{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/993 <br>KARAR NO: 2024/894<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/03/2021<br>NUMARASI: 2020/63 E. -  2021/180 K. <br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali <br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ile davalı arasında ... AVM projesi kapsamında hazır beton temin işleri için sözleşme imzalandığını, davalının aldığı hizmet karşılığında sözleşme gereği hazır beton bedeli+ %18 KDV ödeyeceğini, ödeme gününün fatura kesim tarihinden itibaren 90 gün sonra olduğunu,  ancak faturaların taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak ödenmediğini, zira taraflarca 20.03.2017 günü yapılan hesaplaşmaya göre davalının, müvekkiline 276.916,03 TL'lik  borç bakiyesi mevcut iken, davalı tarafından 03.07.2017 tarihli ve 275.000,00.TL bedelli bir çek ile müvekkiline 275.000,00.TL ödeme yapıldığını,  davalının geriye kalan 1.916,03 TL bakiye asıl alacak miktarlı borcu bulunduğunu ve bunun ödenmediğini, sözleşmeye göre fatura kesim tarihine göre 90 gün sonra fatura bedellerinin  müvekkiline  ödenmesi gerektiği halde  hazır betonun davalıya teslim edilerek yine beton bedelleri hesaplanarak faturalandırıldığı halde 30.07.2016 tarih ve ... sayılı, 05.08.2016 tarih ve ... sayılı,  05.08.2016 tarih ve ... sayılı, 12.08.2016 tarih ... sayılı, 30.11.2016 tarih ve ... sayılı, 02.09.2016 tarih ve ... ssauılı, 02.09.2016 tarih ve ... sayılı, 09.09.2016 tarih ve ... sayılı, 23.09.2016 tarih ve ... sayılı, 30.12.2016 tarih ve ... sayılı, 15.10.2016 tarih ve ... sayılı, 21.10.2016 tarih ve ... sayılı, 31.01.2017 tarih ve ... sayılı, 21.11.2016 tarih ve ... sayılı, 28.02.2017 tarih ve ... sayılı faturaların taraflar arasındaki sözleşmeye göre süresinde ödenmediğinin tespit edildiğini, sözleşmede öngörülen fatura+90 günlük süreye göre, 03.07.2017 vade tarihli çek de  dikkate alınarak, 03.07.2017 tarihine göre oluşan vade farkları toplamının  48.027,17 TL  olduğunu,  oluşan bu gecikme nedeniyle doğan 48.027,17 TL faiz alacağının   KDV'sinin de 8.644,89.TL  olduğunu, bu na göre  1.916,03 TL bakiye asıl alacak, faturaların geç ödenmesi nedeniyle oluşan 48.027,17 TL gecikme faizi ve  bu faizin 8.644,89 TL KDV'nin ödenmesi için davalı tarafa Şanlıurfa ...Noterliği 20.03.2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinin gönderildiğini, ancak bunların ödenmediğini,   bunun üzerine takip tarihi olan 25.07.2017 tarihine kadar çekilen ihtarnamedeki asıl alacağa takip tarihe kadar işleyen 30,70.TL takip öncesi faiz ile birlikte toplam 58.617,78 TL üzerinden davalı-borçlu aleyhinde İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... esas nolu takip dosyasında ilamsız icra yoluyla takip yapıldığını  davalının ödeme emrine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;  davanın süresinde açılmadığını, davacının dava açmakta hukuki yararının olmadığını, zira icra takibine konu 1.916,03 TL'lik asıl alacağın davacı şirkete 02/06/2017 tarihinde ödendiğini, icra takibindeki faiz miktarının davacı şirket tarafından herhangi bir dayanağa istinaden hesaplanmadığını, tamamen varsayımsal bir hesap olduğundan faiz miktarının kabulü nün mümkün olmadığını, dava konusu icra takibinde 48.027,17 TL'lik faturaların geç ödenmesinden dolayı faiz hesabı yapıldığını, fakat bu faiz hesabı davacı şirketin kendi kendine yapmış olduğu bir hesap olduğunu, icra takibinde hesaplanan faize ilişkin alacağın bir kısmı için daha önceden mutabakat yapıldığını, bu mutabakata ilişkin ödemenin müvekkil şirket tarafından çek verilerek  gerçekleştirildiğini,  çekin ... Bankası, Zincirlikuyu Şubesi ... seri numaralı, 03/07/2017 vade tarihli, sonrasında davacının davalıya  vade farkı ile ilgili 42.000-TL + KDV'lik fatura gönderdiğini, anılan faturanın müvekkili davalı tarafından  iade edildiğini, buna rağmen, davacı şirketin müvekkili davalı aleyhine ihtarname göndererek bakiye asıl borcun 1.916,03 TL olduğu belirterek verilen çekin tutarını kapsayan tüm tutarlara çek vadesine kadar faiz hesaplatıp bu tutar için ödeme talep ettiğini, ihtarnamede belirtilen 1.916,03 TL'lik miktarın belirtildiği üzere ödendiğini, çekin davacı şirkete verildiği tarihte borç üzerinde mutabık kalınarak ve usulüne uygun olarak mutabakat imzalanarak  bu mutabakata istinaden davacı şirkete çek verildiğini, cari hesaptaki borcun kapanmış olmasına rağmen kapanan alacak için vade farkı işletilmesinin mümkün olmadığını, faiz ödenmeyen para için gecikme dolayısıyla alınan tazminat anlamına geldiğinden, ödenen para için faiz işletilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı şirketin ödenen miktar üzerinden yapmış olduğu faiz hesabını neye göre yapıldığının anlaşılamamış olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmede de ödemenin gecikmesine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığını, bu sebepledir ki, davacı şirketin hukuka aykırı hesabı ile ödenen miktar için tespit edilen faiz alacağının müvekkil şirket tarafından kabulünün mümkün olmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu savunarak, davanın reddi ile %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Mahkememizce, UYAP sistemi üzerinden İstanbul 31.İcra Dairesine ait ... Esas sayılı takip dosyası celp edilmiş, takip dosyasının incelenmesi sonucunda, davacının, davalı aleyhine 16/11/2017 tarihinde takip başlattığını, davalının ödeme emrine süresi içinde itiraz ettiği ve takibin durduğu görülmüştür. Mahkememizce davalı tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde mali müşavir bilirkişice inceleme yapılarak, takip tarihi itibariyle davalının, davacıya vade farkından, cari hesaptan kaynaklanan borcunun olup olmadığı hususunda rapor alınmasına karar verilmiş ve davacının defterlerinin incelenmesi için Şanlıurfa Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmıştır. Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda özetle; davalının 2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu, davalı şirketin 21/11/2016 tarihli 531,00TL bedelli faturayı kaydına işlediği ve 275.167,27TL olarak davacıya borçlu kapattığını, 2017 yılında 25/01/2017 tarihinde davacıdan 1.748,76TL tutarlı faturayı kayıtlarına işlediği, 15/02/2017 tarihinde 50.422,49TL tutarlı faturayı kayıtlarına işlediği ve aynı faturayı 20/02/2017 tarihinde iade ettiği, davalının kayıtlarında, davacı taraf 276.916,03TL alacaklı iken davalı tarafından, davacıya 03/07/2017 tarihli 275.000,00TL'lik çek ile ödeme yapıldığı, 02/06/2017 tarihinde ise 1.916,03TL ödeme yaptığı, takip tarihi itibariyle davalının defterlerine göre davalının, davacıya borcunun kalmadığı ifade edilmiştir. Talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda özetle; davacının 2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulduğu, davacının takibe dayanak faturaların kaydını aldığı, takip tarihi itibariyle davacının defterlerine göre, davacının, davalıdan herhangi bir alacağının olmadığı ifade edilmiştir. Mahkememizce, taraflar arasındaki sözleşmesinin incelenmesi sonucunda, sözleşmenin 3.3.maddesinde ödemelerin düzenlendiği, 3.3.2.maddesinde ise ödemelerin fatura kesim tarihini takiben 90 gün sonra yapılacağını düzenlendiği görülmüştür. Vade farkının talep edilebilmesi için, iki koşuldan birinin varlığının gerektiği, bunların; tarafların vade farkını yazılı bir sözleşme ile kararlaştırmaları, yazılı bir sözleşme bulunmasa bile vade farkı konusunda taraflar arasında bu yönde alışılagelmiş bir uygulamanın bulunması gereklidir. Sözleşmede belirlenen vade farkı alacağının istenebilmesi için ayrıca fatura düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 2014/12462 Esas, 2014/16144 Karar sayılı ilamı bu doğrultudadır. Mahkememizce tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda, davalının takip tarihinden önce 02/06/2017 tarihinde cari hesap bakiyesi olan 1.916,03TL'yi ödediği, takip tarihi itibariyle davacının cari hesap alacağının olmadığına, taraflar arasındaki sözleşmenin 3.3.2..maddesindeki ödeme tarihinin düzenlendiği, bu düzenlemenin vade farkı talep edilebileceğine ilişkin bir hüküm olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede vade farkının istenebileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmediği ve taraflar arasında vade farkı alınabileceğine ilişkin yerleşmiş bir teamülde olmadığı görülerek, davacının, davalıdan takip tarihi itibariyle alacağı olmadığı ... \"  gerekçesiyle, davacının davasının reddine, davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebi hakkında usulüne uygun bir talep olmaması nedeniyle, karar verilmesine yer olmadığına karar  verilmiştir. Bu karara karşı,  davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişi raporlarındaki çelişkili durumlar ve bu hususlara ilişkin itirazlarının  değerlendirilmeden karar verildiğini,  zira müvekkilinin  50.422,49 TL tutarlı faturasının kesim tarihinin söz de tarafların mutabık kalındığı 20.02.2017 tarihinde düzenlendiğini, oysa ki davalının  bu faturanın iadesine ilişkin düzenlemiş olduğu  faturanın düzenlenme tarihinin  ise 15.02.2017 olduğunu, daha müvekkili tarafından kesilmeyen bir faturanın iadesine  ilişkin davalı tarafça nasıl iade faturası düzenlendiğinin  anlaşılamadığını, bilirkişi raporları arasındaki bu çelişkinin giderilmesi gerektiğini, tacir olan tarafların aralarında yapılmış olan yazılı sözleşmeye binaen hak kazanılan bir alacağın, vadesinde ödenmemesi  durumunda vade farkının istenebilmesinin, kanunda yazılı olmayan yeni koşullara bağlanmasının doğru  olmadığını, kaldı ki TTK hükümlerine göre tacir olan davacının, vadesinde ödenmeyen alacağına faiz talep etmesinin kanun hükmü gereği olduğunu, davalı tarafın da   ticaret şirketi ve tacir olması sebebiyle buna kanunen itiraz imkanı da bulunmadığını,  taraflar arasındaki ticari ilişkinin davalı tarafça da  kabul edildiğini, bu durumda taraflar arasındaki sözleşmeye istinaden doğmuş olan alacağın süresinde ödendiğinin  borçlu tarafça  ispatı gerektiğini, davalı tarafa Şanlıurfa ... Noterliği 20.03.2017 tarih ve ... yevmiye  ihtarnamesi ile temerrüte düşürüldüğünü, bu husus dışında davalı tarafın üzerine düşenin ise tüm borcunu taraflar arasındaki imzalanmış olan  sözleşmeye uygun olarak ve zamanında ödendiğini ispatlamak olduğunu, borcu zamanında ödediklerine dair hiçbir belge sunamamasına rağmen sadece davalı ticari defter kayıtlarına binaen  davalı tarafın müvekkili şirkete borçlu olmadığı kanaatine varılmasının mümkün olmadığını,  davanın dayanağının geç ödenen fatura bedellerinde dolayı oluşan faiz ile faizin KDV'sine ilişkin olduğunu,  davalı tarafın sunduğu mutabakat mektubunun da taraf şirketlerin muhasebe kayıtlarındaki ana para (kesilen fatura bedelleri) alacakları üzerinde yapılan bir mutabakat olduğunu, davalı tarafın, muaccel hale gelen alacağın zamanında ödendiğini ispatla yükümlü olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava,  ticari satıma ilişkin cari hesap alacağının, vade farkı alacağının ve bunun faizinin   tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili, taraflar arasında hazır beton alımına ilişkin sözleşme bulunduğunu, müvekkilinin davalıya hazır beton teslim ettiğini, davalının da hazır beton bedeli+ %18 KDV ödeyeceğinin kararlaştırıldığını,  ödeme gününün sözleşmede  fatura kesim tarihinden itibaren 90 gün sonra olduğunu, davalının faturaları sözleşmeye uygun olarak ödemediğini, bu nedenle müvekkilinin 48.027,17TL vade farkı alacağı ve bu farkın %18 oranında 8.644,89TL KDV alacağının doğduğunu, ayrıca 1.916,63 TL cari hesap alacağı bulunduğunu ileri sürerek, bu bedelin tahsili için icra takibi başlatmış,  itiraz üzerine eldeki davayı açmıştır. Davalı vekili ise; sözleşme ilişkisi kapsamında müvekkilinin borçlarını ödediğini, varılan mutabakata göre verilen çek ile fatura bedelinin ödendiğini ayrıca 1.916,03 TL'nin de 02.06.2017 tarihinde ödendiğini, davalının  davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını savunmuştur. Dosya kapsamında bulunan İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu  aleyhine 25.07.2017 tarihinde 1.916,03 TL cari hesap bakiye alacağı, 48.027,17 TL faiz alacağı, 30,70 TL işlemiş faiz, 8.644,89 TL faizin KDV'si olmak  üzere toplam 58.617,78 TL alacak yönünden icra takibi başlatıldığı, itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davacının talebinin, davalıya satıp teslim ettiği  hazır beton bedeline ilişkin faturaların davalı yanca belirlenen süreden sonra ödenmesi sebebiyle oluşan vade farkına, buna işletilen faiz ve bakiye cari hesap alacağına ilişkin olup uyuşmazlık, davacının vade farkı  alacağının subuta erip ermediği, bakiye cari hesap alacağının bulunup bulunmadığı, buna yönelik mahkemenin davanın reddi kararının kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme bulunması veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcut olması gerekir. Örneğin iki veya daha fazla vade farkı faturasının davalı yanca  itirazsız ödendiği hallerde bir teamülün varlığından bahsedilebilir (Yargıtay 19. HD'nin 06.12.2012 tarih ve 2012/12679 - 18618 E.K.25.10.2017 tarih, 2016/13496 Esas, 2017/7273 Karar) Davacı vekili davalının 276.916,03 TL'lik  borç bakiyesi mevcut iken, davalı tarafından 03.07.2017 tarihli ve 275.000,00.TL bedelli bir çek ile müvekkiline 275.000,00.TL ödeme yapıldığını belirtmiş olup çek ile yapılan bu ödeme  esasında tarafların kabulündedir. Davacı vekili müvekkilinin   bu ödeme sonrasında bakiye 1.916,03 TL cari hesap alacağı ile  30.07.2016 tarih ve ... sayılı, 05.08.2016 tarih ve ... sayılı,  05.08.2016 tarih ve ... sayılı, 12.08.2016 tarih ..., 30.11.2016 tarih ve ... sayılı, 02.09.2016 tarih ve ... ssauılı, 02.09.2016 tarih ve ... sayılı, 09.09.2016 tarih ve ... sayılı, 23.09.2016 tarih ve ... sayılı, 30.12.2016 tarih ve ... sayılı, 15.10.2016 tarih ve ... sayılı, 21.10.2016 tarih ve ... sayılı, 31.01.2017 tarih ve ... sayılı, 21.11.2016 tarih ve ... sayılı, 28.02.2017 tarih ve ... sayılı faturalara dava dilekçesinde yer vererek bu faturaların sözleşmede belirlenen sürede ödenmemesi sebebiyle yani 03.07.2017 tarihli çek ile ödenmesi sebebiyle vade farkı alacağı ve buna ilişkin faiz alacağı doğduğunu ileri sürmüştür. Davalı defterlerinde yapılan bilirkişi incelemesinde davacıya borcu bulunmadığı belirtilmiştir. Davacı defterlerinin incelendiği bilirkişi raporuna göre de davacının davalıdan alacağı bulunmadığı belirtilmiştir. Gerçekten de davacı defterlerinin incelendiği 11.01.2020 tarihli  bilirkişi raporunun  incelenmesinde, davacının vade farkı alacağına ilişkin  olarak kesildiği belirtilen 50.422,49 TL'lik faturanın davacı defterlerine davalının borcu olarak kaydedildikten sonra  davalının 1.916,03 TL ödemesinin kaydedildiği, daha sonra da davalı borcunun sıfırlandığı  görülmektedir. Bu bilgilere ve tespitlere göre somut olayda, taraflar arasında vade farkı talep edilebileceğine ilişkin sözleşme hükmü bulunmadığı, bu konuda bir teamülün oluşmadığı, kaldı ki davacının vade farkı alacağına ilişkin olarak düzenlediği faturanın da davacı defterine kaydedildikten sonra  davalı borcunun sıfırlandığı nazara alındığında mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Açıklanan  bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.30.05.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"34f8ec66e502934c","SID":"75e01e910f562444"}}