{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/555 <br>KARAR NO: 2023/182<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 12.11.2019<br>NUMARASI: 2016/360 E. - 2019/470 K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin, müvekkilinin acenteliğini yaptığı dava dışı ...'ın 17.04.2015 tarihli konşimentosu tahtında taşınan emtiaları zamanında teslim almadığını, müvekkilince zamanında teslim alınmayan emtia nedeniyle oluşan demuraj bedeli için düzenlenen fatura bedelinin de tüm görüşme ve ihtarlara rağmen ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının demuraj bedeli için düzenlediği faturanın tahsilini talep ettiğini, ancak müvekkilinin, emtiayı ordino belgesi karşılığında zamanında teslim aldığını, davacının talep ettiği tutarın demuraj bedeli, lokal masraflar ve depo bedeli açıklamalarıyla davacıya ait banka hesabına ödediğini, müvekkili şirketin karşılıklı güven esasına dayalı olarak bu miktarı ödemesine rağmen davacının 03.09.2015 tarihli faturayı düzenleyerek bu miktarları yeniden talep ettiğini savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...davanın konteynerlerin geç teslim edilmesinden kaynaklanan demuraj ücreti alacağına ilişkin olduğu, konteynerlerin iadesindeki gecikme sebebiyle bedel isteyebilecek kişinin navlun sözleşmesi uyarınca taşıyan olması gerektiği, dosyada yer alan ... nolu konişmentonun sağ üst köşesinde ...'ın ticaret unvanının yer aldığı, ... tarafından düzenlenen Yük Teslimat Formu'nda davacının ...'ın acentesi olarak gösterildiği, yani davacının, dava-dışı taşıyanın boşaltma limanı acentesi olduğu, dolayısıyla dava konusu uyuşmazlıkta konteyner gecikme ücreti alacaklısının taşıyan ... olduğu, oysa ki davacının demuraj faturasını kendi adına düzenlediği, icra takibini ve davayı taşıyana izafeten değil kendi adına açtığı, TTK'nun 105.maddesinde yer alan, 'Acente aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir. Bu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklardan dolayı acente müvekkili adına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir..' hükmü gereğince, davacının dava dışı ...'ın acentesi olduğu, ancak müvekkili adına ona izafeten dava ve takip yapabilme yetkisine haiz olduğu, doğrudan kendi adına takip ve dava açma yoluna gidemeyeceği, dosyada dava-dışı ...'ın konteyner gecikme ücreti alacağını davacıya temlik ettiğine dair herhangi bir belge de bulunmadığı görülmekle, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, davacı tarafın takip yapmakta kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin de reddine...\" gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, şartları oluşmadığından  davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin acenteliğini yaptığı ... tarafından 17.04.2015 tarih ve ... numaralı konşimento tahtında taşınan emtiaların davalıya gönderildiğini,  ancak davalının emtiaları zamanında telim almadığını, alacağa ilişkin düzenlenen faturanın tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itiraz üzerine dava açıldığını ve mahkemece hukuka aykırı şekilde davanın reddine karar verildiğini; Konşimento hükümleri ve müvekkili ile taşıyan arasında akdedilen acentelik sözleşmesi hükümlerine göre, müvekkilinin demuraj alacağını tahsil hakkına sahip olduğunu, müvekkilinin taşıma ilişkisinde taşıyan ... acentesi olarak hareket ettiğini, acentelik sözleşmesinin 6. maddesinde acentenin navlun ve diğer alacakları tahsil hakkının bulunduğunun düzenlendiğini, 7.maddede ise bu alacakların tahsil edilerek acentelik verene gönderileceği, tahsil edilmemesi halinde dahi acentenin ücretleri acentelik verene göndermesi gerektiğinin düzenlendiğini, sözleşmenin anılan maddeleri uyarınca müvekkilinin bu alacakları talep hakkının bulunduğunu, diğer yandan konşimentonun arka sayfasında yer alan 14 numaralı Navlun ve Masraflar maddesinin 4. fıkrası uyarınca, ... yetkili acentesinin taşıyan adına demuraj ücretini tahsil yetkisi bulunduğunun belirlendiğini ve  acenteye ödenen demuraj bedellerinin taşıyana ödenmiş sayılacağının kararlaştırıldığını,  tüm bu hükümlere göre demuraj ücretinin müvekkilince tahsil edilmesinin hukuka uygun olduğunu, müvekkilince belirtilen şekilde demuraj ücretinin tahsili amacıyla açtığı davalarda mahkemelerce virelin kabul kararlarının Yargıtayca onanarak kesinleştiğini, mahkemece rapora yönelik itirazların yeterince değerlendirilmeden karar verildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, demuraj alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın husumet yönünden reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Deniz yoluyla eşya taşınmasında kullanılan konteyner taşıyan tarafından sağlanmışsa, taşıtan veya gönderilen tarafından konteynerin kararlaştırılan serbest süre sonunda, eğer kararlaştırılmış bir süre yoksa, makul süre sonunda taşıyana iadesi gerekir. Aksi takdirde bu gecikme nedeniyle taşıyanın gecikme bedeli talep hakkı doğar. Talep hakkının kapsamı, öncelikle taraflar arasındaki navlun sözleşmesinde veya konşimentodaki hükümlere göre belirlenr  (ALGANTÜRK LIGHT, Didem, \"Konteyner Taşımacılığında Uygulamada Ortaya Çıkan Hukuki Sorunlar\", İstanbul Kültür Ü.H.F.D, C:16, S:2-3, s.23-25).  Navlun sözleşmesinde ya da konşimentoda bu konuda bir düzenleme yoksa, konteyner gecikme bedeli genel hükümlere göre belirlenir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca da konteyner demurajı ücretinin kaynağı genelde konişmento veya taşıma sözleşmesidir. Demuraj ücreti ödemekle yükümlü olanın sorumluluğunun öncelikle sözleşme veya konişmentoya göre belirlenmesi gerekir. Sözleşmede bir hüküm bulunmaması halinde ise piyasa rayiçlerine göre demuraj ücretlerinin tespiti gerekir (Yargıtay 11. HD'nin 2008/10839 Esas - 2010/2527 Karar, 08.03.2010 tarihli kararı; aynı Dairenin 2015/1669 Esas - 2016/481 Karar, 19.01.2016 tarihli kararı ve aynı Dairenin 2015/2967 Esas - 2015/8406 Karar sayılı kararı). Taşıma sözleşmesinde davacının, taşıyıcı ...'nin acentesi sıfatıyla hareket ettiği sabittir. Davacı vekili de müvekkilinin taşıyıcının acentesi sıfatıyla hareket ettiğini ve acentelik sözleşmesi ile konşimento hükümleri gereğince taşıyan adına navlun ve diğer ücretleri tahsil yetkisi bulunduğunu ileri sürmektedir. Taşıma sözleşmesi nedeniyle gecikme bulunması halinde taşıyanın navlun sözlemesi uyarınca konteynerin geç teslimi halinde gecikme bedeli  isteyebileceği tartışmasızdır. Bu kapsamda, acente olarak hareket eden kişinin de müvekkili adına dava ve talep hakkı bulunduğu da kuşkusuzdur. Uyuşmazlık, acentenin, acentelik sözleşmesi hükümleri gereğince doğrudan kendi adına talepte bulunup bulunmayacağı noktasında toplanmaktadır. Dava dışı taşıyanın acentesi olarak hizmet vermekte olan davacının, bu hizmetlerin ifası sırasında, emtianın geç teslim alınması ve konteynerlerin geç iade edilmesi nedeniyle gecikme tazminatı talep ettiği anlaşılmaktadır. TTK'nın  105/1. maddesinde  \"Acentenin, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanlara müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkili\" olduğu, Yasanın 105/2 maddesinde de \"bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acentenin, müvekkili adına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceği...\" hüküm altına alınmıştır. Somut olayda, davacı müvekkiline izafeten dava açmamış, doğrudan kendi adına dava açma hakkının bulunduğunu ileri sürmüştür. Davacı ile acentelik veren arasında düzenlenen sözleşmenin 6 ve 7.maddelerinde, acentenin müvekkili adına navlun ve diğer alacakları tahsil yetkisi bulunduğu, bu bedellerin acente tarafından tahsil edilmemesi halinde dahi acente tarafından müvekkile ödeneceği kararlaştırılmıştır. Acentelik sözleşmesinin tarafları arasındaki sözleşme hükümleri tarafların iç ilişkisi bakımından geçerli olup, bu sözleşme taraflarının bir birlerine karşı olan hak ve yükümlülükleri ile taşıma sözleşmesinden kaynaklanan alacakların tahsili ve paylaşımı esaslarını düzenlemektedir. Bu sözleşme hükümlerine göre esasen davacı acente müvekkiline izafeten dava açabilecektir. Ancak, taraflar arasındaki bu hükümler ile konşimentonun arka sayfasındaki benzer hüküm davacıya doğrudan dava açma hakkını vermemektedir. Alına hükümler alacağın temliki niteliğinde de değildir. Davacı, tarafta hata yapıldığını ve HMK'nın 124.maddesinin uygulanması gerektiğini de ileri sürmemektedir. Bu durumda, davacının müvekkiline ait bir alacağı TTK'nın 105.maddesinin açık hükmüne rağmen kendi adına talep etmesi karşısında, aktif dava ehliyeti bulunmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesi yerindedir. Diğer yandan, husumet ehliyeti hukuki değerlendirmeye ilişkin olup, mahkemece taşıma sürecine ilişkin bilirkişi raporu alındığı ve bilirkişi raporunun diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilerek karar verileceği, mahkemece hukuki değerlendirme konusunda yeniden rapor alınmamasının yerinde olduğu anlaşılmakla, olup davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. (Benzer nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.10.20120 tarih ve  2020/277-4400 E.K.sayılı kararı) Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf peşin ve başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 125,50 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, 3-Davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerlerinde bırakılmasına 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 09.02.2023 <br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"799e296a26daf016","SID":"c26046a2aa583152"}}