{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1941 <br>KARAR NO: 2023/1909<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>(Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla)<br>TARİHİ: 08.07.2020<br>NUMARASI: 2018/343 Esas - 2020/126 Karar<br>DAVA: Alacak <br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın yabancı bayraklı gemilere teknik yönetim hizmeti verdiğini, bu faaliyeti kapsamında davadışı donatan ... firmasına ait Malta bayraklı ... isimli tankerin tüm teknik yönetimini inşaası tamamlanıp, ticarette kullanılmaya başladığı 2008 yılından beri yürütmekte olduğunu,  davalıdan temin edilen ve bahsi geçen gemide bulunan ... marka şanzımanda yaşanan ciddi sorunlar sonrasında 19/10/2015 günü gemi Kocaeli Evyap Limanında iken arızalanıp çalışamaz hale geldiğini, davalı bahse konu ekipmanı Türkiye'deki tek yetkili satıcısı ve servisi olduğunu dolayısıyla üretici garantili ekipmanı ve servis hizmetini Türkiye'de bir başkasından temin etmenin mümkün olmadığını, bu nedenle davalı ile temas kurularak ekipmanın değiştirilmesi yada tümüyle elden geçirilmesine ilişkin tekliflerinin alındığını, yapılan müzakereler sonucunda müvekkili tarafından 12/11/2015 günü teyit edilen sipariş ile kurulmuş olan satım sözleşmesi ile davalı ... tipi şanzımanı müvekkiline 247.500,00 Euro bedelle satmayı kabul ettiğini, sözleşme gereği ekipmanın sipariş teyidinden itibaren dört ay içinde yani en geç 12/03/2016 tarihinde davalının İtalya'daki fabrikasında teslim edileceğinin kabul edildiğini, sözleşmenin müzakeresi safhasında davalının sekiz aylık teslim süresini dört aya indirebileceğini bildirip, buna karşılık ilk teklifte 164.000,00 Euro olan mal bedelini 247.500,00 Euro'ya yükselttiğini, bir diğer ifadeyle müvekkilinin geminin onarımını biran önce tamamlayıp ticaretine devam etmesini sağlamak için davalının % 51 'lik fiyat artışını kabul ettiğini, ancak ekipmanın 01/04/2016 günü yani sözleşmede kararlaştırılan sürenin bitiminden 20 gün sonra teslim edildiğini, yaşanan bu gecikme nedeniyle geminin planlandığı kadar işletilemediğini, müvekkilinin fazladan masrafa katlanmak zorunda kaldığını, bu şekilde ortaya çıkan zararların tazmini için davalıya başvurulduğunda tedarikçilerden temin edilecek parçanın klas kuruluşunun onayından geçmediğini, teslimdeki gecikmenin de bundan kaynaklandığının ifade edildiği, bu şekilde müvekkilinin zararlarını karşılamaktan imtina edildiğini, geminin davalının kusuru ile atıl kaldığı dönemde yaşı, tonajı ve ticari kapasitesi itibariyle günlük net 12.000,00 USD gelir elde ettiğini, dolayısıyla 20 günlük sürede mahrum kalınan gelir kaybının 240.000,00 USD olduğunu, davadışı gemi donatanının ... firmasının düzenlediği 11/05/2017 tarihli temlikname ile gelir kaybına ilişkin alacağını müvekkiline temlik ettiğini, gelir kaybının yanısıra fazladan masrafların da yapıldığını, 9.000,00 USD iskele kirası, 3.700,00 USD bekçilik ücreti, 10.490,16 USD elektrik gideri, 4.832,77 USD denetim ücreti ile 4.920,00 USD sigorta prim artışı bedelinden oluşan toplam 32.942,93 USD fazladan masraf yapıldığını, sözkonusu masrafların da davalı tarafından karşılanmadığını ileri sürerek müvekkilinin gelir kaybı ile yaptığı masraflardan oluşan 272.942,93 USD tazminat alacağının 13/03/2016 tarihinden itibaren kamu bankalarınca bir yıl vadeli USD mevduatına uygulanan en yüksek oranda faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı tarafça imzalanan sipariş formu ve ekindeki genel satış koşullarında uyuşmazlıklar için İstanbul Merkez Adliyelerinin ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunun kabul edilmesi nedeniyle İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkisiz olduğunu, haksız fiil için uygulanan iki yıllık zamanaşımı süresi ile aşırı yararlanma konusunda TBK'nun 28.maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımının süresinin  dolduğunu, gemide arızaya neden olan ... marka şanzımanla ilgili garanti süresinin dolduğunu, sözkonusu şanzımanın başka bir firmadan temin edilmesinin de mümkün olduğunu, zira davacının 09/11/2015 tarihli e posta yazısında da ... ve ... isimli firmalardan teklif aldığının anlaşıldığını, davacının müvekkiline sipariş ettiği şanzımanın yurtdışında üretildiğini ve İtalya'daki fabrikasında davacıya teslim edildiğini, dolayısıyla davacının zor durumda kaldığı için değil kendisine uygun en iyi teklifi müvekkili şirket verdiği için müvekkillinden satın almayı tercih ettiğini, 08/09/2015 tarihinde müvekkili şirket tarafından davacıya gönderilen teklif ve sipariş formu ile satım sözleşmesinde ... model şansıman için 164.000,00 Euro fiyat teklifi yapıldığını, teslim süresinin de sekiz ay olarak belirtildiğini, şanzımanın normal şartlarda üretilmesi ve montajı ile birlikte teslim süresinin sekiz ay sürdüğünü, yapılan görüşmelerde davacının teslim süresinin kısalıp kısalamayacağını sorduğunu, müvekkilinin de bazı parçaların tedarikçiler tarafından üretilmesi durumunda bunun mümkün olabileceğini bildirdiğini,  müvekkilinin bu konuda azami çaba göstererek teslim süresinin dört ay olarak belirlendiğini, fiyatın da tedarikçilerden alınan fiyatlar doğrultusunda 247.500,00 Euro olarak güncellendiğini, yeni teklif ve satım sözleşmesinin 05/11/2015 tarihinde davacıya gönderildiğini, müvekkilinin tedarikçiler nezdinde yaşanabilecek olası gecikmeleri düşünerek sözleşmeye gecikme ile ilgili hüküm koyduğunu, sözleşmenin 9.maddesine konulan bu hüküm ile kendisinden kaynaklı bir gecikme yaşanması durumunda alıcının kendisine 30 günlük süre vereceği, bu süre sonunda da teslimatın gerçekleşmemesi halinde 7 günlük her haftalık geciken malın fiyatının % 0,5 oranında toplam mal bedelinin % 5'in geçmemek kaydıyla alıcının tazminat talep etme hakkının olacağının kabul edildiğini, davacının 05/11/2015 tarihinde gönderdiği e posta yazısı ile satım sözleşmesinin 9.maddesinde gerekli düzeltmenin yapılarak revize teklif gönderilmesini talep ettiğini, bunun üzerine müvekkili şirketin 30 günlük ek süreyi 15 gün olarak güncelleyerek gönderdiğini, davacının bu teklifi imzalayarak kabul ettiğini, dolayısıyla davacının kabul ederek imzaladığı sözleşmenin 9.maddesi uyarınca gecikme sebebiyle meydana geldiği iddia edilen 20 günlük zararları talep etme hakkının bulunmadığını, zira sözleşme gereği davacının teslim süresini 15 gün uzatma zorunluluğunun bulunduğunu, taraflararasındaki sözleşmenin davacı tarafından 12/11/2015 tarihinde imzalandığını, müvekkili tarafından 04/11/2015 tarihinde davacıya gönderilen e postada teslim süresinin sipariş ve ön ödemeyi takiben 4 ay olduğunun bildirildiğini, sözleşmede şanzıman bedelinin % 25'inin siparişle ödeneceği kararlaştırıldığından ve ilk ödeme 23/11/2015 tarihinde yapıldığından teslimin normal şartlarda, müvekkili şirketin 15 günlük uzatma hakkı saklı kalmak kaydıyla 4 ay sonra yani 24/03/2016 tarihinde gerçekleşmesi gerektiğini, bu süreye 15 günlük uzatma da eklendiğinde teslim tarihinin 08/04/2016 olup, müvekkilinin ise 01/04/2016 tarihinde şanzımanı teslim ettiğini, müvekkilinin 11/03/2016 tarihinde davacıya e-posta göndererek sipariş edilen şanzımanın alt üreticiden kaynaklanan sebeplerden ötürü yaklaşık 1 ay gecikmeli olarak  15/04/2016 tarihinde teslim edileceğini, teslimatın bu tarihten önce gerçekleşmesi için elinden gelen çabayı sarfedeceğini bildirdiğini, yine 22/03/2016 tarihli yazışmada da 15/04/2016 olarak planlanan teslimin 08/04/2016 tarihinde yapılacağının davacıya bildirildiğini, dolayısıyla müvekkilinin satım konusu şanzımanın davacıya en kısa sürede ulaştırılabilmesi için olağanüstü çaba sarfettiğini, gerekli tüm tedbirleri aldığını, sonuç olarak şanzımanın geç teslim edilmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak davanın zamanaşımı ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Dosya muhteviyatından 4 aylık teslim süresi içerisinde mal tesliminin yapılamadığı anlaşılmakta olup, bu sürenin sonunda sözleşmenin 9/7.maddesine göre alıcı tarafından satıcıya ek süre içeren bir ihtarnamede gönderilmediğinden sözleşme hükümlerine göre satıcının temerrüde düştüğünün söylenemeyeceği değerlendirilmiştir.Öte yandan, sipariş formu ile davalının sözleşme teklifi 09/11/2015 tarihine kadar geçerli olmak üzere 06/11/2015 tarihinde mail yoluyla davacıya gönderilmiş olduğundan, sipariş teklifi 02/11/2015 tarihinde gerçekleşmiştir. Taraflar arasında yapılan müzakereler sonucunda satım konusu emtianın teslim süresi sipariş onayından itibaren 4 ay olarak tayin edildiğinden malın teslim tarihi 12/03/2016 tarihidir. Davalı teslim tarihinden bir gün önce davacıya gönderdiği e -posta ile \"alt üreticiden kaynaklanan sebeplerden ötürü yaklaşık 1 ay gecikmeli olmak suretiyle malın 15/04/2016 tarihinde teslim edilebileceğini\" bildirmiştir. Davacı ise bu duruma açıkça itiraz etmeyip  güncel teslimat tarihi ile ilgili bilgi almak için davalıyla irtibat kurma yoluna gittiğinden, böylelikle kendisine gönderilen e-mail ile bildirilen 15/04/2016 olan yeni teslimat tarihini kabullenmiş olduğu değerlendirilmiştir. Kaldı ki, davalı sonradan bildirilen teslim tarihinden önce 01/04/2016  tarihinde emtiayı davacıya teslim etmiş olduğunda sözleşmeye aykırılık hukuki nedenine dayanılarak davalıdan tazminat talep etme koşullarının oluşmadığı... \" gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince verilen hükmün,  ilk derece mahkemesinin gerekçesinden de anlaşılabileceği üzere, iki temel noktada varılan ön kabule dayandığını, bunlardan ilkinin, müvekkilinin, sözleşmenin 9/7. maddesi gereği davalıya ihtar gönderip on beş gün ek süre tanıyarak onu temerrüde düşürmesi gerekirken bunu yapmadığı, ikincisinin ise davalı tarafından teslimden önce bildirilen gecikmeye müvekkilince itiraz edilmediği, böylelikle davalının e-posta ile bildirdiği yeni teslim tarihinin zımnen kabul edildiği olduğunu, bu kabullerin her ikisinin de dosya gerçeklerine aykırı ve delilden yoksun olduğunu, ilk derece mahkemesinin bilirkişi raporunda dile getirilen bu görüşe yönelik itirazları ve buna ilişkin delilleri yok sayarak hüküm verdiğini, Malın sözleşmede kararlaştırılan teslim tarihinin 12.03.2016, gerçekleşen teslim tarihinin ise 01.04.2016 olduğunu, teslimin gecikeceği hususunun davalı tarafından  11.03.2016 tarihli mesaj ile bildirildiği hususlarının tartışmasız olduğun, Satım konusu malın bir geminin ana ekipmanlarından biri olduğu, gecikmesinin geminin işletilmesini engellediği ve her geçen gün (hatta saat) büyüyen bir kayba sebep olduğu da tereddütsüz olduğunu, zaten, müvekkilinin teslim süresinin kısaltılması karşılığında ilk tekliften çok daha yüksek bir bedel ödemeyi kabul etmesinin sebebinin bu olduğunu, Türk Borçlar Kanunu 117.maddesi gereği, teslimin ne zaman yapılacağının kararlaştırıldığı durumda davalı satıcının, bu sürenin geçmesi ile  temerrüde düştüğünü, bunun için ayrıca ihtara lüzum bulunmadığını, Davalının gecikmeyi kendisinin müvekkiline bildirdiği, satım konusu ekipmanın Türkiye’deki tek yetkili satıcısı ve servisi olduğu, daha yüksek bedel ödenmesi karşılığı verilen teslim süresine güvenilerek geminin sefer planlamalarının yapıldığı durumda, TBK'nın 124.madde gereği ihbarın etkisiz olacağı ve bu nedenle verilmemesinin bir hukukî etki doğurmayacağının da açık olduğunu, bahse konu asgarî bir dikkatle dahi okunduğunda, davalının koşulu dayattığının anlaşıldığını, buna göre, yapılan her nasıl bir “müzakere” ise, alıcıyı 4 ay içinde teslim alabilmek için %50 fazla bedel ödediği malın teslimi gecikince ek süre vermeye razı edebildiğini, İlk derece mahkemesinin, taraflar arasındaki ekonomik menfaat dengesini, daha açık anlatımla, müvekkilinin söz konusu ekipmanı mümkün olan en kısa sürede davalıdan teslim almak zorunda olduğunu, bu nedenle davalı tarafından dayatılan haksız şartları kabul etmek mecburiyetinde kaldığını tamamen gözardı ettiğini, hepsinden öte davalının, müvekkiline  25.01.2016 ve 29.02.2016 tarihlerinde gönderdiği mesajlarda ekipmanın 12. haftada (16 Mart – 22 Mart arası) yapılacağını bildirdiğini, davalının 18.02.2016 günü üreticiden aldığı yazı ile teslimin gecikeceğini bilmesine rağmen bunu müvekkilinden gizlediğini, teslimin gecikeceği hususunun, müvekkili tarafından sorulması üzerine 11.03.2016 günü (kararlaştırılan teslim süresinin bitiminden bir gün önce) müvekkiline bildirdiğini, Bilindiği üzere TBK m. 115 gereği “Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.” denildiğini, buna göre, teslimde yaşanacak olan gecikmeyi bilmesine rağmen müvekkilinden  gizleyen davalının ağır kusurlu olduğunu ve sözleşmedeki sorumluluk sınırlandırması anlaşması da geçersiz olduğunu, İlk derece mahkemesinin, müvekkilinin bildirilen gecikmeye itiraz etmeyip bunu zımnen kabul ettiği, bu nedenle de gecikme nedeniyle tazminat isteyemeyeceği şeklindeki kanaatinin de kabul edilemez olduğunu, İlk derece mahkemesince esas alınan bilirkişi raporunda, talep edilebilir zarar tutarı bakımından yapılan değerlendirmelerin de açıkça hatalı olduğunu, buna ilişkin itirazların, 04.11.2019 tarihli dilekçede belgeleri ile birlikte sunulmuş olmasına rağmen  incelenmediğini, bu nedenle yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı satıcının satım sözleşmesine konu olan ekipmanı teslim borcunu zamanında  ifa etmemesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürelen gelir kaybı ile yapılan masraflar nedeniyle  davacının uğradığı zararların tahsili istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı  vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça satım konusu şanzımanın teslim süresinin 8 ay, satış bedelinin de 164.000,00 Euro olarak kararlaştırıldıktan sonra teslim süresinin 4 aya indirilmesine karşılık 247.500,00 Euro olarak ödenmesinin kabul edildiği, ancak teslimat taahhüt edilen süreden yaklaşık 20 gün sonra gerçekleştiği iddiasıyla  davacının zarara uğradığı ileri sürülmüştür. Somut olayda, teslimat süresinin 4 aylık teslim süresi içerisinde ve 12.03.2016 tarihi olarak belirlendiği ve bu sürede davalı satıcı tarafından davalıya  mal tesliminin yapılamadığı anlaşılmaktadır. Davalı yanca teslimatın 20 gün sonra gerçekleştirildiği de ihtilafsızdır. Davalının geç teslim nedeniyle davacıya karşı  sözleşme ve TBK hükümleri uyarınca sorumlu olup olmayacağı, eğer sorumlu ise davacının talep edebileceği gelir kaybı ve masraf  tutarının ne olduğu hususu ihtilaf konusudur. İlk derece mahkemesi kabulünde olduğu üzere, taraflar arasında yapılan müzakereler sonucunda satım konusu emtianın teslim süresi sipariş onayından itibaren 4 ay olarak tayin edildiğinden malın teslim tarihi 12/03/2016 tarihidir. Taraflar arasındaki sözleşmenin hukuki niteliği satım sözleşmesi olup, TBK'nun 212.maddesinde satıcının temerrüdünün sonuçları düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki ihtilafsız sözleşmenin 9/7.maddesinde \"malların/ürünlerin teslim tarihi konusunda satıcıdan kaynaklı bir gecikme yaşanması halinde, alıcı bu durumun gerçekleşmesini takiben satıcıya en az 15 günlük bir makul süre daha tanıyarak teslimat süresini uzatmak zorundadır. Bu süre sonunda da, teslimat gerçekleştirilmezse alıcı satıcıdan takip eden 7 günlük her haftadaki gecikme için sadece geciken malın fiyatının % 0,5 'i kadar ve toplamda geciken malın bedelinin en az % 5'ini geçmemek üzere nakdi tazminat talep etme hakkına sahiptir.   Söz konusu tazminat alıcının gecikme nedeniyle ileri sürebileceği tek hak olacaktır\" şeklinde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Buna göre sözleşmenin 9/7.maddesinde satıcının temerrüdüne ilişkin  özel olarak düzenleme yapıldığı,  satım konusu ekipmanın geç teslim edilmesi halinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlendiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 9/7 maddesi uyarınca davalı satıcının teslim için belirlenen tarihte ekipmanı teslim etmemesi durumunda satıcının temerrüdü için alıcı tarafından kendisine en az 15 günlük ek süre tanınmasının şart koşulduğu, verilecek ek süre içerisinde ifada bulunulmaz ise tazminat ödeme yükümlülüğünün doğacağı hükme bağlanmış olup, davacı alıcının kararlaştırılan teslimat süresinden sonra davalıya bu kapsamda önel verildiğini kanıtlamadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki kararlaştırılan teslim tarihinden  bir gün önce davalının davacıya gönderdiği e -posta ile \"alt üreticiden kaynaklanan sebeplerden ötürü yaklaşık 1 ay gecikmeli olmak suretiyle malın 15/04/2016 tarihinde teslim edilebileceğini\" bildirdiği, davacının ise buna açıkça itiraz da etmeyip güncel teslimat tarihi ile ilgili bilgi almak için davalıyla irtibat kurma yoluna gittiği de gözetildiğinde, davacının kendisine gönderilen e-mail ile bildirilen 15/04/2016 olan yeni teslimat tarihini de benimsemiş olduğu, davalının da bu tarihten önce 01.04.2016 tarihinde sözleşme konusu teslimi gerçekleştirdiği ihtilafsız olmakla, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi isabetli olup, aksi yöndeki davacı vekili istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekili tarafından dava konusu  sözleşme ilişkisinde müvekkili aleyhine dayatılan haksız şartın dikkate alınması gerekiğini, müvekkili aleyhine teslim süresi ve koşullarına ilişkin hükümlerin  TBK 20.maddesi gereğince genel işlem koşullarına aykırı olduğu iddia edilmiştir. TBK 20.maddesinde genel işlem koşulları, bir sözleşmeye yapılırken düzenleyenin ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri olduğuna yer verilmiştir. Maddenin devamında bu koşulların sözleşme metninde veya ekinde yer alması kapsamı, yazı türü ve şeklinin nitelendirmede önem taşımayacağı ve diğer hususlara yer verilmiştir. Kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşmelerin düzenlenmesi, yasal sınırlar içinde hukuken mümkündür. Ancak, Yasanın 25. maddesine göre, “Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz”. Genel işlem koşulu içeren sözleşmeler, dürüstlük kuralına aykırı ve karşı tarafın aleyhine olacak hükümler varsa, bu hükümler hiç yazılmamış (hükümsüz) sayılacaktır. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşme maddelerinin taraflar arasında yapılan müzakereler sonucunda karşılıklı mail yazışmalarıyla şekillenmiş olduğu ve tarafların tacir oldukları dikkate alındığında genel işlem koşulu niteliği taşımadığı dolayısıyla da geçerli olduğu sonucuna varılmakla, davacı vekilinin bu konuda aksi yöndeki istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir. İlk derce mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 maddesi uyarınca reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine,2-Davacı vekilince yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 215,45 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere  karar verildi. 23.11.2023<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361 maddesi uyarınca, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal sürede temyiz yasa yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b396ab6eb4ccbe65","SID":"5bed25c8c3bb1c65"}}