{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1936 <br>KARAR NO: 2023/565<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>(Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla)<br>TARİHİ: 20.04.2022<br>NUMARASI: 2017/212 Esas - 2022/235 Karar <br>DAVA: Alacak (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin Kasım 2015 tarihinde, Yemen'e ihraç etmek üzere gaz satın almak için davalı ...'ın şirketine girdiğini, kendisi ile beraber ortaklaşa bir gemi almayı teklif ettiklerini, buna istinaden, \"...\" adlı bir gemiyi satın almayı teklif ettiğini, ancak müvekkilinin gemiyi muayene ettiğini ve eski olması sebebiyle bu teklifi kabul etmediğini, davalı ..., 2015 yılının sonlarına doğru müvekkillini tekrar arayarak, bu sefer de 4000 tonluk fiyatı 3 milyon dolar olan bir gemi satın almayı teklif ettiğini, davalı ... geminin çalıştırılması ve gemi ile ilgili tüm iş ve işlemlerin kendisine ait olacağını, geminin satın alma tarihi itibari ile çalışır vaziyette olacağını, müvekkilinden yalnızca Yemen'e nakledilecek gaz tutarının ödenmesini istediğini, ... ile müvekkili ... arasında 04.01.2016 tarihli \" Ortaklık Mukavelesi\" hem İngilizce hem de Türkçe olarak akdedildiğini, işbu sözleşme ile ..., .... gemisinin %50'sini 1.500.000 USD karşılığında müvekkilleri ...'a satmayı taahhüt ettiğini,  protokolle birlikte gaz bedeli 3.000.000  $ ve gemi bedelinin yarısına 1.500.000 $ ilişkin olarak 04.01.2016 tarihli ... ve ... sayılı Proforma Faturalar düzenlendiğini, müvekkili tarafından işbu protokole dayalı olarak yapılan ortaklık mukavelesi gereğince 09.01.2016 tarihinde geminin yarı bedeli olan 1.500.000 $ peşin olarak ... numaralı tahsilat makbuzu karşılığında müvekkilleri tarafından ödendiğini,  gaz bedelinin 750.000 $'lık kısmı 09.01.2016 tarihinde ... numaralı tahsilat makbuzu karşılığında ödendiğini, LPG alımı için 12.01.2016 tarihli ve ... sayılı tahsilat makbuzu karşılığında 500.000 $ ödediğini, müvekkilinin davalıya Yemen'de gaz gemilerini karşılayacak bir liman olmadığının belirlediğini, bunun için doğal yapılı bir alanın olduğunu ve gazın direkt gemiden kara tankerlerine boşaltılacağını, sorun yaşanmayacağını, geminin Yemen'e gelişinde sürekli gecikme yaşandığını, bu süre zarfında müvekkili gazın Yemen'e varışını beklediğini, davalının protokole aykırı bir şekilde çalışmaya elverişli olmayan gemiyi satın almasından dolayı davalı ... tarafından \"...\" adlı başka bir gemiye 1230 ton gaz yüklenip gönderildiğini ve bu yüklemenin bedeli olarak, her bir tonu 530 $ dan hesaplanarak toplam 651.900 $ gaz bedeli olarak hesaplandığını, bu yükü boşalttıktan sonra müvekkilinin İstanbul'a gittiğini, davalı kendi iradesi dışında makina da arıza olduğunu ifade ettiğini, geminin 2016 yılının 5.ayında yüklemeye hazır olacağının belirtildiğini ve yeni geminin yüklemesi için müvekkillerinden yükleme bedeli talep ettiklerini, müvekkilinin Birleşik Arap Emirlikleri'nde bulunan banka hesabından davalıya 1.500.00 $ transfer ettiğini, havale gerçekleştirildikten sonra da davalı ... ile birlikte müvekkilinin Haziran 2016  tarihlerinde Yemen'e gittiğini, Yemen'de denizin dalgalı olması sebebiyle ... boşaltma işlemini gerçekleştiremediğini, müvekkilinin de boşaltma için başka bir alan hazırladığını ve kendi boşaltma işlemini gerçekleştirdiğini, davalı işbu yüklemenin 3.925 ton ve bedelinin 330-$ olduğunu beyan etmesine rağmen müvekkillerinin teslim aldığı miktarın yalnızca 3.800 ton olduğunu ancak müvekkilinin tam olarak teslim almamasına rağmen, gaz miktarındaki eksik 124 ton 800 kilo müvekkiline gaz bedeli olarak yansıtıldığını, daha sonra davalı ..., gaz miktarında ki eksikliği ve eksik miktardaki bedelin müvekkiline yansıtılmayacağını 31.12.2016 tarihli hesap mutabakatında kabul ettiğini, geminin 2016 yılının 7.ayında boşaltma işlemini gerçekleştirmesinin ardından müvekkili tarafından ... adına; 17.07.2016 tarihinde 58.620 $ 30.07.2016 tarihinde 1.700.000 $, 09.08.2016 tarihinde 200.000 $, 10.11.2016 tarihinde 144.461-$, ödeme yapıldığını, bunlara ilaveten Yemen'de ...'a elden 40.000 $ ödeme yapıldığını, ikinci yüklemede ise, davalı yan müvekkillerine 3800 ton yükleme yaptığını ve ton fiyatının 380 $ olduğunun bildirildiğini, Gemi Yemen'e 04.09.2016 tarihinde vardığını, fakat savaş durumundan dolayı boşaltma işleminin ancak 12 ayda gerçekleştirildiğini, müvekkili tarafından teslim alınan gaz 3636 ton, yani olması gerekenden 164 ton eksik olduğunu, bu eksikliğin de gemi kaptanı ... tarafından 14.12.2016 tarihli tutanakta tespit edildiğini ve ... ile yapılan hesap mutabakatında yer aldığını, 14.12.2016 tarihinde geminin boşaltılması sonrasında müvekkili ...'a başka uygun boşaltma alanı bulana kadar gaz ithalatını yapamayacağının bildirildiğini, ... gemiyi işletmek için de müvekkiline 2.000.000 $ ek sermaye talep ettiğini, akabinde müvekkili hesapları kapatmak için Türkiye'ye geldiğini ve 31.12.2016 tarihinde taraflarca imzalanan hesap mutabakatı akdedildiğini, hesap mutabakatında, 1.seferde satın alınan gaz 3925 ton iken teslim edilen gazın 3800,  ton olduğunu, 1.seferde eksik getirilen gaz bedeli 164 ton x 380 $ =62.320 $, iken, 2.seferde satın alınan gaz 3800 ton iken teslim edilen gazın 3636 ton olduğunun görüldüğünü, 2.seferde eksik getirilen gaz bedelinin 124,84 ton x 330-$ 41.184-$ olduğunun görüldüğünü, dolayısıyla hesap mutabakatına dayalı olarak da müvekkilinin ...'tan 120.641 $ ve eksik gaz tutarı olan 103.268 $ alacaklı olduğunun sabit olduğunu, gemi ile ilgili olarak müvekkilinin ... arasında gerçekleşen görüşme sonucunda geminin masraflarının getirisinden fazla olduğuna kanaat getirildiğini, müvekkilinin de bir tacir olarak kendisine zarar getiren bir iş ile devam edemeyeceğinin ...'a bildirdiğini ve bunun için ödemiş olduğunu geminin yarı bedeli olan 1.500.000 $ ve gaz işi ile ilgili ...'ın zimmetinde olan alacağını talep ettiğini, müvekkilinin Yemen'deki sorunlar nedeniyle 2017 yılı Mart ayının sonlarına doğru Türkiye'ye gelebildiğini, bu sırada da ...'ın müvekkilinin onayını almadan gemiyi Hindistan'da hurda olarak sattığını öğrendiğini, somut olayda davalı ...'ın müvekkili ile akdedilen protokole açıkça aykırı bir şekilde çalışmaya elverişli olmayan bir gemiyi yalnızca 1.200.000 $ karşılığında satın aldığını, bu gemiyi 5 ay boyunca tamir ettirdiğini ve bu sebeple seferlere geç başladığını, taraflar arasında akdedilen  protokol uyarınca satın alınması gereken gemi bedeli 3.000.000 $ ve bunun yarı bedeli de 1.500.000 $ olarak kararlaştırıldığını ve müvekkili tarafından tahsis edildiğini, protokole aykırı bir şekilde protokolde yer alan gemiden başka bir gemi, çok daha düşük bir ücretle 1.200.000 $ ücretle satın alındığını, yani aslında geminin müvekkilin ödediği bedelle satın alındığını ve ardından davalı ... gemiyi hiçbir ücret ödememesine rağmen kendi gemisi gibi sattığını, geminin tamamı müvekkili tarafından ödenen para ile alındığını, %50'lik payın davalılara ait olması gibi bir  durum asla söz konusu olmadığını, taraflar arasında ki ilişkinin ortaklık olmadığını, davacı tarafça ibraz edilen 11.02.1999 tarihli \"Ortaklık Belgesi\" ibaretli belgeyle toplam 270.000 DM ödemek sureti ile davacı ile dava dışı ... arasında \"sessiz ortak\" tabir edilen bir ortaklık ilişkisi kurulduğunu, Bakırköy 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin  2011/462 Esas sayılı dosyasındaki bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde karar verilmesinin doğu olmadığını, davacı vekilinin temyiz ettiğini, davacı yararına bozulmasına takdir edildiğini,  akdi ilişki davacı ile dava dışı ... arasında olsa da davacının ödeme yaptığı dava dışı şirketin borcundan dolayı doğrudan davalı şirkete ve bu şirketin yönetim kurulu başkanı olan ...'a ve ...'a dava açma söz konusu olduğunu, ortaklık mukavelesinde ismi geçen \"...\" adeta bir \"paravan\" gibi kullanıldığını, dava konusu işlere ilişkin müzakerelerin ... ve ... tarafından yürütüldüğünü ve ... tarafından müvekkili tarafından ifa edilen işlerin karşılığının ödeneceğini, yükümlülüklerinin ifa edecekleri hususunda müvekkili nezdinde güven oluşturulduğunu, Türkiye ile Yemen arasında imzalanan ikili anlaşma gereğince müvekkilinin teminat gösterme yükümlülüğünün bulunmadığını beyanla tahsil edilen toplamda 2.259.443 $ bedelin şimdilik kısmi dava olarak 100.000 USD'lik kısmının fazlaya ilişkin ve başkaca hakları saklı kalmak üzere 3095 sayılı kanun'un 4/A maddesi gereğince dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini,  yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini karar verilmesini talep etmiş olup yargılama aşamasında 100.000,00-USD’lik alacak talebini ıslah yolu ile 2.259.443,43 USD'ye yükseltmiştir. Davalı gerçek kişiler vekili, savunmasında özetle; müvekkillerinin bu davayla hiç bir ilgisinin olmadığını, davacı ile ilişkisi bulunan şirketin ... olduğunu, söz konusu bu şirketin merkezinin Nevis adalarında olduğunu Türk şirketi olmadığını, davacının taraf olarak ... San ve Tic A.Ş'nin Mardin Kızıltepe'de kurulduğunu, fakat daha sonra tasfiyesinin tamamlandığını, sicilden terkin edildiğini ve dava ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, ortaklık ilişkisinin ... gemisi için davacı ile ... arasında kurulduğunu ve davacı ... gemisinin ortağının olduğunu, husumet itirazında bulunduklarını,  muhatabın merkezi Nevis Adalarında bulunan ... olduğunu, davacı tarafın ... (IMO: ...) gemisinin %50 sine ortak olduğunu, davacıya ... gemisi teklif edilmeden önce ... adlı gemi teklif edildiğini, ancak davacı yaptığı muayene sonucu ... adlı gemide ortaklık kurmayı kabul etmediğini, ısrarla ... isimli gemiye ortak olmak istediğini beyan ettiğini ve gemiye 1.500.000 $ karşılığında ortak olduğunu,  davacı tarafından banka kanalıyla ödenen hiçbir tutarın olmadığını, davacının Türkiye'deki herhangi bir bankada adına bir hesabı dahi bulunmadığını, gemi ile yapılacak ticarette yüklenilecek tüm LPG parasının davacı tarafından ödeneceğini,  davacı ... müvekkiline Yemen'deki limanın kontrolünde olduğunun taahhüt ettiğini,  her türlü gecikmeyi tazmin edeceğini şahitler huzurunda beyan ettiğini, gecikmeden dolayı zarar oluştuğunu, gemi LPG yüklemesi için Cezayir'de bulunduğunu, davacının spot fiyatlarını beğenmemesi ve para yollamayacağını belirtmesi üzerine gemi Rusya'ya gitmek zorunda kaldığını, davacının kötüniyetli iddia ettiği \"gecikme\" tamamıyla davacının kusuru nedeniyle oluştuğunu, müvekkilinin karadenizde çalışan ... adlı gemi ile gaz ve navlun bedellerinin üzerinde mutabakat sağladığını 1230 ton gaz yükleyip gönderdiğini, yapılan mutabakatta 5 gün içinde tahliye işlemlerinin davacı tarafça halledileceğinin belirtildiğini, geminin Yemen'e boşaltması ile ilgili tüm sorumluluğun ...'a ait olduğunun mutabakatında anlaşıldığını, müvekkilleri ... davacının daveti üzerine Yemen'e gittiğinde taahhüt edildiği gibi bir limanın olmadığını gördüğünü ve derhal davacı taraftan alternatif bir yükleme alanı bulmasını talep ettiğini, söz konusu bu gecikmeden ve gecikme sebebiyle oluşan tüm zararlar müvekkili tarafından belgelendirildiğini, müvekkillerinin zararlara tek başına yüklenmek durumunda kaldığını, gemi yüklenirken hiçbir eksiklik belirlenmediğini, 124 ton eksik bedel bağımsız enspektörlerce belirlendiğini, davacının beyanına itibar edildiğini ve 31.12.2016 tarihli mutabakat ile mahsup yoluna gidildiğini, PNI kontrolü yaptıklarından boşaltmaları geciktirecek herhangi bir mücbir sebebin ortada olmadığının görüleceğini, brokerların navlun tekliflerini beğenmeyen davacı tarafın o bölgede gaz ticareti yapılması için müvekkiline teklifte bulunulduğunu, bu tekliften sonra İran'dan mal tedarik edildiğini Sudan'a mal satmak amacıyla anlaşma yapılması gündeme geldiğini,  ... Petrol ile sözleşme yapıldığını, ... Petrol ile bir hafta içerisinde taahhüt edilen sermayenin gelmemesi üzerine müvekkillerinin ... ilgili ticaret için gerekli sermayenin %50 %50 karşılanması için yardım teklifinde bulunulduğunu, ancak bu tekliflerde olumlu ve olumsuz hiçbir cevap alınamadığını, ortaklıktan oluşan zararın günden güne arttığını, geminin Hindistan'a kalkmadan önce ...'ın kardeşi ... tarafından gemide yaşam seviyesinin düştüğünün ve isyan çıkabileceğinin davacıya bildirildiğini, davacı tarafın hiçbir taahhüdünün yerine getirmemesinden dolayı ortaklık bitmek noktasına geldiğini, davacı ile dava dışı ... arasındaki gemi üzerinde kurulu ortaklığın 31.12.2016 tarihinde yapılan hesap mutabakatı ile sona erdiğini, davacının bu mutabakat ile artık dava dışı şirketten ve müvekkillerinden hiçbir hak alacağının bulunmadığını beyan ettiğini, davacı hesap mutabakatının tarihini çizdiğini, 11.01.2016 tarihini yazmak suretiyle değiştirdiğini, davacının müvekkillerinden daha fazla tutar elde edebilmek amacıyla hesap mutabakatından sonra farklı tarihlerde sahte faturalar düzenlediğini, davacı tarafından ileri sürülen dava dışı şirketin yönetim kurulu üyesi olarak gerçek kişi davalının sorumluluğuna karar verilmesi talebinin olaylar Türkiye'de gerçekleşmediğini beyanla davanın reddine,  yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Yargılama aşamasında davalılardan ...'ın vefat ettiğinden, dosyaya sunulan veraset ilamına göre yasal mirasçılarına taraf teşkiline esas tebligat yapılmıştır. Dosya kapsamından, davacı ... ile ... arasında 04.01.2016 tarihli 'Ortalık mukavelesi' başlıklı bir sözleşme imzalandığı, sözleşmede ... gemisinin %50'sinin 1.500.000 USD karşılığında davacıya satışının taahhüt edildiği, ortaklık mukavelesinin imzalanması ve ödemenin belirtilen hesaba yapılması ile geminin %50 hissesinin devir edilmiş sayılacağı, Dawman'ın 1 yıl sonunda ortaklıktan ayrılmak isterse geminin kalan %50'lik payını isterse satın alabileceği, gemilerin ... tarafından işletileceği, gelir ve giderlerin ortaklarca hisseleri üzerinden paylaşılacağının kabul edildiği anlaşılmakta olup davacı taraf bu sözleşmenin bir adi ortaklık sözleşmesi olmadığını ileri sürerek, ortaklık mukavelesine istinaden yaptığı ödemelerinin geri iadesini talep etmektedir, Dava dosyasındaki uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Ortaklık mukavelesi kapsamında anlaşmaya varılan hususlar hisse devri ve gemilerin işletilmesi ile ilgili olduğundan taraflar arasında bir donatma iştiraki ilişkisi mi yoksa adi ortaklık ilişkisi mi olduğu belirlenmelidir. TTK'nın 1064.maddesinde düzenlenen donatma iştiraki, birden çok kişinin paylı mülkiyet şeklinde malik olduğu bir geminin menfaat sağlamak amacı ile işletilmesiyle ilgilidir. Somut olayda ortaklık sözleşmesini imzalayanların ... gemisinin müşterek maliki olmadıkları gibi donatma iştiraki kurulması yönünde ortak bir iradenin açık şekilde ortaya konulması söz konusu değildir. Bu itibarla  04.01.2016 tarihli sözleşme ile kurulan ilişkinin donatma iştiraki niteliğinde olduğu söylenemez. Sözleşmede geminin 1.500.000 USD bedelle %50 hissesinin davacıya devrinin yanı sıra,  gelir ve giderlere ortak olunacak şekilde işletilmesi öne çıktığından, 04.01.2016 tarihli sözleşmenin TBK'nın 620-645. maddelerinde düzenlenen adi ortaklık sözleşmesi niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir. Sözleşmede geminin yarı hissesinin davacıya satılması adi ortaklık ilişkisine sermaye koyma tarzı ile ilgilidir. Bu yolla davacının ortaklığa sermaye koyması sağlanmıştır. Ayrıca davacıya, diğer ortağın hissesini satın alma ve dilediği kişiye sattırma hususunda bir tür ön alım hakkı da tanınmıştır. Bu itibarla taraflar arasındaki ilişki  TBK'da düzenlen adi ortaklık hükümleri kapsamında değerlendirilerek uyuşmazlık çözüme kavuşturulmalıdır.Davacının iş bu dava ile ortaklık ilişkisi kapsamında davalılara yaptığı ödemelerin iadesini talep etmesi, adi ortaklığın feshi ve tasfiyesinin istenmesi olarak değerlendirilmelidir. Zira adi ortaklığa konulan sermaye payının istenmesi aynı zamanda ortaklığın feshi ve tasfiyesini kapsadığı, Yargıtay kararları ile de kabul edilmektedir (Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 24.11.2015 tarihli  2015/10995 Esas 2015/18644 Karar) Davacı taraf, ... gemisinin %50 hissesi için ödediği 1.500.000 USD'nin yanı sıra ortaklık kapsamında yaptığı tüm ödeme ve masraflarında iadesini istemektedir. TBK 'nın 639.maddesine göre ortaklığın sona erme sebeplerinden biri de haklı bir sebebin bulunması halidir.  Ortaklığa ait olan ... gemisinin davalı tarafça hurdaya satılmış olması davacı açısından ortaklığın feshi için haklı bir sebep oluşturacaktır. Adi ortaklığın sona ermesinin en önemli sonucu ortaklığın tasfiye edilmesidir. TBK'nın 644.maddesinde tasfiye usulü düzenlenmiştir. Taraflar arasında ihtilafsız olan 11/01/2016 tarihli hesap mutabakat belgesi bir tasfiye belgesi niteliğindedir. Söz konusu belgedeki borç ve alacak kalemleri toplandığında davacı lehine 120.641,05 USD fark doğduğu görülmektedir. Bu fark ise adi ortaklığın sürdürüldüğü dönemdeki kar ve zarar durumuna ilişkindir. Tasfiye ile ortaklık sona ereceğinden davacının ortaklığa başlangıçta sermaye olarak koyduğu 1.500.000 USD'nin de ödenmesi gerekmektedir. Buna göre adi ortaklığın tasfiyesi sonucunda davacıya ödenecek tutar 120.641,05 USD + 1.500.000 USD=1.620.641,05 USD'dir. Dosyada ikinci uyuşmazlık konusu davalıların dava ehliyetlerine bir başka deyiş ile husumete ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümünde esas alınan 04.01.2016 tarihli ortaklık sözleşmesi davacı ile ... adına imzalanmıştır. ...'ın Karayipler'de Navis Adasında kurulu bir ... şirketi olduğu dava dosyasından anlaşılmaktadır. Sözleşmenin imzalanmasından önce davacı ... ile yapılan  görüşmeler ile sözleşmenin imzalanmasından sonra ki tüm görüşme ve işlemlerin şirket yetkilisi ya da şirket sahibi sıfatı ile davalı ... ve ... tarafından yürütüldüğü dosya kapsamına göre tartışmasızdır. Kaldı ki bu durum davalılar tarafından da inkar edilmemiştir. Davalı gerçek kişiler ticari ilişkinin başından itibaren kendi adlarına bir ticari ortaklık tesis etme maksadı ile hareket ederek tüm ilişki boyunca her işlemi kendi adlarına yürütmüşlerdir. En son olarak düzenlenen hesap mutabakat belgesi de yine bu kişiler tarafından imzalanmıştır. Dolayısıyla ortaklık sözleşmesi görünürde ... şirketi olan ... adına imzalanmış olsa da, ortaklık ilişkisinin tarafları gerçekte ... olmayıp ..., ... ile davacı arasında kurularak sürdürülmüştür. Bu durumda davalıların sorumluluğu tüzel kişilik perdesinin kaldırılması hukuk teorisi ışığında ele alınmalıdır. TTK'nın 124. maddesinde, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğe haiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bir şirketin, başka bir şirket ya da gerçek kişinin borcundan sorumlu olmamasını sağlayan yegâne husus, tüzel kişiliğe sahip olmasıdır.Bu bakımdan şirketlerin ayrı birer tüzel kişiliği ve hak ve borçları bulunmaktadır. Bir şirketin borcundan kural olarak başka bir şirket sorumlu olmadığı gibi şirketin pay sahipleri de sorumlu değildir. Dolayısıyla şirketler hukukunda  hâkim olan ilkeler, malvarlığının ayrılığı ve bağımsızlıktır. Bununla birlikte, bu kuralların  istisnaları da mevcut olabilmekteder. 'Şirket' kurumunun kötüye kullanıldığı, bir hile aracı olarak işlev gördüğü durumlarda, şirketi bağımsız kılan 'tüzel kişiliğin' göz ardı edildiği ortaya çıkmaktadır. Dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket kurumunun alacaklıların zararına olacak şekilde kötüye kullanıldığı durumlarda üzel kişiliğin' göz ardı edilmesi hususu, mahkeme kararları ve yargıtay uygulamaları ile kabul edilmektedir. Bu kuruma 'tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi' denilmektedir. Yine bir şirketin borcundan başka bir şirketin ya da şirket pay sahiplerinin sorumlu tutulduğu durumlar için kullanılan diğer bir kavram ise 'organik bağ' kavramıdır.  İki şirket arasındaki 'organik bağ'dan yola çıkılarak borçlu şirketin tüzel kişiliği göz ardı edilmekte ve ikinci şirket ya da bu şirketin pay sahibi veya yöneticisi olan gerçek kişiler borçtan sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla 'organik bağ' bir anlamda, 'tüzel kişilik perdesinin aralanması'nın şartlarını ifade etmektedir.Organik bağın temelini TMK m. 2 hükmü oluşturmaktadır. Bu bağ ile bir şirketin veya ortak olarak gösterilen gerçek kişilerin borçlarından diğer bir şirket sorumlu tutulmaktadır.Tüzel kişi, kendini oluşturan kişilerden ve organlarının üyelerinden bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi ayrı bir malvarlığına da sahiptir. Bununla birlikte bu ana kural tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemiyle, tüzel kişilik adeta bir 'koruma kalkanı' olarak kullanılarak alacaklıların zarara uğratılması hedeflenmişse, hileli veya kötü niyetli şekilde perdenin ardına gizlenilmişse, gerçek sorumluların ortaya çıkarılması sağlanmaktadır. Davalı ... San Tic. A.Ş (Eski Ünvan: ... Pazarlama San ve Tic. A.Ş)'nin davalı ...'ın kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanlığını yaptığı bir aile şirketi olarak kurulup faaliyet gösterdiği celp edilen sicil kayıtlarından tespit edilmiştir. Dava dışı ... şirketinin kayıtlarına ... Bankasındaki hesaplardan ulaşılmış olup, ... Bankasının 20/08/2020 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderdiği kayıtlardan; bu şirketin ..., ... ve ... tarafından 03/10/2002 tarihinde Nevis Adalarında kurulduğu, şirket ortaklarının her iki şirket üzerinden ... Bankasında parasal işlemler yaptıkları anlaşılmıştır. Bu itibarla celbedilen sicil kayıtları ve dosya kapsamına göre; davalı ... Ürünleri Şirketinin ...'ın yönetiminde olan bir aile şirketi olarak kurulduğu, davacı ile imzalanan ortaklık sözleşmesinde ünvanı yer alan ... Şirketinin de yine aynı ortaklar tarafından yurt dışında kurulan paravan bir şirket olduğu, davacı ile olan ortaklık ilişkisinin ise gerçekte davalı ... ile ... arasında kurulup, aradaki ticari ilişkinin bu kişiler tarafından yürütüldüğü tespit edilmiştir. Davalı şirket ile davacı ve dava dışı ... arasındaki mali ilişkinin tespiti amacıyla davalı ... Ürünleri Şirketinin ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir. Bu amaçla defter incelemenin yapılması için Ankara Ticaret Mahkemesine talimat yazılmış ise de, davalı şirket defterini ibraz etmekten kaçınmış olduğundan talimat yazısı bila ikmal iade edilmiştir. Yapılan yargılama, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davalılar ... ile  ...'ın  davacı ile olan ilişkilerinde sadece Nevis Adalarında kurulmuş bir şirketin sahibi ve temsilcileri olarak değil, baştan beri doğrudan kendi adlarına bir ticari ortaklık tesis etme maksatlı olarak hareket ettikleri tespit edilmiştir. Tüm ilişki boyunca her türlü işlemi ve eylemi salt kendi iradeleri ile ve bizzat yürüttükleri halde ortaklık mukavelesini ... adına düzenlemişlerdir. Bu şekilde tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanılmış olduğundan, davalıların söz konusu eylemleri TMK m.2'ye göre hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Bu itibarla, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesine göre, aralarında sıkı organik bağ ilişkisi bulunan davalıların dava konusu ortaklık ilişkisinden dolayı davacıya karşı birlikte sorumlu oldukları kabul edilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere ortaklık ilişkisinin tasfiyesi sonucunda davacıya ödenmesi gereken tutar 1.620.641,05 USD olduğundan, bundan tüm davalıların birlikte sorumlu oldukları kanaatine varılmakla bu kanaat ışığında davanın 1.620.641,05 USD üzerinden kısmen kabulü ile, 1.620.641,05 USD'nin 100.000,00 USD'sine dava tarihinden geriye kalan kısmına ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiştir....\"  gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 1.620.641,05 USD'nin, 100.000,00 USD'lik bölümüne dava tarihinden, 1.520.641,05 USD'lik bölümüne ise ıslah tarihi olan 24.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek ve  3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre hesaplanacak faiziyle birlite davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ile geçek kişi  davalılar ...,  ..., ... vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı şirket tarafından istinaf başvurusu yapılmamıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Bilirkişilerin, kök rapor ve ek rapor taraflar arasında akdedilen sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olduğu, müvekkilinin ve davalıların adi ortaklığın kurucu ortağı olduğu, adi ortaklığın ana faaliyeti kapsamında yapılan tüm işlemlerin finansmanının müvekkili tarafından karşılandığı, verilen finansman desteğinden dolayı müvekkilinin diğer davalılardan 759.443,43-USD alacağının bulunduğu, müvekkilinin sözleşme ile %50’sini satın aldığı ... gemisinin davalılar tarafından satılması sonrasında davalılardan 1.500.000-USD ayrıca bir alacağının bulunduğu, sonuç olarak müvekkilinin, ana faaliyetlerden ve satılan gemi hissesinden olmak üzere davalılardan en az 2.259.443,43-USD alacağının bulunduğu kanaatine vardıklarını, ancak taraflar arasında akdedilen sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulup kurulmadığı noktasında bilirkişiler ve tarafları  arasında görüş ayrılığı yaşandığını, bilirkişilerin sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulduğunu, kendilerinin ise kurulmadığını iddia ettiklerini, mahkemenin ise sözleşmeyi geçerli sayıp, adi ortaklığın tasfiyesine yöneldiğini, bu şekilde hüküm kurulan geminin yarı hisse bedeli olan 1.500.000,00-USD ve finansal destek amacıyla yalnızca 120.641,05-USD alacaklarına hükmettiğini, ancak bilirkişilerin hem kök hem de ek rapordaki adi ortaklık kurulduğuna dair tespitlerinin hukuka aykırı olduğunu, Mahkeme dosyasına 28.07.2020 tarihli dilekçe ekinde, geçersiz sözleşmeye dayanarak yapmış oldukları ödemelerin, belgeleri ile sunulduğunu, üstelik davalıların bu sözleşmeyi ve ödemeleri inkar etmediği de mahkemenin ve davalıların kabulünde olduğunu, zira elden ödemeler ile ilgili davalıların kendi el ürünü olan ve imzalarının bulunduğu el yazılı belgeler de mevcut olduğunu, bu belgelerin mahkeme dosyasına sunulduğunu, davalıların yargılama esnasında kendi el yazıları ile ilgili ödemeleri aldıklarını da kabul ettiklerini, bu bağlamda davalıların, müvekkilinin kendilerinden aslında 2.259.443,43-USD alacaklı olduğunu kabul ettiklerini, aslında bilirkişilerin de müvekkilinin davalılardan bu miktarda alacakları olduğunu tespit ettiklerini, ancak hukuki nitelendirmede düşülen hata neticesinde, adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunun kabulüne bağlı olarak tasfiye usullerinin  dosyaya uygulandığını ve müvekkilinin hüküm dışında kalan alacaklarının boşa düştüğünü, Müvekkilinin ödediği bedellere ve sürekli para katkısında bulunmasına karşılık davalılar tarafından herhangi bir sermaye koyulmadığını, müşterek amaca ulaşmak için hiçbir çaba gösterilmediğini, dolayısıyla adi ortaklık sözleşmesinin geçerli bir şekilde kurulmuş olması için gerekli kurucu unsurların oluşmadığını ve bu sebeplerle taraflar arasında geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığını, Asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için taraflar arasındaki hukuki ilişki adi şirket şeklinde nitelendirilse ve bu ilişkinin taraflar için yürürlüğe girdiği ve bağlayıcılığının bulunduğu kabul edilse dahi, müvekkilinin tüm zararının tazmini gerektiğini, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 25.05.2016 tarihli ve E. 2015/11820, K. 2016/8161sayılı kararının ekli olduğunu, Tüm bu açıklamalar ışığında, dava dilekçesi ve iddiaların  adi şirketin sona ermesi ve tasfiyesi yoluna hasredilemeyeceğini, öncelikli taleplerinin adi şirket ilişkisinin geçersizliğinin tespitinin, aksi halde adi şirket ilişkisinde borç olarak verilen paraların tasfiye ilişkisine sokulmadan iadesine, şayet tüm bunların gerçekleşmemesi halinde lehlerine olan en iyi tazmin yoluna göre hüküm kurulması gerektiğini, Nitekim adi şirketi sona erdirme ve tasfiye konusunda öncelikli istekleri bulunmadığını, kendilerinin öncelikle adi şirket ilişkisinin geçersizliğinin hüküm altına alınmasını talep ettiklerini, şayet adi şirket ilişkisinin geçerli olduğu ihtimali benimsenirse, bu halde de yapılan masrafların-giderlerin tasfiye ilişkisine sokulmadan ödenmesi gereken alacaklar olması nedeniyle bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda hüküm verilmesini talep ettiklerini, bu yoldaki haklarının TBK'nın 60.madde hükmü uyarınca Dairemizce dikkate alınması gerektiğini, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 25.05.2016 tarihli ve E. 2015/11820, K. 2016/8161 sayılı kararının da ekli olduğunu, Sonuç olarak; kendilerince yargılamaya taşıdıkları vakıaların, hem kendi delilleri ile hem de bilirkişi deliliyle ispatlandığı halde, mahkemece bu haksızlık dolu fiiller karşısında, sözleşmenin geçersizliğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, geçerli sayılarak tasfiyeye ilişkin hükümlerin uygulanmasının, bu şekilde, müvekkilinin sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yaptığı tüm masrafların değil de, bir kısmının tazminine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; açıklamış oldukları sebepler dolayısıyla, taraflar arasında kurulan ilişkinin hükümsüzlüğüne ve davalılar tarafından haksız şekilde tahsil edilen toplamda 1.500.000 USD+759.443,43 USD = 2.259.443-$ bedelin 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının redde ilişkin bölümünün usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın talepleri gibi tümüyle kabulüne karar  verilmesini istemiştir.Davalılar ...,  ..., ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin, gerekçesindeki kabulüne göre, davacı talepleri Adi Ortaklığın Sona Ermesi ve Adi Ortaklığın Tasfiyesi olarak belirlediğine göre yargılamada da Adi Ortaklığın Tasfiyesine ilişkin hükümlerin uygulaması gerektiğini, bu durumda Adi Ortaklığın tasfiyesi işlemlerinin mahkemenin görevine girip girmediğine  değinmek gerektiğini, TBK nın Adi Ortaklık Sözleşmeleri Başlığında  sona erme sebepleri alt başlığında 639. maddesinde  \"Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona ereceğini, haklı sebeplerin bulunması halinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla denilerek ortaklığın genel olarak sona erme halinin düzenlediğini, adi ortaklığın sona ermesi ile tasfiye işlemlerinin yürütülmesinin birbirinden farklı olduğunu, adi ortaklığın mahkeme kararıyla sona ermekte olduğunun kanunla açıkça düzenlendiğini ve bu görevin kanunla mahkemeye verildiğini, ancak tasfiye işlemlerine ilişkin yapılacak tasfiye usulünün TBK nın 644 maddesi uyarınca tasfiye sürecinde ortakların elbirliği ile ortaklığın tasfiyesinin  gerçekleştirilmesi  gerektiğini, tasfiye işleri için tasfiye görevlisi atayabileceklerini, tasfiye görevlisinde anlaşamamaları halinde hakimden tasfiye görevlisi atanmasını isteyebileceklerinin düzenlendiğini, sonuç olarak Yasa Koyucu, tasfiye sürecinin tamamını ortaklara bırakarak tarafların ortak iradesi ya da anlaşamadıkları durumda tasfiye memurunun hakim tarafından atanması yöntemiyle gerçekleştirileceğini düzenleyerek, adi ortaklık tasfiyesinin mahkemenin görevine girmediğini açıkça dile getirdiğini, bu bilgiler ışığında  mahkeme davacı ... ve dava dışı ... arasında 04.01.2016 tarihinde akdedilen ortaklık mukavelesinde davacının talebi ile ortaklık sözleşmesinin davalı ... ve davalı ... ve davadışı ... arasında kurulduğuna hükmettiğini, akdedilen ortaklık sözleşmesinde davalı ... ve davalı ... ortak olarak yer almadığını, davacının talebi ile  ortaklık yapısında mevcut ortakların genişletilmesinin ortaklık sözleşmesine aykırı olduğunu, ... ve ...'da adi ortaklık sözleşmesinde ortak olarak yer  alması hali  kabul edilemeyeceğini, mahkemenin 11.01.2016 tarihinde yapılan hesap mutabakatında ... ile yapılması ve tüm işlemlerin ... ve ... tarafından yürütülmesi gerekçesiyle tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılmasına hatalı bir şekilde  karar verildiğini,  taraflar arasında ortaklık ilişkisi ..., ..., ... şirketi ve ... arasında kurulduğuna kanaat getirilmekteyse de, 11.01.2016 tarihinde yer alan hesap mutabakatında ...'ın imzası bulunmadığından söz konusu belgenin tasfiye belgesi olarak nitelendirilmesi de kabul edilemeyeceğini, bir diğer yandan davada taraf teşkilinin sağlanması mahkemenin görevi olduğunu, ortaklık yapısında asıl ortak ... şirketi yer alması zorunlu iken ortağın davada yer almadan yargılamanın yürütülmesinin de  usul ve yasaya aykırı olduğunu, Esas yönünden ise; davacının iddia ettiği ödemelerin toplamının 6.781.881 USD olarak dava dilekçesinde yer aldığını, buna karşılık davacı dava dilekçesinde borçlu kalemi olarak; ... Gemisi gaz bedeli (1230 Ton x 530 USD) 651.900 USD, ... Gemisi gaz bedeli (3800,2 Ton x 160 USD) 608.032 USD, 93,25 Ton dizel bedeli 45.000 USD, ... gaz bedeli (3636 Ton x 380 USD) 1.381.680 USD, ... gemi gaz bedeli (3636 Ton x 160 USD) 581.760 USD olmak üzere toplamda 4.522.438 USD borçlu olduğunu iddia ettiğini, dava dilekçesinde 2.259.443 USD meblağın davacının ortaklıktan  alacaklı olduğunu iddia edildiğini, 11.01.2016 tarihinde ... ve ... arasında imzalanan hesap mutabakatı tasfiye belgesi niteliğinde olmadığını, öncelikle ortaklık sözleşmesinin 04.01.2016'da düzenlendiğinin sabit olduğunu, ödemeler ve sözleşme doğrultusunda yapılan iş ve işlemler ortaklık payı olan 1.500.000 USD 09.01.2016 tarihinde ödendiğini, ortaklık payı ödendiğinden 2 gün sonraki tarihi içeren 11.01.2016 tarihli belge mahkemece tasfiye belgesi olarak kabul edilen belge olduğunu, 11.01.2016 mahkemece  tasfiye belgesi olarak kabul edildiğine göre 11.01.2016 tarihinden sonraki tüm iş ve işlemlerin Adi Ortaklık içerisinde yapıldığını kabul etmenin ve ileri sürmenin fiilen ve hukuken mümkün olmadığını, ayrıca  dava içinde bu sözleşmenin tarihinin değişip tahrif edildiğini, 2016 yılı Aralık ayına ait olduğu ısrarla mahkemeye arz edilmesine rağmen mahkemece bu husus göz ardı edilip araştırılmadan eksik inceleme ve değerlendirme yapıldığını, belgedeki tahrifatın davacının dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini ortaya çıkarttığını, mahkemece 11.01.2016 tarihli belgenin bu tarih itibariyle tasfiye belgesi olarak kabul edildiğinde, bu tarih itibariyle belgede yer alan fakat davacının yargılamada  iddiasının kabulü dahilinde  doğmamış olan 120.641,05 USD dolar alacak iddiasının üzerine karar verilemeyeceğini, belgenin sıhhat ve geçerliliği içerik ve tarih itibariyle doğru olmadığından bunun bir tasfiye belgesi olarak kabulünün hukuki bir hata olduğunu, Davacı ve ... arasında imzalanan bu belgenin  04.01.2016 tarihli Ortaklık Mukavelesinin 13. Maddesi \"1 yıllık süre boyunca gemileri ... işletecektir. Çıkacak olan masraflar ve gelirler aylık olarak ortaklığa bildirilecek ve %50 olarak taraflar arasında paylaştırılacaktır.\"  hükmü uyarınca ortak ... temsilcisi ... tarafından ortağı temsilen imzalanmış aylık kar zarar hesabını gösteren bir belge olduğunu, bu  belgenin düzenlendiği tarihin 31.12.2016 olmasına rağmen üzeri çizilmiş olduğunun görüleceğini,  dava dışı ortak ... şirketinin yapmış olduğu giderlerin,  ortağın davalı olarak gösterilmemesi sebebiyle ortaklıkta  yapılan harcamaları ve hesap listelerinin dosyaya dahil edilememiştir. Hesaplarda eksiklik bulunmaktadır.   Mahkeme, tasfiye belgesi özelliği taşımayan ve orjinali değiştirilen belge üzerinden eksik hesaplamalar ile  hatalı  değerlendirmede bulunmuştur. Kanun, ortaklığın sona ermesiyle tasfiye işlemlerinin yönetici olmayan ortakların da dahil edilerek tasfiye sürecine katılmalarını ve tasfiye konusunda  anlaşma sağlanmaması halinde tasfiye memuru atanabileceğini düzenlemiştir. Davanın ... Şirketine yöneltilmemesinin hukuki dinlenilme haklarını ihlal ettiğini, bu şirkete dava yöneltilmediğinden perdenin aralanmasına karar verilemeyeceğini, 11.01.2016 tarihli hesap mutabakatında ortak davacı ... ve dava dışı ortak ... şirketini temsilen hareket eden davalı ...  arasında ortaklıkta  tasfiye memurunun görevlendirildiğine dair bir kayıt bulunmadığına göre ortaklığın,  ortaklar arasında 11.01.2016 tarihli belge ile ortaklığın tasfiye edildiğine ilişkin kurulan hükmünde usul ve yasaya aykırı olduğu ortaya çıktığını, ... şirketinin ...'ın münferiden temsile yetkili olarak davacı ile ortaklık ilişkilerinde mali ödemeleri gerçekleştirmesinin araştırılmadan doğrudan davalı müvekkilleri hakkında asaleten hareket edildiğine yönelik hüküm kurulmasının eksik incelemeyle usul ve yasaya aykırı olduğunu, Açıklamalar doğrultusunda tasfiye konusunda taraflar arasında bir anlaşma sağlanmadığına göre mahkeme tarafından bu ortaklığa bir veya üç kişiden oluşan uzman  tasfiye memuru atanması gerektiğini, Yargıtay'ın güncel kararlarında tüm tasfiye işlemlerinin üçer aylık sürelerden oluşan üç aşamada gerçekleştirileceğini ve mahkemenin ortaklardan harcama listelerinin gönderilmesini ve bu listelerin uzman tasfiye memurları tarafından incelenmesi sonucunda tasfiye işlemlerinin yürütülmesi gerekeceği görüşünde olduğunu, Mahkemece öncelikle davacıya süre verilerek ... e dava açmak üzere süre verilip, açılırsa davanın birleştirilerek görülmesine, mahkemenin hükme esas aldığı hesap mutabakatı tasfiye niteliğinde olmadığından tasfiye memuru atanması suretiyle davanın sonuçlandırılmasına, ... gemisinin mülkiyetinin kime ait olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derce mahkemesinin istinafa konu kısmi kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğun belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında akdedilen ve ticari nitelikte geminin işletilmesine dair ortaklık ilişkisinde davacının davalıya gemi bedeline karşılık ve ortaklık giderlerine karşılık yaptığı ödemelerin tahsili talebiyle açılmış bir alacak davasıdır. İlk derce mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı,  davacı vekili ile davalı gerçek kişiler vekili tarafından, yasal süreler içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. İlk derce mahkemesi kararında da değerlendirildiği üzere, taraflar arasındaki ilişkinin TTK'nın 1064. maddesinde düzenlenen donatma iştiraki niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü donatma iştirakinin söz konusu olması için gemi üzerinde müşterek mülkiyet kurulmuş olması gerekir. Somut olayda taraflar arasında düzenlenen belge içeriklerine göre, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ticari bir geminin işletilmesi ve kârın paylaşılması amacını güden bir adi ortaklık ilişkisi olduğu anlaşılmakta olup, ilk derce mahkemesinin bu konudaki hukuki tespitleri isabetli bulunmuştur.Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Davacının ilk istinaf sebebi, taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin geçerli olarak kurulmadığı, bu nedenle davadaki talebin adi ortaklık ilişkisinin tasfiyesi niteliğinde olmayıp geçersiz sözleşme uyarınca yapılan ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili niteliğinde olduğu, ilk derce mahkemesinin niteleme hatası yaparak davadaki bir kısım alacak talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu yönündedir. İddiaları ileri sürmek taraflara hukuki nitelemeyi yapmak mahkemeye aittir. Gerek ilk derce mahkemesi gerekse davanın tarafları, ilişkinin adi ortaklık ilişkisi olduğu konusunda mutabıktır. Adi ortaklık sözleşmesi TBK'nın 620 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup sözleşme herhangi bir yasal geçerlilik koşuluna bağlanmamıştır. Sözleşmenin geçerli olarak kurulması, genel hükümler uyarınca taraf iradelerinin karşılıklı açıklanması ile gerçekleşir. Aşağıda perdenin aralanması ve sözleşmenin gerçek taraflarının kimler olduğu konusunda yapılacak değerlendirme de gözetilerek, taraflar arasında 04.01.2016 tarihli ortaklık sözleşmesi ile iradelerin açıklandığı, böylece adi ortaklık sözleşmesinin geçerli bir şekilde kurulduğu anlaşılmaktadır. Sözleşme kurulduktan sonraki aşamada taraflardan birinin sözleşmeden doğan edimlerini hiç ya da gereği gibi ifa etmemiş olması, sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz; sözleşmeye aykırılık oluşturur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde adi ortaklığa konu geminin değerinin 3.000.000 USD olarak kararlaştırıldığını, davacının gemi bedeli için kendisinin %50 payı karşılığı 1.500.000 USD  ödemeyi davalı tarafa yaptığını, oysa davalının aldığı geminin gerçek değerinin 1.200,000 USD olduğunu, bu durumda davalının adi ortaklığa konu geminin alınması bakımından hiç bir edim yerine getirmediğini, sonraki aşamalarda da gaz alımı ve geminin tüm ihtiyaçları için bütün harcamaların davacı tarafından yapıldığını, davalının gemi alımına katılmadığı gibi hiçbir harcamaya da katılmadığını, böylece davalının adi ortaklığın temel amacı olan ortak gelir elde etme amacına yönelik her hangi bir edimde bulunmadığını, bu nedenle de geçerli bir adi ortaklık sözleşmesinin kurulmadığını ileri sürmüştür. Oysa tüm bu hususlar, kurulan bir sözleşmedeki edimlerin ifası ile ilgili olup bunların yapılmamış olması sözleşmenin geçerliliğiyle değil, sözleşmeye aykırılıkla ilgilidir. Bu nedenle davacı vekilinin adi ortaklık sözleşmesinin geçerli olarak kurulmadığına dair istinaf nedeni ve buna bağlı talepleri ve sebepsiz zenginleşmeye dayalı talepleri  yerinde görülmemiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde, davalıların hileli davranışlarla müvekkilini aldattıklarını, kasti ve gerçeğe aykırı davranışlarla müvekkilini aldattıklarını ileri sürerek, sözleşmenin bu nedenle geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de gerek iddiasında gerekse dosya kapsamında hata ve hileye dayalı olarak TBK'nın 30 ve devamı maddelerinde öngörülen hakların kullanıldığına dair bir olguya yer verilmemiştir. Aksine, sözleşme gereğince tarafların karşılıklı olarak ifa işlemleri yaptıkları, gaz alımı ve taşıması yapıldığı ve son olarak tarafların 31.12.2016 tarihli hesap mutabakatı yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde, bir an için adi ortaklık sözleşmesinin geçerli olarak kurulduğunun kabul edilmesi halinde davadaki taleplerinin tasfiye payının tahsili olarak değil, TBK'nın 627. maddesine dayalı bir alacak talebi olarak yorumlanıp sonuçlandırılması gerektiğini ileri sürmüştür. TBK'nın 627. maddesinde, ortakların, adi ortaklık için yapılan giderlerden sorumlulukları düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, ortaklardan birinin ortaklık işleri nedeniyle yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar ona karşı sorumlu olurlar. Harcamayı yapan ortağın yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucu doğan zararları diğer ortaklar gidermekle yükümlüdür. TBK'nın 628. maddesinde ise ortakların özen borcu düzenlenmiştir. Davacı vekili davadaki taleplerinin bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmekte ise de davadaki talepler nitelikleri itibariyle bu madde kapsamında değerlendirilemez. Öncelikle adi ortaklık faaliyetinin kendisi eliyle yürütüleceği geminin %50 payı için ödenen bedelin geri tahsili talebi ortaklığın yönetimi ile ilgili yapılan masraf olarak değerlendirilemez. Yani ortak giderlerden kabul edilemez. Ayrıca yönetim işlerinden doğan zarar olarak da değerlendirilemez. Gemi payı için ödenen tutar ancak tasfiye sürecinde talep edilebilir. Dolayısıyla davacınını bu talebi, açık bir tasfiye payı alacağı niteliğindedir. Davacının davadaki  diğer talepleri ise gemi için yapılan masraflar ve LPG bedellerine  ilişkindir. Adi ortaklık ilişkisini kuran 04.01.2016 tarihli sözleşmenin 7. maddesinde, gaz alımı ile ilgili masrafların davacı tarafından yapılacağı açık hükme bağlanmıştır. Sözleşmenin 13. maddesinde, masraflar çıktıktan sonra kârın % 50 oranında paylaşılacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla davacının yaptığı masrafları ayrıca talep etme hakkının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki tarafların aralarındaki ilişkiyi bu şekilde 31.12.2016 tarihli mutabakatname ile tasfiye ettikleri anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin TBK'nın 627. maddesine dayalı istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Davacı vekilinin diğer istinaf nedeni alacağın miktarına ilişkindir. İlk derce mahkemesince yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporları ve son olarak taraflar arasında imzalanan 31.12.2016 tarihli mutabakat belgesi dikkate alındığında, davacının talep edebileceği alacak kalemlerinin 1.500.000 USD gemi bedeli ile mutabakatnamede bakiye alacak olan 120.641,05 USD olmak üzere 1.620.641,05 USD' den ibarettir. Davacı vekili davalının eksik LPG teslim ettiği, ödenen pek çok masraf avansı karşılığı geri ödeme yapmadığı ve bu nedenlerle daha fazla alacağı olduğu yönündeki iddialar 31.12.2016 tarihli mutabakatın mevcudiyeti nedeniyle artık dinlenemez. Bu nedenlerle davacı vekilinin fazlaya ilişkin alacak talebine yönelik istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Davalı gerçek kişiler vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde, ilk derece mahkemesinin adi ortaklığın tasfiye payının tahsiline karar verildiğini ancak ortada yapılmışı bir tasfiye bulunmadığını, adi ortaklığı oluşturan tarafların anlaşarak yaptığı bir tasfiye bulunmadığından TBK'nın 639 ve 644. maddeleri uyarınca mahkemece eğer dava kabul edilecek ise sadece tasfiye memuru ataması ile yetinilmesi gerektiğini, usulünce tasfiye yapılmadan alacağın tahsiline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.Adi ortaklığın tasfiye usulü TBK'nın 644. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca tasfiye, ortaklarca yapılabilir. Eğer ortaklar tasfiye konusunda anlaşamamış ise tasfiye mahkemenin atayacağı tasfiye memuru eliyle yapılır. Ayrıca, bir tasfiye işleminin yapılabilmesi için ortada tasfiye edilebilecek mal varlığının bulunması gerekir. Somut olayda ise adi ortaklığa konu geminin davalı tarafça elden çıkarıldığı, bu nedenle orta yerde bir geminin bulunmadığı, bunun dışında adi ortaklığa ait başkaca bir mal varlığının da olmadığı anlaşılmaktadır. Geriye tasfiye edilecek varlık olarak alacak borç ilişkileri kalmakta olup, bu konuda da tarafların 31.12.2016 tarihli nihayi hesap mutabakatını yaptıkları ve böylece ortaklık ilişkisini tasfiye ettikleri sonucuna varılmıştır. İlk derce mahkemesince de bu belge nihai tasfiye anlaşması olarak kabul edilmiştir. Karar gerekçesinde 11.01.2016 tarihli hesap mutabakatının bir tasfiye belgesi olduğu belirtilmiş ise de bu belgenin dosyadaki örneğinin incelenmesinde; belgenin matbu yazılı şekline göre 31.12.2016 tarihli olduğu, bu matbu tarih üzerine tek bir çizgi çekildiği, hemen altına 11.1.2016 yazıldığı, bunun üzerinde herhangi bir paraf bulunmadığı, ayrıca belgenin başlığında ortada kısımda \"...\" yazısının yazılı olduğu görülmüştür. Dolayısıyla bu belgenin aslında 11.01.2016 değil, 31.12.2016 tarihli olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki 11.01.2016 tarihinden sonra da geminin işletilmesi ile ilgili yapılan masraflara ilişkin belge örnekleri de dosyada mevcuttur.  Davalı vekilinin mutabakat tarihinden hareketle 11.01.2016 tarihinden sonra yapılan harcamaların adi ortaklık olarak yapılan harcama olarak kabul edilemeyeceğine dair savunmaları bu nedenle yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, davalılar ... ve ...'ın adi ortaklık sözleşmesinin tarafı olmadıklarını, müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini, perdenin aralanmasına dair karar gerekçesinin de isabetli olmadığını, kararın bu nedenle hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesinin karar gerekçesinde perdenin aralanmasına dair hukuki kurum hakkında yeterli bilgi verildiğinden bu aşamada tekrarlanmamıştır. Somut olay bakımından yapılan değerlendirmede, tarafların kabulündeki 04.01.2016 tarihli ortaklık mukavelesinde sözleşmenin tarafı olarak ... ile davacı ... gösterilmiş ise de sözleşmenin 3. maddesinde \"..., ... gemisinin 50% sini 1.500.000 USD karşılığında ... kişisine satmayı taahhüt eder.\" hükmüne yer verildiği görülmektedir. Bu madde ilişkinin gerçek tarafının yabancı şirket değil, ... olduğuna dair önemli bir ipucu vermektedir. Yine yukarıda bahsi geçen 31.12.2016 tarihli hesap mutabakatında yer alan açıklamaya göre ...'ın bu mutabakatı yabancı şirket adına değil kendi adına yaptığı anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı tarafından yapılan ödemelerin de davalı gerçek kişilere yapıldığı anlaşılmaktadır. Sözleşmenin tarafı olarak gösterilen yabancı şirketin kolay bayrak ülkelerinden Nevis Adası'nda kurulu bir şirket olduğu, ...'ın bu şirketin ortak ve yöneticisi olduğu, gerek sözleşme içeriğinden gerekse ilişkinin sonraki aşamalarındaki işlemlerden bu şirketin gerçek anlamda sözleşmenin tarafı olmayıp gerçek tarafın davalı gerçek kişiler (davadan sonra ölen) İsmail Dabak ve ... olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda ...'ın da ortaklık ilişkisinin yürütülmesinde davacı ile doğrudan muhatap olduğu, pek çok ödemenin bu davalı tarafından tahsil edildiği dikkate alındığında, bu davalının da sözleşmenin gerçek tarafı olduğu, kaldı ki davalı ...'ın ölümü sonucu mirasçısı sıfatıyla da davalı konumunda olduğu anlaşılmakta olup davalılar vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı gerçek kişiler vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davanın dava dışı ...'e karşı da  açılarak, açılacak davanın iş bu dava ile birleştirilmesi suretiyle sonuçlandırılması gerekirken bu yapılmadan perdenin aralanması yoluyla hüküm kurulmasının adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini, ve harcamalar bakımından yapılan değerlendirmenin bu nedenle denetlenemediğini, kararın bu yönüyle de usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, adi ortaklık ilişkisinin gerçek tarafları davalı gerçek kişiler ... ve ... olup yabancı şirketin sözleşmenin gerçek tarafı olmadığı yönündeki tespit sonucuna göre, anılan yabancı şirkete husumet yöneltilmemesi bir usul eksikliği olarak kabul edilemez. Bu nedenle davalılar vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Yukarıda belirtildiği üzere, davalı tasfiye halinde ...AŞ ( eski ünvanı ... A.Ş ) hakkında ilk derece mahkemesince verilen hükme karşı bu davalı şirket tarafından istinaf başvurusunda bulunulmadığından, HMK'nın 355. maddesindeki sınırlama uyarınca, bu davalı hakkındaki hüküm bakımından istinaf incelemesinde ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır. Açıklanana bu gerekçelerle, HMK nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 99,20 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,  3-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 645.482,45 TL istinaf nispi karar harcının davalı gerçek kişilerden tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendilerinin  üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 30.03.2023 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e8a61080d2ee634b","SID":"83a2939122f4263b"}}