{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>40. HUKUK DAİRESİ<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  KARARI<br>DOSYA NO: 2023/1847 <br>KARAR NO: 2024/754<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 01/06/2023<br>NUMARASI: 2015/948 (E) -  2023/463 (K)<br>DAVANIN KONUSU: Maddi ve Manevi Tazminat<br>KARAR TARİHİ: 16/05/2024<br>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;    <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 15/05/2015 günü, davalıların maliki, ZMS sigortacısı ve sürücüsü olduğu ... plakalı aracın yolun karşısına geçmekte olan davacıların oğulları/kardeşleri olan yaya ...'e çarparak ölümüne neden olduğunu, davacılardan anne ... ve baba ...'in oğullarının ölümü ile onun desteğinden yoksun kaldıklarını, davalı sigorta şirketine yapılan başvuru sonucu 31/08/2015 tarihinde 8.994 TL ödeme yapıldığını belirterek bu miktarın mahsubu ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı anne ... için 1.000 TL, davacı baba ... için 1.000 TL olmak üzere toplam 2.000 TL bakiye destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı ... için 10.000 TL, davacı ... için 10.000 TL, davacı kardeşler ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı 5.000 TL manevi tazminatın sigorta şirketi haricindeki davalılardan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin dava konusu kazaya karışan aracın maliki olduğunu ancak müvekkilinin uzun süreli araç kiralama sözleşmesi varlığı sebebi ile işleten sıfatı bulunmadığından davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde davanın reddini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince; \"Maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine, manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 7.500 TL, davacı ... yönünden 7.500 TL, davacı ... yönünden 3.000 TL, davacı ... yönünden 3.000 TL, davacı ... yönünden 3.000 TL, davacı ... yönünden 3.000 TL olmak üzere toplam 27.000 TL'nin davalılar ..., ... Şirketinin kaza tarihi olan 15/05/2015 tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacılara verilmesine\" karar verilmiştir. Karara karşı davalı ... Şirketi ile davacılar vekili katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı ... Ticaret Ltd. Şti vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda ekonomik yararlanmanın ... Firmasında olduğu kanaatinin hasıl olduğunu, müvekkilinin uzun süreli araç kiralama sözleşmesi varlığı sebebiyle işleten sıfatı bulunmadığından davanın müvekkili açısından husumet nedeniyle tümden reddi gerektiğini, buna rağmen gerekçeli kararda bilirkişi raporunun aksine hiçbir gerekçe belirtilmeden kiralama işi yapan/ticari defter kayıtları faturalardan aracın uzun süreli kiralama ilişkisi olduğu sabit olmasına karşın müvekkili aleyhine tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, müteveffanın kazanın meydana gelmesinde %95 oranında asli derecede kusurlu olduğu sabit olduğundan asli kusur nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacıların zararının sigorta şirketi tarafından fazlası ile karşılandığını, bu durumda manevi tazminat taleplerinin de fazla ödeme nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, tazminat sorumluluğunu kabul anlamına gelmemek kaydıyla talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunan davacılar vekili dilekçesinde özetle; hükme esas alınan raporlarda kusura yönelik tespitlerin hatalı olduğunu, diğer raporlarla çelişkisi giderilmeyen kusur raporuna dayanarak hatalı hesaplamalar yapıldığını, davalı sürücünün kazanın meydana gelmesinde dikkatsiz ve özensiz davranışlarının yanı sıra hız limitlerinin üzerinde seyrettiğini, dolayısıyla aşırı süratli olması nedeniyle kazanın gerçekleştiğini, bilirkişi tarafından kök raporda müteveffanın kaza tarihi sonrasında anne ve babaya destek oranı hesaplanırken ilk 2 yıl için %10'ar, sonraki 6,75 yıl için %7.5'er ve kalan bakiye ömür için anneye %5 olarak belirlendiğini, hesaplanan destek oranı dağılımının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, anne ve babaya düşecek olan destek pay oranının müteveffanın öldüğü tarihteki medeni hali ve yaşına göre değişiklik göstereceğini, somut olayda müteveffanın ölüm tarihinde 33 yaşında ve bekar olduğu dikkate alındığında bekar olan müteveffanın daha sonra evleneceği ve iki çocuğunun olacağı varsayımı ile evleninceye kadar kendisine 2 pay, ana ve babasına 1'er pay ayıracağı, desteğin tüm gelirleri oranlandığında ana ve babasına ayrı ayrı %25 pay verilmesi gerektiğinin sabit olduğunu, ancak müteveffanın ölüm sonrası 2 yıla kadar bekar olacağı kabul edilerek bu süre için müteveffanın kendisine %30, anne ve babaya %10'ar destek payı belirlendiğini, müteveffanın bekar döneminde açıkça %50 oranındaki destek payının %25'er olmak üzere anne ve babaya verilmesi gerekirken anılan şekilde rapor düzenlenmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas alınan aktüerya raporunda müteveffanın bekar varsayımının sonrasındaki evlilik zamanındaki destek payı oranı dağılımının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, karara dayanak raporda müteveffanın evlilik döneminde doğrudan çocuk hesabı yapıldığını ve anne ve babaya %7.5'er olmak üzere toplam %15 pay ayrıldığını, davacı babanın bakiye ömrünü kapsayan bu dönemde gerek doğrudan çocuk olduğu varsayımı gerekse de oranın düşüklüğü nedeniyle verilen kararın hatalı olduğunu, davacı babanın bakiye ömür varsayımı sonrasında gerçekleştirilen hesaplamalarda müteveffanın eşi ile 2 çocuğu olduğu varsayımı yapıldığı ve davacı annenin bakiye ömür sonuna kadar olan 24, 25 yıl boyunca anneye %5 destek pay oranı (babaya ayrılacak oran hesaplanmadan) verildiğini, uygulamanın aksine hükme esas alınan raporda 2 çocuk varsayımında; anne ve babaya %12,5'er destek pay oranı belirlenmesi ve babanın destekten çıkacağı varsayımında da payının anneye verilerek, annenin payının %25 olarak belirlenmesi gerekirken %5 olarak belirlendiğini, söz konusu dönemin 24, 25 yıl için hesaplandığı da dikkate alındığında 5 katlık farkın fahiş bir hataya yol açtığını, destekten yoksun kalma tazminatı hesaplaması gerçekleştirilirken yüksek mahkeme içtihatlarında da belirtildiği üzere bekar müteveffanın evleneceği ve 2 çocuğu olacağı varsayımı ile hareket edildiğini, ancak bu durum gerçekleştirilirken müteveffanın yaşı ve diğer sosyal etkenlerin de dikkate alınması gerektiğini, varsayım zamanlarına ne şekilde ulaşıldığının açıkça belirtilmesi gerektiğini, hükme esas alınan raporda bu hususlara ilişkin herhangi bir açıklama ve irdeleme gerçekleştirilmediğini, sigorta tarafından yapılan ödemenin hesap gününe kadar yasal faiz uygulanarak mahsup edilmesi gerektiğini, 31/08/2015 tarihinde yapılan 8.994 TL'nin hesap tarihi olan 18/02/2022 tarihine kadar uygulanacak olan yasal faizli tutarının 14.234,42 TL olduğunu, ancak bilirkişi tarafından hiçbir açıklama yapılmaksızın 1,7715 değeri kullanılarak yasal faiz tutarının 1.697,58 TL üzerinde bir değer belirlenmiş olmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, manevi tazminat yönünden verilen kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararının reddedilen maddi tazminat ve kısmen reddedilen manevi tazminat yönünden kaldırılmasını talep etmiştir.  HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1-Davalı ... Ticaret Ltd. Şti vekilinin husumete yönelik itirazının incelenmesi; 2918 sayılı KTK'nın hükümlerine göre, trafik kaydı \"işleteni\" kesin olarak gösteren bir karine değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işleten sıfatının 3. kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir kanun hükmü yoktur. Aynı kanunun 3. maddesinde işleten \"...araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.\" şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 85. maddesinde ise, \"Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde, moturlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.\" hükmüne yer verilmiştir. Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple  yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla) artık üzerindeki fiili hakimiyeti kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o araç, kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan  kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir. Gerek doktirinde, gerekse Yargıtayın uygulamalarında, kiracının işleten sıfatının belirlenmesinde, kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir. Mahkemece davalı ... Ticaret Ltd. Şti'nin ticari defterleri ve dayanak belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup 03/04/2022 tarihli bilirkişi raporunda; davalı ... Ltd. Şti'nin adına kayıtlı ... plakalı aracı dosyada mübrez  07/01/2015 başlangıç ve imza tarihli kiralık araç sözleşmesi ile dava dışı ... Tic. Ltd. Şti'ne kiraya verildiği, söz konusu sözleşmede bitiş tarihinin belirtilmediği, proje bitimi sözleşmeye son verileceği ibaresinin yazıldığı, projenin ne olduğu, ne zaman biteceği belirtilmediğinden sözleşmenin bitiş tarihi hususunda başka bir tespit yapılamadığı, araç kiralama sözleşmesinde aracı kullanma yetkisinin ... olduğunun belirtildiği, araç kullanma yetkilisi ...’in dava dışı ... firmasının çalışanı olup olmadığı tespit edilememiş olmakla birlikte tüm dosya içeriği ve sözleşme gereği aracın dava dışı ... firması uhdesinde kullanıldığı, ekonomik yararlanmanın ... firmasında olduğu, davalının dava dışı ... firmasına kaza yapan araçtan başka araçlar da kiraladığı, kaza yapan araçla ilgili kiralama bedelleri, HGS OGS geçiş ücretleri ile trafik cezalarını fatura ettiği, ... firmasının cari hesap hareketlerine göre düzenlenen faturalar karşılığı muhtelif tarihlerde ödemeler yaptığı, ticari defter kayıtları ile de kiralama yapıldığı tespit edilmiştir. Kazaya karışan aracın davalı ... şirketi ile dava dışı ... Tic. Ltd. Şti arasında düzenlenen 07/01/2015 başlangıç tarihli araç kiralama sözleşmesi ile dava dışı ... şirketi tarafından kiralanmış ise de sözleşmede bitiş tarihinin belirtilmediği, proje bitimi sözleşmeye son verileceğinin yazıldığı, projenin ne olduğu, ne zaman biteceğinin belirtilmediği, davalı ... şirketince kazaya karışan aracın uzun süreli kiralandığının ispatlanamadığı, 03/04/2022 tarihli bilirkişi raporuna ekli faturaların kaza tarihinden önceki bir tarihte düzenlendiği (08/01/2015 ve 06/02/2015 düzenlenme tarihli) bu hali ile ilk derece mahkemesince davalı araç maliki ... şirketinin araç işleteni olarak tazminattan sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 2-Davacılar vekilinin kusura yönelik istinaf itirazlarının incelenmesi; Aynı olay nedeniyle ceza yargılamasının yapıldığı Bakırköy 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/334 Esas - 2015/498 Karar sayılı dosyasında keşif yapılarak alınan 13/07/2015 tarihli bilirkişi raporunda; yaya ...’in 1.dereceden asli kusurlu, sürücü ...'in 2. dereceden tali kusurlu olduğu tespit edilmiş, yapılan yargılama sonunda maktul  ...’in kazada keyif verici madde kullanmış olması ve yayaların kullanması  gereken üst geçit varken geçilmesi yasak olan yoldan geçiş yapmak suretiyle asli kusurlu,  sanık ... tali kusurlu olduğu kabul edilerek taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş, karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir. İlk derece mahkemesince alınan 28/02/2017 tarihli bilirkişi raporunda; yaya ...’in %95 oranında, sürücü ...'in %5 oranında kusurlu olduğu, 02/07/2017 tarihli bilirkişi raporunda; yaya ..’in %85 oranında, sürücü ...'in %15 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. İlk derece mahkemesince Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınan 10/04/2018 tarihli kök raporda; davalı sürücü ...'in sevk ve idaresindeki otomobil ile mahal şartlarına göre müteyakkız seyretmediği olayda %5 oranında alt düzeyde tali derecede kusurlu, maktul yaya ...'in bariyerlerle yaya trafiğine kapatılmış olay mahalli taşıt yoluna, bariyerleri aşıp girerek kendi can güvenliğini tehlikeye atıp kontrolsüzce karşıdan karşıya geçmeye çalıştığı, bu geçişi sırasında istikametine göre sol tarafından gelmekte olan davalı sürücü idaresindeki otomobilin hızını ve konumunu dikkate almadığı ayrıca ilk geçiş hakkını bu otomobile vermediği olayda % 95 oranında asli derecede kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi 30/07/2018 tarihli ek raporunda; kazanın, bariyerlerle yaya trafiğine kapatılmış standartları yüksek yol üzerinde meydana geldiği, yayanın kendi can güvenliğini tehlikeye atıp, bariyerleri aşarak sol tarafından gelmekte olan davalı sürücü idaresindeki otomobilin hızını ve konumunu dikkate almadan ve bu araca ilk geçiş hakkını vermeden karşıdan karşıya geçmek istediği, kazanın oluşumunda asıl ve en büyük etkenin bu olduğu, mevcut tüm verilerin değerlendirilip yeniden ele alındığında 10/04/2018 tarihli kök raporun oluşa uygun olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesince itirazlar üzerine alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonunun oy çokluğu ile alınan 02/10/2019 tarihli raporunda; davalı sürücü ...'in yönetimindeki otomobil ile mahal şartlarına uygun olmayan bir hızla seyrini sürdürmüş olmakla olayda olayda %5 oranında alt düzeyde tali derecede kusurlu olduğu, müteveffa yaya ...'in bariyerlerle yaya trafiğine kapatılmış taşıt yoluna kontrolsüz ve tehlike tevlit eder tarzda girip kendi can güvenliğini tehlikeye düşürmüş, geçişi sırasında sol tarafından gelmekte olan davalı sürücü idaresindeki otomobilin sadmesine maruz kalarak olayın meydana gelmesine sebebiyet vermiş, dikkatsiz, özensiz ve nizamlara aykırı hareket etmiş olup olayda %95 oranında asli derecede kusurlu olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesince alınan 22/12/2020 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; davalı sürücü ...’in %5 oranında, müteveffa yaya ...’in %95 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece ATK Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonundan alınan rapor ile kusur raporları arasındaki çelişki giderilmiş, ceza dosyasında  ve bu dosyada ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan kusur raporlarının ve 22/12/2020 tarihli bilirkişi kurulu raporunun birbirini teyit eder nitelikte ve oluşa uygun olmasına göre davacılar vekilinin kusura yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. 3-Hükmedilen manevi tazminata yönelik itirazların incelenmesi; TBK'nin \"Manevi tazminat\" başlıklı 56/2. maddesinde \"Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.\"Aynı kanunun 51. maddesinde \"Hakim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini durumun gereğini  ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.\" düzenlemesi yer almaktadır. Somut olay değerlendirildiğinde; kaza tarihi, kazanın oluş şekli, kusur durumu ve tarafların dosya kapsamından anlaşılan sosyal ve ekonomik durumlarına göre davacılar lehine hükmolunan manevi tazminat tutarında isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla davacılar ve davalı ... Turizm şirketi vekilinin manevi tazminata ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. 4-Davacılar vekilinin aktüer raporuna yönelik itirazlarının incelenmesi; Somut olayda, destek kaza tarihinde 33 yaşında ve bekardır.<br>Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, hayatın olağan akışına  göre bekar olarak ölen desteğin ileride evleneceği ve en az iki çocuk sahibi olacağı kabul edilerek, desteğin evleninceye kadar gelirinin yarısını kendi ihtiyaçları yarısını da anne ve babası için ayıracağı varsayılarak bu dönemde desteğe iki anne ve babaya birer pay vermek suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında evlenmeden önceki dönem için de anne ve babanın her birine %25 pay verilmesi gerektiği, desteğin ileride evlenmesi ile birlikte desteğe iki, eşe iki, anne ve babaya birer pay verilerek, yine desteğin tüm gelirinin oranlanarak anne ve babaya %16’şar pay ayrılması, desteğin bir çocuğunun olması durumunda iki pay desteğe, iki pay eşe, bir pay çocuğa ve birer pay anne ve babaya ayrılmak suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında anne ve baba için %14'er pay verilmesi daha sonra ikinci çocuğun doğacağı varsayılarak bu kez desteğe iki, eşe iki, çocukların her birine birer ve anne ve babaya birer pay verilerek desteğin tüm gelirine oranlanarak anne ve babaya %12,5’er pay verilmesinin uygun olacağı, daha sonra anne ve babadan yaşam tablosuna göre hangisi destekten çıkacaksa kalan kişiye diğerinin payının ilave edilerek destek tazminatlarının varsayımsal hesabının yapılması gerekirken ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 18/02/2022 tarihli bilirkişi ek raporu hesap yöntemi itibarıyla yerleşik içtihatlara uygun değildir.Bu durumda mahkemece başka bir bilirkişiden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik incelemeyle karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı ... Turizm şirketi vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: A)1-Katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunan davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/6. maddesi uyarınca kaldırılmasına,  2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 3-İstinaf başvurusu için yatırılan karar ve ilam harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince  yatırana  iadesine, 4-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 5-Davacılar tarafından istinaf aşaması için yatırılan gider avansının yatıran tarafa iadesine, B)1-Davalı ... Ticaret Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince  esastan reddine, 2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 1.844,37 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 462 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.382,37‬ TL karar ve ilam harcının davalı ... Ticaret Ltd. Şti'den tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ... Ltd. Şti.'nin istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.16/05/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e7889c4325366c29","SID":"7339effc5c749445"}}