık konusu ürün ile aynı kategoride ürün örnekleri, gerek tasarım gerekse fonksiyonel yapıları ve çalışma prensipleri olarak incelendiği, dava konusu ürünlerden farklı biçim ve fonksiyon yapısında alternatiflerin bulunduğu, davacıya ait folluk makinesi ile davalı tarafından üretildiği anlaşılan otomatik folluk makineleri arasında  benzerlik olduğu ve bu benzerliğin teknik zorunluluklardan kaynaklanmadığı kanaati bildirilmiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere davacının tüm hisselerine  sahip olduğu ... ile davalı arasında distribütörlük ilişkisi bulunduğu, davacı ve davalının %50'şer hisseli olarak  21.08.2013 tarihinde ... AŞ'yi kurdukları, şirketin amacının ve faaliyet konusunun  şirket tarafından imal edilecek ürünlerin  şirket tarafından geliştirilecek  ve imal edilecek  ürünlerin  tüm Türkiye'de  satılması ille diğer ülkelere ihracı olarak belirlendiği,  bu kapsamda aralarında hissedarlık sözleşmesi ile lisans ve gizlilik anlaşması yapıldığı, davalının distribütörlüğünün 2006 yılında başlayıp 2015 yılında sona erdiği, ortak kurulan şirketin de 2015 yılında tasfiyesine karar verildiği, taraflar arasında hissedarlık sözleşmesi ve gizlilik ve lisans sözleşmeleri de bulunduğu, buna göre davalının, davacı ile ve davacının tüm hissesine sahip olduğu şirket arasında distribütörlük ve ortaklık ilişkisi bulunduğu, bu kapsamda davacının davalıya sunduğu teknik bilgilerin davalı tarafça kullanılarak davacıya ait otomatik folluk makinesinin teknik zorunluluk olmamasına rağmen davalı tarafından  üretilip satışının yapıldığı, davalının kendisine teknik bilgilerin verilmediğine ilişkin beyanının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, zira ortak kurdukları şirketle birlikte kümes ekipmanları üretip satışının amaçlandığı, davalının, davacının otomatik folluk makinesinin bir benzerini ürettiği, davacının emeğinden yetkisiz yararlandığı, davalının eyleminin TTK'nın  55/1-c-1-2-3 maddesi uyarınca haksız rekabet teşkil ettiği anlaşıldığından mahkemece haksız rekabetin tespiti ile önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Hükme esas alınan 03.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 2016 yılındaki net satışların 2015 yılına göre % 13.3 azaldığı,  bu durumda, davacının talep edebileceği müspet zararın  % 13.3 azalma oranına göre 46.231.156 TL'lik davalı satışının % 13.3'ü olan  6.148.743 TL olacağı,  davalının 46.231.156 TL'lik satıştan 3.859.186 TL faaliyet karı elde ediyorsa, 6.148.743 TL'lik satıştan, (6.148.743 x 3.859.186) / 46.231.156 = 513.271.73 TL faaliyet karı elde edeceği, davacının 513.271,73 TL maddi tazminat talep edebileceği belirtilmiş olup mahkemece bu rapor esas alınarak maddi tazminat talebinin belirlenen miktar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilince bu hesaplamanın hatalı olduğu istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. TTK'nın 56/1-e maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti durumunda kusurun bulunması halinde zarar ve ziyanın tazmini istenebilecek olup  anılan maddeye göre  hakim,  davacı lehine tazminat olarak haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. TTK'nın bu hükmü uyarınca tazminat olarak haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verilebileceğinden bilirkişi raporundaki hesaplamanın davalı lehine olduğu, davacı tarafça da rapora itiraz edilmediği ve kararın istinaf edilmediği anlaşıldığından   tazminatı hesaplama yöntemine ilişkin olarak davalının ileri sürdüğü istinaf sebepleri de  yerinde görülmemiştir.  TTK'nın 56/1-e maddesinin atfı ile TBK'nınn 58.maddesi gereği somut olayda, davalının gerçekleştirdiği haksız rekabet eylemi sebebiyle davacının ticari itibarının da sarsıldığı ve manevi tazminat şartlarının da gerçekleştiği görülmektedir. Bu nedenle,  mahkemece  hükmedilen 55.000,00 TL manevi tazminatın da yerinde olduğu anlaşılmış ve aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Açıklanan  bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup, davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 29.113,97 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 11.07.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d8250cc84462c20d","SID":"a061d98d97cb3d17"}}