{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/131 <br>KARAR NO: 2024/937 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 05/10/2021 <br>DOSYA NUMARASI : 2020/189 Esas - 2021/668 Karar <br>DAVA: İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan) <br>KARAR TARİHİ: 30/05/2024 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 29.07.2019 tarihli alacağın temliki sözleşmesi uyarınca müvekkilin 238.920,89 TL ödeme yapmakla mükellef olduğunu, ödeme mukabili davalı bankanın kredi borçlusu ...'den olan bakiye alacağı ile mevcut İpotek hakkını 239.084,57 TL ile sınırlı olmak üzere müvekkile temlik edeceğini, müvekkilin sözleşmenin imzalanmasından bir gün sonra, bir günlük faizi de ekleyerek toplam 238.956,60 TL’yi kredi borçlusu ...'in kredi tasfiye hesaplarına yatırdığını, bunlara rağmen davalı bankanın İpoteği fek ederek sözleşmeye aykırı davrandığını, taşınmazın 3. kişiye satıldığını, davalı adına keşide edilen ihtarname ile ödenen tutarların faizi ile birlikte iadesinin ve menfi zararlarının tazmininin talep edildiğini ancak müvekkile herhangi bir ödeme yapılmadığını, alacağın tahsili amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı ile takibin durduğunu belirterek davalının icra takibine itirazının İptaline karar verilmesini talep etmiştir.  Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Husumet itirazlarının bulunduğunu, davanın, davacının  kredi borcunu ödediği ...'e yöneltilmesi gerektiğini, bu nedenle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, 29.07.2019 tarihli alacağın devri sözleşmesi ile müvekkilin kredi borçlusu ... olan alacağını ve bu alacağın teminatını teşkil eden ipoteği davacıya 238.920,89 TL ödemesi karşılığında devrettiğini, davacı tarafından 30.07.2020 tarihinde ödeme yapıldığını ancak temlik sözleşmesinin tapuya şerh edilmediğini akabinde dava dışı kredi borçlusunun ipoteğin fekkini talep ederek fek işleminin gerçekleştiğini, davacı ve dava dışı kredi borçlusunun müvekkili zarara uğratmak için birlikte hareket ettiğini, temlik alan kişinin devir sözleşmesini tapuya şerh ettirmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 05/10/2021 tarih ve 2020/189 Esas - 2021/668 Karar sayılı kararı ile; \" Dava; Taraflar arasında imzalanan 29.07.2019 tarihli alacağın devri sözleşmesinden dönülmesi nedeniyle sözleşme kapsamında ödenen bedel yönüyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflarca bildirilen deliller toplanmış, tapu ve ipotek kayıtları, banka kayıtları, dava konusu icra dosyası celp edilmiş uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Dava konusu  İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; Davacı alacaklı tarafından davalı borçluya karşı 28.01.2020 tarihinde \" 29.07.2019 TARİHLİ ALACAĞIN DEVRİ SÖZLEŞMESİNDEN DÖNÜLMESİ  VE BU SÖZLEŞMEDEN DÖNÜLDÜĞÜNE İLİŞKİN BEYOĞLU NOTERLİĞİNİN 02 ARALIK 2019 TARİHLİ ... YEVMİYE NUMARALI İHTARNAMESİ\" açıklaması ile 238.920,89 asıl ve toplam alacak üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 11.02.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlu vekili tarafından 17.02.2020 tarihli dilekçe ile takibe, asıl alacak, yetki, faiz ve diğer tüm ferileri ile birlikte itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durdurulduğu, bunun üzerine işbu davanın davacı alacaklı tarafça İİK'nın 67/1 maddesi uyarınca 1 yıllık yasal sürede açılmış olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında imzalanmış olan 29.07.2019 tarihli bir alacağın devri sözleşmesinin incelenmesinde; Davacının davalı Bankaya dava dışı ... in 238.920,89 TL lık borcunu ödemesi ve bu ödeme karşılığında Banka tarafından, 238.920,89 TL lık Alacağın ve bu alacağın teminatını oluşturan (... İli, ... İlçesi, ... Mah., ... ada, ... pafta, ... parsel, ... nolu bağımsız bölüm üzerindeki) ipoteğin devir ve temlikinin  davacıya yapılmasının kararlaştırılmış olduğu görülmüştür. Banka tarafından sunulan kayıtların incelenmesinde; Davacı dışı ... tarafından, 30/07/2019 tarihli iki adet  dilekçe ile kendisinin kredi borcunun bakiye tutarı olan 238.920,89 TL'nin ... tarafından ödenmesine, ödediği tutar kadar alacağın ve alacağın teminatı ipoteğin  ödemeyi yapan ...ye temlikine  muvafakat ettiği, 30.07.2019 tarihinde davacı tarafından davalı bankadan sözleşme kapsamında alacağın ve alacağın teminatı ipoteğinin kendisine temliğinin  talep edildiği anlaşılmıştır. Tapu müzekkere cevapları ve taraflarca sunulan taşınmaz tapu kayıtları, resmi senetler ve ipotek belgelerinin incelenmesinde; ... İli, ... İlçesi, ... Mah., ... ada, ... pafta, 1 parsel, ... nolu bağımsız bölüm üzerine 09.10.2014 tarihinde davalı banka lehine ipotek kurulduğu, ipoteğin 30.07.2019 tarihinde fek edildiği, ipoteğe konu bağımsız bölümün 05.08.2019 tarihinde ... tarafından ...'a satıldığı anlaşılmıştır. İddia, savunma, dosya kapsamında toplanan deliller, alınan ve dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunan bilirkişi raporunun yasal düzenlemeler ışığında bir bütün olarak değerlemesinde; Davalı tarafça, icra takibinde icra dairesinin yetkisine itiraz edilmiş ise de itirazında yetkili icra dairesinin belirtilmediği, usulüne uygun bir yetki itirazının olmadığı anlaşılmakla reddine karar verilmiştir. Kaldı ki usulüne uygun yetki itirazı olarak kabul edilse bile 6100 sayılı HMK'nın 6. Maddesine göre davalının adresi itibarı ile de  İstanbul İcra Daireleri yetkili olduğundan yetki itirazı yerinde değildir. Davalı tarafça husumet itirazında bulunulmuş ise de, davacı tarafça taraflar arasındaki sözleşmeden dönülmesi nedeniyle istemde bulunulduğundan bu itiraza itibar edilmemiştir. Davacı ile davalı Banka arasında 29.07.2019 tarihli bir alacağın temliki sözleşmesi akdedilmiş olup, bu sözleşme kapsamında davacının davalı Bankaya, dava dışı ... in 238.920,89 TL lık borcunu ödemesi ve bu ödeme karşılığında davalı Banka tarafından, 238.920,89 TL lık Alacağın ve bu alacağın teminatını oluşturan (... İli, ... İlçesi, ... Mah., ... ada, ... pafta, ... parsel, 38 nolu bağımsız bölüm üzerindeki) ipoteğin devir ve temlikinin  davacıya yapılmasının kararlaştırılmış olduğu; Davacının anlaşmaya uyarak 238.920,89 TL lık ödemeyi faizi ile birlikte  238.956,60 TL olarak 30.07.2019 / 16:39:31 tarih ve saati itibariyle yaptığı; Davalı Bankanın sözleşme şartlarına uymayarak, alacağın davacıya temliki ile temlik konusu borca ilişkin ipoteğin devrini yerine getirmek yükümlülüğünü gerçekleştirmediği gibi,  30.07.2019 tarihi itibariyle İpoteği fek ettiği,  ipoteğe konu bağımsız bölümün 05.08.2019 tarihinde ... tarafından ...'a satıldığı da göz önüne alındığında, davalı bankanın  ipoteğin yeniden tesisi ve sözleşme gereği davacıya devrini hukuken imkansız hale getirdiği anlaşılmakla ve davalı bankanın bir güven kuruluşu olması ve yapmış olduğu işlemlerinde ağırlaştırılmış özen yükümlülüğünün bulunduğu göz önüne alındığında, davalı bankanın dava konusu olayda ağır kusurlu olduğu olduğu, davacının sözleşmeden dönmekte haklı olduğu değerlendirilmiştir. Hukukumuzda benimsenen kusura bağlı sorumluluk ilkesi gereğince, kural olarak, ifanın imkânsız hale gelmesine kusuruyla yol açan taraf, diğerinin imkânsızlık nedeniyle uğradığı zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Sorumluluktan kurtulmak isteyen tarafın, TBK 112 uyarınca kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında toplanan delillere göre davalının bu yönde bir ispatı bulunmamaktadır. Sözleşmede kararlaştırılan edimin hukukî nedenlerle imkânsız hale gelmesi, borçlunun ifa yükümünü, alacaklının da aynen ifayı talep hakkını sona erdiren sebeplerden biridir. Borçlunun aynen ifa yükümünün sona ermiş olması, tek başına geniş anlamda borcun da sona ermesi anlamına gelmeyeceği, çünkü, imkânsız hale gelen edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlunun aynı zamanda imkânsızlıktan sorumlu olması halinde, sona eren ifa yükümünün yerine, karşı tarafın bu nedenle uğradığı zararları tazmin yükümlülüğü  doğacaktır. İmkânsızlıktan borçlunun sorumlu olduğu hallerde alacaklı, artık elde edemeyeceği edim yerine tazminat talep etme imkânına sahip olacaktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafın sözleşme kapsamında 30.07.2019 tarihinde ödemiş olduğu 238.920,89 TL'yi, davalıdan talep etme hakkının bulunduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Davacı taraf, dava konusu icra takibinde 238.920,89 TL asıl ve toplam alacak talebinde bulunmuş, takip öncesi işlemiş faiz talebinde bulunmamıştır. Ancak dava açarken  238.920,89TL ana para ve 2.592,13 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 241.513,02 TL üzerinden harçlandırma yapılarak dava açılmıştır. Eldeki dava itirazın iptali davası olup, itirazın iptali davaları takip ile sıkı sıkıya bağlıdır. İİK'nın 58/3 maddesine göre davacının takip öncesi işlemiş faiz talebi var ise bunu takip talebinde belirtmek zorundadır. Bu kapsamda takipte talep edilmeyen takip öncesi işlemiş faizin itirazın iptali davalarında talep edilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu sebeple dava dilekçesinde harçlandırılan 2.592,13 TL takip öncesi işlemiş faize yönelik miktar yönüyle davacının davasında haksız olduğu değerlendirilmiştir. Tüm bu nedenler ile davacının, davalıdan  icra takip tarihi itibarıyla,  238.920,89 TL asıl alacak, bu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz talep edebileceği, bu kapsamda davalı yanın bu miktar yönüyle bir ödeme savunması ve ispatı olmadığından borca ve faize itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilerek davanın kısmen kabulü ile; Davalı borçlunun İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyasına yaptığı itirazının 238.920,89 TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin   238.920,89 TL asıl alacak üzerinden ve bu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle devamına, fazlaya dair istemin reddine, ayrıca alacak likit olduğundan davalı borçlu itirazında haksız bulunduğundan hükmolunan  238.920,89  TL alacağın %20'sine tekabül eden  47.784,17 TL icra inkar tazminatının davalı borçludan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \" gerekçeleri ile; \" 1-Davanın Kısmen Kabulü ile; Davalı borçlunun İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyasına yaptığı itirazının 238.920,89 TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin 238.920,89 TL asıl alacak üzerinden ve bu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle devamına, 2-Fazlaya dair istemin reddine, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Sayın mahkemenin 05.10.2021 tarih ve 2020/471 E. sayılı dosyasında verilen karar  usul ve yasaya aykırı olduğundan kaldırılması ve davanını reddine karar verilmesi gerektiğini,.Öncelikle belirtmek gerekir ki yerel mahkeme nezdinde husumet itirazında bulunmuş ise de dikkate alınmadığını, huzurdaki dava davacının kredi borcunu ödeyeceğine ilişkin anlaşmaya girdiği ...e yöneltilmesi gerektiğini,  bu nedenle davanın öncelikle husumet sebebiyle reddi gerekmekte iken yerel mahkemenin davanın kısmen kabulüne karar vermesi hukuka aykırı olup yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Yerel mahkeme tarafından geçerli bir alacağın devri sözleşmesinin varlığı kabul edilerek müvekkil bankanın sözleşme yükümlülüğünü yerine getirmeyerek ifasını imkansız hale getirdiği değerlendirilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, oysa ki müvekkil bankanın tesis edilen işlemlerde kusur ve sorumluluğu bulunmadığı gibi alacağın devri sözleşmesinin geçerli olup olmadığı da tartışılmaksızın davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, Öncelikle belirtmek gerekir ki Alacağın Temliki Sözleşmesi ile kararlaştırılan davacı tarafından sözleşme konusu bedelin ödenmesi ve müvekkil banka lehine tesis edilen ipoteğin davacıya temliki olduğunu, temlik konusunun ipotek hakkının temliki olması sebebi ile tapu müdürlükleri nezdinde Alacağın Devri Sözleşmesinin gerçekleştirilmesi gerekirken bu şekil şartına uyulmayarak, resmi şekilde olmaksızın adi yazılı şekilde yapılan Alacağın Temliki Sözleşmesinin geçerliliğinin tartışılması gerekirken yerel mahkeme nezdinde bu tartışma yapılmaksızın sözleşmenin geçerli olduğuna kanaat getirilerek değerlendirme yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından Alacağın Devri Sözleşmesi geçerli kabul edilerek müvekkil bankanın ifa imkansızlığına sebebiyet verdiğinden bahisle sorumluluğuna gidildiğini, oysa ki yerel mahkeme tarafından gözden  kaçırılan husus davacının sözleşmenin gereğini yerine getirmediği, sözleşme konusu meblağın davacı tarafından müvekkil bankaya yatırılması gerektiği halde davacının yatırmadığı, davacının dayanak yapmış olduğu ödemenin dava dışı ...'in hesabından gerçekleştiği ortada olup davacı henüz kendi edimini gerçekleştirmemişken müvekkil bankadan beklemesi abesle iştigal olup davasının reddi gerekmekte olduğunu, Diğer yandan değinilmesi gereken diğer husus ise yerel mahkemenin geçerli kabul ettiği Alacağın Devri Sözleşmesinin 3. ve 4. maddeleridir. söz konusu maddelerde: \"3-Devralan temlik konusu alacağı borçludan kısmen veya tamamen tahsil edemediği takdirde ve/veya temlik eden alacağa ilişkin teminatların kısmen veya tamamen geçersiz kalması halinde bankadan her ne nam altında olursa olsun herhangi bir hak, alacak veya tazminat talep edemeyeceğini, ayrıca Temlik Edenin işbu temlik konusu alacak ve/veya alacağa bağlı teminatlar nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir zararının doğması halinde Temlik Edenin doğmuş ve doğacak maddi ve manevi tüm zararlarının ilk talepte derhal tazmin etmeyi kabul, beyan ve taahhüt eder. 4-Temellük eden devre konu alacağı borçludan kısmen veya tamamen tahsil edemediği takdirde bankadan her ne nam altında olursa olsun herhangi bir alacak veya tazminat talep edemeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder.\" hükümleri havi olduğunu, davacı söz konusu şartları herhangi bir itirazi kayıt da koymaksızın kabul ettiği  ve sözleşme imza altına alındığını, söz konusu maddelerde de açıkça yer aldığı üzere davacı tarafından müvekkil bankadan herhangi bir talepte bulunulamayacağını, Yine maddelerde de açıkça hüküm altına alındığı üzere davacı dava dışının sözleşmeye aykırı davranışları sebebi ile müvekkil bankanın sorumluluğuna gidemeyeceğini, davacı dava dışının borcunu ifa etmemesi sebebi ile müvekkil bankayı sorumlu tutmaya çalıştığını, şayet ifa imkansızlığının oluştuğu kabul edilecekse bu ifa imkansızlığına sebebiyet veren yine dava dışı ve davacı olduğunu, bu doğrultuda davacının müvekkil bankaya teşmili hukuka aykırı olup davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Yine belirtmek gerekir ki davacı tarafından temlik sözleşmesi tapuya şerh edilmediğini, Yasaların kendisine sağladığı bu hakkı kullanmayan davacı kabul anlamına gelmemek üzere bir zarara uğramışsa da bu zarara yine kendisi sebebiyet verdiğini, Müvekkil Banka ile davacı arasında imzalanan 29.07.2019 tarihli alacağın devri sözleşmesi ile;   müvekkil Banka kredi borçlusu ...'den olan alacağının ve bu alacağın teminatını teşkil eden ipoteğin davacıya 238.920,89-TL ödemesi karşılığında devri konusunda anlaşmaya varıldığını, davacı söz konusu temlik sözleşmesini tapuya şerh ettirmediğini, akabinde dava dışı kredili borçlu ipoteğin fekkini talep ettiğini, fek işlemi sistemsel olarak gerçekleştiğini, oysa ki söz konusu şerh işlemini gerçekleştirseydi olduğunu iddia ettiği zararları da söz konusu olmayacağını, Yine belirtmek gerekir ki davacı ve dava dışı kredili borçlu müvekkil bankayı zarara uğratmak için birlikte hareket ettiklerini, hayatın olağan akışında temlik alan kişinin devir sözleşmesini tapuya şerh ettirmesi gerekirken bu özellikle yapılmadığını, ardından dava dışı kredi borçlusu ipoteğin fekkini talep ettiğini, davacı ve dava dışı kredi borçlusunun birlikte hareket etmeleri hususu, davacının dava dışı kredi borçlusu hakkında herhangi bir takibe geçmediği gibi huzurdaki işbu davaya da dahil etmemiş olmasıyla sabit olduğunu, Hayatın olağan akışında davacının dava dışı kredi borçlusu hakkında yasal işlem başlatması gerekir iken bu yapılmadığını, aradan uzun zaman geçtikten sonra sadece müvekkil banka aleyhine huzurdaki işbu davanın açıldığını, Davacının çelişkili ve yanıltıcı iddialarda bulunarak dava dışı kredili borçlu ... ile arasındaki anlaşmazlığa müvekkil bankayı dahil etmeye çalıştığını, sonuç olarak, davacının dava dışı kredili borçlu ...'in ipoteği fek etmesi sebebiyle, sürece müvekkil Bankayı da dahil ederek; müvekkil bankadan talepte bulunduğunu, bu husus dahi davacının kötü niyetli olduğunu ortaya koymakta olup hukuk düzeninin kötü niyeti korumayacağı da ortada olduğundan davacının davasının reddi gerektiğini, Davanın açılmasına müvekkil banka sebebiyet vermediğinden davacının dava mahkeme masrafları ve vekalet ücreti talebinin reddi ile bunların tümüyle davacı üzerinde bırakılması gerekmekte olup yerel mahkeme kararının bu yönü ile de kaldırılması gerekmekte olduğunu, Yukarıda izah olunan ve resen değerlendirilecek nedenlerle;Yerel mahkemenin 05.10.2021 tarihli kararının KALDIRILMASINA VE DAVANIN REDDİNE,-Karar kesinleşene kadar İCRANIN GERİ BIRAKILMASINA, -Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili tarafından istinaf dilekçesi sunulduğu gün sunulan 16/12/2021 tarihli ek beyanlarında özetle; Yerel mahkemenin yukarıda esas numarası yazılı dosyasında verilen karara karşı taraflarınca istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, istinaf başvuru dilekçemizdeki beyanlarımız saklı kalmak kaydıyla işbu ek beyanımızda bulunma gereği hasıl olduğunu, şöyle ki: yerel mahkeme kararında kısmen kabul kararı ile birlikte asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık değişen oranlarda avans faizi uygulanma sureti ile devamına karar verildiğini, Her ne kadar istinaf dilekçesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğuna değinilmişse de ayrıca belirtmek gerekir ki asıl alacağa avans faizinin uygulanmasına karar verilmesinin de hatalı olduğunu, dosya kapsamında ayrıntılı olarak yer aldığı üzere davacı tarafından takipte yasal faiz talep edilmişken taleple bağlılık ilkesi de gözetildiğinde yerel mahkemenin avans faizine karar vermesinin hatalı olduğunu, kaldı ki hüküm gerekçesinde de bu hususa değinilmiş olmasına rağmen gerekçe ile çelişkili şekilde hüküm kurulması hatalı olup yerel mahkemenin hukuka aykırı kararının bu yönü ile de kaldırılması gerekmekte oluğunu beyan etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; alacağın temliki sözleşmesinden dönülmesi sebebiyle ödenen bedelin iadesine yönelik alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, davalı bankanın dava dışı ... kullandırdığı konut kredisinden kaynaklanan ipotekli alacağını devraldığını, ancak davalı bankanın alacağın temliki sözleşmesine aykırı davranarak ipoteği fek etmesi sebebiyle sözleşmeden dönüldüğü ve ödenen bedelin iadesi için başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiğini, haksız itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın öncelikle kredi borçlusu ...'e yönetilmesi gerektiğini ve banka aleyhine açılan davanın pasif husumet eksikliğinden reddine karar verilmesi gerektiğini, açılan davanın haksız, yasal dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olduğunu, anlaşma bedelinin davacı tarafından 20/07/2020 tarihinde ödendiğini, ancak temlik sözleşmenin tapuya şerh verilmediğini, dava dışı kredi borçlunun ipoteğin fekkini talep etmesi üzerine ipoteğin fek edildiğini, davacı ve dava dışı kredi borçlusunun birlikte hareket ederek davalı bankayı zarara uğrattıklarını, temlik alan davacının temlik sözleşmesini kendisinin tapuya şerh ettirmesi gerektiğini, bankanın kusuru bulunmadığını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  Taraflar arasında dava dışı ...'e davalı banka tarafından kullandırılan konut kredisinden kaynaklanan banka alacağının 238.920,89 TL lik ödeme karşılığında alacağının bu miktar kadarlık kısmının 29/07/2019 tarihli alacağın temliki sözleşmesi ile davacıya temlik edildiğine, dava ve sözleşme konusu taşınmaz üzerindeki ipotek hakkının davacıya temlik edildiğine, davacının  238.920,89 TL bedeli 20/07/2020 tarihinde davalı bankaya ödediğine ve ödeme sonrasında taşınmaz üzerindeki ipotek hakkının banka tarafından kaldırıldığına ilişkin bir ihtilaf bulunmamaktadır.  Taraflar arasında istinafa da gelen temel uyuşmazlık; davalının sözleşme kapsamındaki edimini ifa edip etmediği, davalının dava konusu taşınmaz üzerindeki ipoteği kaldırmak suretiyle sözleşmeye aykırı davranıp davranmadığı, davacının alacağın temliki sözleşmesinden dönerek bedelin iadesi talebinde bulunup bulunmayacağı hususlarındadır. Hukuki bir işlem olan alacağın temliki sonrasında alacak üçüncü kişiye intikal etmektedir. Bu andan itibaren üçüncü kişi, borçlu karşısında alacaklı sıfatını kazanmaktadır. Niteliği itibariyle alacağın temliki, alacaklının tasarruf işlemidir. Temlik, alacağın tamamı için yapılabileceği gibi,  bir kısmı için de yapılabilir. Tam temlikte alacağın aslı ve fer’ileri temlik alana geçmekte olup, alacaklı borç ilişkisinde taraf olmaktan çıkar. Kısmi temlikte ise, temlik edilen asıl alacak ve bu oranda fer’ilerinin temlik alana geçmesi söz konusudur. Temlik edilmeyen kısım itibariyle borçlunun temlik eden alacaklıya karşı sorumluluğu devam eder. Temlik alan, temliki ve alacağın varlığını ispat ederek borçludan talepte bulunur. Temlik ile birlikte temlik alan, alacağın aslı ve fer’ileriyle birlikte, alacağa bağlı rüçhan haklarını da iktisap eder. Dolayısıyla temliğe konu alacak itibariyle dava ve takip hakkı da temlik alana geçer. Alacağın temlikinde esasen borç değişmez, sadece onu talep edecek taraf değişmiş olur. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 28/09/2021 tarih, 2021/5143 esas ve  2021/5604 karar sayılı ilamı)  Somut uyuşmazlıkta; davacı,  davalı bankanın alacağın temliki sözleşmesine aykırı davranarak ipoteği fek etmesi sebebiyle TBK'nın 125/2-3 maddeleri uyarınca seçimlik haklarından olan sözleşmeden dönüldüğünü ve ödenen bedelin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. TBK'nın 125. maddesi \" Borçlunun Temerrüdü\" üst başlığı altında düzenlenmiş olup, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan birinin temerrüde düşmesi halinde alacaklının seçimlik haklarını düzenlemektedir. Yukarıdaki yargıtay içtihadında da belirtildiği gibi alacağın temliki sözleşmesinin akdedilmesi ile temlik alan, alacağın aslı ve fer’ileriyle birlikte, alacağa bağlı rüçhan haklarını da iktisap eder. Bu durumda davalı banka sözleşmenin akdedilmesi ile birlikte edimini ifa etmiş olup, borçlunun temerrüdü söz konusu değildir. Bu sebeple davacının borçlunun temerrüdü hükümleri uyarınca sözleşmeden dönerek bedelin iadesini talep etme hakkı bulunmamaktadır. Davacı ancak dava dışı  asıl kredi borçlusundan alacağını talep ederek ve ödenmemesi halinde aleyhine yasal yollara başvurduktan sonra alacağını tahsil edememesi halinde sözleşmeye aykırılık sebebiyle davalı bankanın kusurlu bulunması halinde tazminat talebinde bulunabilecektir. Mahkemece bu hususlar gözetilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, sözleşmeden dönüldüğünün kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli olmamış, davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Açıklanan nedenlerle; davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davalının istinaf başvurusunun  KABULÜ ile;  İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 05/10/2021 tarih ve 2020/189 Esas - 2021/668 Karar sayılı kararının HMK' nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; Davanın REDDİNE, İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 2-Alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin olarak yatırılan 2.929,84 TL' den mahsubu ile bakiye 2.502,24 TL karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca red edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 37.838,13 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00-TL arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 7-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 8-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 9-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,10-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve dosyanın istinafa gidiş dönüş gideri 40,00-TL toplamı 202,1‬0-TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 11-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 12-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran ilgili tarafa iadesine,13-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 30/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"709918293f748d6a","SID":"4a0a535921b4ff02"}}