{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2022/912 - 2024/1187<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2022/912 <br>KARAR NO\t: 2024/1187<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                    K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t:<br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE \t\t: <br>KATİP\t\t:<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/12/2021<br>NUMARASI\t\t: 2021/568 E.  -  2021/822 K.<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t: <br><br>DAVALI\t:<br>VEKİLİ\t: <br><br>DAVANIN KONUSU\t: Cezai Şart<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/12/2021 tarih ve 2021/568 E. - 2021/822 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi  davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, davalının 29.08.2018-15.06.2019 tarihleri arasında müvekkili şirketin \"...\" isimli Uzak Doğu restoranında aşçı olarak çalıştığını, 15.06.2019 tarihinde davalının istifa ederek iş akdini feshettiğini, davalının iş akdini feshinden yaklaşık 1 yıl 10 aylık bir süre geçtikten sonra,  2021 yılının Mart-Nisan ayları itibariyle Ankara'da bulunan \"...\" isimli restoranda çalışmaya başladığının tespit edildiğini, bahsi geçen restoranın, başta sushi ve noodle ürünleri olmak üzere Uzak Doğu mutfağına dair kapsamlı bir menü ile hizmet verdiğini, aşçılara verilen mesleki eğitimler ve yapılan yatırımlar sebebiyle rekabet yasağı düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu, 1995 yılında Ankara'da açılan ...'nın, Ankara'da 7 şubesi bulunan Uzak Doğu mutfağında uzmanlaşmış, yüksek sınıf bir restoran olduğunu, müvekkili Şirketin aşçı/aşçı yardımcısı olarak çalışan personellerine yurt içi ve yurt dışı eğitim gezileri ve mesleki geliştirme etkinlikleri düzenlediğini,  ayrıca, ... tarafından her yıl 15 bin dolar civarında meblağlar ödenerek yurt dışında isim yapmış bir mutfak şefi getirilmek suretiyle menü hazırlatıldığını, aşçıların yemek tarifleri, soslama teknikleri, pişirme gereçlerinin kullanımı, pişirme süre ve usulleri bakımından detaylı ve yoğun şekilde eğitildikleri bu süreçte kendilerine  yüklü bir bilgi birikimi aktarıldığını, ... için ticari sır niteliğinde olan bu bilgilerin uzun süren Ar-Ge ve fizibilite çalışmaları neticesinde elde edildiğini, üstelik personeline katma değer sağlama amacıyla hareket eden ...'nın bu  eğitimlerin masraflarını karşıladığını, davalının iş akdini feshinden itibaren 2 yıl içerisinde rakip restoranda çalışmaya başlamış olmasının, taraflar arasındaki rekabet sözleşmesini ihlal ettiğini ileri sürerek, davalının sözleşmeden doğan yükümlülüğünü ihlal ettiğinin tespitine, şimdilik 100,00 TL cezai şart alacağının, faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, cezai şart alacağını ıslah yoluyla 29.3018,80 TL'ye yükseltmiştir.<br>Davalı ... vekili, davacının iş akdi kurulduğu esnada ilgili sözleşmeyi imzayı şart koştuğunu, rekabet yasağına ilişkin hükümlerin salt prosedürden ibaret olduğunu beyan ile müvekkilinin iradesini sakatladığını, davacının, hizmet sözleşmesi içeriğinde usul ve yasalara aykırı biçimde getirdiği rekabet yasağı hükümlerine dayanarak fahiş miktarda cezai şart talep ettiğini, bu hükmün TBK'da öngörülen düzenlemelere uygun olmadığını, kanun koyucunun, işçinin anayasal hakkı olan çalışma hürriyetinin ağır bir sınırlandırılması manasına gelecek ve işçinin ileride ekonomik olarak mahvına sebebiyet verecek bu denli önemli bir hususun, işçi tarafından bizzat ve ayrı olarak kaleme alınmak sureti ile imzasını öngördüğünü, her ne kadar müvekkil ile davacı firma arasında akdedilen hizmet sözleşmesinde bu hüküm yer alsa da işe alım esnasında müvekkilinin bu konuda bilgilendirilmediğini, müvekkiline çalıştığı kısa süre içerisinde ilgili alanda uzmanlık eğitimi vb. eğitimler verilmediğini, müvekkilinin çalıştığı kısa süre içerisinde her aşçının bildiği standart uygulamaları tatbik ettiğini, müvekkilinin davacıya has bilgiye haiz olacak kadar çalışmadığını, kaldı ki işyerinde yaşadığı sıkıntılar sebebi ile iş akdini haklı nedenle fesheden müvekkilinin, ilgili sözleşmedeki rekabet yasağı ile bağlı olmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2011/13747 Esas, 2012/356 Karar sayılı kararındada belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlıklı 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu, TBK'nın 26. maddesinde, bir aktin mevzunun kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunacağının belirtildiği, aynı Kanunun 27. maddesinde ise kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğunun düzenlendiği, sözleşmenin tarafları sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu belirlemekte özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğunun söylenemeyeceği, buna göre taraflar arasındaki sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen 8. maddesi hükmünün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan çalışma hürriyeti ilkesine aykırı olduğu ve tarafların aralarında imzalayacakları bir sözleşme hükmü ile bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek herhangi bir düzenleme yapmalarının mümkün bulunmadığı, ayrıca davalının hizmet dökümüne göre hazır yemek sektöründe çalışması nedeniyle 3 yıl gibi bir süre bu sektörde çalışmamasının, davalının ekonomik olarak zor durumda kalmasına sebebiyet vermesinin muhtemel oluğu, davalının, davacı  bünyesinde çalıştığı süre de nazara alındığında,  davacının davalıya vermiş olduğu bir eğitim veya ticari sırrın bulunmadığı, kaldı ki davacı tarafça da ticari sırlar ile müşteri çevresinin davalı işçi tarafından kullandırıldığına ilişkin en küçük bir kanıt sunulmadığı gibi bu yönde bir iddia da ileri sürülmediği, TBK'nın 444/2 maddesinde, işçinin sadece ticari sırlara ulaşmasının yeterli görülmeyip, bu bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olmasının arandığı, somut olayda davacı şirketin, davalının bu bilgileri kullandığını ya da bu bilgiler kullanılmış olsa dahi  bu bilgilerin kullanılması nedeniyle zarara uğradığı hususlarını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.  <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, taraflar arasındaki sözleşmede, davalı işçinin çalışma hayatını önemli ölçüde etkileyecek bir rekabet yasağı öngörülmediğini, sadece müvekkil şirketin ticari sırlarına vakıf olduğu uzak doğu mutfağı yönünden bir sınırlamanın söz konusu olduğunu, bu nedenle yerel mahkemenin, taraflar arasındaki sözleşmenin, çalışma hürriyeti ilkesini ihlal ettiği yönündeki değerlendirmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili ile davalı arasındaki rekabet etmeme hükmünde, hazır yemek sektörünün tamamını kapsayan bir sınırlama getirilmediğini, müvekkilinin faaliyet alanının uzak doğu mutfağı olup davalı işçinin rekabet etmeme ve sadakat yükümlülüğünün sadece uzak doğu mutfağı ile sınırlı tutulduğunu, davalı işçiye, müvekkili tarafından çalışma süreci boyunca eğitim verilmediğinin ve müvekkilinin ticari sırrının olmadığının kabulünün mümkün olmadığını, yemek sektöründe müşteri çevresini oluşturan, firmalar arasında rekabeti belirleyen ve en büyük yarışın olduğu ticari sırrın, yiyeceklerin pişirme süreleri, teknikleri, kullanılan malzemelerin ölçütleri, servis ve sunum şekilleri olduğunu, TBK'nın  444/2. maddesinde, \"rekabet  yasağı  kaydı,  ancak  hizmet  ilişkisi  işçiye  müşteri  çevresi  veya  üretim  sırları  ya  da işverenin  yaptığı  işler  hakkında  bilgi  edinme  imkânı  sağlıyorsa  ve  aynı  zamanda  bu  bilgilerin kullanılması,  işverenin  önemli  bir  zararına  sebep  olacak  nitelikteyse  geçerlidir. \" düzenlemesine yer verildiğini, bu hükümde anılan zararın, soyut zarar niteliğinde olup zararın ortaya çıkmasının ve ispatlanmasının gerekmediğini, gerek kanunun lafzında gerek yerleşik Yargıtay uygulamasında, zararın gerçekleşmesinin değil, zarara sebebiyet olacak nitelikte bir ticari sırra sahip olma ve kullanma şartının arandığını, rekabet yasağı noktasında zararın ortaya çıkma ihtimalinin yeterli görüldüğünü ve zararın meydana gelmesinin aranmadığını, kanunun lafzının doğal sonucu olarak müvekkil şirketin zararının gerçekleştiğini ortaya koyan kanıt sunmasının gerekmediğini, davalı işçinin müvekkil şirketin ticari sıralarına vakıf olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.  <br><br>GEREKÇE\t: Dava, rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, Türk Borçlar Kanunu'nun 444/2. maddesi uyarınca rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olduğu,   davalının, davacı nezdinde çalıştığı süre ve aşçı olarak çalışması gözetildiğinde, davacı şirkete ait sır niteliğinde sayılabilecek bilgilere ulaşabilecek konumda olmadığı, davacının müşterilerini, organizasyonlarını, satışlarını ve maliyetlerini bildiğinden bahisle davalının bir takım sırlara sahip olduğunun ispat edilemediği, ilk derece mahkemesinin bu yöne ilişkin gerekçesinin yerinde bulunduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,9‬0-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 13/06/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/06/2024 <br><br><br>Başkan<br> <br><br>Üye<br> <br><br>Üye<br> <br><br>Katip<br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"119c49ef2070d2d6","SID":"3cba291f587d133c"}}