{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  <br>T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1480 <br>KARAR NO\t: 2023/1021<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I\t  <br>DAVA\t: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/10/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA\t: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı, Osmaniye Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... sicil numarasında kayıtlı bulunan ve davalı şirketin 2837 nolu acentesi olduğunu, davacı Acente ile davalı sigorta şirketi arasında T.C. Osmaniye 3. Noterliğince ... sayı ve 16.03.2009 tarihli Sözleşme Yapma ve Prim Tahsil Etme Yetkisine Haiz Acentelik-Sözlesmesi düzenlenmiş olduğunu, davalı sigorta şirketi tarafından fesih öncesi çekilen Üsküdar 21. Noterliğinin 27.09.2016 tarih ve 79581 sayılı ihtarnamesi, davacı acenteye tebliğ edilmeksizin ve haklı bir sebep gösterilmeksizin, iş bu Acentelik Sözleşmesi, 30.12.2016 tarihinde davalı sigorta şirketi tarafından T.C. Kadıköy 26. Noterliğinin 30.12.2016 tarih ve... sayılı 'Fesihname' başlıklı işlemi ile feshedildiğini ve bu kapsamda davacının, usulsüz ve haksız bir şekilde acentelik hak ve yetkilerinden azledilmiş olduğunu, bu süreden sonra işlem yapma yetkisi kısıtlanmış ekranları kapatılmış olduğunu, davalı müşteri şirketin, ihbar sürelerine uymayarak ve sebep göstermeksizin acentelik sözleşmesini feshettiği ve davacı müvekkil acentenin ise bir 'Acentelik Sözleşmesinden kaynaklı bir kusurunun bulunmadığı' anlaşılmakta olduğunu, davacı acenteye yönelik olarak sözleşmenin feshine yönelik çekilen 27.09.2016 tarihli ihtarnamenin müvekkil acenteye ulaşmamış olduğunu, davacıya yasal bir tebligatın yapılamamış olduğunu, söz konusu usulsüz tebligatın davacı acente ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, '.../OSMANİYE' adresine çekildiğini, müvekkile ait resmi ve daimi işyeri adresinin ise, ... OSMANİYE' olduğunu, sözleşmenin feshine yönelik olarak davalı tarafça çekilen bu ihtarın usulsüz ve geçersiz olduğunu, müvekkili yönünden bağlayıcılığı bulunmamakta olduğunu, davalı şirketin ise, ihbar süresine riayet etmeksizin hareket ederek sözleşmeyi fesih hak ve yetkisinin bulunmadığını, davacı acente, davalı tarafından müvekkile ait acentelik yetkisinden doğan işlem yapma yetkisinin kaldırılması ve sigortacılık faaliyetlerinin ekranlarının kapatılması suretiyle durdurulması nedeni ile zarara uğramış olduğunu, doğan zararın tazmini gerektiğini, acentelik sözleşmesinin davalı tarafından tek taraflı ve müvekkil acentenin bir kusuru olmaksızın haksız şekilde feshedildiğini, fesih nedeni ile, müvekkil Acente 2009 yılından 2017 yılına kadar davalı ...Sigorta davalı sigorta şirketinin müşteri potansiyelini sigortacılık faaliyetini sürdürdüğü bu çevrede son derece önemli bir şekilde yükselttiğini, sözleşmenin feshedilmesi ya da sona ermesi halinde, müvekkil acente tarafından oluşturulan müşteri portföyü için de müvekkil acenteye TTK. 122 anlamında Denkleştirme Tazminatı ödenmesi gerektiğini, acentenin müvekkiline sağladığı müşterilerin veya müvekkilin sözleşme sona erdikten sonra bu müşterilerden sağlamaya devam ettiği faydaya bir karşılık olmak üzere, acenteye uygun bir tazminat talep etme hakkı tanınmış olduğunu, müvekkil acente, sigortacılık faaliyetlerinin sonucu olarak, davalı sigorta şirketine yıllık bazda ortalama beş yüz ile bin arasında bir müşteri kitlesi ve portföyü sağlamakta, bu ise ortalama Altı yüz bin ila yedi yüz bin arası bir rakama tekabül etmekte olduğunu, yasal mevzuat gereği, talep edilebilecek denkleştirme tazminatı, acentenin son beş yıllık faaliyetinin sonucu aldığı yıllık komisyon bedeli ve diğer bedellerden oluştuğuna göre, bu bedelin tazminat olarak taraflarına ödenmesi gerektiğini, müvekkil acentenin haksız fesih sonucu başlayamadığı ve ya başladığı halde sonuçlandıramadığı islerden doğan gelir kaybının bir başka deyişle mahrum kalınan kârın da tazminat alacağına eklenmesinin gerektiğini, somut olayda taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin sona ermesinde davalının kusuru ile hem usulsüz fesih ve de hem de haksız fesih koşulları birlikte gerçekleşmiş olduğundan, müvekkil acentenin geriye dönük olarak son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon ve diğer ödemlerin ortalamasının bilirkişi marifeti ile yapılacak hesaplama sonucu ortaya çıkan zarar miktarının tazmin edilmesini talep ve dava etmek gerektiğini, Davanın kabulü ile, TTK.121/4 Md. göre usulsüz fesih nedeni ile, müvekkil Acente tarafından başlanmış işlerin tamamlanması sebebiyle oluşan 1.000,00 TL tazminatın, dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte olmak üzere davalıdan alınarak davacıya verilmesine, TTK.122. Md. göre haksız fesih nedeni İle, 1.000,00 TL denkleştirme tazminatının fazlaya ilişkin dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte olmak üzere davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP\t: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından acentelik sözleşmesinin haksız olarak fesh edildiğini, fesih ihbarnamesinin acente ile ilgili bulunmayan adrese gönderilmiş olmasından dolayı usulsüz ve geçersiz olduğunu, acentelik sözleşmesinden doğan işlem yapma ve yetkisinin kaldırılması ve sigortacılık faaliyetlerinin ekranlarının kapatılması suretiyle durdurulduğunu, bu nedenle maddi kayba uğrandığı ileri sürülerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile TTK'nın 121/4 maddesine göre usulsüz ve haksız fesihten dolayı acente tarafından başlanmış işlerin tamamlanamaması sebebiyle oluşan 1.000,00 TL tazminat ile, TTK'nın 122. Maddesine göre haksız fesih nedeniyle 1.000,00 TL denkleştirme tazminatının, dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi talep edilmiş ise de, gerek davacı tarafın tazminat talebi hakkı bulunmaması gerekse hakkaniyet açısından davacının telafi edilecek bir zararının bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Denkleştirme tazminatının bir diğer koşulu ise acentenin sözleşmenin sona ermesi nedeniyle ücret kaybına uğramasıdır. Bu kayıp yeni müşterilerle, acenteye ücret hakkı kazandıracak müstakbel/beklenen sözleşmelerin acentelik sözleşmesinin sona ermesi sebebiyle acente tarafından yapılamamasından dolayı ortaya çıkan ücret kaybıdır. Şayet sözleşme devam etseydi acente yeni müşterilerle yapılan/yapılacak sözleşmeler sebebiyle ücret isteyebilecektir.<br>Denkleştirmeye esas alınacak ücret kaybı hesaplanırken acenteye bizzat aracılığı ile yapılan veya doğrudan yaptığı/yapacağı sözleşmeler için ödenen/ödenecek asıl ücretin dikkate alınması gerekir. Uygulamada ücret kaybı belirlenirken acentenin son bir yılda kazandığı ücret esas alınmakta ancak son 1 yılda kazanılan ücretin miktarında az veya çok olağanın dışında bir farklılık var ise başka yılın ortalaması da dikkate alınabilmektedir.Denkleştirme tazminatının bir diğer koşulu ise tazminat ödemesinin hakkaniyete uygun olmasıdır.Denkleştirme bedelinin nasıl hesaplanacağı da TTK 122/2'de düzenlenmiştir. Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2016/1758-2018/127 karar sayılı kararında bu davacının davalıya yaptığı ticaret kapsamında son 5 yılda elde ettiği karın ortalaması dikkate alınarak davalıdan talep edilebilecek tutarın hesabı gerektiği şeklinde açıklanmıştır....'nın Acentelik adlı 2016 yılı basım tarihli kitabında bu husus değerlendirilirken denkleştirme bedelinin 3 aşamalı işlemle belirleneceği ilk aşamada müvekkilin muhtemel menfaati ve acentenin kaybının hesaplanacağı, bu rakamın hakkaniyet değerlendirmesine tabi tutulup son aşamada hakkaniyet kriteri uygulanarak elde edilen miktarın kanunda öngörülen üst sınıra uygunluğunun denetleneceği ve rakamın üst sınıra uyarlanacağı şeklinde açıklanmıştır. (sf.265 ve devamı) Mahkememizce alınan denetime elverişli, gerekçeli, dayanakların gösterildiği kök rapor ve ek raporda belirtildiği üzere davacı denkleştirme tazminatına hak kazanabilmek için TTK 122 maddesindeki koşulların tamamının gerçekleştiğini ispatla yükümlüdür. Ancak davacı yan sözleşme ilişkisi içinde davalıya bulduğu / kazandırdığı müşterilere ilişkin somut bir veri müşteri adı vs. delil sunmadığı gibi sözleşmenin feshi sonrasında davalının bu müşterilerle çalışıp menfaat elde ettiğini yahut bu ihtimalin mevcut olduğunu da ortaya koyamadığından davacı açısından denkleştirme tazminatı talep koşullarının da gerçekleşmediği kabul edilerek davanın reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki Acentelik sözleşmesi, davalı sigorta şirketi tarafından çekilen Üsküdar 21.Noterliğinin 27.09.2016 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi, davacı müvekkil acenteye tebliğ edilmeksizin ve haklı bir sebep gösterilmeksizin feshedilerek bu tarihten itibaren  davacı müvekkil acentenin acentelik hak ve  yetkilerinden kaldırılarak işlem yapma yetkisi kısıtlanmış ve ekranları da  kapatıldığını, davalı müşteri şirketin, ihbar sürelerine uymayarak ve sebep göstermeksizin acentelik sözleşmesini haksız ve usulsüz olarak feshettiği, buna mukabil ise, davacı müvekkil acentenin ise bir ‘acentelik sözleşmesinden kaynaklı bir kusurunun bulunmadığı’ kaldı ki mahkemece buna ilişkin bir kusur raporu dahi alınmadığı halde, bu yönde eksik inceleme ve araştırma yapılarak davanın reddine karar verildiğini, acentelik sözleşmesinin feshinde tazminat taleplerinin haklılığı balımından davacı müvekkil acentenin  kusuru bulunmadığını, bulunuyorsa bunun sözleşmeyi tek yanlı fesheden  davalı şirket tarafından ispatı gerekmekte olup, bu durum tazminat hesaplaması veya takdirinde çözülmesi gereken bir sorun olduğunu, davalı taraf, davacının kusuru konusunda dosyaya tek bir delil dahi sunamadığını, mahkemece bu yönde bir kusur raporu dahi alınmadığını, acentelik sözleşmesinin kusuru bulunmadığı halde tek yanlı feshediliği tarihte haksız ve usulsüz şekilde  müvekkil acentenin ekranlarının kapatılması nedeniyle elinde bulunan delillerden  sigortacılık üretim faaliyet ve raporlarının sunulamaması nedeniyle davalı tarafın elindeki ticari defter, belge ve vesaiklerin delil olarak gösterilmesi ve  davalı tarafta yer alan bu delillere dayanmanın zorunluluğu karşısında oluşan duruma göre, davalı tarafın  buna dair delilleri mahkemeden kaçırarak aleyhinde var olan tüm bu delilleri  sağlıklı bir bilirkişi incelemesinden kaçırarak mahkemeye sunmaktan imtina etmiş olduğu ve yargılama sırasında  bilirkişi raporunda belirtildiği üzere bu 'sözleşmeden kaynaklı vesaikleri incelemeye sunulmadığı' da bizatihi açıklandığını, bu nedenlerle, mahkemece, haksız fesih tazminatı ve denkleştirme tazminatı yönünden davanın reddi kararı tamamen hukuka aykırı olunduğunu, acentelik sözleşmemizden kaynaklı ve davalı taraf nezdinde bulunan ticari defter, belge ve vesaikleri dahi  incelenmeksizin ve herhangi bir hesaplamada yapmaksızın müvekkil acente lehine acentenin son beş yıllık faaliyetinin sonucu aldığı yıllık komisyon bedeli ve diğer bedellerden oluştuğuna göre, bu bedelin tazminat olarak ödenmesi gerektiği halde, üç kez itiraz edilen bilirkişiler ve raporlarında buna ilişkin bir hesaplama dahi yapılmayarak aksi ve gerekçesi olmayan düşüncelere bu yönde kurulan hüküm açıkça hatalı olduğunu, açıklanan nedenler ve mahkemenizce görülecek resen görülecek sair nedenler ile istinaf edilen kararın usul durumuna göre kaldırılması veya bozulması talebiyle kararını istinaf etmek gerektiğini, istinaf talebimizin ESASTAN KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/498 Esas ve 2020/40 Karar sayılı kararının usul ve esas yönlerden KALDIRILMASINA veya BOZULMASINA karar verilmesini talep ve arz ederiz.<br>GEREKÇE :Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle başlanmış işlerin tamamlanmamasından doğan zarar ile denkleştirme (portföy) tazminatı istemlerine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın reddine karar verilmiş ve davacı vekilince yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>Taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmenin feshi ve hangi tarihte feshedildiği hususu ile haksız fesih söz konusu olup olmadığıdır.<br>Davacının fesihten ilk olarak 30/12/2016 tarihli ihtarname ile haberdar olduklarını, 27/09/2016 tarihli ihtarnamenin usulüne aykırı tebliğe çıkarıldığını, kendisine tebliğ edilmediğini, feshin haksız olduğunu ileri sürmüştür. Davalı ise davacının acentelik sözleşmesine aykırılığı nedeniyle haklı nedenlerle ve sözleşmede yer alan feshe ilişkin hükümler doğrultusunda 1 hafta önel vermek suretiyle olağan fesih hakkını kullanma hakkına sahip olduğunu, ancak yine de 3 ay öncesinden 27/09/2016 tarihinde sözleşmenin feshedileceğini davacıya ihtar ettiğini, sözleşmeden doğan hakkını kullandığını, acentenin az sayıda üretime karşılık çok sayıda hasarı gerçekleştiği, kötü portföyünü şirkete aktardığını, yine sözleşmenin 10 ve 17. maddelerine aykırı hareket ettiğini savunmuştur.Dayanak sözleşmede, sözleşmenin süresi, sınırlandırma, fesih, infisah ve sonuçlarına ilişkin; şirketin önceden bir ihbar süresine bağlı olmaksızın acenteliğe verilen yetkilerinden bir kısmını kısıtlamak ve sınırlandırmak yetkisine haiz olduğunu, Şirketin, Acentelik sözleşmesini herhangi bir sebep göstermeksizin bir hafta önceden diğer tarafa iadeli taahhütlü bir mektup göndererek veya noterden ihtarname çekmek şartıyla her zaman feshedebileceğini, sözleşmenin feshedilmesi veya sona ermesi halinde Acentenin, Şirket'ten herhangi bir nam ile hak veya tazminat, portföy hakkı, maddi ve manevi zarar karşılığı, kar kaybı istemeyeceğini ve herhangi bir iddiada bulunmaya hakkı olmayacağını beyan, kabul ve taahhüt ettiğini beyan ederek sözleşmeyi 16/03/2009 tarihinde kabul, tanzim ve imza altına almış olduğu belirlenmiştir. Taraflar arasında 16/03/2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere belirsiz süreli olarak akdedilen sigorta acenteliği sözleşmesi davalı tarafından davacıya ilk olarak gönderilen  Üsküdar 21.Noterliği'nin 28/09/2016 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile 3 ay sonra feshedileceği ihtar olunmak suretiyle akabinde gönderilen Kadıköy 26.Noterliği'nin 30/12/2016 tarih ve ... yevmiye no'lu Fesihnamesi ile feshedilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 121/1. maddesine göre, belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 40. maddesinde de benzer yönde bir düzenleme bulunmaktadır. Buna göre, sözleşmenin, feshi düzenleyen 40. maddesi ile TTK'nın 121/1 ilk cümle uyarınca usulüne uygun feshedildiği sabittir. Her ne kadar davacı tarafça Üsküdar 21.Noterliği'nin 28.09.2016 tarih ve... yevmiye nolu ihtarnamesinin kendilerine tebliğ edilmediği ve feshin haksız olduğu  iddia edilmiş ise de gerek acentelik sözleşmesi 36. madde hükmü gereğince acentenin bildirim yükümlülüğü gerekse sonraki tarihli ihtarname adresinin de aynı olması göz önüne alındığında davacının fesih ihtarının süresinde ve usulünce yaptığının kabulü gerekmektedir. Davalı taraf olağan fesih hakkını kullanmıştır. Ancak olağan fesih hakkının kullanımı ''hakkın kötüye kullanılması'' yasağının denetimdedir.TBK'nın 112. maddesi uyarınca borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusuru yüklenemeyeceği ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür. TBK'nın 112. ve devamı maddesine göre; alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için, bu yüzden bir zarara uğramış olması gerekir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet (olumlu) zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar;  Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Menfi zarar ise, uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkan zarardır.  (Tandoğan, Haluk, Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426-427 vd.).Sözleşmenin feshedilmiş olması halinde menfi zarar talep edilebilecek olup, sözleşme feshedildikten sonra müspet zarar talep edilebilmesi için sözleşmede bu yönde açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Hukuk düzeni sırf bir hakkın kötüye kullanılmasını korumaz. Sözleşmede  tek taraflı fesih hakkı varsa  bu düzenleme TMK'nın 2 ve 3 maddesi uygun şekilde kullanılması ve feshin haklı olması gerekliliğini ortadan kaldırmayacak  ise de  somut olayda  her iki tarafa da önel vermek suretiyle haklı ve olağan fesih hakkı tanınmış ve davalı sözleşmenin 40. maddesine dayanarak 3 ay önel vermek suretiyle olağan fesih suret ile sözleşmeyi feshetmiş ve Dosya kapsamından da davalı tarafından bu hakkın açıkça kötüye kullanıldığı hususunda ispatlanmamasına göre  feshinin haksızlığından bahsedilemeyecektir. Sözleşmede fesihten sonra müspet zarar talep edileceğine yönelik açık bir düzenleme olmaması ve sözleşmenin de olağan fesih ile sona ermesine göre ilk derece mahkemesince tamamlanmamış işlere yönelik tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Portföy tazminatı yönünde yapılan değerlendirmede ise;6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde, acentelik sözleşmeleri bakımından düzenlenen portföy tazminatı aynı maddenin 5.fıkrası gereği, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır.6102 sayılı TTK.nın 122. maddesi uyarınca portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Denkleştirme talebinde bulunabilmek için sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, sözleşmenin hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir ( Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ) Sözleşmenin sona ermesinde acentenin kusurlu bir davranışının olmaması gerekir. ( Rıza Ayhan, Mehmet Özdamar, Hayrettin Çağlar, Ticari İşletme, 2016, s.546 ). (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Bundan başka tek satıcının sözleşmenin ifası sırasında sözleşmeye konu ürünün, markanın yayılmasına katkıda bulunarak müşteri çevresini oluşturması veya önemli ölçüde geliştirmesi ve sözleşmenin sona ermesinden sonra, tek satıcı tarafından oluşturulan müşteri çevresinden üreticinin yararlanmaya devam etmesi gerektiği gibi tek satıcının da, sözleşme sonrasında kendisinin oluşturduğu veya önemli ölçüde geliştirdiği müşteri çevresinden artık yararlanamaması gerekir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigorta Kanunu'nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Portföy tazminatının belirlenmesinde TTK 122/2 maddesi dikkate alınacak olup, anılan hüküm gereği, tazminat, tek satıcının son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. Portföy tazminatı koşularının oluştuğunu ispat yükü tek satıcı olan davacıya, tazminat miktarının indirilmesi gerektiğinin ispatı ise davalıya aittir.  (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  2016/2170 E- 2017/2780 K sayılı 10.5.2017 tarihli kararı)İlk derece mahkemesince davacı ve davalı defterlerinde yapılacak inceleme sonucunda davacının bulduğu müşterilerin sözleşme sona erdikten sonra da davalı şirket ile yeniden poliçe imzalayıp imzalamadığı, davacının gösterdiği gayret ve başarısı ile kazandırdığı müşteri çevresinden, sözleşme sona erdikten sonra davalının faydalanıp faydalanamayacağı tespit edilerek varsa elde edilen menfaatin kanunda belirlenen hesaplama yöntemleri uyarınca hesaplanarak sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.<br>Açıklanan nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulüyle HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kararın kaldırılarak yukarıda belirtilen şekilde yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak hasıl olacak şekilde karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde  karar verilmiştir.<br>KARAR \t:Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,<br>2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,<br>3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.12/10/2023 \t<br>\t<br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"57aac948bfc5e5d3","SID":"a7b5722549858a67"}}