{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/288 Esas<br>KARAR NO: 2024/1172 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/213 Esas- 2021/732 Karar<br>TARİHİ: 12/10/2021<br>DAVA: Tazminat (Ticari Niteliktekinde Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç))<br>KARAR TARİHİ: 04/07/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin bir iş insanı olarak borsada yatırım yapmakta olduğunu, 2018 yılında davalılar arasında yer alan ... A.Ş.’nin ( ... ) sermaye piyasasında işlem gören paylarından (ortaklığın sermayesini temsil eden ve sahibine ortaklık hakkı veren menkul kıymetler) satın aldığını, 2018 yılının Temmuz ayında, ulusal basın-yayın organlarında çeşitli tarihlerde  ...’ın ... ile ilgilendiği ve ...’yı satın almak için görüşmelerin başladığı, ...’ın ...’nın %75 payını satın almak için 90 milyon Avro (lot başına 1,09 Avro) teklif ettiği ileri sürüldüğünü ancak davalı şirketin söz konusu haberlerle ilgili kamuyu aydınlatma platformu (KAP) üzerinden açıklama yapmadığını, daha sonra 2018 yılının Ağustos ayının sonunda ise, yine ulusal basın-yayın organlarında çıkan haberlerde ... ’ın ...’yı satın alma görüşmelerinin askıya alındığı, görüşmelerin zora girdiği haberlerinin çıktığını, yine davalı şirketin söz konusu haberlerle ilgili KAP açıklaması yapmadığını, süreçle ilgili davalı şirket tarafından çıkan haberlere herhangi bir yalanlama yapılmadığını, müvekkilinin tüm diğer menkul yatırımcıları gibi, ...’nın ... tarafından satın alınmasına ve satın alma fiyatının 90 milyon Avro olacağına ilişkin haberlerin doğru olduğuna güvenerek ya yeni pay alımı gerçekleştirdiğini ya da payların fiyatı halihazırda yüksek iken elde bulunan payların satışı yapılmayarak tutmaya devam edildiğini, satış görüşmelerinin başladığına dair haberlerin yapıldığı gün olan 04.07.2018 tarihinde ... paylarının (günün en yüksek değeri) 5,48 TL’den işlem gördüğünü, satın alma görüşmelerinin askıya alındığına dair haberlerin yapıldığı gün olan 29.08.2018 tarihinde ise ... paylarının (günün en düşük değeri) 3,81 TL’den işlem gördüğünü, 2018 yılının sonunda ise, 2,95 TL seviyesine kadar gerilediğini, sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) ise, 30.05.2019 tarihli ve 2019/29 sayılı Sermaye Piyasası Kurulu Bülteni’nde C. Suç Duyurusu, İdari Para Cezası ile Diğer Yaptırım ve Tedbirler başlıklı bölümde l.a. başlığında “Şirket’in (...’nın) satışına ilişkin 04.07.2018, 18.07.2018 ve 29.08.2018 tarihlerinde basında çıkan haberler hakkında gerekli özel durum açıklamalarının yapılmaması” ve bu eylemlerin ‘77-/5.1 sayılı Özel Durumlar Tebliği’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrası ile 9. maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık teşkil etmesi sebebiyle ...’ya 92.883 TL tutarında idari para cezası verdiğinin duyurulduğunu, müvekkilinin idari para cezasına konu eylemler nedeniyle uğradığı gerçek zararın bilirkişi marifetiyle tespiti ve hesaplanmasının gerektiğini, davacının zararının tahsili için Arabuluculuk Bürosuna müracaat edildiğini ancak anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin, ... şirketi ve yönetim kurulu üyelerinin gerekli özel durum açıklamalarını yapmaması sebebiyle uğradığı zararın tazminine ilişkin belirsiz alacak davası açma zorunluluğunun doğduğunu, Sermaye Piyasası Kurulu’nun 30.05.2019 tarihli ve 2019/29 sayılı Haftalık Bülteni’nde yayımlanan kararı, bu karara dayanak olan müzekkere, inceleme raporu ve ekleri ile diğer tüm belgelerin davanın temelini oluşturması nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu’na müzekkere yazılarak bunların istenilmesi gerektiğini beyanla bilirkişi raporuyla belirlenecek zarar miktarından sonra talebi arttırmak kaydıyla, 5.000 TL tazminatın, haksız fiile ilişkin bilgi sahibi olunduğu 30.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı üzerinden faizi ile davalılardan tahsiline ve tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesi ile; davanın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu temeline dayanması nedeniyle davanın şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde görülmesi gerektiğini, bu nedenle Mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, yetki itirazını müteakip zamanaşımı itirazında bulunulduğunu, SPK'nın 32/6. maddesi uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, davacının ... nezdinde ne zaman pay sahibi olduğu ve eğer payları elden çıkardı ise bu işlemi hangi tarihte yaptığına ilişkin bilgi sahibi olduğunu, davacının payları iktisap ettiği rakam ve elden çıkardığı rakamı, başka bir deyişle malvarlığında meydana geldiğini iddia ettiği eksilmeyi basit bir matematikle hesaplayabilir durumda olduğunu, bu nedenle davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacı tarafın, davalıların kamuyu aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiği ve bu sebeple kendisinin maddi zarara uğradığına ilişkin iddiasını ikna edici bir biçimde ve somutlaştırma yükümlülüğüne ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190 ve 194'ün öngördüğü şekilde delilleri ile birlikte ortaya koyamadığını, davacı vekilinin aynı konuya ilişkin farklı mahkemelerde huzurdaki dava dışında iki farklı davasının bulunduğunu, huzurdaki dava ile birlikte toplamda üç farklı dava ikame etmiş olup HMK m.166 uyarınca davaların birleştirilmesini talep ettiğini, davacının davalıdan haksız fiilden kaynaklanan tazminat talebinde bulunabilmesi için aranan şartların gerçekleşmediğini, davacının, haksız fiilin unsurları olan hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve bu zarar ile ... ve davalı yönetim kurulu üyelerinin SPK Tebliği m.9/2 hükmüne aykırı olduğu iddia edilen eylemleri arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu ispatlamak zorunda olduğunu, bu anlamda hiçbir delil sunmadığını, davacının, ne şekilde ve nasıl zarara uğradığını dava dilekçesinde izah dahi edemediğini, huzurdaki davanın sayılan sebeplerin yokluğundan ötürü reddi gerektiğini, davacının dava dilekçesinde, herhangi bir şekilde ... ait payları hangi tarihte iktisap ettiğini, payları elden çıkardı ise bu eylemde hangi tarihte bulunduğu konusunda açıklama yapmaktan imtina ettiğini, bu nedenle, davacının var olduğu iddia edilen zararı herhangi bir biçimde ortaya koyamadığını, davacının ... nezdinde pay satın alma ve elden çıkarma tarihlerinin MKK'dan celbini talep etme ve ilgili belgelerin dava dosyasına sunulduğunda beyanda bulunma haklarını saklı tutma zorunluluğunun hâsıl olduğunu, davacı dava dilekçesinde ... nezdinde pay senedi satın aldığını belirterek satışın gerçekleşmemesi nedeniyle zarar ettiğini iddia etmekteyse de hangi tarihte ve hangi tutar üzerinden kaç adet hisse satın aldığını, söz konusu hisseleri satıp satmadığını, sattıysa ne zaman hangi tutar üzerinden sattığını açıklamaktan ve bu anlamda uğradığı zararı somutlaştırmaktan imtina ettiğini, zararın varlığı somut biçimde ortaya konmadığı sürece tazminat talep edilmesinin mümkün olmayacağını, davacının dava dilekçesinde, açıkça medyada çıkan haberlere güvenerek ya yeni pay alımı gerçekleştirdiğini ya da payların fiyatı yüksek iken payları elinde tutmaya devam ettiğini belirttiğini, bu kapsamda, (a) bendinde belirtilen, sermaye piyasası araçlarının alım veya satımının kamuyu aydınlatma belgesine dayanmaması koşulunun karşılandığını, medyaya sızan haberler nedeniyle tasarruf işleminde bulunan davacının, kendi verdiği karardan ve aldığı ticari riskten dolayı ...'ya ve diğer davalılara sorumluluk atfetmesinin hukuk güvenliğini sarsacak nitelikte olduğunu, kamuyu aydınlatma prensibinin amacının, kamunun ve yatırımcının doğru bilgilendirilmesi olduğunu, yatırımcıların söylentilere dayalı tasarruflarda bulunmalarının, ... ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna başvurmasının hukuk mantığına ters olduğunu beyanla davacının dava dilekçesinde iddiasını somutlaştırma ve delil gösterme yükümünü yerine getirmediğinden, davayı belirsiz alacak davası olarak ikame ettiğinden ve zamanaşımına uğramış olmasından dolayı davanın usul yönünden reddine, aksi takdirde dosyanın davaya bakmaya yetkili İstanbul Anadolu Mahkemelerine gönderilmesine ve aynı konuda açılmış diğer iki dava ile birleştirilmesine, usule ilişkin itirazlarının kabul edilmemesi halinde davanın esastan reddine, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 12/10/2021 tarih ve 2020/213 Esas- 2021/732 Karar  sayılı kararında;\"....Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde;Davacının, davalıların yönetim kurulu üyesi olduğu  davalı ... A.Ş. hakkında  ... şirketinin bu şirketi satın alacağına dair medyada çıkan ve davalı şirket tarafından da yalanlanmayan haberlere istinaden yüksek meblağlardan satın aldığı hisse değerlerinin, satın alma işleminin gerçekleşmemesi nedeniyle düştüğü ve davalıların kusurlu hareketleri ile zarara uğramasına sebep oldukları iddiası ile zararının davalılardan tazminini talep ettiği, davalıların öncelikle yetki ve zaman aşımı yönünden ve ayrıca davacının haksız fiilin unsurları olan hukuka aykırı fiil, kusur, zararın varlığı ve davalıların kusuru ile oluştuğunu ispatlaması  gerektiğinden ve bu zarar ile davalıların SPK Tebliği m.9/2 hükmüne aykırı olduğu iddia edilen eylemleri arasında uygun illiyet bağı bulunmadığından bahisle  davanın esastan da reddi gerektiğini savundukları görülmüştür.Taraflar arasındaki uyuşmazlık; davalı şirket hakkında basında çıkan haberlere istinaden davalı şirket ve yönetim kurulunun gerekli açıklamaları yapıp yapmadığı, açıklamalar yapılmamış ise davacının bundan ötürü zararının doğup doğmadığı, davacının zararı var ise bunun davalıların kusurlu eylemleri sonucunda oluşup oluşmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır, Davalılar vekilince yetki itirazında bulunulmuş ise de, davaya bakmaya mahkememizin yetkili olduğu anlaşılmakla, yetki itirazının reddine karar verilmiştir.Davalılar vekilince belirsiz alacak davası açılamayacağına yönelik itirazları yerinde görülmemekle reddine karar verilmiştir.Davacı tarafça davalı şirket payları 08.08.2018 tarihinde satın alındığı ve  07/12/2018 tarihinde satıldığı, davacının dayandığı Sermaye Piyasası Kurulu kararının 30/05/2019 tarihli olduğu ve 30/05/2019 yayınlandığı, huzurdaki davanın ise 24/03/2020 tarihinde açıldığı, bu tarihler dikkate alındığında, davacının Sermaye Piyasası  Kurulu tespitinden  haberdar olmadan yaklaşık 6 ay önce davalı şirket hisselerini sattığı ve dolayısı ile davacının paylarını kendi iradesiyle satması ve zarara uğramasının, davacının dava konusu ettiği davalıların hukuka aykırı eylemlerini öğrendiği tarihten 6 ay kadar önce gerçekleştiği mahkememizce konusunda uzman bilirkişiler vasıtasıyla yaptırılan inceleme neticesinde aldırılan tarafsız, bilimsel veriler ve dosya kapsamı ile uyumlu, denetime açık bilirkişi raporunda tespit ve rapor edilmiştir.6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 15/1. maddesinde, sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgi, olay ve gelişmelerin, ihraççılarca veya ilgili taraflarca kamuya açıklanacağı;  yine aynı kanunun 32/6. maddesinde kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan tazminat talebinin dördüncü fıkradaki zararın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde zaman aşımına uğrayacağı düzenlenmiştir.Davacının davalı şirket hisselerini satın aldığı tarih ile hisseleri sattığı tarihlere göre dolayısı ile zararının oluştuğu tarih ve ayrıca davanın açıldığı tarih  dikkate alındığında ve SPK 32. maddesindeki \"Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan tazminat talebi, dördüncü fıkradaki zararın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde zamanaşımına uğrayacağına\" ilişkin düzenleme göz önünde bulundurulduğunda, davanın zararın gerçekleştiği tarihten itibaren 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşılmakla, davacının davasının zamanaşımı nedeni ile reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile, \"Davacının davasının REDDİNE,\" karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun md. 5/4 hükmünün, Asliye Ticaret Mahkemelerinde dava değerine bakılmaksızın hangi uyuşmazlıkların bir başkan ve iki üyeden oluşan heyet tarafından yürütülüp sonuçlandırılması gerektiğini herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde düzenlediğini, ilgili hükmün 3 numaralı bendinin;“(…) Şirketler ve kooperatifler hukukundan kaynaklanan genel kurul kararlarının iptali ve butlanına ilişkin davalara, yönetim organları ve denetim organları aleyhine açılacak sorumluluk davalarına, organların azline ve geçici organ atanmasına ilişkin davalara, fesih, infisah ve tasfiyeye yönelik davalara (…)” hükmünü içerdiğini, söz konusu hükmün yanı sıra, uygulamada söz konusu hükme uyulmaması halinde esasa girilmeksizin mahkemenin teşekkülüne dair dava koşullarının gerçekleşmemesi sebebiyle alınan kararların kaldırılmasına ilişkin görüş birliği bulunduğunu; İstanbul BAM, 14. HD., E. 2021/1064 K. 2021/929 T. 8.7.2021 ve İstanbul BAM, 14. HD., E. 2019/1682 K. 2019/1111 T. 12.9.2019 sayılı kararların somut olaya örnek olarak verilebileceğini, Yerel mahkemece karar tek hakim tarafından alınmış olup dosyanın heyetçe yürütülmediğini, bu sebeple ilgili kararın kaldırılarak dosyanın heyetçe görülmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiğini; Davanın haksız fiile dayanan tazminat davası olduğunu, davacının davaya konu şirket olan ...’nın Borsa İstanbul’a kote hisselerinde alım ve satım işlemlerinde bulunduğunu, basında yer alan haberlerin de etkisiyle şirket hisselerinin değer kaybettiğini ve müvekkilinin zarara uğradığını, müvekkilinin zarara uğramasındaki asıl sebebin davalı şirket yöneticilerinin Sermaye Piyasaları mevzuatından kaynaklanan bildirim yükümlülüklerini yerine getirmeyerek kusurlu davranışta bulunmaları olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmaması gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğinin görüleceğini, ayrıca bu kararın son derece hatalı olarak ve davanın temeli göz önüne alınmaksızın düzenlenen bilirkişi raporuna dayandığını, dava dilekçesi incelendiğinde görüleceği üzere davanın temelinin haksız fiile dayandığının herhangi bir şüpheye mahal vermeyecek şekilde anlaşıldığını, TBK md. 49'un kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin, bu zararı gidermekle yükümlü olacağını hüküm altına aldığını, haksız fiilin; fiil, hukuka aykırılık, kusur, zarar ve nedensellik bağı olmak beş unsurunun bulunduğunu, davaya konu uyuşmazlıkta kanun koyucu tarafından aranan tüm şartların sağlandığını;Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan sorumluluk bakımından yapılması gereken bir açıklamanın yapılmamış olmasının fiil unsurunun sağlandığını gösterdiğini, bir kimsenin haksız fiilden dolayı sorumlu tutulabilmesi için o kişinin bir eylem gerçekleştirmiş olmasına gerek olmadığını, kaçınma şeklinde bir davranışın da hukuka aykırı bir fiil teşkil ettiğini, kamuyu aydınlatma yükümlülüğü varken bunun yerine getirilmemiş olmasının koruyucu norm olan kamuyu aydınlatma düzenlemelerine aykırılık teşkil ettiğini, bu husus SPK Bülteni’nde de açıkça tespit edilmiş olup davalı şirkete idari para cezası verildiğini, SPK’nın çıkartmış olduğu Özel Durumlar Rehberinin, II-15.1 sayılı Özel Durumlar Tebliği’nin nasıl uygulaması gerektiğini detaylı olarak düzenlediğini, ilgili rehberin 2.5. Haber veya Söylentilerin Doğrulanması başlığında halka açık şirketlerin basın-yayın organları veya diğer kitlesel iletişim kanallarında kendileri hakkında çıkan haberleri Tebliğin 17. maddesi çerçevesinde oluşturulan ve kamuya açıklanan bilgilendirme politikasında belirlenen esaslar çerçevesinde izlemekle yükümlü olduğunun ifade edildiğini, bu kapsamda davalı şirket ve belirtilen dönemde şirketin kamuyu aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmekle sorumlu olan davalı yönetim kurulu üyelerinin yükümlülüklerini ya yerine hiç getirmediğini ve basın yayın organlarını hiç takip etmediklerini ya da bu haberleri görmelerine rağmen kamunun doğru ve eşit bir şekilde bilgilendirilmesine dair özel durum açıklaması yapmaktan kaçındıklarını, her iki ihtimalde de davalıların kusurunun varlığının açık bir şekilde görüldüğünü, yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgi sebebi ile yükselen fiyattan alım yapan yatırımcının doğru bilginin ortaya çıkması ve fiyatların düşmesi ile herhangi bir işlem yapmamış olsa bile zarara uğradığını, kasıt veya ihmal sebebiyle kamunun yanıltıcı veya eksik aydınlatılmasından doğacak zararın yatırımcıya yükletilmesinin de hukuk düzeni tarafından korunmadığını, davalıların kamuyu aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmemeleri sebebiyle müvekkilinin zararının meydana geldiğini;Dava dilekçesinde detaylı olarak açıklanan yukarıda da özet olarak belirtilen hususların işbu dosya kapsamındaki uyuşmazlıkta haksız fiilin tüm şartlarının sağlandığını, TBK madde 72 hükmünün;“(…)Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar(…)” şeklinde olduğunu, ticari iş niteliğindeki haksız fiilden doğan zararın tazmini talepli davanın yasal süresi içerisinde başlatıldığını, Mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, mahkeme kararına temel teşkil eden bilirkişi raporunda bilirkişinin davanın dayanağı TBK kapsamında düzenlenen haksız fiil olmasına rağmen taraflarınca hiçbir şekilde dosya kapsamında ileri sürülmemiş olan SerPK md. 32 hükmünü göz önünde bulundurarak değerlendirme yaptığını, farklı bir ifade ile bilirkişinin kendisinden istenilen hesaplamayı yapmak yerine hakim yerine geçerek kendince hukuki yorum yaparak rapor düzenlediğini;Mahkemenin kararına gerekçe gösterdiği SerPK md. 32'nin yalnızca kamuyu aydınlatma belgelerine yönelik olduğunu, ilgili maddenin yalnızca işbu belgeler nezdinde hüküm ifade ettiğini, davanın konusunun ve değindiği hususların hiçbir kamuya aydınlatma belgesi ile ilişkisi olmadığını, bu davada SerPK md. 32 hükümlerinin uygulanmasının hiçbir şekilde mümkün olmadığını, HMK md. 279/4'nin;“(…) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklaması sırasında, hukuki değerlendirmelerde bulunamaz(…)” hükmünü içerdiğini, dosya kapsamında taraflarınca hiçbir şekilde ileri sürülmemiş bir kanun maddesi kapsamında rapor yazmanın hukuki görüş sunmaktan başka birşey olmadığını, sadece bu sebeple bile hazırlanan raporun mahkeme tarafından kararın esas alınmaması gerektiğini, kendisinden talep edilen hesaplamanın da söz konusu raporda yanlış bir şekilde yapıldığını, dosyanın ek rapora gönderilmesi gerekirken doğrudan karara çıkmasının hatalı olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı ... ve davalı şirket yöneticilerinin, davalı ... Şirketi'nin ...  Şirketi tarafından satın alınacağına dair basında çıkan haberler üzerine, ilgili tarihlerde KAP üzerinden yapılması gereken özel durum açıklamalarını yapmadıklarından bahisle yatırımcı nezdinde oluşan zararın tazmini talebine ilişkindir. Davacı taraf, 2018 yılında davalı şirketin sermaye piyasasında işlem gören paylarından satın aldığını, 2018 yılı Temmuz-Ağustos aylarında basın yayın organlarında davalı şirketin ... tarafından satın alınacağı ve bu konuda görüşmelerin yapıldığına dair haberler çıktığını, davalı şirketin bu haberlerle ilgili KAP üzerinden herhangi bir açıklama yapmadığını, SPK tarafından davalı şirket hakkında idari para cezası kararı verildiğini, idari para cezasına konu eylemler nedeniyle oluşan zararının tespiti ile davalılardan tazmini gerektiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000 TL tazminatın faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının zararını ispat edemediğini, haksız fiilin şartlarının oluşmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.  5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev Yetkileri Hakkında Kanun'un 5/3. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülecek davalardan hangilerinde yargılamanın bir başkan ve iki üyeden oluşan heyetçe yürütüleceği ve uyuşmazlığın heyetçe karara bağlanacağı düzenlenmiş olup bu madde kapsamında olmayan davalar yönünden yargılamanın tek hakim tarafından yürütülmesi ve uyuşmazlık hakkındaki nihai kararın tek hakim tarafından verilmesi mümkündür. Davacı taraf dava dilekçesinde davasını hukuki olarak Sermaye Piyasası Kanunu ve ikincil düzenlemeleri ile TBK'nın 49 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil hükümlerine dayandırmış olduğu gibi istinaf dilekçesinde de açık bir şekilde davanın dayanağının haksız fiil olduğunu beyan etmiştir. Somut olayda dava, TTK'nın 553. maddesinde düzenlenen yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna veyahut anılan kanun maddesinde düzenlenen başkaca bir hukuki müesseseye dayanmadığından tek hakim tarafından yargılama yapılması ve karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacı vekilinin aksi yöndeki usuli istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekili tarafından esasa ilişkin olarak ileri sürülen istinaf sebebi ise; davada SPK'nın 32/6. maddesinde düzenlenen 6 aylık zamanaşımı süresinin değil, haksız fiile ilişkin TBK'nın 72. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun, \"Kamunun Aydınlatılmasına İlişkin Özel Durumlar\" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrası uyarınca;  sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgi, olay ve gelişmelerin, ihraççılarca veya ilgili taraflarca kamuya açıklanması zorunludur. Aynı kanunun \"Kısaltmalar ve Tanımlar\" başlıklı 3.maddesinin 1/h bendine göre ihraççı; kitle fonlaması platformları aracılığıyla para toplayanlar hariç olmak üzere, sermaye piyasası araçlarını ihraç eden, ihraç etmek üzere Kurula başvuruda bulunan veya sermaye piyasası araçları halka arz edilen tüzel kişileri ve bu Kanuna tabi yatırım fonlarını ifade eder. Sermaye Piyasası Kurulu'nun, 6362 Sayılı Kanunun 15/2 fıkrasına dayalı olarak  çıkardığı, 23/1/2014 tarih ve 28891 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Özel Durumlar Tebliği'nin  (II-15.1)'nin  9/1 maddesi uyarınca; ihraççılar hakkında sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek öneme sahip, basın-yayın organları veya diğer iletişim yollarıyla ilk kez kamuya duyurulan veya daha önce kamuya duyurulmuş bilgilerden farklı içerikteki haber veya söylentilerin varlığı halinde; bunların doğru veya yeterli olup olmadığı konusunda, bu Tebliğde belirtilen esaslar çerçevesinde ihraççılar tarafından kamuya açıklama yapılması zorunludur. Söz konusu yükümlülük, Kurul veya ilgili borsa tarafından herhangi bir uyarı, bildirim veya talep beklenmeksizin yerine getirilir.Sermaye Piyasası Kanunu 32/1 maddesinde; özel durum açıklaması işlemlerinde hazırlanacak duyuru metinleri gibi Kurulca kamuyu aydınlatma amacı ile düzenlenmesi öngörülen sair kamuyu aydınlatma belgelerini imzalayanların veya bu belgeler kendi adına imzalanan tüzel kişilerin, bu belgelerde yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Aynı kanunun 32/4 maddesinde, yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgiler içeren kamuyu aydınlatma belgelerinin kamuya açıklandığı tarihten hemen sonra,  borsada satın alınan veya satılan sermaye piyasası araçlarının, gerçeğe uygun bilginin ortaya çıktığı tarihten hemen sonra borsada satılması veya satın alınması üzerine yatırımcıların malvarlıklarında zarar meydana gelmesi hâlinde bu maddeye göre ileri sürülecek tazminat talepleri açısından kamuyu aydınlatma belgesi ile zarar arasında illiyet bağı kurulmuş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Kanunu 32/6 maddesinde ise, kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan tazminat talebinin, dördüncü fıkradaki zararın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Davacının yatırımcı sıfatıyla açtığı davada; davalı şirketin dava dışı ... Şirketine satılacağına dair söylentilerin davalı şirket paylarında yükselişe yol açtığını, bu konudaki söylentilerin doğru olup olmadığı ile ilgili Tebliğ'in 6 ve 9. maddesi uyarınca özel durum açıklaması yapılmadığını, 29/08/2018 tarihinde çıkan satın alma görüşmelerinin askıya alındığına dair haberler üzerine şirket paylarının hızlı şekilde gerilemeye başladığını, 2018 yılı sonunda ise 2,95 TL'ye kadar gerilediğini, satın alma haberlerinin yalanlanmaması nedeniyle aksi yöndeki haberler üzerine zarara uğradığını ileri sürdüğü açık olduğuna göre; şirketin daha önce KAP'da yayınlanmış olan ortaklık yapısının değişeceğine ilişkin basında çıkan söylentilere yönelik açıklama yapmamış olmasının, eksik açıklama kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ileri sürülen tazminat talebinin SPK'nın 32. maddesi kapsamında kaldığı ve aynı maddenin altıncı fıkrasındaki altı aylık zamanaşımı süresine tabi olduğu, anılan yasal düzenleme özel nitelikte olduğundan olayda TBK'nın genel hükümlerinde düzenlenen haksız fiile ilişkin genel zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı sabittir. Dosyada mübrez bilirkişi raporu ile davacının, davalı şirket paylarını 08.08.2018 tarihinde aldığı ve 07.12.2018 tarihinde sattığı tespit edilmiş olup bu tarih itibariyle zararı ortaya çıkmıştır. Buna göre dava, SPK'nın 32/4. maddesi uyarınca 07.12.2018 tarihinden itibaren 6 aylık zamanaşımı süresinden sonra 24.03.2020 tarihinde açılmış olduğu ve davalı tarafça cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'i ileri sürüldüğünden Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 04/07/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4c8444448d4d5c3f","SID":"208b364cdb536204"}}