{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>...<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                               \t K A R A R <br><br>....<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 08/04/2021<br>NUMARASI\t\t:.....<br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/04/2021 Tarih ve 2019/68 Esas - 2021/99 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, 2017/77648 sayılı “... ...” ibareli markaya yönelik olarak müvekkili tarafından yapılan yayına itirazın ....sayılı kararı ile reddine ve tescil işlemlerinin devamına karar verildiğini, davalı ve davacı tarafların aynı şehirde olup ... alanında faaliyet gösterdiğini, sektörde ... ..., ....ibarelerinin maruf nitelikte olduğunu, her iki eğitim kurumunun da İstanbul/Avrupa bölgesinde birbirlerine çok yakın konumda olduklarını, tarafların sahip ve yönetim kadrolarının tanışmakta olduğunu ve birçok etkinlikte ortak hareket etmiş olduklarını, dolayısıyla bu denli yakın olunmasına rağmen davalı şirketin basiretli bir tacir gibi hareket etmeyip söz konusu marka başvurusunu yapmış olduğunu, davalı yanın kötüniyetle uyuşmazlık konusu marka başvurusunu yaptığını, ... ibaresinin bir semt adı olduğunu ve markanın sonunda/başında kullanımının şube/bayi izlenimi vereceğini, her iki markanın da 41. Sınıfta kullanımı nedeniyle sınıfsal anlamda benzer olduğunu, öncelik hakkının müvekkili tarafta olduğunu, söz konusu ibarenin zayıf marka olmadığını ileri sürerek YİDK kararının iptali ile dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı ... vekili, davalı yan markasının “...” ibaresinden farklı olarak birtakım farklı kelime ve karakteristik şekil unsurlarını içerdiğini, söz konusu markanın bu unsurlarla birlikte bütün olarak değerlendirildiği takdirde karıştırılma ihtimalinin olmadığını, tek başına ayırt ediciliği zayıf ve yaygın kullanılan “...” sözcüğü nedeniyle benzerlik bulunduğu iddiasının bütünsel yaklaşıma ve marka hukuku ilkelerine aykırı olduğunu, davacı yanın SMK 6/5. maddesi kapsamındaki iddiaları ile ilgili bu iddianın itiraz aşamasında yeterli bilgi/belgelerle ispatlanamadığını, davacı yanın kötüniyet iddiasına itibar etmenin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. <br>Davalı şirket vekili, müvekkili firmanın “... ...” markasıyla faaliyete başladığını ve 1994 yılından bu yana özel eğitim kurumları sektöründe faal olduğunu, müvekkili “...” markasının Türkiye’de en çok bilinen ve güvenilen eğitim kurumu olduğunu, yüksek ayırt edicilik kazandığını davaya konu marka ile davacı yan markaları arasında “...” ibaresi harici hiçbir ortak noktanın bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, başvuru konusu marka ile davacı yan markaları arasında, davalı markasında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından ayniyet/benzerlik bulunduğu, markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerektiği, davacıların iş bu davaya konu markalarının esas unsurunun ... ibaresi olduğu, davalının gerek ticaret unvanı kılavuz unsurunda gerekse de tescilli sair markalarında “...” ibaresini muhtelif defalar gerek münhasıran gerekse de sair birtakım unsurlar ile birlikte tescil ettirdiği, somut olayda ise “...” ibaresinin markanın üst bölümünde kullanıldığı ve markada şekil unsuru ile birlikte göze ilk çarpan unsur olduğu, “...” ibaresinin kavramsal olarak ayırt edici karakterinin zayıf olmasından kaynaklı olarak tüketici algısında “...” ibaresinin ön plana çıkacağı, “...” ibaresinin bütün içerisindeki kullanım şekli ve amacının, dava konusu markalar ile yakınlaşma ve karıştırılması sonucunu doğurmayacağı, dava konusu markayı gören bir tüketicinin markadaki şekil unsuru ve “...” ibaresini bir arada gördüğünde, logonun alt kısmında yer alan “...” ibaresi nedeniyle davacı ile ilişkilendirme yoluna gitmeyeceği, bu durumun ise taraf markalarının farklı iktisadi kaynaklara ait markalar oldukları şeklinde yorumlanması sonucunu doğuracağı, davacının “...” ibaresi üzerinde önceye dayalı bir hak sahipliğinin bulunup bulunmadığının da sonuca yönelik bir etkisinin mevcut olmayacağı, dava konusu markadaki kullanım davacının markasının “...” unsurunu içermekte ise de, salt bu nedene bağlı olarak markalar arasında haksız yararlanma olgusunun mevcudiyetinden bahsetmenin mümkün olmadığı, bütünsel olarak markalara bakıldığında, dava konusu markanın davacı markalarının itibarına zarar verme, ayırt edici karakterini zedeleme gibi bir durumu ortaya çıkarmayacağı, davacının da bu durumun aksine işaret eden herhangi bir delili dosyaya sunmadığı, ... ibaresini kendi markalarına esas unsur olarak seçen davacının, bu ibarenin jenerik kullanımlarına karşı müdahalede bulunmayacağını öngörmesi gerektiği, davacı şirket ticaret unvanını kılavuz unsuru “...” ibaresi olmakla birlikte dava konusu markanın, bütünsel algı itibariyle davacı yanın ticaret unvanın kılavuz unsuru ile ilişkilendirilemeyecek nitelikte olduğu yukarıda iltibas ihtimali yönünden yapılan değerlendirmelerde ve tanınmışlık yönünden yapılan değerlendirmelerde tespit edilmiş olduğundan, davacı yanın tek başına “...” ibaresinden kaynaklı bir üstün hakkının mevcut olmayacağı, dosya kapsamında davalının, davacı markasının tanınmışlığından yararlanmak istedikleri, davacı markasının itibarını zedeleyecek faaliyetlerde bulundukları, ticari hayatın olağan akışına aykırı hareket ettikleri ya da basiretli bir tacir gibi davranmadıkları, kötüniyetli bir şekilde marka başvurularında bulundukları yönünde somut deliller yer almadığından kötüniyet iddialarının soyut nitelikte olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde,  müvekkillerinin ... ibaresi geçen birçok markayı tescilli ve/veya tescilsiz olarak kullandıklarını, eğitim sektöründe, semt/ilçe/şehir adlarının ana markaya eklenerek kullanılmasının yaygın bir uygulama olduğunu, davalının \"... ...\" ibareli markası arasında seri marka izlenimi + marka iltibası yaşanacağını, ... ibaresi semt ismi olup ... ibaresiyle birlikte kullanıldığında ... ....... doğacağını, markalar, hem işitsel, hem anlam nem de sınıf bakımından ayniyet ve/veya büyük benzerlik taşıdığını, aynı zamanda \"... ...\" şeklinde yapılan fiili marka kullanımları nedeniyle \"önce kullanım + gerçek hak sahipliği\" yönünden de itirazın ve davanın kabulünün gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.    <br> <br>GEREKÇE\t:Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre, davalı Şirketin 16, 38, 39, 41 ve 43. sınıf hizmetlerde tescili için \"... ... + Şekil\" ibareli marka başvurusunda bulunduğu, .... nolu başvurunun yayımına davacılar tarafından itiraz edildiği, başvuruya konu marka ile davacılar tarafından itiraza gerekçe olarak gösterilen markaların “...” ibaresi dışında ihtiva ettikleri diğer unsurlarla birlikte bıraktıkları bütünsel izlenim dikkate alındığında markaların karıştırılacak ölçüde benzer markalar olmadığı, bu nedenle söz konusu markalar arasında karıştırılma ya da ilişkilendirme ihtimali bulunmadığı, ilaveten itiraza gerekçe olarak gösterilen markaların tanınmış olduğu ve başvurunun kötüniyetle yapıldığı iddialarının yeterli bilgi ve belge ile desteklenmediği şeklinde  karar verildiği, eldeki davanın iki aylık yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. <br>\t6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408-409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir.<br>Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, dava konusu başvuru  ... ... \"ibareli olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık  dava konusu başvuruda yer alan \"...\" ibaresinden kaynaklanmaktadır. <br>Yukarıda açıklananlar çerçevesinde somut uyuşmazlık değerlendiriliğinde; dava konusu başvuru kapsamında 16, 38, 39, 41 ve 43. sınıf  yer almaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporundaki emtia karşılaştırma tablosundan ve dosya içerisinde bulunan marka tescil belgelerinden, uyuşmazlık konusu olan tüm mal ve hizmetlerin, davacıların itirazlarına mesnet markalarının kapsamında yer aldığı, başvurunun tescil edilmek istendiği tüm mal ve hizmetler yönünden, emtia benzerliği şartının gerçekleştiği kabul anlaşılmıştır. <br>Marka işaretlerinin karşılatırılmasına gelince, davacıların markalarının asli unsuru \"...\" ibaresinden oluşmaktadır. \"...\" ibaresi, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü anlamına gelmektedir. Bu haliyle söz konusu kelimenin, tescili istenilen 41. sınıf hizmetler yönünden doğrudan tanımlayıcı bir niteliği bulunmamakla birlikte, ayırt edici gücünün zayıf olduğunun da kabulü gerekmektedir. Başvuru konusu marka ise \"... ...+Şekil\" ibareli olup başvuruda, davacı markalarında da yer alan \"...\" kelimesinin yanı sıra başka unsurlar da bulunmaktadır. 41. sınıf kapsamında yer alan hizmetlerin ortalama tüketicisinin hizmeti alım ve değerlendirme süresi, anlık bir algıdan oluşacak kadar kısa süreli değildir. Dolayısıyla, bu ibarenin sık şekilde tüketicilerin karşısına çıkması bütüncül izlenimde dava konusu markanın davacıya ait markaların devamı niteliğinde algılanmasının önüne de geçebilecek bir etkendir. Tüm bu nedenlerle ve 11. Hukuk Dairesi'nin 25/05/2016 tarih, 2015/10945 E., 2016/5739 K. sayılı ilamında da kabul edildiği üzere 41. sınıf hizmetlerin kullanıcılarının dikkatli ve seçici kişilerden oluştuğu da gözetildiğinde, aralarında bütünsel olarak görsel ve işitsel benzerlik bulunmayan başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında 41. sınıf hizmetler iltibas tehlikesinin bulunmadığı, aksinin kabulü halinde 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği düşük \"...\" ibaresinin davacının tekeline bırakılması gibi bir sonucun doğacağı kanaatine varılmıştır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de \"... ...\", \"...\", \"... ...\", \"... ... ...\" \"... ... ...\" gibi marka başvurularının, davacıya ait markalarla 41. sınıfta iltibasa yol açmayacağını kabul etmiştir. Bu itibarla, ilk derece mahkemesinin uyuşmazlık konusu 41. sınıf hizmetler yönünden tarafların markaları arasında iltibas koşullarının oluşmadığı yönündeki kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.<br>       Ancak, uyuşmazlık konusu 16, 38, 39 ve 43. sınıf  malların ve hizmetlerin tüketicilerinin ortalama bilinç düzeyinde olduğu nazara alındığında, yukarıdaki 41. sınıf hizmetler için yapılan açıklamaların, bu sınıflar için geçerli olmayacağı, diğer bir deyişle \"...\" ibaresinin bu mal ve hizmetler yönünden zayıf kabul edilemeyeceği, sonuçta davalının marka tescil başvurusunda, anılan mal ve hizmetler yönünden asıl unsurlardan birisi olan \"...\" ibaresinin yer almasının, taraf markaları arasında iltibas ihtimaline yol açacağı anlaşılmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 11. H.D.'nin 25.06.2019 gün ve 2018/3154 E.- 2019/4816 K., 16.12.2019 gün ve 2019/1607 E.- 2019/8217 K., 2022/3887 E- 2024/298 K). Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin uyuşmazlık konusu 16, 38, 39 ve 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden, tarafların markaları arasında iltibas oluşmadığı yönündeki kabulü, isabetli bulunmadığından, Dairemizce ilk derece mahkemesi kararının bu yönden davacı yararına kaldırılması gerekmiştir.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiş, teknik yönlerden mevcut bilirkişi raporundan faydalanılmıştır. \t<br>Davacının kötüniyet iddilarının incelenmesine gelince, davalı başvurusunun davacının markaları ile iltibasa yol açması, tek başına kötüniyet ve hükümsüzlük nedeni oluşturmayacağı bu itibarla dava konusu başvurunun kötüniyetli bulunmadığı anlaşıldığından, ilk derece mahkemesinin bu yöndeki kabulünde de bir isabetsizlik görülmemiş, davacının vekilinin kötüniyete ilişkin isitnaf itirazlarının reddini gerekmiştir. Diğer yandan davacı yanın tek başına “...” ibaresinden kaynaklı bir üstün hakkının mevcut olmayacağı, dosya kapsamında davacı markasının tanınmışlığına ilişkin koşulların ispatlanmadığı isabetli olarak belirlenmiştir. <br>Sonuç olarak, ilk derece mahkmesince, yukarıda açıklanan nedenlerle, dava konusu başvuru ile davacının markaları arasında, başvuru kapsamında yer alan 16, 38, 39 ve 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden, SMK'nın 6/1. maddesi uyarınca bulunduğu, buna karşın başvuru kapsamında yer alan 41. sınıf hizmetler yönünden iltibas koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf itirazlarının açıklanan nedenle kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.\t<br><br> <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 08/04/2021 gün ve 2019/68 Esas - 2021/99 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t2-Davanın KISMEN KABULÜ ile, ... Kurumunun .... sayılı YİDK kararının, başvuru kapsamında bulunan 16, 38, 39 ve 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden İPTALİNE, fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>\t3-Dava konusu 2017/77648 sayılı ... ... + Şekil ibareli markanın  16, 38, 39 ve 43. sınıf mal ve hizmetler yönünden HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>\t4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 383,2‬0 TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t5-Davacılar kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t6-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduklarından, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, <br>\t7-Davacılar tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 1.800,00 TL bilirkişi ücreti, 151,70 TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 177,10 TL posta ve tebligat masrafı, yatırılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 2.349,5‬0 TL'nin, davanın kabul ve ret oranına göre takdiren 1/2 kabul edilerek 1.174,75‬ TL'ye, 44,40 TL peşin harç ile 44,40 TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 1.263,55‬ TL'nin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, bakiyesinin davacılar üzerinde bırakılmasına, <br>\t8-Davalı ... ... A.Ş tarafından istinaf aşamasında 100,00 TL posta ve tebligat giderinin davanın kabul ve ret oranına göre takdiren 1/2 kabul edilerek hesaplanan 50,00 TL'nin davacıdan alınarak davalı ... ... A.Ş'ye verilmesine,<br>\t9-Davalı ... tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),     <br>11-Davacılardan peşin olarak alınan 80,70 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,<br>12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 10/06/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/06/2024<br>\t\t\t\t<br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6c66dc87dff0a11f","SID":"a37c2e9faa012d8a"}}