{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2019/1358 <br>KARAR NO\t: 2021/1313<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DAVANIN KONUSU\t:İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalının deniz yolu taşımacılığı faaliyeti nedeniyle, müvekkilinin yükün taşınması sırasında ortaya çıkan fors majör durumundan dolayı varma yerine geç götürmesini neden olarak ileri süren davalının, gönderilen tarafından teslim alınmaması nedeniyle oluşan masraflar ve diğer alacaklarının alamadığından zarar uğradığını, davalının yükünün bulunduğu konteynerin kötü hava koşulları nedeniyle oluşan fors majör nedeniyle gemi bordasına düştüğünü, ancak alınan survey raporunda yükün hasarlanmadığının ortaya çıktığını, yükün yeniden konteynere yüklenerek konteyner mühür numarasının değiştirildiğini, buna rağmen davalı şirketin ihracatçısının değiştirilen mühür numarası ile ilgili gerekli bildirimleri yapmadığını ve davacının bu konuda kusurunun bulunmadığını, konteyner üzerindeki mühür ile konşimentodaki mührün birbirini tutmaması nedeniyle davacı şirketin acentesi DSV Shanghai ofisinin uzun süre davalı ihracatçısından bilgi beklediğini, davacının da bu olumsuzlukları gidermek için uzun süre uğraştığını, sonuç olarak alınan survey raporu ile yükün hasarlanmadığı, ancak ambalajlamada sıkıntı olduğunun ortaya çıktığını ve gümrük sorunları nedeniyle (mühürün değişmesi) gecikme yaşandığını, emtianın tesliminde gecikme yaşanmasından sonra davalının önce emtiayı teslim almayacağını bildirmesine rağmen, sonradan teslim alarak piyasada satması nedeniyle zararının oluşmadığını, müvekkilinin davalı ile yoğun cari hesap sistemi içerisinde çalıştığını ve hiç bir sorumluluğu olmamasına rağmen mal bedellerinin yarısını ödediğini, böylece davalının hem malları piyasaya sürerek mal bedelini kazandığını hem de mal bedelinin yarısı kadar tutarı da cari hesaptan düşürerek zenginleştiğini, davalının anlaşmaya uymayarak müvekkilinden haksız kazanç sağladığından,  müvekkili şirketin düzenlediği faturalarla alacağını talep ettiğini, alacağın ödenmemesi üzerine de Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını,  davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, borçlunun 50.026,94 USD alacağa yönelik itirazının iptali ile takibin devamına alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine  ve  icra dosyası kapsamında yapılan davalının yaptığı 372,24 Euro ödemenin ticari faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkiline ait emtiayı süresinde ve usulüne uygun bir şekilde teslim etmediğini, taşımaya konu emtianın niteliği gereği geç teslim halinde değer kaybettiğini ve  oluşan zararların davacı tarafından kabul edildiğini, taşınan ürünlerin sezonluk giyim ürünleri olması nedeniyle süresinde teslim edilmesinin nitelikleri gereğince önemli olduğunu, zarar gören ürünlerle ilgili taraflarca karşılıklı görüşmelerin yapılarak en son navlun bedeli olan 97.177 USD 'nin yarısı 48.588,50 USD'nin taksitler halinde davacıya yansıtılması konusunda 12.09.2014 tarihinde mutabakata varıldığını, mutabakat neticesinde müvekkilince iade faturaları düzenlendiğini ve faturaların itiraz olmaksızın davacı tarafından ticari defterlerine işlendiğini, mutabakat ile ilgili müvekkiline 1.09.2014 tarihinde 10.000,00 USD, 21.10.2014 tarihinde 7.717,70 USD, 10.11,2014 tarihinde 7.717,70 USD, 10.12.2014 tarihinde 7.717,70 USD, 12.01.2015 tarihinde 7.717,50 USD, 13.02.2015 tarihinde 7.717,90 USD olmak üzere toplam 48.588,50 USD ödeme yapıldığını, davacının süresi içerisinde itiraz etmeyerek fatura içeriğini kabul ederek bedellerini ödediğini, tarafların mutabakatıyla dava konusu bedel için müvekkilince altı adet fatura düzenlendiğini ve bu faturaların davacı tarafından kabul edilerek ödendiğini, taşıma konusu malların süresinde teslimi ile gecikmeli teslimi arasındaki farkın zarar olarak kabul edilerek belirtilen şekilde mutabakatla işlem yapıldığını, ürünlerin süresinde satışı halinde 838.813,80 TL gelir elde edileceğini, ancak gecikme nedeniyle  ürünlerden 418.751,95 TL gelir elde edildiğini, gecikmeden kaynaklı oluşan  420.061,85 TL zarar bulunduğunu, tarafların karşılıklı mutabakatı sonucu müvekkilinin zararının ödendiğini savunarak, davanın reddine ve kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. <br>Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya ait emtiayı deniz yoluyla taşıdığını, taşıma işini FOB koşuluyla yapıldığını, buna göre satıcının emtiayı gemiye yükleyerek alıcıya yüklemeyi bildirdiğini ve hazırladığı belgeleri alıcıya gönderdiğini, alıcının da bedelini ödeyerek gümrük işlemleri ile birlikte emtiayı gemide teslim aldığını, alıcının ithalatçı sıfatında olduğunu, davalının kendisine ait emtianın süresinde teslim edilmemesi nedeniyle zarara uğradığını iddia ettiğini, denizde ortaya çıkan mücbir sebep nedeniyle oluşan geç teslimden müvekkilinin sorumlu olmadığını, denizdeki kötü hava koşulları nedeniyle yükün bulunduğu konteynerin gemi bordasına düştüğünü, müvekkilinin bu olay nedeniyle hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, düzenlenen rapor sonrası konteynerin yeniden mühürlenerek taşımanın gerçekleştirildiğini, ancak mühür numaralarının farklı olması nedeniyle teslimde gecikme yaşandığını, buna rağmen müvekkilinin taşımadan kaynaklı zararları taraflar arasındaki inanç sözleşmesi kapsamında giderdiğini, gelecek sezonlarda da müvekkili ile taşıma yapılacağına ilişkin vade inanılarak navlun bedelinden 48.588,50 USD mahsup edildiğini, bu nedenle davalının gönderdiği faturalara itiraz edilmediğini, ancak davalının inanç sözleşmesine aykırı davranması nedeniyle müvekkilinin iade faturası düzenlediğini, müvekkilinin sebep olmadığı bir zararı inanç sözleşmesi kapsamında giderdiğini, davalının emtiayı satarak haksız kazanç elde ettiğini belirterek, takibe yönelik itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ <br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Mahkememizce yapılan yargılama ve dosya kapsamı deliller ile uyumlu olması nedeniyle içeriğine itibar edilen bilirkişi raporu birlikte incelenip değerlendirildiğinde, açılan davada davacı tarafın davalının yükünün bulunduğu konteynerin gemi bodrasına düştüğü ve diğer sorunlar nedeniyle mal tesliminde gecikme yaşandığı, davalının önce malları teslim almayacağını bildirdiği ancak müvekkilinin davalı ile hacimli ve sürekli çalıştığından mal bedelinin yarısını fatura karşılığı cari hesabından düştüğü halde diğer sezonda taşıma işleri için başka taşıma şirketleriyle anlaştığı, dolayısıyla inanç sözleşmesi ile kendisine kazandırılan meblağın bağlı olduğu koşulu  ihlal ettiğinden, cari hesaptan düşülen fatura tutarı kadar davalıya tekrar fatura kesildiğini, davalının bu faturayı kabul etmediğinden aleyhine icra takibi başlatıldığını beyan ettiği, davalının ise davacının müvekkiline ait malları süresinde ve uygun bir şekilde teslim etmediği, taşımaya konu malların niteliği gereği geç teslim halinde değer kaybettiğinden oluşan zararların davacı tarafından kabul edildiği, taşınan ürünlerin sezonluk giyim ürünleri olmasından dolayı sürelerinde teslim edilmeleri nitelikleri gereğince önemli olduğunu ve zarar gören ürünlerle ilgili taraflarca karşılıklı görüşmelerin yapılarak en son navlun bedeli olan 97.177 USD 'nin yarısı 48.588,50 USD'nin taksitler halinde iade faturası olarak davacıya yansıtılması konusunda 12.09.2014 tarihinde mutabakat yapıldığını, yapılan mutabakat neticesinde davacıya iade faturaları tanzim edildiğini ifade ettiği olayda, konteynerlerin SHA8240805 numaralı konişmento tahtında taşındığı,  davacının davalıya karşı akdi taşıyan konumunda olduğu, koşimentoda da taşıyan olarak kayıtlı olduğu ayrıca  navlun faturası düzenlendiği, yolculuğun başlamasından sonra  konteynerlerden bir tanesinin hasar gördüğü ve bir ara limana (Ningbo) bırakıldığı, içindeki ambalajlar bozulduğundan yükün muayene edildiği ve konteynere başka bir mühür numarasıyla tekrar konulduğu, mühür numarasının konşimentodaki mühür numarasıyla eşleşmediği için aynı gemiye yüklenemediği ve işlemlerin uzaması sebebiyle denize düşen konteynerin varması gereken tarihten itibaren 60 gün içinde davalı gönderilene teslim edilmediği,  konteynerin başka bir gemiyle  davalıya teslim edildiği, davalının gönderilen malı zayi olmuş sayma yoluna gitmediği ve malı teslim aldığı,  davalı gönderilenin gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini isteyebileceği, dosyadaki yazışmalardan, tarafların malın sezonun geçmesi sebebiyle malın yarı değerinin gecikme zararı olarak ödenmesi ve malın gönderilen tarafından teslim alınması konusunda anlaştıkları  ve bunun üzerine malın başka bir gemiyle ve SHA8240805 numaralı konişmento borcunun ifası zımnında taşındığını gösterdiği, davacının ise, davalının malı tam değerinde sattığını ve dolayısıyla gecikme zararına uğramadığı halde malın yarı bedelini kendisinden tazminat olarak aldığını ileri sürerek ödenen miktarın yarı değerinin iadesini talep ettiği, ancak davalı gönderilenin geç teslim aldığı malları tam değerinde sattığını ispata yönelik dosyada delil bulunmadığı...\" gerekçesiyle, davanın reddine  karar verilmiştir.<br>Bu karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı  vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava dilekçesinde, davalının emtiayı tam değerinde satması nedeniyle, gecikme zararına uğramadığı halde emtianın yarısının bedelinin tazminat olarak alınması karşısında mahsup yoluyla ödenen miktarın iadesinin istenildiğini, ilk derece mahkemesinin ret gerekçesinin yasaya aykırı olduğunu, geç teslim edilen emtianın satışına giriş ve çıkışlarına ilşkin bir kayıt, davalının ticari belgelerinde bulunmamasına rağmen  davalının bu malları geç teslim alarak düşük bedelle sattığını savunduğunu, oysa ticari emtianın ne şekilde olursa olsun satılması halinde buna ilişkin kayıtların davalının defterlerinde bulunması gerektiğini, davalının bu kayıtları tutmayarak haksız kazanç elde ettiği gibi vergi kaybına da neden olduğunu, davalıya ait emtianın müvekkilince deniz yoluyla taşındığını, taşımanın FOB (Free On Board-Gemide Masrafsız) koşullu olarak yapıldığını, navlun sözleşmesinin alıcısı olan davalının aynı zamanda ithalatçı statüsünde olduğunu, gemi armatörünün bildirdiği mücbir sebebin ispatlanamadığı ileri sürülmesine rağmen bu hususun ilgili kişice bildirildiğini, bunun dışında bir ispat belgesi aranamayacağını, konteynerin gümrüğe mücbir nedenle geç ulaştığını ve taşımanın tüm safhasından davalının haberdar edildiğini, olası gecikme ve hasarın 15.08.2014 tarihinden önce davalıya email yoluyla bildirildiğini, oysa bilirkişilerin yeterli uzmanlıkları olmaması nedeniyle bu hususları eksik değerlendirdiklerini, geç teslim edilen ürünlerin düşük bedelle satıldığının kanıtlanmamasının gerekçe olamayacağını, davalının ticari defterlerinden iddialarının araştırılması gerektiğini, davalının zarara uğradığı iddiasını ispat edemediğini, mücbir sebep ve ithalatçının geç bildiriminden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını,  davalının diğer sezonlarda da taşıma işi için kendisiyle anlaşacağını kabul etmesine karşılık ve buna inanarak navlun bedelinden bahsi geçen indirimin yapıldığını, müvekkilinin tamamen iyi niyetli olarak  navlun bedelinden indirim yapıldığını, bu inanç anlaşmasına istinaden düzenlenen iade faturalarına itiraz edilmediğini, davalının yapılan inanç anlaşmasına uymayarak haksız kazanç elde ettiğini, bunun üzerine müvekkilince fatura düzenlenerek alacağın talep edildiğini, davalının inanç sözleşmesinin gereğini yerine getirmeyerek, diğer sezonda taşıma işleri için başka taşıma şirketleriyle anlaştığını bu nedenle inanç sözleşmesi kapsamında kazandığı bedelin iadesi gerektiğini, bedelin ödenmemesi üzerine yapılan indirim miktarı kadar fatura düzenlendiğini, teslim edilen emtianın yarı bedelinin 48.588 USD olduğuna ilişkin davalı kayıtlarında hiç bir bilginin bulunmadığını,  malların tesliminde gecikme yaşanmasından ötürü önce malları teslim almayacağını bildiren davalının bu bildirimine rağmen malları teslim alarak sattığını ve bu nedenle de zararının oluşmadığını, davacının kusurlu olması halinde dahi navlun bedelinin 2,5 katı kadar sorumlu tutulacağını, buna rağmen iyi niyetli davranışla müvekkilinin daha yüksek miktarda ödeme yapma durumunda kaldığını belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE<br>Dava, deniz yoluyla yük taşımasından kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine  karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili tarafından, yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.<br>Taraflar arasında taşıma sözleşmesi ilişkisi bulunduğu, davalıya ait emtianın davacı tarafından taşındığı ve gecikmeli olarak teslim edildiği sabittir. Esasen bu hususta dava dilekçesinde de davacı tarafından kabul edilmiştir. Davacı, yüke ait konteynerin gemide düşmesi nedeniyle konteynerin değiştirildiğini, değiştirilen konteyner numarasının önceki numaradan farklı olması nedeniyle teslimatın süresinde yapılamadığını, denizde oluşan kazanın mücbir sebep olduğunu ileri sürmektedir. Ancak TTK'nın 1185. maddesi gereğince taşıyıcının teslim aldığı emtiayı teslim edene kadar uğradığı hasarlardan ve gecikmeden sorumlu olduğu, hasarın ve gecikmenin mücbir nedenden kaynaklandığının geçerli bir belgeyle kanıtlanmadığı anlaşılmakla bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir.Davacı tarafından davalıya ait emtianın geç teslimi üzerine taraflar arasında bir kısım yazışmaların yapıldığı, gecikme hususunun taşıyıcı tarafından kabul edildiği 12.09.2014 tarihli elektronik postada 48.588,50 USD'nin  10.000 USD'sini bu ay kalanı beş eşit taksitle ödenmesi konusunda tarafların mutabık kaldığı ve bu kapsamda davalı tarafından navlun faturasına mahsuben düzenlenen faturaların davacı tarafından kabul edilerek ticari defterlerine işlendiği, ve bu bedelin davalıya ödendiği taraf kayıtlarıyla sabittir. Davacı, sorumlu olmadığını iddia ettiği gecikme nedeniyle navlun bedelinin yarısını iade ederek davalı taşıtanın zararını gidermiştir. Ancak, davalının geç teslim aldığı emtiayı satarak gelir elde ettiğini ve taraflar arasındaki inanç sözleşmesine aykırı davrandığını ileri sürerek yapılan ödemenin istirdadını istemiştir. Dosya kapsamındaki belgelerden taraflar arasında iddia edilen  şekilde inanç sözleşmesi bulunduğunun ve davalının bu anlaşmaya aykırı davrandığının kanıtlanmadığı anlaşılmaktadır. Davacının emtiayı geç teslim etmesi nedeniyle, davalının emtiasının daha düşük bedelle satacağını öngörüp kabul ederek zararın anlaşmayla giderildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, esasen ürünlerin geç teslimi nedeniyle daha düşük bedelle satılacağı taraflar arasında kabul edilerek navlun bedelinin kısmen iade edilmesi karşısında, artık bu ürünlerin hangi bedelle satıldığının araştırılmasının bir önemi bulunmamaktadır. Kaldı ki, HMK'nın 190. maddesi gereğince ispat yükünün davacıda olduğu ve davacının, ürünlerin davalı tarafından gerçek bedelinden satıldığı konusunda hiçbir kanıt sunmadığı, incelenen davalı ticari defterlerinde de bu hususun tespit edilemediği anlaşılmakla, davacının tüm istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir.<br>Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:    Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, <br>2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye irat kaydına; bakiye 14,90 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi  üzerlerinde bırakılmasına,<br>4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;<br>HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 04.11.2021 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.<br><br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"78c3d647d64ba2ca","SID":"9fdc26791ea35155"}}