{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/1858 Esas<br>KARAR NO: 2024/1033 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/06/2022<br>NUMARASI: 2017/977 E. -  2022/471 K.<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 30/05/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde ve özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkinin 24.11.2006 tarihinde ekli Genel Ticari Şartlar ve Franchise Sözleşmesi'nin imzalanması ile başladığını, en son 09.02.2015 tarihinde Yetkili Satıcılık Sözleşmesi ve eki Genel Ticari Şartların imzalandığını, bayilik ilişkisinin davalı ... tarafından tek taraflı olarak haklı nedene dayanmaksızın sözleşmeye ve yasal düzenlemelere aykırı bir şekilde fiilen sonlandırıldığını, Sözleşmede satın alma hedefinin karşılıklı mutabakat ile belirleneceği düzenlenmiş olmasına rağmen, özellikle 2013 yılından itibaren davalının sezonluk satın alma hedeflerini sözleşmeye aykırı bir şekilde ticari gerçeklerden uzak ve fahiş oranlarda belirleyerek, bu hedefleri davacıya dayattığını, Tek taraflı olarak ve hiçbir yasal veya sözleşmesel dayanak olmaksızın TCMB döviz kurunun oldukça üstünde döviz kurunun belirlendiğini,Davacının siparişlerine gittikçe artan oranda \"siparişi zorunlu ürünlerin” dahil edildiğini, zorunlu siparişlerin toplam sipariş içindeki oranının giderek artırıldığını, bayinin ürünlerini seçmesinin engellendiğini, bu davranışın haksız ticari uygulama ve haksız rekabet teşkil ettiğini, Bayiye sevk edilen ürünler arasında ayıplı ürünlerin yer alması halinde bu ürünlerin iade alınmadığını, tüketicilerin ayıp ihbarı üzerine iade alınan ürünlere karşılık olarak verilen hediye çeklerinden dolayı alacaklarının (CCO alacağı) haksız bir şekilde silindiğini, davalının bu davranışının TTK ve TBK hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, bu nedenle davalıdan 5.169,68 TL alacağının fatura tarihlerinden itibaren işletilecek temerrüt faiziyle birlikte tazmini ettiklerini, Davalının bayinin mağazalarının bulunduğu taşınmazların kira sözleşmelerinin görüşmelerine bayiyi dahil etmediğini, kiralayanlar ile rayiç bedelin oldukça üstünde ve fahiş bedellerle anlaştığını ve bu bedelleri davacıya dayattığını, davacını ... AVM ve ... AVM’de bulunan işyerlerinde davalı ile alt kira sözleşmesi imzaladığını, asıl kiracının ... olarak göründüğünü, ...’ın kira bedellerini alt kiracı olarak davacıya fatura ettiğini, Zorunlu tutulan veri tabanları aracılığıyla müşteri verilerine ulaştığını, bu sayede iletişim bilgileri edinilen müşterilere davalıya ait internet sitelerine yönlendirici e-posta/mesajlar attığını, haksız rekabet uygulamanın yanı sıra Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun hükümlerini de açıkça ihlal ettiğini, Davalının davacının ürünlerinin nihai tüketiciye satış fiyatını belirlediğini, indirim, kampanya gibi ticari kararlarına müdahale ettiğini, bu indirimlere son vermesi yönünde haksız tehditlerde bulunulduğunu, bu bağlamda haksız rekabet uyguladığı gibi Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümlerini de ihlal ettiğini, Davalının bayinin banka ile olan ilişkisine de haksız bir şekilde müdahale ettiğini, davacının DBS kredi hesabının iptal edilmesine sebebiyet verdiğini, bu durumun TTK ve Bankacılık Kanunu hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, Davacının satış mağazasından (bayisinden) haksız ve usulsüz bir şekilde tahliye edilerek bayilik ilişkisinin hiçbir hukuki zemini olmaksızın sonlandırılmasının TBK ve TTK hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, Teslim edilmeyen/verilmeyen mal ve hizmetlere ilişkin olarak geçmiş yıllara ilişkin haksız ve hukuka aykırı faturalar kesildiğini, itiraza rağmen iptal edilmeyen faturaların davacıya borç olarak yansıtılmasının da TTK hükümlerinin ihlali olduğunu, bu şekilde altı adet fatura karşılığında 13.945,90 TL zararının avans faiziyle birlikte tazmini talep ettiklerini, Davalının müvekkilinden teminat olarak aldığı çekleri de iade etmediğini, Davacının tüm bu hukuka aykırı davranışları neticesinde maddi ve manevi zarara uğradığını, ticari itibarını yitirmesine sebep olduğunu belirterek; haksız ticari uygulamalar, haksız rekabet, sözleşmenin ihlalinden doğan ve sözleşmenin haksız bir şekilde feshedilmesi nedeniyle şimdilik 100.000,00 TL. maddi zararın geçici talep sonucu olarak ihtarname tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tazmini,  13.945,90 TL’lik zararın fatura tarihlerinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tazmini, 100.000,00 TL’lik manevi zararın ihtarname tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tazmini ile davalıdan tahsiline, davacı tarafından ...'a verilen çeklerin iadesine, karşı tarafın söz konusu çekleri kötüniyetle ciro etmesi mümkün olduğundan davacının telafi edilmez zararlara uğramasına engel olmak için, söz konusu çeklerin acilen iadesi için tedbir kararı verilmesine, bu mümkün olmaz ise, söz konusu çeklerin ... ve/veya olası tüm hamiller tarafından ibrazı halinde ödenmesinin engellemesi için ödemeden men kararı verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesi talep ve dava  etmiştir.<br>ISLAH: Davacı vekili 31/01/2022 tarihli ıslah dilekçesinde ve özetle; 16.840.902,52-TL ve ödeme tarihindeki efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak 21.350,00-USD maddi zararlarının, 1.234.158,53-TLsinin 02.05.2017 tarihinden, 2.773.575-TLsinin 02.05.2017 tarihinden,16.209,09-TLsinin 31.12.2014 tarihinden bakiye kısmının ise 23.06.2017 tarihli ihtarname tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsiline,13.945,90-TLlik zararlarını fatura tarihinden (26.12.2016) itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, 100.000,00-TLlik manevi zararların 23.06.2017 tarihli ihtarname tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.  <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde ve özetle; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin alelade bir sözleşme olmayıp Franchising sözleşmesi sıfatına haiz olduğunu, sözleşmenin her iki tarafa da hak ve borç yüklediğini,  hal böyle iken müvekkilinin tek taraflı işlemler yaptığından bahsedilmesinin mümkün olmadığını, Yetkili satıcının müvekkiline vereceği siparişlerin kesinleşmesi açısından, tarafların ortak uzlaşmasının arandığını,  davacı tarafın atıfta bulunduğu e-posta yazışmalarında da esasen taraflar arasında bu türden bir pazarlık olduğunu,  davacı konumunda olan yetkili satıcının kendi iradesi ile siparişlerini verdikten sonra ilgili sezon öncesinde imzaladığı Satın Alma ve Tahsilat Protokolü kapsamında bir takım hak ve alacaklara taraf olduğunu, bununla birlikte protokolün imzalanması sonucunda müvekkili şirketin yetkili satıcısı konumunda olan davacıya ilgili sezon için geçerli olacak ödeme vadesi ve mal alımlarında ilave iskonto  taahhüt edildiğini, Davacının tacir sıfatıyla aldığı kararlar ile ticari ilişkiyi yürüttüğünü, sonra da yine kendi kararı ile mağaza ve stoklarını dava dışı üçüncü kişi ... San ve Ltd. Şti.' ne devrettiğini, Davacının müvekkilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamındaki düzenlemelere aykırı davrandığına ilişkin geçmiş tarihli bir takım yazışmaları dosyaya ibraz ettiğini, atıfta bulunulan yazışmaların TTK m.60 kapsamında 1 ve 3 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu yazışmalara dayalı olarak dava açılabilmesinin teknik olarak da mümkün olmadığını, Sipariş konusu ürünlerin davacıya satışında kullanılan döviz kurunun taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olduğunu, davacı ile müvekkili arasında her sezon öncesinde, bir diğer deyişle yıllık 6 aylık periyotlarda, taraflarca ortaklaşa imza altına alınan Satın Alma ve Tahsilat protokollerinde ilgili sezonda döviz kurunun ne şekilde hesaplanacağını belirlemek üzere açık düzenleme getirildiğini, bu düzenleme doğrultusunda ilgili sezon öncesinde ticari gereklilikler doğrultusunda, döviz kurunun ne şekilde uygulayacağının belirlendiğini, Taraflar arasında akdedilen Franchising sözleşmesi sonucu;  franchise alan davacının franchise veren tarafından belirlenen pazarlama stratejisi dahilinde ticari faaliyetlerini yürüttüğünü, bu kapsamda tüm mağazalarda tüketicilere arz edilecek özel koleksiyonlara ait özel malların satın alınma zorunluluğunun hukuka uygun olduğunu, bu durumun esasen ticari hayatın akışına da uygun olduğunu,Yetkili satıcının satış alanında veya deposunda bulunan, henüz tüketiciye satışı yapılmamış,  kasıtlı olarak dış etkenlere maruz kalmadan, kendiliğinden meydana gelmiş arızalardan dolayı satılamaz hale gelmiş ürünlerin ne şekilde iade alınacağına dair müvekkilince düzenlemeler yapıldığını ve davacıya duyurulduğunu, yazışmalarda reyon iadesi olarak isimlendirilmiş mallar açısından gündeme gelecek hukuki statü ile dava dilekçesinde izah edilen TTK m.23 göndermesi ile TBK m.231 çerçevesinde ticari satımda satıcının tekeffül borcuna ilişkin hukuki statünün birbirinden farklı hususlar olduğunu, Davacı tarafından dosyaya sunulan yazışmada bahsi geçen temiz iade sürecinin münferit bir olaya ilişkin olup, şartları taşıyan malların iadesinin müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, hediye çeki (CCO) alacağından kaynaklı bir borç bulunmadığını, müvekkili tarafından 08.06.2017 tarihinde toplam 20.892,11 TL'lik tutar davacı tarafından kesilen \"CCO\" açıklaması ile Mayıs 2017 tarihinde muhtelif tarihte düzenlenmiş 7 (yedi) adet faturaya istinaden ödeme yapıldığını, Davacı tarafından da belirtildiği üzere ... AVM ile ... AVM isimli alışveriş merkezlerinde, esasen müvekkili tarafından kiralanarak ilgili yetkili satıcıya tüm mali şartları aynı kalacak şekilde alt kira sözleşmesi ile kiralanmış olan 2 (iki) adet mağaza bulunduğunu, müvekkilinin 13.945,90 TL tutarlı faturadan kaynaklanan bir alacağı bulunmadığını, ilgili faturaların iptal edilerek cari hesaptan çıkarıldığını, davacının kestiği faturalar ile ilgili beyan ettiği hususların gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 13.945,90 TL tutarlı 6 (altı) adet faturanın müvekkili tarafından iptal edildiğini, bu konuyla ilgili olarak müvekkili tarafından davacıdan talep edilen herhangi bir tutar da bulunmadığını belirterek, davanın reddi ile yargılama gideri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.<br>MAHKEME KARARI: İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06/06/2022 tarihli, 2017/977 Esas, 2022/471 Karar sayılı kararı ile; “…1-Davacının CCO alacağı 16.209,09 TL nin dava tarihi 07/17/2017 den itibaren ticari avans faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine Davacının 21.350,00 USD mağaza kirası zararının  dava tarihi  07/17/2017 den itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD için uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı nın 100.000,00 TL manevi tazminat alacağı, 13.945,90 TL fatura alacağı, 1.234.158,53 TL devir işleri alacağı , 2.773.575,00 TL eksik devir bedeli alacağı taleplerinin ve bakiye alacak taleplerinin sabit olmadığından reddine, dava dilekçesi ile istenen çekler yargılamanın devamı sırasında davacıya iade edildiğinden konusuz kalan talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına,..” karar verilmiştir.<br>İSTİNAF TALEBİ: Davacı asil süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki ve duruşmadaki beyanlarını tekrarla, Mahkemece gerekçe açıklanmadan hüküm kurulduğunu, kendisi tarafından imzalanan bir devir protokolü olmadığı halde, devir protokolünü kabul ettiğinin,  ihtirazi kayıt ileri sürmediğinin belirtildiği ve devir protokolünün hükme esas alındığını, İhbar olunan ...’un kök ve ek rapor hazırlandıktan sonra davalıya usulsüz ödeme yaptığını ikrar ettiğini, kendisinin ticari fatura karşılığı alacaklarını davalının isteği üzerine davalıya ödediğini açıkladığını, buna rağmen yeniden bilirkişi raporu alınması taleplerinin Mahkemece reddedildiğini, Mahkemenin sezonluk satın alma hedefi dayatması talebiyle ilgili değerlendirme yapılmadan ve gerekçe gösterilmeden kalan tutar üzerinden hatalı hüküm kurulduğunu, 11.368.909,00 TL’lik zararının karşılanması talebinin değerlendirilmediğini, 01/10/2019 tarihli duruşmada Mahkemece yerinde inceleme yetkisi verilerek, taraf vekillerinin haberdar edilmesi talimatı verildiği halde, bilirkişilerce Mahkeme talimatına aykırı olarak dijital ortamdan elde ettikleri verilere dayanarak rapor hazırladıklarını, pek çok veriyi incelenmediğini, bu şekilde hazırlanan kök ve ek raporların yetersiz olduğunu, Bilirkişi kök ve ek raporlarında hukuki konularda yetkinliği olmayan mali uzman tarafından hukuki değerlendirmeler yapıldığını, Raporlar hazırlanırken flash bellek içindeki dosyaya mübrez kayıtların incelenmediğini, mail adresi ve Whatsapp konuşmalarının sezonluk satın alma dayatması ve TCMB kurundan yüksek döviz kuru dayatması talepleri açısından mutlaka incelenmesi gerektiğini,Mahkemece taraflar arasında imzalanan sözleşmenin kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olduğunun tespit edildiğini, sözleşme nedeniyle doğan zararlarını istemekte haklı bulunduğunu, Sözleşme nedeniyle büyük zarara uğradığını, dosyaya sunduğu hiçbir belge veya yazışmanın varlığının inkar edilmediğini, Mahkemece 13.945,90 TL’lk altı adet faturayla ilgili taleplerinin incelenmediğini, bakiye 9.731,28 TL’lik kısmının hiçbir mal ve hizmete dayalı olmadığının ve bu faturaların davalıya ödendiğinin bilirkişiler tarafından tespit edildiğini, Mahkeme kararında, faturaların davalı muhataba teslim edildiğini gösteren irsaliyelerin sunulmadığının sabit olduğuna dair gerekçenin yerinde olmadığını, ispat yükünün davalı tarafta olduğunu, 9.731,28 TL’lik kısmın mahkemece kısmen kabul edilen zararına eklenmesi ve fatura (26/12/2016) tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiğini, ...’dan olan fatura karşılığı olan mal ve demirbaş bedeli alacağının neredeyse tamamının davalı tarafından haksız bir şekilde tahsil edildiğini, davalı tarafından yetkili satıcılık sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğini, mağazalarından zorla tahliye edildiğini, Davalının iradesini sakatlayarak ...’a işletme devri yapmasına engel olduğunu, daha önce konuştukları 3.000.000,00 TL’nin çok altına olan 1.479.164,28 TL bedelle rızası dışında devir yapmak zorunda kaldığını, bu konuda sunulan pek çok delile rağmen Mahkemece hatalı şekilde hüküm kurulduğunu, Davalının, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak gerçek verilerle örtüşmeyen sezonluk satın alma hedefleri dayatarak zarar etmesine neden olduğunu, Mahkemece sözleşmenin kelepçeleme sözleşmesi olduğunun kabul edildiğini, Taraflar arasındaki ilişkinin mahkemenin tespit ettiği gibi yetkili satıcılıktan kaynaklanan dikey anlaşmaya dayanan bir ilişki olduğunu, Bilirkişi raporunda sezonluk satın alma hedefleriyle ilgili incelemede 2014-2015-2016 yıllarında şirketin ilave finansman yükü maliyetinin 740.989,52 TL olduğunun tespit edildiğini, ek raporda ise, 11.368.909,00 TL ek maliyete katlandığının tespit edildiğini, uzman görüşüyle de iddialarının teyit edildiğini, Mahkemece sezonluk satın alma hedefi dayatmasıyla ilgili taleplerinin değerlendirilmediğini, dava değerinin yaklaşık %60-65’ini oluşturan 11.368.909,00 TL’lik zarar konusundaki taleplerinin gerekçelendirilmediğini, Davalının TCMB kurunun üstünde döviz kuru dayatarak sözleşmeye aykırı davrandığını ve zarara uğramasına neden olduğunu, Mahkemece bilirkişi heyetinin yaptığı hatalı tespit ve açıklamalar gereğince iddialarının kesin ve şüpheye yer bırakmayacak derecede ispatlanamadığına, ortalama rakamlar üzerinden yapılan mali uzman hesabının yeterli olmayacağına  dair gerekçesinin yerinde olmadığını, eksik inceleme ve hatalı yorumlarda bulunan ek raporu hükme esas alarak hüküm kurulduğunu, Davalının kendisini rayiç değerlerin çok üzerinde kira bedeli ödemeye mecbur bıraktığını, mülk sahipleri tarafından yapılan indirimleri faturalara yansıtmayarak zarar etmesine neden olduğunu, Tüm dönemler için rayiç kira bedellerinin tespit edilmesi ve fiiliyatta ödediği kira bedelleri arasındaki farkın, zararı olarak davalıdan tahsilini talep ettiğini, ancak bilirkişilerin bu hesaplamayı yapmadıklarını, ek rapor taleplerinin reddedildiğini, mecburen rapora belirlenen 23.350,00 USD rakamına bağlı kaldıklarını, üst mahkemeden bu tutarın onaylanmasını talep ettiklerini, Davalının ayıplı ürünlerden doğan 16.209,90 TL  alacaklarını ödemediğini, bu durumun davalı tarafından ikrar edildiğinin sabit olduğunu, Mahkemece bu tutarın kabul edildiğini, bu tutarın mahkemece kısmen kabul edilen tutarın içinde olduğunu, üst mahkemeden onaylanmasını talep ettiklerini, Davalı tarafından belirlenen bankayla ilgili yaptığı çerçeve sözleşmede bulunan garanti süresi nedeniyle borcu olmamasına rağmen ipoteklerinin fek edilmediğini, bayilik ilişkisi bittikten sonra davalının onay vermesi üzerine kaldırılan ipotekleri nedeniyle 17 adet icra dosyasıyla yaşamak zorunda kaldığını, Mahkemece uzun süre devam eden sözleşme gereklerini uygulayıp, sözleşeme sona erdikten sonra dayatma olarak nitelendirilmesinin basiretli tacir ilkesi ile bağdaşmayacağına dair gerekçesinin yerinde olmadığını, Davalının banka ile ve kiraya verenlerle yaptığı ve taraf olduğu sözleşmeleri dosyaya sunmaktan kaçındığını, bu nedenlerle ilave finansman yükü maliyeti olan 11.368.909,00 TL’nin kısmen kabul edilen tutara eklenmesini talep ettiğini, mahkemenin kısmen ret kararının kaldırılarak, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasını talep ettiğini, Davalının haksız ticari uygulamaları yıllardır yürüttüğü ticari hayatını hiç hak etmediği bir şekilde sonlandırdığını, manevi açıdan zarar görmesine neden olduğunu, buna rağmen Mahkemece manevi tazminat talebinin reddedilmesinin yerinde olmadığını beyan ederek, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/977 Esas 2022/471 Karar sayılı 06/06/2022 tarihli kararının istinaf incelemesi sonucu kısmen reddolunan kısmının usul yönünden kaldırılmasına, Karardaki kısmen reddolunan kısım usul yönünden kaldırılmaz ise; Mahkemenin hatalı gerekçeler üzerine kurmuş olduğu hükmün kısmi reddolunan tutarı içinde bulunan 9.731,28 TL'lik yersiz borçlandırma (Naylon fatura) zararına ait kararın kaldırılmasına, 9.731,28TL'lik zararının fatura tarihinden (26.12.2016) itibaren işletilecek ticari avans faizi ile kısmen kabul edilen kısmına eklenmesine, Mahkemenin hatalı gerekçe üzerine hüküm kurmuş olduğu kısmi reddolunan tutar içinde bulunan 1.234.158,53TL'lik faturalı ticari alacağının yatırım ve peştemaliye bedeli karşılığı SMMM mali raporunda hesap edilen 2.773.575,00TL'lik zararına ait kararın kaldırılmasına, Mahkemesine gönderilerek yapılacak yargılamada kabulüne, Mahkemenin değerlendirme yapmayıp gerekçelendirmediği için üzerine hüküm kurulmayan 11.368.909,00TL “Sezonluk satın alma hedefi dayatması” zararının 23.06.2017 tarihli ihtarname tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile kısmen kabul edilen tutara eklenmesine, üst Mahkemede bir an için bile tereddüt olması halinde kısmi reddolunan kısmının tamamen kaldırılmasına, Mahkemesine gönderilerek yapılacak yargılamada kabulüne, Mahkemenin hatalı gerekçeler üzerine kurmuş olduğu hükmün kısmi reddolunan tutarı içinde bulunan 1.448.050,90-TL'lik “Yüksek alınan döviz kuru dayatması” zararına ait kararın kaldırılmasına, Mahkemesine gönderilerek yapılacak yargılamada kabulüne, Mahkemenin kısmen reddolunan tutarı içerisinde olan 100.000,00 TL manevi tazminat talebi hakkındaki kararın kaldırılmasına, 23.06.2017 tarihli ihtarname tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile kısmen kabul edilen tutara eklenmesine, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/977 Esas 2022/471 Karar sayılı 06/06/20122 tarihli kararının kısmen kabul edilen kısmının istinaf incelemesi sonucu onaylanmasına, İstinaf incelemesi sonucu kaldırılan kısım için yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın talepleri yönünde kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; bilirkişi raporunda 16.209,09 TL tutarında müşteri defolu ürününden doğan (CCO) alacağın, alacak kalemleri yönünden davalı şirket kayıtlarında gerekli araştırmaların yapılması gerektiğinin ifade edildiğini, huzurdaki davada yargılama devam ederken taraflar arasında TTK m.92 kapsamında cari hesap mutabakatı yapılmış olup, dava dosyasına ibraz edildiğini, dosyada mübrez 16.12.2019 tarihli belgede davacı ... ile davalı ... arasında 30.11.2019 tarihi itibariyle 13.404,46 TL üzerinden hesap mutabakatına varıldığı ve bu bedelin 23.12.2019 tarihinde davacıya ödendiğine ilişkin dosyada yazılı delil bulunduğunu,  bu bahisle tarafların, 30.11.2019 tarihi itibarıyla davacının bakiye alacağının 13.404,46 TL olduğu hususunda mutabakata vardıkların bu tutarın Banka kanalıyla davacıya ödendiğinin karşı tarafın da kabulünde olduğundan, davacının başkaca herhangi bir alacağı kaldığından bahsedilemeyeceğini, davacı asilin de 21.12.2021 tarihli celsede Mahkemeden söz alarak, kendisine yapılan bu ödemenin davalıdan olan bakiye alacağına ilişkin olduğunu kabul ettiğini bildirdiğini, Ancak, Yerel Mahkemenin bu yönden herhangi bir değerlendirme yapmadığını, davalı müvekkilince ödenen tutarın bilirkişi raporunda belirtilen CCO ve faturaya dayalı alacaklardan takas-mahsup edilmesine yönelik def’ilerini de hesaplamada dikkate almadığını, bu yönünden istinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesinin talepleri doğrultusunda yeni bir hesaplamaya giderek hüküm tesis etmesini talep ettiklerini, Kira indirimine dayalı alacak yönünden; öncelikle görev yönünden ileri sürdükleri itirazın dikkate alınması gerektiğini, bu hususta daha önce yerel Mahkemedeki dosyaya sunulan cevap ve beyan dilekçelerinde görev yönünden ileri sürdükleri itirazların yargılama esnasında hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, <br>HMK 4.  maddesi gereğince  kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıkları konu alan davalarda Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunun belirtildiğini, davaya konu ilgili alacakların da taraflar arasındaki alt kira sözleşmesine dayandığını, bu itibarla, somut uyuşmazlıkta davacı tarafın kiracı, davalının ise kiraya veren sıfatını haiz olduğunu, Kanunun emredici hükmü kapsamında kira alacağını ilgilendiren uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunu, görevin yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiğinden, Bölge Adliye Mahkemesinin öncelikle indirimden doğan kira alacakları yönünden görevsizlik kararı vermesi gerektiğini, Aksi kanaatte olunması halinde, ilgili mağazaya ilişkin olarak dosyaya sundukları, Yerel Mahkeme tarafından incelenmemiş olan, kira faturalarının incelenmesini talep ettiklerini,  zira uyuşmazlık konusu olan Temmuz 2016 ile Nisan 2017 (bu ay dahil) döneminde, kiranın davacı tarafından indirimli ödendiğini, keza dosyadaki bilirkişi raporunda incelemenin sadece dosyada mübrez indirim protokolü olduğu ifade edilmiş olmakla, bu konudaki kayıtların yeterince incelenmediğini belirttiğini, bu itibarla eksik incelemenin giderilerek konu hakkında denetime elverişli bilirkişi raporu tesis edilmek suretiyle karar verilmesini talep ettiklerini beyan ederek, davacının uğradığını iddia ettiği muhtelif zararlardan ötürü ileri sürdüğü iddialara yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini, Yerel Mahkemenin 16.209,09 TL tutarındaki CCO alacağı yönünden verdiği kararın kaldırılarak, talepleri doğrultusunda 13.404,46 TL nin takas mahsup edilmek suretiyle bakiye alacak yönünden yeni bir hüküm tesis edilmesini, Yerel Mahkemenin 21.350,00 Amerikan Doları tutarındaki kira alacağı yönünden verdiği kararın kaldırılarak öncelikle görev yönünden davanın reddine karar verilmesini; aksi görüşte olunması durumunda dosyada yer alan yazılı deliller uyarınca denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınarak buna göre yeni bir tesis edilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLER: Davacı tanığı ... beyanında; \"Ben davacı ...'i benim gibi ...'ın Eskişehir bayisi olması nedeniyle tanırım. Ben de ...'ın Kayseri ilinde bulunan AVM’lerdeki 3 4 şubenin sahibiydim. Yaklaşık 2 yıl kadar önce bayiliği bıraktım. ... tarafından sezonluk olarak satın alma hedefleri bize önceden sipariş için gittiğimizde söylenmekteydi. Bu hedeflerin belirlenmesi aşamasında bizim herhangi bir görüşümüz alınmamaktaydı. Biz de bu hedeflere mecburen uymaz zorundaydık. İtiraz etme imkanımız yoktu. Yani itiraz etsek de bir anlamı yoktu. ... sezonluk hedefi tutturamadığımız zaman eksik olan kısmı bize eklettiriyordu. Biz de mecburen yeni malların gelmesi amacıyla bu duruma uyuyorduk. Çünkü ticaretimiz devam etmek zorundaydı. Belirli bir yatırım yapmıştık. Biz malları ...'tan Euro kuru üzerinden TL fatura olarak alıyorduk. Daha sonra ciromuzu TL üzerinden satış yaptığımız için TL şeklinde bildiriyorduk. 2013 yılından sonra yaptığımız incelemelerde ...'ın keyfi kur uyguladığını tespit ettik. Fatura bedelleri resmi kurlardan farklı olarak gelmekteydi. Bu durumda da anladık ki ... kendine göre bir kur belirlemekte. Ciro artışı olması durumunda ... kendi belirlediği kur üzerinden yeni bir fiyatlandırma yapıyordu. Bu bizim şirketten satın alma ciromuz arttığı içindi. Yeni belirlenen eskisinden fazla olması durumunda bayiden ek teminat talep ediliyordu. Benim teminatım yüksek olduğu için böyle bir durumla karşılaşmadım ancak diğer bayilere bu şekilde uygulama yapıldığını biliyorum. Benim shop mağazalarım vardı. Bildiğim kadarıyla davacı ...'in de AVM’lerde shop mağazaları vardı. Shop mağazalarında talep ettiğimiz ürünler haricinde ...'ın mecbur tuttuğu ürünler de gönderilmekteydi. Hatta sipariş için ürünleri seçmek amacıyla sisteme girdiğimizde zorunlu ürünlerin isteğimiz dışında sisteme kaydedildiğini de biliyorum. Zorunlu ürünlerin oranı siparişin %10 - %20'si oranında duruma göre değişmekteydi. O ürünler çıkan koleksiyonla ilgiliydi. Fiyatlar ... tarafından belirlenmekteydi. Bizim fiyatları belirleme yetkimiz yoktu. Ayrıca kampanya ve indirimlerle ilgili politikaları da ... belirlemekteydi. Bize mail yolu ile bildirim yapılıyordu. Biz de uymak zorundaydık. İade edilen arızalı ürünlerle ilgili olarak farklı dönemlerde farklı işlemler yapıldı. Bir dönem bize ayıplı ürünlerle ilgili olarak topladığımız ürünlerin karşılığı olarak yeni ürünler verildi. Yani kendi stoklarında kalan ürünlerden seçmemiz tavsiye edildi. Bir dönem de arızalı ürünlerin faturasının kesilmesi bize söylenildi. Biz de fatura kestik. Yani arızalı ürünlerle ilgili ben herhangi bir sorun yaşamadım. İade edilen ürünlere karşılık müşterilere hediye çeki veriyorduk. Müşteri istediği ürünü seçip alabiliyordu. Ancak biz stoktan gösterilen sınırlı ürünleri ...'tan alabiliyorduk. Ben bu hususta rahatsız olmuştum. CCO hesapları satamadığımız ürünlerin ... tarafından geri iade alınmasına ilişkindi. Ben bu hesaplardan 2015 yılı öncesinde alacakların silindiğine şahit olmadım. Benim başıma böyle bir durum gelmedi. CCO hesaplarında alacaklarımı aldım. Ancak CCO hesapları dönem dönem farklılık arz etti. Bir dönem tüm hesapları da CCO hesapları olarak düzenlediler. Hitit diye bir bilgisayar programı kullanıyorduk. Bu programlara ilişkin bizden kulanım ve bakım bedeli gibi değişik bedelleri içeren faturalar kesilerek ücreti talep ediliyordu. Zaten DBS sisteminde otomatik olarak kesiliyordu. Hesaptan doğrudan çekiliyordu. Stant ve askı gideri gibi bedelleri bizden aldıysak talep ediyorlardı. Almadığımız stant veya askı bedellerini bizden talep etmiyorlardı. Ben ve davacı ...'in de aralarında bulunduğu 8 - 10 kişilik bayilerinin sahiplerinin aralarında bulunduğu bir grup şikayetlerimizi bildirir dilekçelerimizi hazırlayıp ...'a sunmaya çalıştık. Ancak dilekçeyi bile tam sunamadan ek protokoller çıktı ve bayilere ek protokol imzalattırılmak istenildi. Ben ek protokolleri imzalamadım. Ancak imzalayan bayiler vardı. Ayrıca ek protokolü imzalamayan bayilere sevkiyat yapılmayacağını öne sürüyorlardı. Ben bayilerimi devredeceğim için protokolleri imzalamadım. 2012 -2013 yıllarında imzaladığım ek protokoller de oldu. Mağaza açılışını ve mağazaların yerlerini ... belirlemektedir. ...’ın onay vermediği hiçbir yerde mağaza açılamaz. Ben mağazalarımı ...'ın kabul etmeyeceği bir kişiye devredemezdim. Çalışmalarımızı o yönde yaptık. ... da onay verdi ve ben de devrettim. ...'in de bayilerini devretmek istediğini biliyorum. Ancak tam sebebini bilmediğim bir nedenden dolayı devredemedi ve ... mağazalarını ...'e bıraktırttı. Anlaşmalı bankalar vardı. Bu bankalar  ... ve ...'dir. Bu bankalar dışında çalışamıyorduk. Yani ...'la olan ticaretimizde çalışamıyorduk. ...'ın bizi zorunlu kıldığı program ...'ti. Başka da bir programı zorunlu olarak kullanmamız ... tarafından söylenmedi. Önemli bir diğer husus da ...'ın işine geldiği zaman iş ortağı olarak değerlendiriliyorduk. İşine geldiği başka zamanda bayi olarak değerlendiriliyorduk.\" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Davacı tanığı ... beyanında; \"Taraflar arasındaki ticari ilişkinin içeriğini tam olarak bilmiyorum.  Ben de ... bayisiyim. Ben en eski bayisiyim,. Bayi olduğumuzdan dolayı üzerimizde yaptırım uyguluyordu. Eğer taleplerini yerine getirmediğimiz takdirde bayiliğimizi elimizden alacaklarını ima ediyorlardı. Talepleri frenchase sözleşmesinden sonra yapmış oldukları ek sözleşmeden sonra yaptırımları ağırlaştırıyorlardı. Halbuki ilk sözleşmede bu yaptırımlar yoktu. Biz de böyle başlamıştık. Zannediyorum ki ... de aynı şartlarda ... bayiliğine başlatmıştır. Malları yazdan öbür yaza, kış sezonunu da diğer kışa olacak şekilde sipariş veriyoruz ve siparişleri Euro üzerinden veriyoruz. Ancak faturalandırma yapıldığında, o ayki Merkez Bankası %15 %20 üzerinde hesaplama yapıyordu. Ancak ilk yapılan sözleşmenin 5. maddesinde o ayki Merkez Bankası kurunun ortalamasını alarak faturalandırması gerekiyordu. Satın alma hedeflerine 1 ay öncesinde mutabakata varmak gerekiyordu. Ancak onlar ya bir gün öncesinden telefonla, ya da oraya gittiğimizde hedefinizin budur deyip bize o oranda ürün yazmaları gerekiyordu. Ürün seçimi konusunda, kendi direttikleri ürünleri de sipariş içerisinde %5 civarında ürünü satmamızı istiyorlardı, ... ürünleri satış fiyatı konusunda baskı vardı. Ancak daha sonra vazgeçtiler. Üretim ayıbı olan ürünler hakkında, aldığımız ürünlerde bazen sorunlar oluyordu. Biz göndermek istediğimizde onlar bize zorluk çıkarıyorlardı. Bize fotoğraf gönderin deyip süreci uzatıyorlardı ve hepsini de kabul etmiyorlardı. CCO alacakları yönünden müşterilerin arızalı ürünlerine karşı verilen hediyelerdir, biz bu hediye çeklerini biz kendimizden veriyoruz. Ancak ... firması bu hediye çeklerinin hepsini karşılamıyordu. Sezonluk iadelerle ilgili bir hesap tutmuyorlar. ... tarafından bazen mağaza programını her yıl belli oranda kesiyorlar. Bir de marka bedeli olarak kesiyorlardı. 6 ayda bir bayi toplantılarında yeni ek protokol çıkartıyorlardı. Anlaşmalı bankalarla doğrudan borç sistemiyle bağlıyız. Banka sisteminden de ödemeleri almaktadırlar. Bayiler üzerinde ticari baskıları da vardır. Çünkü bizim müşteri kayıtlarımız var. Onları da bize sormadan müşterilere kullanıyorlar ve bizim haberimiz olmadan müşterilere bilgi veriyorlar.\" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Davacı tanığı ... beyanında; \"davalı ... şirketi davacı eşim ile aralarındaki süresiz bayilik sözleşmesini herhangi bir gerekçe açıklamaksızın feshetti. Davacı eşim sözleşme gereği tüm yükümlülüklerini yerine getirmekteydi. Davalının haksız sözleşmeyi sonlandırması nedeniyle zararları oldu. Bu zararların giderilmesi için dava açıldı. Sözleşmenin haksız feshi nedeniyle bankalardan rehinli olarak kullanılan kredilerin ödenememesi nedeniyle evlerimizi kaybettik. 2016 yılının mayıs ayında eşim ... ile birkaç ... bayisi ...’ın problemlerini dile getirmek adına rapor hazırladılar. Bu raporu ... satış müdürüne ilettiler. Fakat ... satış müdürü bu raporu reddetti. Almak istemedi. Satış müdürü bu raporu almak istemeyince, eşim bu raporu Türkiye genel müdürü ve Türkiye’nin bağlı bulunduğu Dubai Genel Müdürlüğüne mail ile gönderdi. Bunun üzerine ...'tan baskı ve tehditler gelmeye başladı. Yaklaşık üç ay bize ürün göndermediler. Ekonomik açıdan sıkıntıya girmemize sebep oldular. Bir arkadaşımız ...’un mağazalarımız ile ilgilendiğini söyledi. Biz de bunun sonrasında 2017 yılı ocak ayında ...’a gittik. Görüşmek ve tanışmak için gittik ve görüştük. İlk görüşmede hiçbir rakam telaffuz edilmedi. Hatta ... sizin rızanız olmadan böyle bir işe asla girmeyiz dediler. Biz de şu an için acilen böyle bir şey düşünmüyoruz. Devre karar verirsek ilk önce sizinle görüşeceğiz deyip oradan ayrıldık. Devre karar vermemiz sonrasında Şubat ayında tekrar ziyaretlerine gittik. 3.000.000 TL. karşılığı devir için anlaştık. ... bizden mağazadaki ürünlerin bir kısmını ...’a iade etmemizi istediler. Biz de ...’ı devir konusunda ve ...’un bir kısım malın iadesini bilgilendirmek için ve devre muvafakatlerini almak için ... Bey ile görüştük. İki ay kadar ... bizi aramadı. Sonrasında devir için 1.750.000 TL.'ye devir alacaklarını söyledi. Eşimle bu teklifi kabul etmeyerek bayiliğimize devam etme kararı aldık. 20 Nisanda sipariş toplantısı için İstanbul'a gittik. Bu toplantıda bölge sorumlumuz sipariş vermemize gerek olmadığını, istersek evimize dönmemizi söyledi. Biz de bayiliğe devam etmek istediğimizden genel müdürden toplantı talep ettik. Ertesi gün içlerinde satış müdürümüz ... Bey'in bulunduğu 4 kişilik bir grupla toplantıya girdik. ... Bey toplantıda bizimle çalışmak istemediklerini, çalışmaya devam etmeyeceklerini, dilersek bayiliğimizi ya ...’a devretmemizi, ya da kapının önüne koyacaklarını ifade etti. Biz de yapacak birşey kalmayınca evimize dönmek zorunda kaldık. Sonrasında bize bir daha mal vermediler. Hatta faaliyette bulunduğumuz alışveriş merkezlerini doğrudan arayarak Mayıs başından itibaren kullandığımız iş yerlerinin alt kiracısının değişeceğini bildirdiler. .. Mayıs ayı başında mağazaya gelerek bizim rızamız dışında sayım yaparak mağazayı devraldı. Bu hususta tutanaklar tutuldu. Taraflarca imzalandı. Bunlar zaten dava dosyasında mevcuttur. Bu haksız fesih nedeniyle dava konusu yapılan zararlar oluşmuştur.\" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.  Davacı tanığı ... beyanında; \"Ben 1994 yılından 1999 yılına kadar ...'ta yönetici/bölge müdürü olarak çalıştım. 1999-2003 yılları arasında yine aynı firmaya ait ... Finans şirketinde satış pazarlama koordinatörü olarak çalıştım. 2006'dan itibaren de halen ... Mağazacılığa bayi olarak devam ediyorum. Biz davalı şirketin alt kiracısı olarak bulunuyorduk. Ancak 2019 Ocak ayından itibaren alt kiracılık kalktı. Ben davacıyı yaptığım iş nedeniyle de tanıyorum. Davalıyla da iş yaptığım için firmayı tanıyorum. 2012 yılından sonra sezonluk satın alma hedefleri bayiinin inisiyatifinden çıkıp tamamen ... firmasının inisiyatifine geçmiş durumdaydı. Önceden piyasa koşulları ve mağazanın bulunduğu bölgenin talepleri de göz önüne alınarak kota belirlenirdi. Ancak 2012'den sonra bu hususlar hiçbir şekilde göz önüne alınmadı. Kemik ürün dediğimiz bayi tarafından alınması zorunlu kılınan ürünler bulunduğumuz bölgenin koşulları göz önüne alınmadan, satılıp satılmadığı sorulmadan, ... firması tarafından bize gönderiliyor. Bu kemik ürünler satılmadığı takdirde çok cüzi miktarda geri iade alıyordu. Bu sadece üç beş bayi için değil, bütün Türkiye genelinde söz konusudur. Hedef tutarı anlaşma için gittiğimiz gün bize bildirilir. Buna itiraz ettiğimizde ise, \"bu hedefi kabul etmezseniz ürün alamazsın, bayiliğini de gözden geçiririz. Olmazsa olmazımız bu\" denilerek bizi imzaya mecbur bırakıyorlardı. Bu durumda bizim itiraz etmemiz gibi bir lüksümüz yoktu. Hedefin yüksek olması bizi malı stoklamaya zorluyordu. Doğal olarak da satış yapılamayınca ve malların iade edilememesi nedeniyle, çünkü 6 aylık malları iade etme oranım benim % 5 idi, normalde % 3 ve % 7 arasında değişkenlik göstermekte. Dolayısıyla da malın stokta kalması bizim ekonomik olarak sıkıntıya düşmemize sebebiyet veriyordu. 2015 ya da 2016 yılında bu sorunlarımızla ilgili 13 bayi olarak dilekçe hazırlayıp üst müdüre ilettik. Genel müdürlüğe de mail yoluyla gönderdik. Dönemin bizden sorumlu müdürü ile görüştük. Bu dilekçeye imza atanlar \"ortaya meydana çıksın\" diyerek gözdağı verdi. Bu söylem üzerine Veli Hökmen arkadaşımız ben imzaladım diyerek sorumluluğu sadece kendisi üstlendi. Diğer bayileri korumak için böyle bir şey yaptı. Bu dilekçeden belli bir süre sonra koşullar (2018 ikinci döneminden sonra) düzelmeye başladı. Ben de zor durumda kalmıştım. Ancak durumun düzelmesi üzerine ben yine işime devam ettim. Stoklardaki malları eritebilmek için malları ...'ın Outlet'lerinde satışa çıkarma durumumuz olsa da, eldeki stoktaki mal sayısının fazla olması sebebiyle bu da mümkün olmuyordu. Bunun üzerine Outlet bayileri de Outlet mağazası açmak zorunda bırakılıyordu. Biz ...'a ürünler piyasaya çıkmadan 6 ay önce sipariş verirdik. Bu sipariş verilirken aynı zamanda T.C. Merkez Bankası kur oranları üzerinden hesaplama yapılması gerekirken (sözleşme gereği) ... en az % 20 oranında fazladan tahsilat yapılmaktaydı. Buna itirazımız üzerine 2015 yılında sözleşmelerde fiyatı T.C. Merkez Bankası kur oranları yerine ... firması belirler diye bir ibaresi yer almaya başladı. ...'ın belirlemiş olduğu bir sabit fiyat vardı. Bu fiyatın dışına çıkamazdık. Alt kiracı olarak çalışan franchising sistemiyle çalışanların buna itiraz etme hakkı yoktu. Ancak normal bayiler istediği fiyata satabiliyordu. Bu da haksız kazanca sebebiyet veriyordu. Büyük bayiler bir ürünü 10 liraya satarken, bizler belirlenen fiyat neyse ancak o fiyattan satabiliyorduk. Bu durumda büyük bayilerle rekabet etme durumumuz ortadan kalkıyordu. Ayıplı malların iade edilme durumu vardı. Ancak ayıplı mal yerine müşteriye verdiğimiz ürünün yerine ... firması kendi belirlediği bir ürünü bize gönderirdi. Genelde bu ürün de satılmayan, rağbet görmeyen türden ürünler olurdu. Biz ödemelerde geciktiğimiz takdirde firma bizden faizi ile birlikte tahsil etmekteydi. Ancak sezon sonu mal iadelerinde iade ettiğimiz mallar karşılığında yeni ürün bize verilirdi. Bu ürünler iade ettiğimiz malların tam karşılığını sağlayamadığı zaman, bizlere şu tarihe kadar gelin hakkınızı kullanın, yoksa bu hakkınız yanar denilerek mal almaya bizi zorluyorlardı. Bu sıkıntıyı bizatihi kendim yaşadım 55.000,00.-TL'lik alacağım olduğu halde 3 yıl sürede ödemesi yapılmadı. Ancak yeni gelen ... isimli müdür vasıtasıyla ödemem 1 ay içerisinde yapıldı. 3 ayda bir bize yazılım bedeli, Hitit program bedeli gibi kullanım bedeli adı altında faturalar kesilip gönderilirdi. Biz de bunları almak zorundaydık. ... bayisinde belirli dönemde kendisini garanti altına almak için belirli ek protokoller hazırlatıp, bize imzalattırılırdı. Bunu biraz daha baskı ile yapardı. İmzalamadığımız takdirde ürün alamazdık. Bu riski de hiçbir bayi göze alamazdı. Kira anlaşmasını bizatihi ... firması yapmakta olup, kira bedelini de kendisi belirlerdi. Mağazanın yerinin belirlenmesini bizler yapsak da ancak ... şartlarına uygun olup olmadığı noktasında kontrol eder, şartlarıma uymuyor derse buraya ilişkin herhangi bir işlem yapılamazdı. Kiralanamazdı. Devir işlemleri tamamen onların denetimi ve gözetimi altında yapılmakta olup, onların onay vermediği bir devir işlemi kesinlikle yapılamazdı. Eğer firmadan habersiz böyle bir işlem gerçekleşirse devralan firmadan artık mal ve malzeme alamaz. Firma bizi 3 banka ile çalışamaya zorlamaktaydı. Bu bankalarda DBS (Dolaylı Yollardan Borçlanma Sistemi) anlaşması yapmaktaydık. Bu bankalarda bizimle yaptıkları sözleşmelerde faiz oranlarını yüksek tutmaktaydı. Normal bankalar % 10 faiz alırken, bu bankalar bizden % 20-23 civarında faiz almaktaydı. Firma yazılımını kendisinin oluşturduğu Hitit programını bizim kullanımımıza sunuyordu. Bu program sayesinde bizi takip etme olanağı sağlıyordu. Bu program sayesinde hem müşteri portföyüne, hem de müşteri bilgilerine ulaşabiliyorlar.  Bu bilgileri de kendi kurdukları siteleri için kullandılar. Aynı zamanda ...com.tr. logolu alışveriş poşetleri kullanmamız zorunlu tutuldu.\" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Davacı tanığı ... beyanında; \"Davacıyla bayiler toplantısında karşılaşmamız neticesinde tanıştık. Davacı ile davalı arasında bayilik sözleşmesinin 2005 yılında yapıldığı biliyorum. Ben de Muğla'da ... Mağazasını açarken bayilik sözleşmesini imzaladım. Davacı ile benim imzaladığım sözleşmenin içeriği aynıdır. Çünkü tüm bayilik sözleşmeleri aynı niteliktedir. Yılda ilkbahar, yaz ve sonbahar, kış olmak üzere 2 kere sipariş verme zorunluluğumuz var. ... kotaları yüksek tutuyor, kemik ürünler koyuyor. Biz daha ürünlerin ne olduğunu görmeden ürünler sisteme giriliyor. O ürünleri almak zorunda kalıyoruz. O ürünler ticari olmadığı için satılmıyor ve elimizde kalıyor. Elimizde stok olarak kalıyor. Biz de satamadığımız için sıkıntı yaşayabiliyoruz. Bayilik sözleşmesinin bir maddesinde normalde sipariş verilmeden önce karşılıklı anlaşmaya varıp, ona göre sipariş vermemiz gerektiği halde, bu maddeye uyulmuyordu. Bize yüksek kotalar verilerek bizi zor duruma sokuyorlardı. Davacının da aynı durumdan mustarip olduğunu kendisi bana söyledi. 2014’ten bu yana merkez bankasının normal Euro kurlarının aşağı yukarı %20 üzerinde yüksek kurlar ile bize fatura ediliyor. Ancak her siparişte protokol imzalanır. O protokolün 5. maddesinde merkez bankasının ortalama aylık Euro kuruna göre ürünlerin fatura edileceği belirtilmesine rağmen, bu madde uygulanmamaktadır. Davacı da ...’ın bayisi olduğundan aynı uygulamalar onun için de geçerlidir. Bana mağazayı zorla yenileyeceksin diye baskı uygulayarak 2014 yılı ocak ayında mağazayı yenileterek mağazayı yeni konsepte çevirttiler ve daha çok kar elde edeceksin dediler. Ancak yeniledikten sonra karımızda bir artış olmadı ayrıca kotalarımız daha da yükseldi. Mağaza yenilenirken bana 30-40 bin Euro arası stant maliyeti olacağı söylendi. Ancak benim yaklaşık 80-90 bin Euro, belki daha da fazla stant bedeli maliyetim oldu. Hatta stantlar takılmadan, gelmeden  2013 yılının Aralık ayında stant malzemesi adı altında bana bir kısmını fatura ettiler. Stant malzemesi adı altında ben birçok fatura ödedim. Ancak ben hangi ürünün stant faturasını ödediğimi bilmiyorum. Bana yüklenen maliyetlerin davacıya da yüklenip yüklenmediğini bilmiyorum. Ancak yüklenmiş olabilir. Başka bayilik sahibi arkadaşlarımdan da benzer şeyleri duydum. Davacı ...’ın  yüksek kotaları ve yapmış olduğu yüksek Euro kurunu fatura etmelerinden dolayı ... ürünleri satamadı. Satamadığı ürünlerin ödemesi için bankadan kredi alıp  ve  %50 indirim yapıp, malı zararına satıp ...’a borcunu ödemeye çalıştığını biliyorum. 1 gecede bayiliğine son verilip ... tarafından mağazanın  el değiştirdiğini biliyorum.\" şeklinde beyanda bulunduğu tespit edilmiştir. İlk derece mahkemesince medeni hukuk uzmanı Dr. ..., muhasebe uzmanı ..., bankacılık sektöründen ..., ticaret hukuku uzmanları Dr. ... ve Dr. ...’dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan 18/03/2020 tarihli bilirkişi raporunda; 04/12/2018 tarihli celsede belirlenen uyuşmazlık noktası gereğince davacının yetkili satıcılık sözleşmesinin sona ermesi sebebiyle doğmuş ve doğacak maddi ve manevi zararının olup olmadığı, tazminat istenebilecekse miktarı hususunda: Davacı dava dilekçesinin talep kısmında “bayilik sözleşmesinden doğan ilişki kapsamında davalı tarafça maruz bırakıldığımız haksız ticari uygulamalar, haksız rekabet, sözleşmenin ihlalinden doğan ve sözleşmenin haksız bir şekilde feshedilmesinden doğan şimdilik belirleyebildiğimiz kadarıyla 100.000 TL maddi zararımızın geçici talep sonucu olarak ihtarname tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tazminini “talep etmiştir: Davacının dilekçesinde saydığı iddialarını HMK m. 194(1) hükmü gereğince somutlaştırması gerektiği, aksi halde davacının davalının kayıtlarına dayalı tüm iddia ve taleplerinin değerlendirilmesinin uzun yıllar boyunca devam etmiş ticari ilişki dikkate alındığında kayıtların geriye doğru izlenmesi yöntemi ile gerçekleştirilecek denetim prosedürü gerektirmesi nedeni ile uygulama alanı bulamayacağı,Davalının davacıya zorunlu olarak bazı ürünleri dayattığı iddia edilmiş ise de bunun ispatlanamadığı, kaldı ki taraflar arasındaki ilişkinin Franchise olması ve özellikle de taraflar arasındaki sözleşmenin m. 5.5 hükmü dikkate alındığında, davacının, davalının gösterdiği ürünler arasından alım yapmış olmasının hukuka aykırı olmadığı,Davacının, davalının satış fiyatına ilişkin “bilgi talep eden bir e-postası dışında” herhangi bir delile veya davalı tarafça gönderilen bir liste fiyatına, rastlanamadığı, davacının, dayatıldığı iddia edilen fiyattan düşük bir fiyata ürün satıp satmadığının, satmış ise davalının bu sebeple bir yaptırım uygulayıp uygulamadığının, kısaca davalının satış fiyatı “dayattığının” belli olmadığı, hülasa, davalının davacıya satış fiyatı dayatarak rekabet hukuku ilkelerine aykırı davrandığı iddiasının ispatlanamadığı,Davalının, ürünlere ilişkin olarak davacıya “tavsiye niteliğinde” bir fiyat sunmasının ise kural olarak rekabet hukukuna aykırı olmadığı, “tavsiye niteliğinde” olmasına rağmen bunun “zorunlu” olarak dayatıldığı veya uygulandığı iddiasının ise somut delillerle ortaya konamadığı,Tarafların tacir oldukları, \"TK m. 18 uyarınca basiretli davranmakla yükümlü oldukları, müzakere ederek, bilerek ve isteyerek girdikleri bir ilişkinin uzun zamandan beri uyguladıkları gereklerini çokça zaman geçtikten sonra “hukuka aykırı” olarak nitelemelerinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, uzun yıllardır. yerine getirilen uygulamaların sonrasında “dayatma” olarak ileri sürülmesinin Basiretli Tacir İlkesi ile bağdaşmayacağı,Dilekçede 11-12 başlığı altında açıklanan 13.945,90TL'lik zararın fatura tarihlerinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tazminini talep etmiştir: Davacının taleplerinin öncelikle davalı şirket değil, kendi ticari defter kayıtları üzerinde inceleme yapılmasını gerektirdiği; zira bahse konu faturaların davacı şirket kayıtlarında yer alıp almadığı, bu faturalara yasal süre içerisinde itiraz edilip edilmediği gibi hususların önem arz ettiği, aksi halde söz konusu faturalar yönünden bir değerlendirme yapmanın mümkün olamayacağı,100.000TL.'lik manevi zararlarının ihtarname tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tazminini talep etmiştir: Manevi zararın malvarlığındaki azalmayı değil, kişilik haklarına ilişkin tecavüz sebebiyle bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acıyı, ıstırabı, elemi ve böylece yaşama zevkinde ortaya çıkan azalmayı ifade ettiği; borcun ifa edilmemesi halinde TBK m. 114/1i hükmünün TBK m. 58/1 hükmüne atfı dolayısıyla manevi zararın tazmini talebinde bulunulabilecekse de Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere üzüntünün manevi tazminat gerektirebilmesi için kişilik hakkının ihlali sonucu oluşması gerekeceği; somut olayda üzüntü, acı, ıstırap, kişilik hakkının ihlali sonucu değil, malvarlığı hakkının ihlali sonucu doğduğundan ve TBK m. 58/1 hükmünde sayılan manevi tazminat koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerektiği; manevi tazminat talep edilebilmesi için kişilik hakkına hukuka aykırı tecavüzle, yani borca aykırı bir davranışla manevi zarar (kişilik hakkına vaki tecavüzden duyulan acı, elem ve ıstırap) da uygun illiyet bağının bulunması gerektiği; tüm bu açıklamalar çerçevesinde, davacının iddia ettiği olayların kişilik hakkını nasıl ihlal ettiği hususunun anlaşılamadığı kanaatine varılmakla birlikte sözleşmeye aykırılığın kişilik haklarına saldırı niteliğinde, olması zorunlu olduğundan. dosya kapsamında bu unsurun gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda takdirin Mahkeme'ye ait olduğuna dair görüş bildirmişlerdir. İlk derece mahkemesince aynı bilirkişi heyetinden alınan 21/09/2021 tarihli ek raporda; 20 nolu ekinde sunulan faturalar bakımından davacı yan iddialarının kabul edilmesi halinde; davacı yanın uğramış olabileceği zarar tutarının 9.731,28 TL olacağı, TCMB Euro döviz kurunun oldukça üstünde döviz kurlarının dayatılması bakımından davacı yanın, davalının TCMB Euro döviz kurunun oldukça üstünde döviz kurlarını dayatması nedeni ile zarara uğradığından bahsedilemeyeceği,Davacının mağaza devri ve fatura karşılığı alacağının tahsili bakımından davacının zarara uğradığından bahsedilemeyeceği,Sezonluk Satın Alma Hedefleri Bakımından davacının zarara uğradığından bahsedilemeyeceği, bununla birlikte, kök raporda yer verilen değerlendirmenin saklı tutulduğu,Ayıplı ürünler bakımından mali uzman görüşünde yer verilen, mail yazışmaları çerçevesinde davalı şirket kabulünde olduğu anlaşılan 16.209,09TL nin, davacı alacağı olarak kabulü hususunda takdirin mahkemeye ait olduğu, Kira Sözleşmelerindeki Fahiş Fiyatlar Bakımından dava dosyasına sunulu ... AVM ile yapılan Temmuz/2016- Aralık/2017 arasındaki 13 USD/m2 indirim protokolü dikkate alındığında, davacının bu mağaza için 21.350 USD zarara uğradığının kabulü gerektiği, Banka ile olan DBS sözleşmesi bakımından mali uzman görüşünde de ... ve davalı arasında 22/08/2011 tarihinde yapılan DBS sözleşmesinin 5.2 maddesinin satıcı firmaya bildirilmeyerek, 1.510.000 TL tutarlı gayrimenkul ipoteklerinin FEK edilmemesi satıcı firmanın ticaretini zora soktuğu, piyasa itibarını sarstığı ve ana firma ile olan ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğunun belirtildiği, ancak herhangi bir zarar hesaplamasına yer verilmediği, nitekim kök raporda da davacı yanın bu uygulamaların kendisi nezdinde neden olduğu zararların neler olduğunu, fiilen hangi uygulamadan ne kadar zarara uğradığını izah etmesi gerektiği değerlendirilmiş, aksi halde davacı şirketin DBS hesaplarının incelenerek bu yönde bir tespit yapılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiş olmakla, davacı yanın bu talebi yönünden bu aşamada da herhangi bir tespit ve değerlendirme yapma imkanı olmadığı, Borçlar mevzuatı bakımından yapılan değerlendirme neticesinde: 100.000TL.'lik manevi zararlarımızın ihtarname tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tazmini talebi bakımından: Kök raporda da belirtildiği üzere manevi zararın, malvarlığındaki azalmayı değil, kişilik haklarına ilişkin tecavüz sebebiyle bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acıyı, ızdırabı, elemi ve böylece yaşama zevkinde ortaya çıkan azalmayı ifade ettiği; borcun ifa edilmemesi halinde TBK m. 114/TI hükmünün TBK m. 58/1 hükmüne atfı dolayısıyla manevi zararın tazmini talebinde bulunulabilecekse de Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere üzüntünün manevi tazminat gerektirebilmesi için kişilik hakkının ihlali sonucu oluşması gerekeceği; somut olayda üzüntü, acı, ıstırap, kişilik hakkının ihlali sonucu değil, malvarlığı hakkının ihlali sonucu doğduğundan ve TBK m. 58/1 hükmünde sayılan manevi tazminat koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerektiği, manevi tazminat talep edilebilmesi için kişilik hakkına hukuka aykırı tecavüzle, yani borca aykırı bir davranışla manevi zarar (kişilik hakkına vaki tecavüzden duyulan acı, elem ve ıstırap) arasında uygun illiyet bağının bulunması gerektiği; tüm bu açıklamalar çerçevesinde davacının iddia ettiği olayların kişilik hakkını nasıl ihlal ettiği hususunun anlaşılamadığı kanaatine varılmakla birlikte sözleşmeye aykırılığın kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması zorunlu olduğundan, dosya kapsamında bu unsurun gerçekleşip gerçekleşmediği hususunu takdirin Mahkeme'ye ait olduğu, Sözleşmenin ihlal edilip edilmediği noktasında sözleşmenin ihlal edildiğini gösteren bir tespitin, heyette bulunan uzman bilirkişilerce açık bir şekilde yapılamaması nedeniyle sözleşme ihlali olup olmadığı hususunda salt borçlar mevzuatı yönünden de gerekçe sunularak bir tespitte bulunulamayacağı, Ticaret hukuku bakımından yapılan değerlendirme neticesinde: Dosyada yer alan sözleşmenin franchise sözleşmesi başlığını taşıması, tarafların tacir sıfatını haiz olmasından hareketle taraf iradelerinin ön planda tutulmasının yansıması olabilecek mahiyettedir. Bu bağlamda gerek tek satıcılık gerekse franchise sözleşmelerinin kanun koyucu tarafından düzenlenmemiş olması, TMK m. 4 dâhilinde Mahkemenin takdir alanını genişletmektedir. Konuya ilişkin olarak ticaret hukuku açısından önem arz eden husus ise, TTK m. 18 uyarınca basiretli davranmakla yükümlü olan tacirlerin, müzakere ederek, bilerek ve isteyerek girdikleri bir ilişkinin uzun zamandan beri uyguladıkları gereklerini çokça zaman geçtikten sonra “hukuka aykırı” olarak nitelemelerinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, uzun yıllardır yerine getirilen uygulamaların sonradan “dayatma” olarak ileri sürülmesinin basiretli tacir ilkesine aykırı olarak değerlendirilebileceğidir. Diğer yandan, sözleşmenin ihlali ve sözleşmenin haksız feshine yönelik iddialar yönünden, heyetin uzman üyesince yukarıda açıklandığı gibi bu konuda bir tespitte bulunulamayacağının belirtildiği, davalının davacıyı haksız ticari uygulamalara maruz bıraktığı ve haksız rekabet eyleminde bulunduğu iddiası açısından ise, gerek kök raporda gerekse iş bu ek raporda yapılan mali inceleme ve tespitler dikkate alındığında bu iddiaların soyut kaldığı, somut olarak ispatlanamadığı, heyetimizin uzman üyelerince yapılan mali incelemelerde bu iddialara somut bir dayanak tespit edilemediği, ayrıca uzun bir süre devam ettirilen bir ticari ilişkinin sonradan haksız ticari uygulama ve haksız rekabet olarak nitelendirilmesinin MK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralı ile ve TTK m. 18 uyarınca basiretli tacir ilkesi ile bağdaşmadığı yönünde değerlendirmede bulunmuşlardır. <br>G E R E K Ç E: Dava, taraflar arasında imzalanan ve davalı tarafından haksız yere feshedildiği iddia olunan sözleşmeye davalı tarafından aykırı davranılması nedeniyle davacının zarara uğradığı iddiasıyla açılan maddi zararların tazmini ve manevi tazminat davasıdır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, karara karşı her iki taraf vekili de istinaf yargı yoluna başvurmuşlardır. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davalı vekili istinaf dilekçesinde davacı hakkına verilen adli yardım kararının yerinde olmadığına dair itirazda bulunmuşsa da; HMK’nun 334 ve devamı maddeleri uyarınca davalı vekilinin adli yardım talebinin kabulü kararına karşı itiraz hakkı bulunmadığından bu konuda inceleme yapılmamıştır. Öncelikle davalı vekilinin göreve ilişkin istinaf talepleri incelenmiştir. Davalı vekili alt kira sözleşmesinden dolayı davacının uğradığını iddia ettiği zararla ilgili Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu iddiasıyla istinaf talebinde bulunmuşsa da, taraflar arasındaki ilişki ve uyuşmazlık 24.11.2006 tarihli Genel Ticari Şartlar ve Franchise Sözleşmesi'nden ve daha sonra imzalanan 09/02/2015 tarihli Yetkili Satıcılık Sözleşmesi ve eki Genel Ticari Şartları Sözleşmesi’nden kaynaklandığı, bu nedenle davacının tüm iddialarının bu sözleşmeler kapsamında ve bir arada değerlendirilmesi gerektiği, asıl uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklanmadığı ve Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin göreve ilişkin istinaf talebi kabul edilmemiştir.Davacı vekilinin alt kira sözleşmesi nedeniyle davacının zarara uğradığının kabulü kararına karşı yaptığı istinaf talebinin incelenmesinde; davalı vekilinin ek rapora itiraz dilekçesinde Temmuz 2016 ile Nisan 2017 dönemi için davacının kiralarını indirimli ödediği, buna ilişkin davacı tarafça düzenlenen ve müvekkiline gönderilen cari hesaba işlenmiş iade faturalarının mevcut olduğunu, müvekkilinin ticari kayıtları üzerinde bu yönde bilirkişilerin inceleme yapmalarını talep etmelerine rağmen, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmadığı, Mahkemenin gerekçeli kararında da davalı vekilinin bu itirazının neden kabul edilmediğine dair bir açıklama bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahkemece bu konuda davalı vekilinin bilirkişi ek raporuna yaptığı ciddi itirazlar değerlendirilmeden ve tarafların ticari kayıtları üzerinde bu konuda usulüne uygun bir inceleme yapılmadan karar verilmesi yerinde olmamıştır.Davalı vekilinin diğer alacaklarla ilgili istinaf talebinin incelenmesinde; davacı ile davalı arasında yargılama sırasında cari hesap mutabakatı yapıldığı iddia edilerek, davacıya perakende satış noktası sözleşmesi uyarınca 13.404,46 TL hesap bakiyesinin gönderildiğine ve davacının da bunu kabul ettiğine dair belge ve dekont örneğinin dosyaya sunulduğu, davacı asilin 21/12/2021 tarihli duruşmada bu ödemeyle ilgili “... sporun benim borcuma karşılık usulsüz şekilde ...’a yapmış olduğu ödemelerden sonra bakiye alacağım olan 13.404,46 TL'nin gönderilmesidir,” şeklinde açıklamada bulunduğu, mahkemece bu belgenin cari hesap mutabakatı niteliğinde olup olmadığına dair bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, ayrıca davacı tarafından dosyaya yalnızca mizan kayıtlarının ve Gelir Vergisi Beyannamelerinin sunulduğu, davacı tarafından dosyaya sunulduğu anlaşılan flash belleğin içeriğinin ne olduğunun bilirkişi raporlarında açıklanmadığı, bu içerik tam olarak açıklanmadan, davacının talepleriyle ilgili davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarındaki faturalar incelenmeden, davacı tarafça dosyaya sunulan özel amaçlı mali rapora göre bilirkişiler tarafından görüş bildirildiği, özel amaçlı mali rapordaki tespitlerin davacının ticari kayıtları ile uyumlu olup olmadıklarının denetlenmediği anlaşılmıştır.Davacının bilirkişi heyetinin tarafların ticari kayıtları üzerinde gerektiği gibi inceleme yapmadığına ilişkin istinaf taleplerinin incelenmesinde; Mahkemece 01/20/2019 tarihli duruşmada “Bir ve iki nolu ara karar yerine geldiğinde dosyanın mali müşavir, banka hukukçusu, rekabet hukuku uzmanı, ticaret hukuku öğretim üyesi ve borçlar hukuku öğretim üyesinden oluşacak heyete tevdi ile tarafların iddia ve beyanları doğrultusunda rapor tanzimi istenilmesine, bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilmesine ve bilirkişilerin ticari defter incelemeleri sırasında taraf vekillerini de haberdar etmelerine,” şeklinde ara kararı verildiği, bilirkişilerin adresi İstanbul’da olmayan davacıya ait ticari kayıtları ne şekilde inceleyeceklerine dair bir karar verilmediği gibi, taraf vekillerine de ticari kayıtlarını Mahkemeye sunmaları için usulüne uygun olarak ihtar da yapılmadığı, davacı tarafından dosyaya sunulduğu anlaşılan flash belleğin içeriğinin ne olduğunun bilirkişi raporlarında açıklanmadığı, dosya kapsamında bu konuda denetlenebilir bir bilginin de mevcut olmadığı, bilirkişilerce incelemenin yapılacağı günün Mahkemece belirlenmediği, taraf vekillerine inceleme günün bildirildiğine dair dosyada bir bilgi ve belge bulunmadığı, bilirkişilerin kök raporda yalnızca davacı tarafça dosyaya sunulan flash bellekteki kayıtları inceleyerek rapor hazırladıkları, davalının ticari kayıtları üzerinde de yerinde inceleme yapmadıklarının anlaşıldığı, dijital ortamda davalının kayıtları üzerinde yapıldığı anlaşılan incelemenin gününün de davacı tarafa bildirilmediği, bilirkişi kök raporunda da davaya konu edilen bazı taleplerle ilgili davacının ticari kayıtlarının incelenmesi gerektiğini beyan ettikleri, davacı vekilinin kök rapora itirazlarında müvekkiline ait ticari kayıtların incelenmediğini belirtmesine rağmen, Mahkemece yine davacı tarafın ticari kayıtlarının incelenmesi için usulüne uygun bir karar verilmeden aynı heyetten ek rapor istendiği, bu kez bilirkişilerin davacı vekili tarafından dosyaya sunulan özel amaçlı mali rapordaki verilere göre değerlendirme yaparak görüş bildirdikleri, mahkemece eksik incelemeye dayalı rapora itibar edilerek karar verildiği anlaşılmıştır.Mahkemece eksik inceleme sonucu hazırlanan bilirkişi raporlarına itibar edilerek karar verilmesi doğru olmamıştır.  Bu nedenlerle; davacı vekilinin diğer istinaf talepleri incelenmeksizin, davacı vekilinin ve davalı vekilinin  istinaf taleplerinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, Mahkemece davacıya ait ticari kayıtlar üzerinde bir mali müşavir, bir borçlar-ticaret hukuku konusunda uzman ve bir sektör uzmanı bilirkişiden oluşacak üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından inceleme yapılarak, davalı tarafça dosyaya sunulan 16/12/2019 tarihli belgenin cari hesap mutabakatı niteliğinde olup olmadığı, davacının dava dilekçesindeki iddiaları, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin kapsamları, taraf vekillerinin kök ve ek rapora yaptıkları itirazlarıyla ilgili denetime uygun rapor hazırlanması için davacının ticari kayıtlarının bulunduğu yer mahkemesine talimat yazılarak, davacı vekiline ticari defter ve belgelerini mahkemeye sunmak, yerinde inceleme talep edecekse bu konuda beyanda bulunmak üzere kesin süre verilmesine, aksi takdirde bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarı edilmesi, bir inceleme günü belirlenerek taraf vekillerine bildirilmesi, rapor düzenlendikten daha sonra aynı şekilde, aynı talep ve itirazlarla ilgili olarak davalı tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılması, inceleme gününün Mahkemece belirlenerek taraf vekillerine bildirilmesi, davacı tarafa ait ticari kayıtlardaki tespitler ve bu kayıtlara göre hazırlanan bilirkişi raporunun da değerlendirilmesi suretiyle uzmanlık alanları aynı olan yeni bir üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor hazırlamalarının istenilmesi, buna göre değerlendirme yapılması ve yargılamaya devam olunması için dosyanın Mahkemesine iadesine karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı asil'in  ve davalı vekilinin istinaf istemlerinin kısmen kabulü ile,  6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince,  İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 06/06/2022 tarihli 2017/977 E. -  2022/471 K.  sayılı  kararının KALDIRILMASINA, 2-Yargılamaya devam olunmak üzere dosyanın, karar veren  ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafça harç yatırılmadığından adli yardımlı olarak istinafa geldiğinden harç konusunda karar verilmesine yer olmadığını,  4- Davalı tarafın istinaf istemi kabul olunmakla, istinaf peşin harcının  talebi halinde iadesine, 5-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi'nce verilecek nihai karar ile birlikte değerlendirilmesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 30/05/2024 tarihinde HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"17a143c3629ef8c3","SID":"b56bbfee8b105460"}}