{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1254 <br>KARAR NO: 2022/1432<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/04/2022<br>NUMARASI: 2019/116 E. - 2022/182 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Rücuen Tazminat)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili,  dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... AŞ'nin 1969 yılında sanayide kullanılan soda ihtiyacını karşılamak amacı ile kurulan çok eski bir geçmişe sahip köklü bir şirket olduğunu, müvekkilinin ürettiği ağır ve hafif soda, sodyum bikarbonat ve sodyum sülfat ürünleri ile başta cam sanayi olmak üzere deterjan, kimyasal madde üretimi, kağıt, tekstil gıda ve hayvan yemi sektörlerine de hizmet verdiğini, Türk sanayisinin soda ihtiyacını karşılamanın yanı sıra yurt dışında da 80 ülkeye soda ihracatını yaptığını, ülkeye büyük meblağlarda döviz kazandırdığını, müvekkil şirketin Türkiye'de kurulu fabrikalarının yanı sıra Bosna Hersek Cumhuriyeti ve Bulgaristan'da bulunan fabrika ve işletmelerinde yılda 2.2. milyon ton soda üretimi yaptığını ve bu üretim miktarıyla Avrupa'nın en büyük 4.Dünyanın 10.soda üreticisi konumunda olduğunu, müvekkilinin aynı zamanda hissedarı olan ...'a üretimde kullanmak üzere soda satışı yaptığını, müvekkili şirketin yurt dışında bulunan fabrikalarında üretilen sodanın Türkiye'ye taşınması amacı ile davalı ... AŞ. ile 01.05.2017 tarihinde gemi ile Varna/Sodi  Limanı'ndan Tekirdağ ve Dilovası Limanlarına Dökme Soda Taşıması Sözleşmesi, 01.05.2017 tarihinde Gemi ile Ambalajlı Soda Taşıması sözleşmesi imzaladığını, davalının müvekkili şirket tarafından yapılan tüm uyarılara rağmen \"İSTENEN ZAMAN ve EVSAFTA GEMİ TEMİN ETMEMİŞ\" ve bunu çeşitli gerekçelerle rutin haline getirdiğini, bu durumum müvekkili şirketi zor durumda bıraktığını, ihracatlarını zamanında gerçekleştirmemesine ve üçüncü şahıslarla olan satım sözleşmelerinin ihlaline sebebiyet verdiğini ve ticari itibarınını zedelediğini, bu kapsamda da müvekkilinin belirtilen iki sözleşmeyi sözleşmelerin 15.4 maddeleri uyarınca Kartal ...Noterliği'nin 13.10.2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile haklı nedenle sona erdirdiğini, ..., ..., ..., ... Fabrikaları A.Ş. ve ... arasında 31.12.1997 tarihinde imzalı Soda Külü Ürün Alım Sözleşmesi ve akabinde imzalanan Tadil Protokollerinin ekli olduğunu, bu sözleşmelerin kapsamında müvekkil şirketin 2017 yılı Temmuz, Ağustos  ve Eylül dönemi için almayı taahhüt ettiğini, tutarda soda külü alımını, davalının gemi temin edememesi nedeni ile yerine getirememediğini, alımını yapamadığını, 8.476 ton soda külü için tedarikçisi ...'ye ceza ödemek durumunda kaldığını, Soda Kül Ürün Alım Sözleşmesi kapsamında tayin edilmiş olduğunu, denetim firması olan Deloitte'ın raporu ekli olduğunu müvekkili şirketin ekli raporda yer alması üzerine alımı yapılamayan her ton için 17,9 euro olmak üzere toplam 8.476 ton alımını yapamadığı soda külü için 8.476 ton X 17,9 - Euro = 151.720,40 Euro ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin davalının gemi temin etmemesinden kaynaklı ödemek durumunda kaldığı ceza faturalarının ekli olduğunu, müvekkilin ekli ceza faturaları ile 9.276 ton soda külü alımı yapamadığı için ceza ödemek durumunda kaldığını, 8.476 tonluk kısmı davalıdan kaynaklandığını, bunun dışında kalan 2800 tonun ise Varna'dan Gürcistan topluluk içi fabrikasına yapılacak sevkiyatı karşılıklı anlaşmayla ötelenmesi nedeniyle çekilmeyen miktara ilişkin olduğunu, dava konusu dışında olduğunu,  müvekkil şirketin bu konuda taşımacılık hizmetini davalı ile imzaladığını, belirtilen sözleşmeler kapsamında temin etmemekte iken, bahse konu cezaya konu soda külü alımının yapılamamasının nedeninin, davalının gereği gibi temin etmemiş olduğunu,  ifade edilen her iki sözleşmenin, müvekkil şirket tarafından haklı nedenle sona erdirildiğini, TTK ve TBK'nun ilgili hükümleri çerçevesinde ...'in sözleşmelere ve ticari örf ve adete aykırı davranışları nedeniyle müvekkil şirketin zarara uğradığını, müvekkil anılan tutarın tahsili amacı ile arabulucuya başvurduğunu, 20.03.2019 tarihinde yapılan arabuluculuk toplantısında sürecin anlaşmama ile sona erdiğini, müvekkilin davalının gemi temin edememesi nedeni ile ... Alım Sözleşmesi kapsamında almayı taahhüt ettiği soda külü alımını Temmuz,Ağustos, Eylül 2017 döneminde gerçekleştiremediğinin açık olduğunun , müvekkil şirketin Soda  Külü Alım Sözleşmesi'nin tedarikçisi ...'ye davalının haksız eylemi nedeni ile ceza tutarı ödemek zorunda kaldığını, huzurdaki dava ile bu ceza tutarının dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalı taraftan tahsilini talep zorunluluğunun hasıl olduğunu, davalı ... Lojistik'in Sözleşmelere ve ticari hayatın gereklerine aykırı şekilde hareket etmesi nedeniyle, Müvekkil Şirket'in 2017 yılı üçüncü çeyrek ( Temmuz, Ağustos, Eylül ) dönemi için alım yapamadığı 8.476 ton soda için ...'ye ödemek zorunda kaldığı 151.720,40 Euro miktarlı ceza tutarlarının davalı ...'ten tahsilini, anılan tutarın 3095 sayılı kanunun 4/A maddesi uyarınca dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsilini, her türlü hak saklı kalmak kaydıyla talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle, 6012 S.Ticaret Kanu'nun 1246.maddesinde Gemi Kira Sözleşmeleri ile Zaman Çarteri sözleşmeleri ve navlun sözleşmelerinden veya konişimentodan veya onun düzenlenmesinden doğan alacakların bir yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, 01.05.2017 tarihli iki adet sözleşmelerin TTK'nun Deniz Ticaret başlığı altında yapılan düzenlemelere tabi bir navlun sözleşmesi olduğunu, bu dava ile davacının, söz konusu sözleşme hükümlerince gemi temin edemediği nedeni ile 3.Kişiye ödenen tazminatı rücuen talep ettiğini, bu talebin TTK'nun 1246.maddesinde düzenlenen bir yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, davacının 2017 yılı Temmuz,Ağustos ve Eylül döneminde gerçekleşen zararlarını talep ettiğini, tazminatı doğuran eylem tarihleri ile davanın açıldığı tarihi arasında 2 yıla yakın bir zamanın geçtiğini, bu nedenle davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının 01.05.2017 tarihli sözleşmelerinin haklı olarak fesih ettiğini iddia ettiğini, davacı tarafından yapılan bu feshin haksız olduğunu ve bunun tespiti istemi ile müvekkil ... Lojistik tarafından İstanbul 4.ATM'nin 2017/1187 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, bu dava da İstanbul 17.ATM'nin görevli olduğuna karar verildiğini, davanın halen derdest olduğunu, dolayısı ile davacının haklı fesih iddiası yönünden söz konusu dava sonucunun beklenmesi gerektiğini, davacının ..., ... Fabrikaları A.Ş. arasında 31.12.1997 tarihli sözleşme imzalandığından bahsedildiğini, bahsi geçen bu şirketlerle müvekkil ... Hizmetleri A.Ş. arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin mevcut olmadığını,  davacı ... A.Ş'nin de sözleşmelerin tarafı olmadığının anlaşıldığını, şirketler arasında akdedildiği iddia edilen sözleşmelerin dosyaya ibraz edilemediğini ve taraflarına tebliğ edilemediğinden içeriği hakkında bir değerlendirme yapılamadığını, bu sözleşmelere taraf olmayan müvekkili ve davacının bu sözleşmelere bağlı bir sorumluluğunun olamayacağının açık olduğunu, dolayısı ile söz konusu sözleşmelere bağlı olarak dava dışı 3. Kişinin zararının bu sözleşmelerin tarafı olmayan davacı tarafından müvekkile rücu edilmesinin de mümkün olmadığını, 01.05.2017 tarihli davacı ... A.Ş. İle müvekkil ... A.Ş. Arasında akdedildiğini, bu sözleşmelerden görüleceği üzere müvekkil ... A.Ş.'nin taşınacak yük miktarına ilişkin ay bazında bir taahhüdü mevcut olmadığını, sözleşmelerde miktar Ton/yıl esası ile belirlendiğini ve bu miktarın %20 oranında taşıtan tarafından artırılıp eksiltilebileceğinin düzenlendiğini, Keza Ton/Yıl esası ile belirlenen yük miktarı için taşıtanın kesin bir taahhüdünün olmadığının da ayrıca sözleşmede açıkça belirlendiğini, sözleşme sürecinde yapılan ve yapılacak taşımalara ilişkin planlama Davacı-... A.Ş. tarafından yapıldığını ve müvekkile bildirildiğini, müvekkil ... Lojistik 2017 yılı Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında davacı tarafından yapılan planlamaya göre 9 adet gemi tahsis ederek talep edilen taşımaları yaptığını,  dolayısı ile davacının 2017 yılı Temmuz,Ağustos ve Eylül aylarında gemi temin edilemediğini ve bu nedenle bir miktar emtianın göndericiden teslim alınamadığını ve bu sebeple göndericiye tazminat ödendiği gibi bir iddianın da müvekkile karşı ileri sürülmesinin yerinde olmadığını, sözleşmenin \" Cezai Şartlar\" başlıklı 12.maddesinde, taşıyanın kendisinden talep edilen zamanda gemi temin edememesi halinde Taşıtan- ... A.Ş.'nin kendisinin gemi temin edeceğini ve aradaki navlun farkı için taşıyana - ... A.Ş'ne rücu edeceğinin düzenlendiğini, taşıyanın Konçellonun son gününe kadar gemi temin etmesi durumunda buna sözleşme hükümlerinin uygulanamayacağının da sözleşme hükmü olduğunu, sözleşmeye göre müvekkilin gemi tahsis edemediği hallerde davacı- Soda A.Ş.'nin müvekkil nam ve hesabına gemi tahsis etme hakkının mevcut olduğunu, Davacı ... A.Ş bu hakkı kullanacağını da müvekkile mail yolu ile gönderdiğini her gemi talebinde \" talep edilen tarihe kadar gemi temin edilemediğinde nam ve hesabına gemi temin edilecek, aradaki navlun farkı rücu edileceğini,\" notunu düşmekle gösterdiğini, davacının ...'in talep edildiği tarihte gemi temin etmediğini, bu nedenle kendisinin gemi tahsis etmek zorunda kaldığı iddiasıyla uğramış olduğu zararların tazmini istemi ile açmış olduğu davaların mevcut olduğunu, bu davaların İstanbul 17.ATM'nin 2018/291 Esas ve 2019/175 Esas ile derdest olduğunu, kısaca taşımalar için müvekkil nam ve hesabına gemi tahsis hakkı olan ve bu hakkı kullanacağını her talebinde davacı beyan ettiğini, bir taraftan ...'ın tahsis etmediği taşımalar için ... nam ve hesabına gemi tahsisi yaptığını, bundan dolayı zarara uğradığı iddiasıyla bu zararın tahsili için İstanbul 17.ATM'nin 2018/291 Esas sayılı dosyası ile müvekkile aleyhine dava açan davacının diğer taraftan talep edilen tarihlerde gemi tahsisi yapmadığını, yapılmayan taşımalar nedeni ile alınamayan yükler için ödemek zorunda kalınan bedelin rücuen müvekkilden talep edilmesinin yerinde olmadığını,  sözleşmenin davacı tarafından haksız olarak fesih edilmesinden sonra karşılıklı davalar açıldığını, davacı  tarafından açılan bu davalarda birbiri ile çelişen iddialar ve taleplerin bulunduğunu, diğer davalarda olduğu gibi bu davadaki davacı taleplerinin de yerinde olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından bildirilen ancak dosyaya ibraz edilmeyen ve taraflarına tebliğ edilmeyen delil ve eklere karşı bunlardan doğacak itirazların saklı kalmak kaydı ile davaya cevap verdiklerini beyan ile usuli eksikliklerin tamamlanmasını ve zamanaşımı itirazının karara bağlanarak davanın zamanaşımı yönünden reddine, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"... Davaya konu edilen ve dava dışı satıcı ...’a yapılan ödemeleri ispatlayan dekontların 03.01.2018, 21.12.2017 ve 25.01.2018 tarihli olduğu görülmektedir. Söz konusu ödemelerin yapılmasından sonra kar kaybı şeklinde zarar doğduğundan, zamanaşımı bu andan itibaren başlayacaktır. Davacı 12.10.2017 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini ve zararlarının tazminini talep ettiklerini bildirmiş olsada, söz konusu ihtarda tazminatın talep edileceğinin ifade edilmiş olması zamanaşımını kesen bir sebep değildir. Dava 19.04.2019 tarihinde açılmış olduğundan dava konusu tazminat talebi TTK m. 1246'ya göre dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramış olmakla, bu kanaat ışığında davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.\"   gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine  karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Önceki beyanlarını tekrarla, Bilirkişi raporu sonucunda hatalı kanaat ile davanın reddedildiğini, ek ve kök rapora itirazları ve somut uyuşmazlığa ilişkin uzman görüşüne rağmen iddialar dikkate alınmaksızın karar verildiğini, bilirkişi raporunun uzman raporuyla çelişkiler içerdiğini, yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmeksizin uzman mütalaasıyla çelişkili raporun hükme esas alınmasının bozma nedeni olduğunu, yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmesine karar verilmesi gerektiğini, davalının çerçeve sözleşmesinden doğan navlun sözleşmesini hiç ifa etmemesi sebebiyle müvekkili şirket nezdinde ortaya çıkan zararlardan TBK hükümlerine göre sorumlu olduğunun izahtan vareste olduğunu, bu sebeple talep edilen zarara ilişkin zamanaşımı süresinin buna göre belirlenmesi gerektiğini, davalının gemi tahsis ederek yük taşıma borcunu hiç ifa etmediğini, buna rağmen davalının asli edimini yerine getirmemesi sebebiyle ortaya çıkan zararların TTK 1246.madde de değerlendirildiğini, TTK'nın taşıyanın sorumluluğuna ilişkin düzenlemelerinde sadece belirli haller esas alınarak özel hüküm getirildiğini, bunun dışında kalan sorumluluk hallerinin ise ek raporda da kabul edildiği üzere TBK'ya tabi olduğunu, davalı şirketin gemi temin etme yükümlülüğünü hiç ifa etmemesi sebebiyle dava dışı firma Solvay'ın müvekkiline ceza faturası kestiğini, bu tutarı doktrin görüşü ışığında taşıyanın yükümlülüğünü hiç ifa etmemesinden kaynaklandığından TBK kapsamında olduğunu, TTK 1246 kapsamında belirtilen alacaklardan olmadığını, bilirkişiler tarafından navlun sözleşmesi kapsamında bütün alacaklar vurgusu yapıldığından bahisle TTK 1246'nın uygulanması gerektiğinin iddia edildiğini mahkemece de bu hükme göre karar verildiğini, bütün alacaklar ifadesi kullanılmış olmasına rağmen kast edilenin sözleşmeden doğan alacaklardan olduğunun izahtan vareste olduğunu, oysa sözleşmeden dönme halinde sözleşmenin hiç kurulmamış varsayıldığı için dönme neticesinde talep edilen alacağın artık sözleşmeden doğan bir alacak olmayıp kanunun açık düzenlemesinden doğan bir alacak olduğunu, 07.10.2021 tarihli hukuki mütalaanın 6.sayfasında yer aldığını, somut olayda müvekkilinin uğramış olduğu ve görülmekte olan davanın ikame edilmesiyle talep edilen zararında sözleşmeden doğan bir zarar olarak nitelendirileceğini, sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasıyla birlikte akdedilen sözleşmenin hiç kurulmamış sayılacağını, taşıyanın navlun sözleşmesinin geç ifa edilmesinden ileri gelen zararların mesuliyetinin TTK'da düzenlendiği için TBK kapsamında olmadığı, ancak taşıyanın navlun sözleşmesinin ifa edilmemesinden  doğan mesuliyetinin TTK'da düzenlenmediği için TBK'ya tabi olduğunu, ayrıca davalı vekili tarafından sözleşme feshinin haklı olmadığının tespitine ilişkin dava açıldığını, her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmenin konusunun deniz taşıma ile ilgili olsa dahi davanın konusunun deniz ticaretinden kaynaklanan bir husus olmadığını, davalı ilgili dosyadaki dilekçesindeki bu iddialarının kendi beyanlarını doğruladığını, davalının mahkeme içi ikrarınında davanın konusunun deniz ticaretinden kaynaklanmadığını teyit ettiğini, huzurda görülmekte olan davada navlun sözleşmesinden doğan bir alacağın dava edilmediğini, navlun sözleşmesinin ifa edilmemesi nedeniyle sözleşmeden dönülerek uğranılan zararın tazmininin talep edildiğini, bu kapsamda da TBK hükümlerinin uygulanması gerektiğinin bilirkişilerce de tespit edilmişken ayırca ek raporun üçüncü sayfasında navlun sözleşmelerine özgü olmamakla beraber TBK kapsamında talep edilecek zararın tazmininde hangi zamanaşımının uygulanması gerektiğinin doktrinde tartışmalı olduğunu bu sebeple TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğinin beyan edildiğini, bu tespite katılmanın mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla TTK 1246/2.maddesi gereğince zamanaşımına dair sürenin alacağın muaccel olmasıyla başladığını, sözleşmeden dönülmesinden sonra ortaya çıkan zararın ise yargılama gerektirir bir husus olduğundan muaccel bir alacaktan bahsetmenin mümkün olmadığını, bir yıllık zamanaşımı hükmünün dava konusu ihtilaf bakımından ilgili olmadığının açık olduğunu, iddia ederek kararın kaldırılmasını, rapor ile uzman görüşü arasındaki açık çelişkinin giderilmesi amacıyla TBK alanında uzman bir akademisyenin de yer aldığı, yeni bir bilirkişi heyetine tevdi ile rapor alınmasını talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taşıma sözleşmesine aykırılık nedeniyle, davacı tarafından dava dışı tedarikçisine ödenen ceza tutarlarının davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında gemi ile ambalajlı soda taşıma işleri sözleşmesinin imzalandığı, söz konusu sözleşmenin davacı şirket tarafından feshedildiği konularında herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, davacı şirket tarafından dava dışı tedarikçiye ödemek zorunda kalınan ceza bedelinden davalı şirketin sorumluluğu durumunda zamanaşımı süresinin TTK hükümlerine mi yoksa TBK hükümlerine mi tabi olacağı, dosya içerisindeki bilirkişi raporları ile uzman görüşü arasında çelişki bulunup bulunmadığı, mahkeme kararının isabetli olup olmadığına ilişkindir. Taraflar arasında 30.06.2016 tarihinde gemi ile ambalajlı soda taşıma işlemi sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin eki olan 13.02.2017 tarihli revize teknik şartnamede, ... Sanayi AŞ (taşıtan) ve taşıtanın dökme ürünlerini taşıyacak firma taşıyan arasındaki teknik hususları belirleyen şartnamenin1. maddesinde şartnamenin gemi ile yapılacak olan güzergahlar için on iki ay boyunca geçerli olacağının belirtildiği, sözleşmenin uygulanmasında geçen geminin, taşıtanın yükünü taşıyan gemi olduğu, yükün ağır soda dökme ürünleri, taşıtanın ... Sanayi AŞ olduğu, tarafların sorumluluklarının 10. maddede düzenlendiği, 10.1.madde de taşıyanın teklif edeceği gemilerin yüke uygun olduğunu garanti edeceği hususunun belirtildiği,12.madde de cezai şartların düzenlendiği, düzenlemenin 12.12.bendinde taşıyanın bu sözleşmede yazılı edimlerini taşıtanın kusuru olmaksızın geç ifa etmesi veya hiç ifa etmemesi halinde bu geç ifa veya hiç ifa etmemekten kaynaklanan her  türlü zarar ve ziyanı taşıyandan ayrıca talep edeceği hususunun belirtildiği, teknik şartnamenin genel esaslar üst başlığı altında 15.4.bendinde taşıyanın işbu sözleşmeye aykırı hareketinin sözleşmenin ihlali niteliğinde olursa taşıtanın böyle bir halde sözleşmeyi tek taraflı feshe yetkili olduğu gibi taşıyanın teminatını nakde çevirerek irad kaydedeceği, taşıtanın ayrıca sözleşmenin feshi sebebiyle oluşacak fiyat farkı ve zayi zararlarını taşıyandan talep edeceğinin belirtildiği, davacı şirket tarafından dava dışı şirketin 20.12.2017 tarihli olarak düzenlemiş olduğu faturalara istinaden 21.12.2017, 03.01.2018, 25.01.2018 ve aynı tarihli ödeme dekontlarıyla ödemelerde bulunduğu, sözleşmede davalı şirketin müteahhit olarak yer aldığı, sözleşme konusunun tarafların arasındaki gemi ile Varna/Sodi Limanından Tekirdağ ve Dilovası Limanlarına dökme soda taşıması hizmet alımına yönelik olduğu, taraflar arasında ayrıca gizlilik sözleşmesi imzalandığı, davacı şirket tarafından söz konusu sözleşmenin Kartal ...Noterliğinde düzenlenen 13.10.2017 tarihli ihtarname ile 01.05.2017 tarihinde imzalanan sözleşmenin şirketçe yapılan tüm uyarılara rağmen istenen zaman ve istenen evsafta gemi temin edilmemesi, ödemesi şirketlerince yapılan navlunlara zamanında ilgili gemi armatörlerine ve/veya gemi acentelerine yapmayarak şirketin zor durumda bırakıldığı ve itibarın zedelenmesi gerekçesiyle sözleşmenin 15/4.maddesine dayanarak tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirildiği, davacı şirket ile dava dışı ... şirketi arasında 31.12.1997 tarihinde ürün alım sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 1.maddesinde Bulgaristan'da bulunan ... şirketinin ... veya tedarikçi olarak anılacağının belirtildiği, sözleşmenin 3.maddesinde ürün alım sözleşmesi süresi boyunca sözleşmede belirtilen kayıt ve şartlar uyarınca tedarikçi ... ve ...'a soda külü satacağı ve ... ve ...'ında tedarikçiden soda külü alacağının düzenlendiği, dava dışı ... tarafından davacı şirket adına 20.12.2017 tarihli faturalar düzenlendiği, davacı şirket tarafından söz konusu ceza tutarlarının ödenmiş olduğu iddiası ile davalıdan tahsili için işbu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. 14.12.202 havale tarihli bilirkişi heyet raporunda; dava konusu uyuşmazlığın davacı taşıtan ile davalı taşıyan arasında kurulmuş olan navlun sözleşmesi hükümlerine uygun şekilde gemi tahsis edilmemesi nedeniyle ortaya çıktığı iddia olunan zararın tazminine ilişkin olduğu, tazminat talebinin taraflar arasındaki navlun sözleşmesinin ifa edilmemesine dayandırıldığından talebin tabi olduğu zamanaşımı süresinin TTK m. 1246 hükmüne göre belirlenmesi gerektiği, TTK m. 1246'ya göre, eşyanın hasara, zıyaa uğraması veya geç tesliminden taşıyanın sorumluluğuna dayanan tazminat taleplerine ilişkin TTK m. 1188 hükmü saklı olmak üzere, navlun sözleşmesinden doğan bütün alacaklarının bir yılda zamanaşımına uğrayacağı, kanun koyucunun hükmün gerekçesinde açıkça düzenlenmesine duyulan ihtiyacı vurgulayarak zamanaşımının başlangıç tarihini de belirlediği, buna göre, bir yıllık zamanaşımı süresinin Borçlar Hukuku'nun genel prensibine paralel olarak (TBK m. 149) alacağın muaccel hale geldiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, borca aykırılık halinde tazminat alacağının zamanaşımının bu alacağın doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, şu halde, dava konusu tazminat talebinin tabi olduğu zamanaşımı süresinin tazminat alacağının doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacağının kabul edilmesi gerektiği, davaya konu edilen ve dava dışı satıcı ...'a yapılan ödemeleri ispatlayan dekontların 25.01.2018 tarihli olduğunun görüldüğü, bu dekontların yalnızca 26.584,00 ve 4.188,00 Euro tutarlı ödemelere ilişkin olduğu, ... Bankası tarafından düzenlenen 03.01.2018 ve 21.12.2017 tarihli iki ayrı belgenin de dosyaya sunulmuş olmakla birlikte bu belgelerin yabancı dilde olduğundan anlaşılamadığı, bu belgelerden yalnızca 03.01.2018 tarihli olanında 147.731,00 tutarlı ödemeye ilişkin “off balance premium for guarter 3/2017” ifadesi yer aldığı, söz konusu ödemelerin yapılmasından sonra kar kaybı şeklinde zarar doğduğundan, zamanaşımının bu andan itibaren başlayacağı, davacının 13 Ekim 2017'de ... nolu belge ile davalıya sözleşmeyi feshettiğini ve zararlarının tazminini talep ettiklerini belirttikleri, söz konusu ihtarda, tazminatın talep edileceğinin ifade edilmiş olmasının zamanaşımını kesen bir sebep olmadığı, bu bakımdan davanın 19.04.2019 tarihinde açılmış olduğu dikkate alınırsa TTK m. 1246 gereği dava konusu tazminat talebinin zamanaşımına uğramış olduğu sonucuna ulaşıldığı,  davalı ... Lojistik'in 24.06.2019 tarihli davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunmuş olduğundan zamanaşımına uğramış olan talebin kabulünün mümkün görülmemesi gerektiği, davacı ... Sanayi ile davalı ... arasında 01,05.2017 tarihinde kurulan “Gemi İle Ambalajlı Soda Taşıması Sözleşmesi (Varna/Dilovası Efesan-Martaş, Ploce/Mersin- Alexandria)” başlıklı navlun sözleşmesinde de yapılacak taşımaların tutarı ile yükleme ve varma İimanları farklı olmakla birlikte tarafların sorumlulukları bakımından aynı hususların kararlaştırıldığı, özellikle “Cezai Şartlar” başlıklı 12. maddede, taşıyanın gemi tahsis etmesine ilişkin hükümlerin diğer sözleşme ile aynı olduğunun tespit edilmediği, davacı ... Sanayi ile dava dışı ... arasındaki 31.12.1997 tarihli Soda Külü Ürün Alım Sözleşmesi'nde ... tedarikçi sıfatıyla ... ve ...'a yoğun ve hafif soda külü satmayı üstlendiği, “... Külü Alım Satımı” başlıklı 3. Maddede sözleşme süresi boyunca ve sözleşmede belirtilen kayıt ve şartlarla tedarikçi ...'nin Solvay ve ...'a (veya onun ilgili iştiraklerinden herhnagi birine) soda külü satacağı ve ... ile ...'ın da tedarikçi ...'den soda külü satın alacağı kararlaştırıldığı, “Ürün Alım Hakları ve Yükümlülükleri” başlıklı 3.2.1. hükmüne göre her alıcının fabrikanın ürettiği soda külünün o alıcının o zamanki hisse oranına eşit miktarını satın alacak ve tedarikçinin ilgili alıcıya bu miktarı satacağını, alıcıların taahhüt ettikleri miktarda ürünü satın almamalarının sonuçları sözleşmenin 3.4. hükmünde düzenlendiği, hükme göre “talep açığı”, alıcının herhangi bir çeyreğe ilişkin alımının  sözleşmenin 3.2.1. hükmüne göre satın alması gereken ve söz konusu çeyreğe ilişkin olarak fabrika üretimine göre hesaplanan miktarın altında olması olduğu, 3.4.4. hükmü gereğince talep açığı olan alıcıya tedarikçi tarafından ilgili çeyreğe ilişkin talep açığı miktarının dengeleme primi ile elde edilen tutarın fatura edileceği, bu miktar  fazlası olan alıcı ile dengelenebileceği, davacı ...'nin dava dışı ...'den satın aldığı soda emtiasına ilişkin 20.12.2017 tarihli dört ayrı faturanın dosyaya sunulduğu, bu faturalarda kayıtlı tutarların 26.584,00 Euro, 4.188,00 Euro, 147.731,00 Euro ve 45.525,35 Euro olduğu ve her bir faturaya kayıtlı borca ilişkin vade tarihi 19.01.2018 olarak belirlendiği, 2017 yılının 3. çeyreğinde yapılan taşımalara ilişkin konişmentoların dosyaya sunulduğu, 06.07.2017 düzenlenme tarihli konişmentolara göre 2.525,5 MT, 300.900 kg, 300.900 kg; 14.07.2017 tarihli konişmentoya göre 3,006,000 MT; 29.07.2017 düzenlenme tarihli konişmentoya göre 3.006,000 MT; 03.08.2017 tarihli konişmentolara göre 2,797,609 kg ve 700,000 kg; 09.08.2017 tarihli konişmentolara göre 1.782,132 MT ve 352,450 kg, 601,800 kg; 17.08.2017 düzenlenme tarihli konişmentolara göre 2.776,583 kg, 700,000 kg; 22.08.2017 tarihli konişmentolara göre 2.005,002 kg, 2.548,576 kg, 650,000 kg; 04.09.2017 tarihli konişmentoya göre 2.414,400 MT*200,800 MT; 18.10.2017 tarihli konişmentoya göre 3.025,539 MT miktarında soda yükü taşındığı, davalı taşıyanın gemi belirleyememesi sebebiyle taraflar arasında yapılan elektronik posta yazışmalarının dosyaya sunulan örneklerinin incelendiği,  9 Ağustos 2017 tarihinde ... yetkilisinin davalı yetkilisine 07-08.08 tarihli talep edilen dökme yük için gemi belirlenmemiş olması sebebiyle 09.08.2017 tarihi 13.00'e kadar gemi belirlenmezse bizzat gemi tutmak için işlemlere başlanacağını bildirdiği, aynı hususun 10 Ağustos 2017 tarihli elektronik postada verilen süre yenilenerek tekrarlandığı, aynı tarihli ve birkaç saat öncesinde gönderilen elektronik postada da davalıya 0708.2008 yükleme tarihi kaçırıldığı için Ağustos ayında talep edilen yeni yükleme tarihlerinin bildirildiği, 10 Temmuz 2017 tarihli elektronik postada davacı yetkilisinin davalıya tahliye sürelerinin uzun sürdüğüne ilişkin bilgide doğruluk payı olduğunu ancak bu bilgi bahane edilerek gemi belirlenmemesinin yerinde olmadığını bildirerek talep edilen geminin aynı gün 17.00'ye kadar belirlenmemesi halinde bizzat gemi tutacaklarını ve oluşan ek maliyetleri taşıyandan talep edeceklerini bildirildiği, bu postadan önceki postada davalının davacıya varma limanındaki tahliye sürelerinin çok uzun olması sebebiyle armatörlerin davacının yükü için gemi tahsis etmediği bilgisini verdiğinin görüldüğü, 18 Temmuz 2017, 27 Temmuz 2017, 20 Temmuz 2017 tarihli elektronik postalarla da aynı hususların görüşüldüğü, bazı gemilerin belirlenmemesi sebebiyle bekleme sürelerinin değiştirildiği ve cam fabrikalarının stoklarında riskli bir sürece girildiğinin haber verildiğinin görüldüğü,  21 Eylül 2017 tarihli elektronik postada ise davacının gemi belirlemesi yapılmadığı için taşıyan nam ve hesabına başka bir firmadan gemi temin edildiği bilgisinin taşıyana iletildiği, taraflar arasındaki navlun sözleşmesi hükümlerinin özetlendiği, söz konusu hükümlerden anlaşıldığı üzere tarafların taşıyanın gemi belirlemesi ve tahsis etmesi üzerinde anlaşmış oldukları ve taşıyanın gemi belirleyememesi halinde taşıtan tarafından bizzat gemi belirlenmesi durumunu istisnai bir durum olarak kabul ettikleri, mahkemenin 2019/199 Esas numaralı dosyasında görülen davada sunulan 28.04.2020 tarihli Bilirkişi Raporu'nda da tespit edildiği üzere, esas olan taşıyan tarafından gemi belirlenerek tahsis edilmesi olduğu, ve bu edimini ifa etmeyen taşıyanın temerrüde düşmüş olacağı hususunda şüphe bulunmadığı, taşıyanın gemi teklif etmekle yükümlü olduğu ifa zamanı ise her bir taşıma bakımından laydays başlangıcının 2 gün öncesi olarak belirlendiği (m.12.2. son paragraf) öte yandan taşıyanın söz konusu edimini ifada temerrüde düşmesi halinde uygulanacak bir ihtimal olarak, navlun sözleşmelerinin 12.3. hükümlerinde kançelonun son günü gelmiş olmasına rağmen taşıyanın gemisini yükleme limanına getirmemiş olması durumunda taşıtanın bizzat gemi tayin edebileceğinin kararlaştırıldığı, bu hükümlerde taşıyandan söz konusu durum sebebiyle ortaya çıkan navlun farkının talep edilebileceğinin belirtildiği, burada tarafların kararlaştırdıkları şeyin, “öncelenmiş borca aykırılık” olarak adlandırılan kurum olduğu,  buna göre, vade tarihinden önce, taşıyanın bu sözleşmeyi vaktinde ifa edemeyeceği konusunda ciddi şüphe doğması halinde, taşıtanın sözleşmeye aykırılığı engelleme “imkânı” verildiği, bu imkân kullanılsa bile zararın tazmininin talep edilebileceği, üstelik, taşıtan davacı'nın bu hakkını kullanmaması veya kullanamaması halinde, bunun davalı taşıyanın sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, bu durumun sözleşmenin doğasına aykırı olduğu, bu bakımdan navlun sözleşmelerinin 12.12. hükümlerinde “taşıyanın sözleşmede yazılı edimlerini taşıtanın kusuru olmaksızın geç ifa etmesi veya hiç ifa etmemesi halinde geç ifa veya hiç ifa edilmemenin sebep olduğu her türlü zarardan taşıyanın sorumlu olacağı” hükmünün, yükü taşıtan davacı'ya yükleyen bir kural olmadığı, dosyada bulunan 28.04.2020 tarihli Bilirkişi Raporu'nda da belirtildiği üzere, dava konusu navlun sözleşmelerinin esas amacının taşıyanın gemi belirleyerek tahsis etmesi olduğu, sözleşmenin tüm hükümleri ile birlikte değerlendirildiğinde taşıyanın dilediğinde gemi tahsisi yapmayabileceği ve bu durumda herhangi bir sorumluluğunun da doğmayacağı sonucuna ulaşılması mümkün olmadığı, taşıtanın kusuru bulunmaksızın gemi tayin ve tahsis etmeyen taşıyan borçlu temerrüdüne düştüğünü ve ifa etmemenin ortaya çıkardığı zararlardan sorumlu tutulması gerektiği, davacı taşıtanın varma limanında boşaltma işini uzun bir sürece yaydığı için armatörlerden kabul görülmediği ve bu sebeple taşıyanın gemi belirleyemediği hususunun taraflar arasındaki elektronik posta yazışmalarında geçmiş ve davacı taşıyanın bu bilgide kısmen doğruluk payı olduğunu kabul etmiş olsa da (10 Temmuz 2017 tarihli elektronik posta) dosyada taşıyan tarafından gemi - belirlenememesi halinin taşıtanın kusuruna dayandığını ortaya koyan bir delil bulunmadığı, bu hususun sadece, taşıyan davacının, söz konusu öncelenmiş borca aykırılık düzenlemesinden doğan hakkını kullanamadığı anlamına geldiği ve bu sonuç taşıtan davalı'nın kendi borcuna aykırı davranmış olduğunu ve bundan da sorumlu olduğu sonucunu değiştirmeyeceği, dolayısıyla navlun sözleşmelerinin 12.12. hükümlerinde yer verilen “taşıtanın kusuru olmaksızın” şartının da  yerine geldiğinin kabulü gerektiği, zira taşıyanın kendi borcuna aykırı davranmasında taşıtanın bir kusuru olmadığı, yine elektronik posta yazışmaları değerlendirildiğinde davalı taşıyanın hangi ana kadar gemi belirlememiş olduğuna dair tespitler de yapılabildiği, örneğin 09 Ağustos 2017 tarihli elektronik postada 07/08/08 tarihli talep edilen gemi için belirleme yapılmadığı, 10 Ağustos 2017 tarihli elektronik postada aynı tarih için gemi belirlenmesi hususunda saat belirtilerek süre verildiğinin görüldüğü, şu halde davalı taşıyanın navlun sözleşmelerinde belirtildiği gibi laydays başlangıcının iki gün öncesine kadar gemi belirleyemediğinin kabul edilebileceği, navlun sözleşmelerinin 12.12. hükmü gereği taşıyan tarafından gemi belirlenmemesi sebebiyle taşıtanın  uğradığı tüm zararlardan taşıyanın sorumlu tutulmasının mümkün olduğu, denetim firması Deloitte tarafından düzenlenen “Fiili Bulgular Raporu”nda satım sözleşmesinin taraflarının satın alma taahhütlerine ilişkin bilgiler açıklandıktan sonra 2017 yılının 3. Çeyreğine ilişkin alım dengeleme primi hesaplandığı, rapora EK 1 olarak eklenmiş olan hesaplamaya göre 2017 yılının 3. çeyreğinde fiili alım 349.074 ton olarak gerçekleştiği, şişecam taahhüt edilen minimum alımı yapamadığından alım açığının söz konusu olduğu, söz konusu raporda 2017 yılının 3. çeyreğindeki alım açığı belirlenmiş olmakla birlikte bu alım açığının tamamının davalı taşıyan tarafından gemi belirlenmemiş olması sebebiyle oluştuğunu kesin şekilde ortaya koyan bir delil dosyada yer almadığı, davacı taşıtanın 12.10.2017 tarihli Kartal ... Noterliği aracılığıyla davalıya gönderdiği ihtarnamede taraflar arasındaki sözleşmenin feshi sebebini süresinde ödenen navlunların armatörlere aktarılmaması, süresinde gemi belirlenmemesi ve ticari itibarının zedelenmesi olgularına dayandırdığı, bu ihtarnameden hangi taşımalar için gemi belirlenmemesi sebebiyle alım açığı oluştuğunun anlaşılamadığı, dosyaya sunulan Deloitte tarafından hazırlanan raporda hesaplanan alım açıklarının tamamının davalı taşıyanın gemi belirlememesi sebebiyle oluştuğu ve dosyaya sunulan dekontlardaki ödemelerin tamamının (Bu ödemelerden Ziraat Bankası dekontlarına yansıtılmış olanlar yabancı dilde olduğu için değerlendirme yapılamadığı yukarıda belirtilmiştir.) bu alım açıkları sebebiyle yapılmış olduğu hususunun takdiri mahkemeye ait olduğu, mahkemenin söz konusu belgeler ile davacının uğradığı zararın ve ödemelerin yapılmış olduğunun ortaya konulduğu kanaatinde olması halinde bu bedellerin navlun sözleşmesini ihlal eden davalı taşıyandan talep edilmesi mümkün görülmesi gerektiği, dosya üzerinde yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan gerekçelerle; davacı'nın talebinin zamanaşımının dolduğu; mahkeme'nin kanaati zamanaşımının dolmadığı yönünde ise; mahkemenin söz konusu belgeler ile davacının uğradığı zararın ve ödemelerin yapılmış olduğunun ortaya konulduğu kanaatinde olması halinde bu bedellerin navlun sözleşmesini ihlal eden davalı taşıyandan talep edilmesi mümkün olduğu  kanaatine varılmıştır. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, zamanaşımının bir yıl olduğu TTK hükümleri ve zamanaşımının beş yıl olduğu, TBK hükümlerinin hangi hallerde uygulama alanı bulacağı, somut olayda hangi hükümlere göre hangi vakalar üzerinde davanın açılmış olduğunun dikkate alınmadığını, taleplerin bir yıllık zamanaşımına tabi olduğunun asla yerinde olmadığını, davalının çerçeve sözleşmeden doğan navlun sözleşmesine zamanında ve gereği gibi hiç ifa etmemesi sebebiyle  müvekkili nezdinde ortaya çıkan zararlardan TBK hükümlerine göre sorumlu olduğunun izahtan vareste olduğunu, zamanaşımının buna göre belirlenmesi gerektiğini, davalı şirketin üstlendiği taşıma işini yapmaması sebebiyle dava dışı firmanın müvekkili şirkete kestiği ceza faturalarından sorumlu olduğunu, bu durumun raporda tespit edildiğini, müvekkili şirketin cezai bedelleri rücu hakkının bulunduğunun açık olduğunu belirterek ek rapor alınması için dosyanın bilirkişilere tevdini talep etmiştir. Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; TTK'nın 1246.maddesi gereğince navlun sözleşmelerinden doğan bütün alacakların bir yıllık zamanaşımı sürecine tabi tutulduğunu, davacı tarafında kabulünde olduğu üzere taraflar arasındaki sözleşmenin bir navlun sözleşmesi olduğunu, navlun sözleşmesinden kaynaklanan taşıyana yönelik tazminat taleplerinde TTK 1246.maddesindeki zamanaşımı süresine tabi olduğunu, Yargıtay 11.HD'sinin 2018/5421 Esas, 2020/3555 Karar sayılı ilamına dayanak gösterilerek navlun sözleşmesine aykırılığın sözleşmenin eser/istisna sözleşmesi olduğu gerekçesiyle TBK'nın 126.maddesinde yer alan beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu iddiasının doğru olmadığını, söz konusu kararın 1 no'lu gerekçesinde mahkemenin gerekçesinin aksine taraflar arasındaki ilişkinin eser değil navlun sözleşmesi olması ve 6762 sayılı TTK7nın 1067 maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunmasına göre temyiz itirazlarının reddi gerektiğinin ifade edildiğini, davacının dayanmış olduğu Yargıtay 11.HD'sinin 22.09.2020 tarihli, 2018/5421 Esas, 2021/3555 Karar sayılı ilamında dahi navlun sözleşmesinden kaynaklanan  tazminat taleplerinde TBK değil, TTK'da düzenlenen bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağının kabul edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından 07.10.2021 tarihli hukuki mütalaa dosyaya ibraz edilmiştir.07.03.2022 tarihli ek bilirkişi raporunda; zamanaşımı için TTK m. 1246'nın uygulanması gerektiğini, borçlar hukuku bağlamında dönme halinde talep edilecek zarar tazminine hangi zamanaşımının uygulanması gerektiğinin doktrinde tartışmalı olduğu, bu tartışmalar sürerken ve navlun sözleşmeleri için bu denli açık bir hüküm varken, özel bir kural olan TTK 1246'yı aşıp, genel hükümleri ve oradaki tartışmaların yarattığı hukuki güvensizliği ticaret hukukunun çok spesifik bir alanına taşımaya gerek olup olmadığı mahkeme'nin takdirinde olduğu, mahkeme kanaatinin, sözleşmeden dönme ardından doğan menfi zararın tazmini için 10 yıllık zamanaşımın uygulanması gerektiği ve zamanaşımının dolmadığı yönünde ise, bu olasılık için uyuşmazlığın esasına ilişkin itirazlar bakımından değerlendirmeler yapıldığı, davacı ...'nin navlun sözleşmesini kurmasını gerekli kılan olgunun dava dışı üçüncü kişi/kişiler ile içinde bulunduğu satış ilişkileri olduğu için Bilirkişi Kök Raporu'nda dava dışı ... ile davacı arasındaki 31.12.1997 tarihli Soda Külü Ürün Alım Sözleşmesi'nin incelendiği, ve şartlarının aktarılmış olduğunun vurgulamak gerektiği, itirazlarda ileri sürüldüğü üzere bahsi geçen sözleşme incelenmek suretiyle davalı taraf olmadığı gibi bir sözleşme ile bağlı tutulmadığı, sözleşmenin dosya içinde davacının soda satışına ilişkin deliller kapsamında bulunduğundan incelemeye tabi tutulmamasının mümkün olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine ilişkin inceleme ve değerlendirmelere Bilirkişi Kök Rapor da yer verildiği, sözleşme hükümlerinden anlaşıldığı üzere tarafların, taşıyanın gemi belirlemesi ve tahsis etmesi üzerinde anlaştığı ve taşıyanın gemi belirleyememesi halinde taşıtan tarafından bizzat gemi belirlenmesi durumunu istisnai bir durum olarak kabul ettiği, burada tarafların kararlaştırdıkları şeyin, “öncelenmiş borca aykırılık” olarak adlandırılan kurum olduğu, buna göre, vade tarihinden önce, taşıyanın bu sözleşmeyi vaktinde ifa edemeyeceği konusunda ciddi şüphe doğması halinde, taşıtanın sözleşmeye aykırılığı engelleme “imkânı” verildiği, bu imkân kullanılsa bile zararın doğmasının engellenemediği durumların olabileceği ve bu durumda zararın tazmini talep edilebileceği, nihayetinde borca aykırı davranışın varlığında şüphe olmadığı, üstelik, taşıtan davacı'nın bu hakkını kullanmaması veya kullanamaması halinde, bu davalı taşıyanın sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, dava konusu navlun sözleşmelerinin esas amacının taşıyanın gemi belirleyerek tahsis etmesi olduğu, sözleşmelerin tüm hükümleri ile birlikte değerlendirildiğinde taşıyanın dilediğinde gemi tahsisi yapmayabileceği ve bu durumda herhangi bir sorumluluğunun da doğmayacağı sonucuna ulaşılması mümkün olmadığı, üstelik, sözleşmede gerçekten “taşıyanın dilediği zaman gemi tahsisi yapmayabileceği” yönünde bir sözleşme hükmü bulunsa bile, bunun hukuki niteliğinin esasen sorumsuzluk anlaşması olduğu ve ve BK m. 115'te bulunan sınırlara tabi olduğu, bir diğer deyişle böyle bir ifadeden ancak hafif ihmalden dolayı sorumsuzluğunun ortadan kaldırılacağını, ancak sözleşmede bu yönde açık bir ifade bulunmadığına vurgu yapmak gerektiği, taşıtanın kusuru bulunmaksızın gemi tayin ve tahsis  etmeyen taşıyan borçlu temerrüdüne düştüğü ve ifa etmemenin ortaya çıkardığı zararlardan sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi kök raporuna karşı itirazda bulunarak dosyaya sunulan uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasındaki fahiş çelişkinin giderilmesi için dosyanın hatalı zamanaşımı tespitleri nazara alınmaksızın yeni bir bilirkişiye tevdi edilmesini ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili bilirkişi ek raporuna karşı beyanında; TTK'nın 1246.maddesine göre zamanaşımı itirazlarının ve zararın kaynaklandığı iddia edilen ... şirketi ile davacı arasındaki sözleşmenin davalı açısından bağlayıcı olmaması ve davacının talep ettiği zararın navlun sözleşmesinden kaynaklandığını kanıtlayamamış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yukarıda yer verildiği üzere talep edilen  tazminat talebinin sözleşmeye aykırılık hukuki nedenine dayandığı bu nedenle taraflar arasındaki taşıma ilişkisinde sözleşmeden dönülmesi veya sözleşmenin uygulanmamasının söz konusu olmadığı, dava konusu uyuşmazlık açısından uygulanması gereken zamanaşımı süresinin TTK'nın 1246.maddesine göre bir yıl olduğu, bu sürenin alacağın muaccel olmasıyla başlayacağı, yapılan ödemeleri ispatlayan dekont tarihleri itibariyle dava tarihinde bir yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğunu belirterek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.  TTK'nın 1246. maddesi gereğince zamanaşımı definde bulunulmuş olup anılan maddenin üst başlığı zamanaşımı başlığı ise süredir. Madde de, ''1188. madde hükmü  saklı kalmak kaydıyla gemi kira sözleşmeleri ile zaman çarteri sözleşmeleri ve navlun sözleşmelerinden veya konişmentodan veya onun düzenlenmesinden doğan bütün alacaklar bir yılda zamanışına uğrar. Bu süre alacağın muaccel olması  ile işlemeye başlar'' düzenlemesine  yer verilmiştir. Davalı vekili, esasa cevap süresi içerisinde zamanaşımı  defini ileri sürmüş, ilk derece mahkemesince de zamanaşımı defi haklı bulunmuş ve dava bu nedenle reddedilmiştir.Davalı vekilince her ne kadar davada uygulanması gereken hükümlerin TBK'da düzenlenen zamanaşımı hükümleri olduğu iddia edilmiş ise de işbu davada davacı tarafça davanın dayanağı olarak ileri sürülen husus navlun sözleşmesine aykırılık nedeniyle ödemek zorunda kalındığı iddia edilen ceza bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. Bu nedenle özel düzenleme mevcut iken genel düzenleme kapsamında zamanaşımı definin değerlendirilmesi uygun düşmeyecektir. Bu kabul şekli ile alacağın muaccel olduğu, yani davacı tarafça dava dışı şirkete gerçekleştirilen ödemelere dair dekontların tarihleri itibariyle son dekont tarihi 25.01.2018 tarihten itibaren bir yıl içerisinde işbu davanın açılması gerekirken davanın 19.04.2019 tarihinde açılmış olması ile zamanaşımının gerçekleştiği ve davalı tarafın usulüne uygun şekilde yapmış olduğu zamanaşımı definin kabulü ile davanın zamanaşımı nedeniyle red kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer taraftan, davacı vekilince dosyaya ibraz edilen uzman mütalaası ile bilirkişi raporu ve ek raporu arasında çelişki olduğu ve yeniden bilirkişi raporunun alınması gerektiği iddia edilmiş ise de bu iddiası da yerinde görülmemiştir. Şöyle ki bilirkişi incelemesi HMK'nın 266. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Uzman görüşü ise başka bir bölümde 293. maddede düzenlenmiştir. Yasal düzenlemede bilirkişi raporu veya raporları ile uzman görüşü arasında farklılık veya çelişki olması durumunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına dair bir düzenleme mevcut değildir. 282. maddede ise hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği ifade edilmiştir. Uzman görüşü ise yukarıda yer verildiği üzere aynı yasanın 293. maddesinde düzenlenmiş ve maddede tarafların dava konusu olayla ilgili olarak uzmandan bilimsel mütalaa alabilecekleri, hâkimin talep üzerine veya resen kendiliğinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebileceği ve uzman kişinin çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmemesi halinde hazırlamış olduğu raporun mahkemece değerlendirilmeye tabi tutulmayacağı belirtilmiştir. Somut davada davacı tarafça veya mahkemece uzman kişi davet edilerek dinlenmemiştir ve hazırlamış olduğu rapor mahkemeye sunulmuştur. Hukuki konular mahkemenin uzmanlığı içinde olan konulardır. Hukuki değerlendirmeler mahkemece resen yapılacağından, bilirkişilerin ve uzmanın hukuki konulardaki farklı değerlendirmelerinin giderilmesi için ek rapor alınması zorunlu değildir. Diğer taraftan davacı vekili tarafından zamanaşımı ile ilgili olarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği iddia edilmiş ise de HMK'nın 266. maddesinde belirtildiği üzere, mahkeme tarafından çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verileceği, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Zamanaşımı defi ve uygulanması gereken yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi bu konuda olumlu veya olumsuz karar verilmesi HMK'nın 33. maddesinde belirtildiği üzere Türk Hukukunu resen uygulayan mahkeme hâkimine aittir. Bu nedenlerle davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı  vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı vekili tarafından peşin olarak  yatırılan istinaf başvuru ve peşin harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 03.11.2022 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. <br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"66644432749223a0","SID":"847a125b81553873"}}