{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/387 <br>KARAR NO: 2022/1445<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/12/2021<br>NUMARASI: 2017/127 Esas - 2021/470  Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/12/2022<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Ltd.nin ... Adaları'nda mukim, gemi makinesi ve yedek parçalan satışı yapan, bu makinelere ilişkin tamir, bakım ve tutum hizmeti veren bir şirket olduğunu, davacı şirket tarafından, davalının işleteni olduğu ... İMO Numaralı \"...\" isimili gemiye 7.000,00.-USD tutarında danışmanlık ve mühendislik hizmeti verildiğini, bu hizmete ilişkin olarak 02.06.2015 tarihinde fatura tanzim edildiğini, davacı şirket tarafından yapılan tüm ihtarlara rağmen anılı miktarın davalı şirket tarafından ödenmediğini, davacı adına, bahse konu alacağın tahsil amacıyla, 08.12.2016 tarihinde 7.000.00ABD Doları bedelin tahsili için, İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası nezdinde ilamsız takip başlatıldığını, ... tarafından, 23.01.2017 tarihinde, işbu İlamsız icra takibe itiraz edildiğini, ...'nin itirazı ile anılan icra takibi durduğunu beyanla, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarının saklı kalması kaydı ile davalının istanbul Anadolu ... icra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasına yapılan itirazının iptali ile takibin devamına,  alacağın %20 oranında icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin icra takibine konu edilen bir borcu olmadığından takibe itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, davacı şirketin dava konusu sözleşmeye/borca taraf olduğunu kabul etmemekle birlikte, davacı tarafından ... isimli gemiye verildiği iddia edilen hizmetlere dair talep edilen ücret ile piyasa fiyatları arasında fahiş fiyat farkı bulunduğunu, ... isimli geminin fatura tarihindeki sahibi ... Ltd. isimli şirketin veya faturanın asıl borçlusu olan ... Ltd. isimli şirketin bu faturaya itiraz etmemiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Borçlar Kanunu madde 28, \"Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebileceğini\" hükmünün açık olduğunu, davacı alacaklı ile borçlu ... Ltd. arasında kurutan sözleşmede ödemenin ABD Doları üzerinden ödeneceğini, Fatura tarihi olan 02.06.2015'te, 1 ABD Dolarının 2,6729-TL iken takip tarihinde I ABD Dolan 3,6536TL olduğunu, döviz kurunda öngörülemeyen bu dalgalanma sonucunda borcun %37 oranında arttığının görüleceğini, bu durumun TBK'nın 138. Maddesi tahtında değerlendirilmesi gerektiğini, Türk Borçlar Kanunu'nun 138 Maddesine göre Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu, sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullandığını, bu madde hükmünün yabancı para borçlarında da uygulandığını\" Borçlar Kanunun ilgili maddesinin olaya uygulanması halinde olayda borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkan öngörülemeyen olağanüstü bir durum bulunduğunu ve borçludan ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değişmiş olduğunu, borçlu hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkının olduğunu beyanla işbu itirazın iptali davasının dava şatı yokluğundan reddine, davanın husumet yokluğundan reddine, davanın her halükarda esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20 'sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Dosya kapsamında uyuşmazlığa konu ... isimli gemiyi davacı tarafça danışmanlık ve mühendisilik hizmeti verildiği hususu sabit olup esasen bu konuda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya kapsamında alınan muhasip raporları da bunu doğrulamaktadır. Uyuşmazlığa konu olan ve gemi için verilen hizmetin, dosyaya sunulan e posta yazışmalarına göre davalı tarafça talep edildiği hususunda da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya kapsamında ortaya konulması gereken esas uyuşmazlık verilen hizmet karşılığı düzenlenen fatura ve davaya konu alacak nedeni ile davalının hukuken sorumluluğu bir başka deyişle pasif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığı hususudur. Dosyaya sunulan ... kayıtmarı üzerinde yapılan inceleme neticesinde, davaya konu ... isimli geminin 01/03/2016 tarihinde isim değişikliği ile ... ismini aldığı, uyuşmazlığa konu fatura tarihi olan 02/06/2015 tarihinde ve geminin ISM yöneticisinin ... Ticaret AŞ olduğu ve gemi sahibinin ise ... Ltd olduğu anlaşılmaktadır.  Bu  kapsamda davalı savunmalarında yer alan ve ... sistemine göre davalının ... olduğuna ilişkin gemi yönetim sözleşmesinin sunulması için davalı vekiline süre verilmiş olup, davalı vekilince sözleşme dosyaya ibraz edilmiştir. Sözleşmenin dosyaya ibrazı hususunda davacı vekilinin, süresi içerisinde sunulmayan delilin sunulmasına muvafakatları bulunmadığı ve bu delilin hükme esas alınmamasına ilişkin itirazı bulunmakla birlikte, davalının cevap dilekçesinden itibaren ileri sürdüğü Pasif husumet itirazı ile pasif husumet ehliyetinin HMK 114 maddesi kapsamında dava şartlarından olduğu ve  HMK 115 maddesi gereği dava şartlarının davanın her aşamasında mahkemece resen araştırılması gerekliliği göz önüne alınarak davacı vekilinin itirazı yerinde görülmemiştir. Davacının 19/02/2019 havale tarihli dilekçesi ekinde sunduğu ... kayıtlarına göre 22/06/2013-16/03/2016 tarihleri arasında dava konusu geminin maliki, dosyaya sunulan gemi yönetimi sözleşmesinde de yazılı olduğu gibi, dava dışı ... . Ltd. şirketidir. 16/03/2016'dan itibaren malik, dava dışı ... SA olarak görünmektedir. 22/06/2013 tarihinden itibaren, gerek dava dışı ... gerekse davalı ...gemi yöneticisi/ticari yönetici olarak görünmektedir. 06/04/2016 tarihinden itibaren ise davalı ISM yöneticisi olarak görünmektedir. Buna göre dosyada bulunan  ... kayıtlarında davalı ... gemi maliki olarak görünmemektedir. Davacının 19/02/2019 havale tarihli dilekçesi ekinde sunduğu \"baiticshipping.com\" web adresinden alınmış bilgilere göre malik ...olarak görünmekte ise de, hangi tarihten itibaren geminin mülkiyetinin ...'ye geçtiği, dolayısıyla dava konusu tamir işleminin yapıldığı tarihte malikin kim olduğu anlaşılamamaktadır. Davalının tamir işleminin yapıldığı sırada geminin maliki olduğunu ispatlayan başka bir belge de davacı tarafça  sunulmamıştır. TTK 1061/2 maddesi uyarınca, kendisinin olmayan bir gemiyi menfaat sağlamak amacıyla suda kendi adına bizzat veya kaptan aracılığıyla kullanan kişi, üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde donatan sayılır. Bu kişi işleten (gemi işletme müteahhidi) olarak adlandırılmaktadır. Davalının gemiyi kendi adına işlettiğini, dolayısıyla işleten sıfatını haiz olduğunu ortaya koyan bir belge dosyaya sunulmamıştır. ... kayıtlarında geçen \"ticari yönetici\" ise işletenden farklı bir kavramdır. Şöyle ki, gemi yönetimi sözleşmesinde tarafların hak ve borçlan gemi yönetimi sözleşmesinin hükümleri çerçevesinde belirlenir. Gemi yöneticisinin edimi, donatanın yönetimini kendisine bıraktığı geminin, verimli ve kaliteli biçimde işletilmesi ve güvenli seyrinin sağlanmasıdır. Gemi yöneticisine sözleşme ile yüklenen edimler yeknesaklık göstermeyip, sözleşmeden sözleşmeye farklılaşır. Gemi yönetimi kavramı, geminin teknik, ticari ve personel yönetimi alanlarını kapsayan bir üst kavramdır. Sözleşme ile yöneticiye bu alanlardan biri veya birkaçının yönetimi bırakılabilir. Geminin ticari yönetimi kapsamına geminin kullanılacağı sözleşmelerin akdedilmesi ile planlama yapılması; gelirlerin hesaplanması ile donatanın hesabına geçirilmesi; acente tayini; geminin denetimine ilişkin tedbirlerin alınması vb. hususlar girer. Ancak ticari yönetimin üstlenilmesi, geminin kendi adına işletilmesi değildir. Nitekim yönetici, üçüncü kişilerle navlun sözleşmesi akdederken temsilci olarak hareket etmektedir (bkz.: Zehra Şeker Öğüz, Gemi Yönetimi Sözleşmesi, 2013, s. 87). Bu kapsamda davalı vekilince dosyaya sunulan ...'nun standart gemi yönetimi sözleşmesi olan Shipman 2009 formundan, dava dışı gemi maliki ... Ltd. ile davalı arasında 18/08/2014 tarihinde bir gemi yönetimi sözleşmesi akdedildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu sözleşme uyarınca geminin teknik yönetimi ile personel yönetimi davalıya bırakılmışsa da ticari yönetiminin bırakılmadığı Bölüm 1/ 6,7 ve 8 maddelerinden anlaşılmaktadır.  ... kayıtları ile sunulan sözleşme arasındaki bu uyumsuzluk dava konusu uyuşmazlık bakımından mahkemece sözleşme esas alınmıştır. Zira bilirkişi tarafından beliritldiği üzere, geminin ticari yönetimi yöneticiye bırakılmış olsun olmasın, yönetici işleten sıfatını haiz olmaz. Dosyaya sunulan gemi yönetim standart sözleşmenin 2. Bölüm'ünde, 3. ve 8 a maddelerinde gemi yöneticisinin malik adına ve hesabına onun temsilcisi sıfatıyla hareket edeceği belirtilmiştir. Ancak gemi yönetimi sözleşmesinin bir hükmünün, sözleşmeye taraf olmayan bir kişiye karşı ileri sürülmesi mümkün olmadığından, anılan hükümlere rağmen yöneticinin kendi adına hareket etmesi durumunda üçüncü kişiye karşı şahsen borç altma girmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle dava konusu uyuşmazlık bakımından davalının kendi adına hareket edip etmediğinin ayrıca incelenmesi gerekmektedir.  Davacı tarafından dosyaya sunulan ... numaralı ve 02/06/2015 tarihli fatura, \"... Ltd. adına (issued for), ... Tic. A.Ş. eliyle (c/o)\" kaydını havidir. ...'in sıfatı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Sayın ... ve Sayın ... tarafından sunulan ilk bilirkişi raporunda çıplak gemi kiracısı olabileceği ifade edilmiştir. Aynı faturada sipariş veren \"...\" olarak gösterilmiştir. Dosyaya sunulan gemi yönetimi sözleşmesinde malike ilişkin bilgilerin yer aldığı kısımda \"MIO: ...\" kaydı yer almaktadır. Gerek gemi yönetimi sözleşmesinde bu kişinin malike dair bilgiler kısmında anılmasından, gerekse dosyada yer alan e-posta yazışmalarından, ...'ın davalı şirketin değil, dava dışı ... şirketinin çalışanı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim dosyada bulunan ve davacı tarafından dava konusu tamir işlemine ilişkin olarak düzenlenmiş olan 09/04/2015 tarihli fiyat teklifi ...'a hitaben düzenlenmiş olup \"Kaptan ...'ın dikkatine\" kaydını içermektedir. Dosya içeriğinde tamir hizmetine ilişkin olarak davalının davacı ile gemi malikini/işletenini temsilen gemi yöneticisi sıfatıyla değil de, kendi adına sözleşme akdettiğini, dolayısıyla şahsen borç altına girdiğini ortaya koyan başka bir belge yer almamaktadır. Açıklanan nedenlerle ve gemiye verilen tamir hizmeti bedeli için dava dışı ... adına fatura düzenlenmiş olması ile davalının faturada yalnızca \"c/o\" - \"eliyle\" kaydıyla yer alması karşısında, ...'nin dava konusu tamir ücreti alacağının borçlusu olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalının gemi maliki yahut işleteni sıfatıyla dava konusu tamir ücreti alacağının borçlusu olduğu ve bu sıfatla pasif husumet ehliyetini haiz bulunduğu hususunun ispatlanamadığı kanaatine ulaşılmıştır. Davacı vekilince her ne kadar, davalı ..., dava dışı gemi yeni maliki  ... ve dava dışı gemi eski maliki ... Co Ltd arasında organik bağ bulunduğu ve bu nedenle de davalının pasif husumet ehliyetini haiz olduğu belirtilmişse de, fatura tarihi itibarı ile yukarıda anılı bulunan 3 şirketin ticaret sicil adreslerinin farklı olduğu anlaşılmıştır.  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 22/09/2021 tarihli, 2017/(22)9-3109 E. Ve 2021/1075 K numaralı kararında açıklandığı hali ile, organik bağ kavramında bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Şirketler arasında ortakların akraba olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir veya şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması organik bağ için yeterli değildir (Baycık, G.: İşverenin Tespitinde Birlikte İstihdam ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Kurumları, İş Uyuşmazlıklarında Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Değerlendirme Toplantısı (Seminer Bolu/Abant – 06 Nisan 2019), Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, Ankara 2019, s. 20). Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.  Bu karar ışığından dosya kapsamındaki uyuşmazlık değerlendirildiğinde; uyuşmazlığa konu faturanın bizzat davacı tarafından   ... adına fatura düzenlenmiş olması ile davalının faturada yalnızca \"c/o\"-\"eliyle\" kaydı ie yer alması hususları ile ... kayıtları bir arada değerlendirildiğinde, HGK kararında bahsedilen, perdenin alacağın arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerektiği, şartının yerine getirilmediği anlaşıldığından davacı vekilinin beyanları yerinde görülmemiş ve davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalının HHMK'nın 141. MADDESİNE aykırı olarak savunma ve iddialarını muvafakatimiz olmadan dilekçeler teatisi tamamlandıktan neredeyse 1 yıl sonra değiştirmiş/genişletmiş olup doğrudan bu genişletilen savunma ve iddialar dikkate alınarak davanın reddine karar verildiğini, davalı şirketin iddia ve savunmaların genişletilmesi serbestisinin devam etmekte olduğu aşamada hiçbir şekilde geminin ISM yöneticisi olması ve gemi donatanı ile aralarındaki sözleşme uyarınca geminin yalnızca teknik yönetiminin kendisine bırakılmış olması sebebiyle fatura konusu alacaktan sorumlu olmadığını ileri sürmediğini, bu nedenledir ki, davalı tarafça yargılama başladıktan yaklaşık 2 sene sonra ibraz edilen gemi yönetim sözleşmesinin ve de davalı ...şirketinin anılı sözleşme hükümleri uyarınca borçtan sorumlu olmayacağı savunmalarına davacı tarafça muvafakat edilmemiş olduğu da dikkate alındığında hükme esas alınmasının açıkça usule aykırılık teşkil ettiğini ve ilk derece mahkemesinin bu hususa ilişkin gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, usule aykırı bir şekilde sunulan gemi yönetim sözleşmesinin hükme esas alınmasına ilişkin yukarıdaki beyan ve itirazlarına halel gelmemek kaydıyla, davalı şirketin Gemi Yönetim Sözleşmesi hükümleri uyarınca da dava konusu borçtan sorumlu olduğunu, sözleşmenin 8.md'sinin 2. bendi uyarınca davalı şirketin dava konusu alacaktan sorumlu olduğunu, İşbu sözleşme hükmü ile ISM Yöneticisinin işçi istihdamı, tedariki ve teknik servisi kendisinin hesabına ve takdirine bağlı olacak şekilde gemideki düzenin korunmasını sağlamak ve güvenli bir şekilde işletilmesine devam etmek amacıyla ayarlayabileceğinin belirtildiğini, ... Şirketi ... İSİMLİ geminin çıplak gemi kiracısı olup bu şirketin de davalı ...Gibi ... şirketinin çatısı altında kümelenen bir şirket olduğunu, nitekim dosyada mübrez belge ve delillerden tüm bu şirketlerin iç içe geçmiş olduğu ve temelinde tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak hukuki sorumluktan kaçmak amacıyla böyle bir yapının kurulduğunun izahtan vareste olduğunu beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;  iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı davranılmadığını, davalı şirketin pasif husumet ehliyetini haiz olmadığı yargılamanın başından beri ileri sürülmekte olup pasif husumet ehliyetinin dava şartlarından olduğunu ve davanın her aşamasında hem ileri sürülebileceğini hem de hakim tarafından re'sen araştırılması gerektiğini, davalının, dava konusu faturanın düzenlendiği tarihte geminin maliki ve işleteni olmadığını, davacı yanca yanlış husumet yöneltildiğini, davalının faturanın düzenlendiği tarihte geminin maliki olmamasının faturadan sorumlu olmaması bakımından yeterli olduğunu, HMK'nın 115/1. maddesi gereğince mahkeme dava şartı olan taraf ve dava ehliyetinin mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden gözetmesi gerektiğini, yine gemi yönetim sözleşmesi yalnızca sözleşmenin tarafları arasında hüküm ifade eder ve sözleşmeye taraf olmayan birine karşı sürülemeyeceğini, davalının kendi nam ve hesabına hareket ettiğini kanıtlayan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığını, dava dışı gemi maliki ...ile davalı arasında 18.08.2014 tarihinde akdedilen işbu gemi yönetimi sözleşmesinin II. bölümünün 3. ve 8.a. maddeleri uyarınca gemi yöneticisinin, malik adına ve hesabına onun temsilcisi sıfatıyla hareket edeceğinin düzenlendiğini, her ne kadar davacı tarafından davalı şirketin gemi yönetim sözleşmesi hükümleri uyarınca dava konusu faturadan sorumlu olacağı ileri sürülmüşse de davacı tarafından sayın yüksek mahkemeyi yanıltmaya yönelik işbu beyanlara itibar edilmediğini, zira, davacının iddialarının aksine geminin maliki ile davalı şirket arasında akdedilen gemi yönetim sözleşmesi müvekkil şirketin ısm yöneticisi olduğunu göstermediği gibi sözleşmenin 8. maddesinin 2. bendi uyarınca \"yöneticinin işçi istihdamı, tedariki ve teknik servisi kendisinin hesabına ve takdirine bağlı olacak şekilde gemideki düzeni korumasını sağlamak ve güvenli bir şekilde işletilmesine devam etmek amacıyla ayarlayabileceğinin\" belirtilmesin davalının şirketin bu şekilde kendi hesabına hareket ettiği anlamına gelmediğini, gemi yöneticisinin, malik adına ve onun yöneticisi sıfatıyla hareket ettiğini, dosyada bunun aksini kanıtlayan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığını, Dr. ... tarafından da belirtildiği üzere, gemi yönetimi sözleşmesinin bir hükmünün sözleşmeye taraf olmayan üçüncü bir kişiye karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını ancak yöneticinin kendi adına hareket etmesi durumunda üçüncü bir kişiye karşı borç altına girilebileceğini, taraflar arasında organik bağ bulunmadığını, davalı şirketin ne ..., ne de ... ile arasında bir organik bağ bulunmadığını, davacının iddialarının aksine bu şirketlerin ticari merkezlerinin farklı olup şirketlerin farklı adreste faaliyet gösterdiğini ve şirketler arasında organik bağ kurulması şartlarından en önemli iki tanesinin gerçekleşmediğini, davacı tarafça sunulan bahse konu SGK hizmet dökümleri 1988 - 2012 yılları arasındaki kayıtları olup davacının davalı çalışanı olduğunu iddia ettiği şahıs davacının sunduğu belgelerde en son 2012 yılında ... Liman İşletmeleri A.Ş.'de çalışmak olarak göründüğünü, dava konusu faturanın 2015 yılında düzenlendiğini seyhan eskiçakıt'ın faturanın düzenlendiği tarihte müvekkil şirket çalışanı olduğunu kanıtlamadığını, beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, gemi tamir ücretine ilişkin faturanın tahsili istemiyle başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının pasif husumetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"02/06/2015 tarihli faturada yazılı ... gemisi için danışmanlık ve mühendislik hizmeti bedeli\" sebebine dayalı olarak 7.000,00 USD asıl alacak ve 319,32 USD işlemiş faizinin tahsili istemiyle 08/12/2016 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı tarafça, taraflar arasında herhangi bir sözleşme bulunmadığı ileri sürülerek husumet itirazında bulunulmuştur. Davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir sübjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Dava şartı olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Sıfat bir itiraz olduğundan, hakim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu sübjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir konudur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bilirkişi raporlarına göre, onarım tarihi itibariyle geminin maliki ... Ltd. Olduğu davalı ...Denizcilik Ticaret A.Ş.'nin ise geminin teknik yönetiminden sorumlu ... işleteni olduğu tespit edilmiştir. Gemi yöneticisi/ISM işleteni ise donatan olmadığı gibi donatan gibi sorumlu olan kimselerden de değildir. Davacının dayandığı, siparişi veren ... ve ...'ün yazışmaları dahil mail yazışmalarının tamamı ... ile ve ... uzantılı e-mail adresleri kullanılarak yapılmış ve davacının 23/09/2015 tarihli mailinde \"...\" gemisine ilişkin 7.000,00 USD'lik fatura borcunun da bulunduğu borç bakiyesine ilişkin listede gemi maliki ... gösterilmiş ve konu kısmında \"Medkonlines borç bakiye\" ibaresi belirtilmiştir. Ayrıca davacı tarafından takibe konu fatura davalı .. Ticaret A.Ş. vasıtasıyla dava dışı ... Ltd. Firmasına adına düzenlenmiş ve icra takibi de bu faturaya dayalı olarak başlatılmıştır. Bahsi geçen bu belgeler de davalının sözleşmeye taraf olduğunu veya borçtan sorumlu olduğunu gösteren bir ibare yer almamaktadır. Bunun yanı sıra davacı, davalı tarafça sunulan ve davalının gemi yöneticisi olduğuna ilişkin olan sözleşmeyi de kabul etmemiştir. Bu hususlar hep birlikte değerlendirildiğinde, gemi onarım sözleşmesinin davalı ile yapıldığı veya davalının takibe konu borçtan sorumluluğunu doğuracak şekilde gemi üzerinde herhangi bir sıfatı ispat edilebilmiş değildir. ... tarafından yazılan maillerin birinde ... ile birlikte davalının da ünvanının mailin alt kısmında yan yana kullanılmış olması tek başına onarım sözleşmesinin davalı ile yapıldığını ispata elverişli değildir. Bunun yanı sıra davacı tarafından sunulan SGK dökümüne göre ...'ın davalı çalışanı olduğu iddia edilmiş ise de, bu belge ise adı geçenin geminin arıza tarihi ve fatura tarihi itibariyle davalı nezdinde çalıştığına dair bir kayıt içermemektedir.Davacı tarafça, davalının savunmalarını genişlettiği ve buna muvafakat etmemelerine rağmen bu savunmaların esas alınarak karar verilmesinin usule aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında (HMK 190) olup, bu temel kuralların da sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü kendisinde olmayan diğer taraf da ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191). Buna göre, taraflar arasında iddia olunan sözleşme ilişkisini veya davalının gemi işletme müteahhidi olduğunu ispat yükü davacı da olup, davalının beyan ve savunmaları ispat yükünü değiştirecek mahiyette değildir. Davacının sunduğu kayıtlarda da davalı Gemi yöneticisi/ISM işleteni görünmektedir. Davalı taraf cevap dilekçesiyle birlikte iddia olunan sözleşme ilişkisini inkar etmiş olması ve davacının da iddialarını ispatlayamamış olması karşısında davalının savunmalarına göre karar verildiğinin kabulü mümkün değildir. Ayrıca davalının mahkemece verilen süre üzerine sunduğu sözleşme hükümlerine göre davalının borçtan sorumlu olduğu iddiası, davacının bu sözleşmeye taraf olmaması ve sözleşmenin ancak sözleşmenin tarafları arasında hüküm ifade edecek olması nedeniyle dinlenebilir değildir. Bu haliyle davalının takibe konu faturanın düzenlenmesine esas ilişkinin tarafı olduğu ispatlanamadığından mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 27/12/2022</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"91d52131498ce6b4","SID":"c890e9d032e583bd"}}