{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/248 <br>KARAR NO: 2024/732<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/10/2020<br>NUMARASI: 2019/199 Esas -  2020/495 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/05/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket davalı şirketten 06/08/2018 tarihli sözleşme ile miktar, birim fiyat ve detayı belirlenen ve toplam bedeli 23.150,00 Amerikan Doları olan bir kısım ürünler sipariş ettiğini ve siparişe konu ürünlerin bedeline mahsuben toplam sipariş bedelinin %50'si olan 11.575,00 Amerikan doların nakit peşinat ödemesi olarak ödemiş olduğunu, davacı şirket tarafından sipariş edilen ve %50 peşinat ödeme yapılan sözleşme konusu ürünler davalı şirket tarafından makul süre içerisinde davacı şirkete teslim edilmediğini, davacı şirket davalı şirkete gönderdiği Büyükçekmece ... Noterliğİ'nin 22.01.2019 tarih ve ... yevmiye numarasına kayıtlı ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshederek ödediğini, 11.575,00 Amerikan Doları peşinatın iadesini talep ettiğini, 08.08.2018 tarihinde davalı şirketin banka hesabına gönderdiğini, davalı şirketin peşinatın iadesini yapmaması nedeniyle davacı şirket, davalı şirkete ödediği 11.575,00 Amerikan Doları peşinatın İadesi için, paranın davacı şirket tarafından davalı şirketin hesabına gönderildiği tarihi olan 08.08.2018 tarihindeki TCMB satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek 61.231,75 TL asıl alacak üzerinden İAA ... İcra Mudürlüğü'hün ... Esas sayılı dosyası üzerinden davalı şirket hakkında icra takibi başlattığını, icra müdürlüğü tarafından düzenlenen ödeme emrini tebliğ alan davalı şirket takip konusu borca yasal süresi içerisinde itiraz ederek takibin haksız yere durdurulmasına nedîn olduğunu, davalı şirketin itirazı üzerine duran icra takibine konu borcun ödenmesi için davacı şirket tarafından İAA Arabuluculuk Bürosunun 2019/2815 dosya ve 2019/25965 arabuluculuk numarasına kayıtlı olarak dava şartı arabuluculuk başvurusu yapılmış, ancak arabuluculuk görüşmelerinde taraflar arasındaki ihtilafın çözümü hususunda anlaşma sağlanamadığını, bu nedenle itirazının iptali ile takibin devamını dava ve talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket ile davacı şirket arasında, 06.08.2018 tarihinde, davacı şirketi  siparişi üzerine bir ürün satışı sözleşmesi kurulduğunu, sözleşme gereği davacı şirket ürün, bedellerinin yarısını 08.08,2018 tarihinde gönderdiğini, yine taraflar arasındaki sözleşme gereği ürünler teslim alındığında sözleşme bedelinin kalanı da ödeneceğini, davalı şirket sipariş üzerine satışa konu ürünleri hazırlamış, davacı şirket ile yapılan telefon görüşmelerinde, davacı şirket tarafından ürünlerin teslim alınması konusunda gecikme olacak öğrenildiğini, Davacı şirket Gürcistan'da yapılmakta olan \" ...\" adlı projede taşeron olarak kapıları vs. üretim ve montaj işini yaptıklarını, otel sahibi ile görüşmediklerini bu nedenle ürünleri teslim almalarının bi süre gecikeceğini beyan ettiğini, davacı şirketin üçüncü şahıslara olan borçlarından dolayı, davalı şirkete ödedikleri peşinatın, alacaklıları tarafından, davalı şirketten talep edilebileceğini beyan ederek, üçüncü şahıslara hukuki sorun yaşamak yerine peşinatın kendilerine iade edilmesini talep ettiğini, sözleşmeye konu ürünlerin, davacı şirket tarafından teslim alınması için kendilerine, Gebze ... Noterliğinin 14.01.2019 tarih, ... yev. Nolu ihtamamesiyle ihtar ve ihbarda bulunduğunu, sözleşmeye konu ürünlerin 3 gün içerisinde teslim alınmasını ve bakiye bedelin ödenmesini talep ettiğini, aksi takdirde ürünlerle ilgili doğacak hasar ve ziyandan sorumlu olmayacağını bildirdiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde ve delilleri arasında yer alan Büyükçekmece .... Noterliğinin ihtarnamesi de esasen Gebze .... Noterliğinin yukarıda konu edilen ihtarnamesine cevaben yazıldığını, davacı tarafın iyi niyetten yoksun ihtarına cevaben, davalı şirket Gebze .... Noterliği'nin 29.01.2019 tarih, ... yev. Nolu ihtarnamesi ile cevap verdiğini beyan ve iddiaların gerçeklerden uzak olduğu, davacı şirketin, o güne kadar teslim almaktan imtina ettiği ürünlerin zamanımla teslim edilmediğini bahane ederek, haksız ve mesnetsiz ve kötü niyetli\" olarak, sözleşmeye konu peşinatı iadesini talep ettiğini, davacı şirketin , sözleşmeye konu ürünlerin uzun zaman teslim edilmediği gerekçesine dayalı olarak derdest davayı açtığını, ancak davalı şirketin, sözlesmeye konu ürünlerin teslimi konusunda gecikmeden dolayı temerrüde düşürüldüğüne dair herhangi bir delil mevcut olmadığını, davacı şirketin beyan ve iddialarını, davayı kabul manasına gelmemek üzere, bir an için doğru kabul etsek dahi davalı şirketten, ürünlerin teslim edilmesi yönünde bir talepte bulunulduğu veya zaman verildiğine dair hiç bir delil olmadığını, davalı şirketin teslimde temerrüde düştüğü ispat edilemediğini, dava konusunda olayda sözleşmeye konu ürünlerin teslim alınması konusunda asıl temerrüde düşen tarafın davacı taraf olduğu açıkça görüldüğünü, dolayısıyla derdest davanın maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıkça ortada olduğunu, haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Hukuk Genel Kurulu'nun 08.11.2006 tarih 2006/15-702 Esas, 2006/691 Karar sayılı kararı gereğince dönme için tek taraflı irade beyanının yeterli olduğu benimsenmiştir. Tek taraflı irade beyanı ile dönme (fesih) mümkün olmakla birlikte, sözleşmeyi haksız ya da kusuruyla fesheden taraf, fesih bildiriminin sonuçlarına da katlanmak durumundadır. Fesih sonucu zarara uğrayan kimse koşulları mevcutsa haksız fesih sebebiyle uğradığı zararlarının tazminini isteyebilir. Buna karşın somut olayda davacı tarafından feshedilen sözleşme gereğince yapılan semenin iadesini talep edebilmesi için sözleşmenin feshinin sonuca etkisi bulunmamaktadır.Nitekim davacı tarafından sözleşmenin 22/01/2019 tarihinde davacı tarafından feshedildiği ve davalı tarafından da  davacı feshi nedeni ile ileri sürülen bir zarar iddiası da bulunmamaktadır.Bu nedenle dava da mahkememizce fesihte haklılık durumunun araştırılması cihetine gidilmesinin taraf iddia ve savunmaları ile davacı talebine göre usul ekonomisine aykırılık teşkil edeceği anlaşılmıştır. Yukarıda da değinildiği üzere TBK 97.maddesi gereğince kendi edimini yerine getirmeyen tarafın karşı taraftan edimini yerine getirmesi istenemeyeceğinden, davalı tarafından her ne kadar sipariş formuna konu   14/01/2019 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname gereğince  edimin teklif edildiği düşünülmüş  ise de  davalı tarafından  ürünün teklif formunda kararlaştırılan evsafta bulunduğu ortaya konulamadığı gibi davacın artık eldeki davada davalının fatura konusu mallarını almayarak alacaklıyı temerrütüne düştüğünü iddia eylediğinden  uyuşmazlık alacaklı temerrüdüne dair hükümlere göre çözümleneceğinden, TBK 106-110 maddeleri kapsamında yapılan değerlendirme de modüllerin alacaklısı davacının, haklı sebep bulunmaksızın ifayı reddediği hususunu davalı ispat edemediğinden ve davacı ile davalı ticari defter ve kayıtları ile uzantılarının davalının savunmalarını doğrulamaması bilakis tam aksi kayıtlar içermesine göre davacının alacaklı temerrüdüne düştüğünden de bahsedilemeyeceği anlaşılarak davacı tarafından ikame edilen davanın kabulüne karar verilmiştir. Nihai olarak davacı alacağının mevcutiyetinin çekişme arz eylediği düşünülebilir ise de davalı ticari defter ve kayıtları ile davacı imzasına havi sipariş formunun davalı kabulünde olması ve davalının davacının alacaklı temerrütüne düştüğünü ispat edememesi halinde alacağın miktarının çekişme konusu bulunmamasına göre davacı alacağının İİK 68/2 gereğince likit nitelikte kabul edilerek asıl alacağın %20 si nispetinde inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine ve davanın kabulüne\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı müvekkili şirket ile davacı şirket arasında 06.08.2018 tarihinde davacı şirketin siparişi üzerine bir ürün satışı sözleşmesi kurulduğunu, sözleşme gereği davacı şirketin ürün bedellerinin yarısını 08.08.2018 tarihinde gönderdiğini, yine taraflar arasındaki sözleşme gereği ürünlerin teslim alındığında sözleşme bedelinin kalanının da ödeneceğini, davalı müvekkili şirketin sipariş üzerine satışa konu ürünleri hazırladığını, davacı şirket ile yapılan telefon görüşmelerinde, davacı şirket tarafından kaynaklı sebeplerle ürünlerin teslim alınması konusunda gecikme olacağının öğrenildiğini, taraflar arasındaki geçmişten gelen iş ilişkisine binaen davalı müvekkili şirketin bu talebi olumlu karşıladığını, ancak bir müddet sonra davacı şirketin üçüncü şahıslara olan alacak- borç ilişkilerinden dolayı davacı şirketin davalı müvekkili şirkete ödedikleri peşinatın davacı şirket alacaklıları tarafından davalı müvekkili şirketten talep edilebileceğini beyan ettiğini, üçüncü şahıslarla hukuki sorun yaşamak yerine peşinatın kendilerine iade edilmesini talep ettiğini, tüm bu görüşemelerin telefonla yapıldığını, haksız ve mesnetsiz davanın kabulüne karar verildiğini, hatta davalı müvekkili aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedildiğini, davalı müvekkilinin itirazları neden kötü niyetli görülmüştür, bu konuda her hangi bir gerekçenin bulunmadığını, davanın kabulüne ilişkin kararın tamamen subjektif ve eksik değerlendirmeye dayalı olduğunu, bozulması gerektiğini, davalı müvekkilinin en büyük menfaatinin sözleşmenin karşılıklı edimlerin yerine getirilmesiyle sona ermesi olduğunu, bu nedenle davacıya ihtarname çekildiğini ve sözleşmeye konu ürünleri teslim alması ve eksik bedeli ödemesinin talep edildiğini, yani davalı müvekkilinin burada sözleşmenin doğal sonucu olarak ifa ile sona ermesi gerektiği iradesini ortaya koyduğunu, davalı müvekkilinin sözleşmeye konu ürünleri hazır etmiş olduğundan bu ürünlerin imalatı için kullanılan hammadde ve emek karşılığını almayı beklerken, davacı tarafın iade talebinin hukuken ve mantıken dayanaksız olduğunu, davalı müvekkilinin sözleşmenin ifa edilmesini beklediği için haksız ve kötü niyetli kabul edildiğini, bunun izahının mümkün olmadığını, davalı müvekkilinin ürünlerin imalatını yaptığını, davacı tarafa teslim alması için ihtar çektiğini, ihtara rağmen teslim alınmazsa ürünlerin teslim alınmamasından doğabilecek zarar ziyandan sorumlu olmadığını ihtar ettiğini, BK 222. Maddenin açık hükmüne dayanarak zararın alıcıya ait olduğunun bildirildiği halde yerel mahkemenin davalı müvekkili şirketi adeta cezalandırdığını, davacı şirketin sözleşmeye konu ürünlerin uzun zaman teslim edilmediği gerekçesine dayalı olarak sözleşmeyi feshettiğini beyan ederek ödediği peşinatı iadesini talep ettiğini, ancak davalı müvekkili şirketin sözleşmeye konu ürünlerin teslimi konusundan gecikmeden dolayı temerrüde düşürüldüğüne dair herhangi bir delilin mevcut olmadığını, yerel mahkemece sözleşmenin haklı fehedilip edilmediğine bakılmaksızın karar verilmesine rağmen davalı müvekkilinin haklı itirazı, hukuki mesnetten yoksun olarak, kötü niyetli olarak kabul edilmiş ve icra inkar tazminatına hükmedildiğini, davalı müvekkili şirketin teslimde temerrüde düştüğünün ispat edilmediğini, yerel mahkemece temerrüdün ispatına gerek görülmediğini, BK 106 madde kapsamında değerlendirme yapılmış ancak davalı tarafın kendisinin temerrüde düştüğünü, davalı müvekkili şirketin \"ürünlerinizi alın kalan bakiyeyi ödeyin\" ihtarından sonra sözleşmeyi feshettiğini beyan ettiğini, bu durumda davalı müvekkili şirketin zararının olmadığının kabul edilemeyeceğini, satış bedelini alamadığını, daha ne tür zarar beyanı gerektiğine anlam veremediklerini, yerel mahkemenin davacı tarafından açılan haksız ve mesnetsiz davayı reddetmiş olsaydı davalı müvekkilinin herhangi bir zararı doğmayacağını, davalı müvekkilin zararının haksız, mesnetsiz, hakka, hukuka ve mantığa aykırı karar nedeniyle oluştuğunu, davalı şirketin sözleşmenin doğal sonucu olarak bir kar elde edeceğini, davacı şirketin sözleşmeyi haksız yere fesh ettiğini, öncelikle feshin haklılığının ispatının gerektiğini, davalı müvekkili şirketin sözleşmeye konu ürünlerin teslim alınması için gönderdiği ihtarnamenin içeriğinin yerel mahkemece sözleşmeye konu ürünleri içerip içermediğinin belli olmadığı gerekçesiyle kabul görmediğini, davalı müvekkili şirketçe gönderilen ihtarnamede, taraflar arasındaki sözleşmeye konu ürünlerin teslime hazır olduğu ve bakiye bedelin ödenmesinin talep edildiğini, taraflar arasında başka bir sözleşme bulunmadığından yerel mahkemece adeta zorlama bir yorumla ihtarnamede hangi ürünlerin teslim edileceğinin anlaşılmadığı gerekçesiyle davacı taraf lehine karar oluşturulmasının hakka ve hukuka aykırı olduğunu,   davacı tarafın Medeni Hukuk'un iyi niyet hükümlerine aykırı davranışlar sergilediğinin açıkça ortada iken davalı müvekkili şirketin kötü niyetli davrandığı gerekçesiyle aleyhine karar oluşturulması ve ceza olarak icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesinin hakka ve hukuka aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde davalı müvekkili aleyhine icra işlemleri yapılmaması için tehiri icra kararı verilmesini, yerel mahkeme kararının bozularak yeniden yargılama yapılmak üzere yerel mahkemeye gönderilmesini veya yapılacak yargılama sonucunda davanın reddi ile müvekkili aleyhine başlatılmış takibin iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. <br>GEREKÇE: Dava; ödenen avansın iadesi istemiyle başlatılan  ilamsız icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı alacaklı davalı takip borçlusu aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, ''08/08/2018 tarihli sözleşmenin feshi nedeniyle ödenen nakit peşinatın iadesi'' dayanak göstererek 11.575,00 USD karşılığı 61.231,75 TL asıl alacak üzerinden ilamsız icra takibi başlatmıştır.Davacı vekili, müvekkilinin davalıya taraflar arasındaki 06/08/2018 tarihli sözleşme ile bir miktar ürün temini için davalıya 08/08/2018 tarihinde 11.575,00-USD'yi avans olarak gönderdiğini, ancak davalının ürünleri teslim etmediği gibi avans olarak gönderilen parayı da iade etmediğini belirterek paranın davalı şirketin hesabına gönderildiği tarihteki TCMB satış kuru karşılığı TL üzerinden tahsili için icra takibine girişmiştir. Davalı vekili ise, davacı tarafından müvekkiline verilen sipariş kapsamında 11.575,00 USD avans ödemesi yapıldığını, kalan bedelin ürünler teslim alındığında ödeneceğini, sözleşmeye konu ürünlerin kendilerince teslime hazırlandığını ancak davacı tarafça teslim almalarının gecikeceğini belirttiklerini, daha sonra 14/01/2019 tarihinde davacı şirkete sözleşmeye konu ürünlerin teslim alınması için ihtarneme gönderildiğini, davacı tarafın ise bu ihtarnameye cevaben sözleşmenin feshedildiğini bildirdiklerini, sözleşmeye konu ürünlerin teslimi konusunda gecikmeden dolayı temerrüde düşürüldüklerine dair delil bulunmadığını savunmuştur.Davalı tarafından düzenlenen 06/08/2018 tarihli teklif formundaki şartlar dahilinde davacının davalıdan muhtelif ürünleri satın aldığı, davalıya 08/08/2018 tarihinde 11.757,00-USD'yi avans olarak gönderdiği, ürün teslimi yapılmadığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalının sözleşmeden kaynaklanan teslim yükümlülüğünü süresinde yerine getirip getirmediği, davacının sözleşmenin feshinde haklı olup olmadığı, buna bağlı olarak avans olarak yapılan ödemenin davacıya iadesi koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarında toplanmaktadır.TBK'nın 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. TBK'nın 117/1. maddesinde muaccel bir borcun borçlusunun, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceği, ancak borcun ifa edileceği günün, birlikte belirlenmesi halinde bu sürenin geçmesi ile temerrüdün gerçekleşeceği düzenlenmiştir. Şayet ifanın belirli süre içinde yapılması kararlaştırılmış ise, sürenin sonuncu günü dahi borç ifa edilmiş değilse, ihtara gerek bulunmaksızın borçlu temerrüde düşer (M.K. Oğuzman - T. Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt-1, 14. Baskı İstanbul 2016).TBK'nın 106.maddesi gereği  Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.TBK 107. Maddesi uyarınca da  Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.TBK'nın 125/3. maddesinde; sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir. TBK'nın 234/1. maddesinde ise; \"Aksine sözleşme yoksa, satılan alıcının zilyetliğine girince satış bedeli muaccel olur.\" hükmü yer almaktadır. Menkul satışlarında alıcı ile borçlu aynı anda ifa ile yükümlü olup, bir başka deyişle satılan alıcıya teslim edildiği takdirde satıcı bedele hak kazanır. Ancak, TBK'nın 234. maddesinde belirtildiği üzere, aksine sözleşme yapılması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında düzenlenen 06/08/2018 tarihli sipariş teklif formunda sözleşmeye konu ürünlerin teslim süresinin kararlaştırılmadığı görülmüştür. Bu durumda davacının mal teslimi hususunda davalının edimini ifada temerrüde düşürmesi gerekmektedir. Dosya kapsamından her ne kadar  davalı tarafça malları tedarik ettiği ve davacıya ihtar göndererek davacıyı alacaklı temerrüdüne düşürdüğü savunulmuş ve davalı tarafça malların %90 ının teslime hazır olduğu davacıya bildirilmiş ise de davalı taraf 107. Maddesi uyarınca teslim borcundan kurtulmamış olup, TBK'nın 125/3. maddesi gereği  davacının  ödedigi avansın davalı tarafında iadesi gerekmektedir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde  isabetsizlik bulunmamaktadır. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 4.182,74 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 1.965,85 TL nispi harcın mahsubu ile bakiye 2.216,89‬ TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,  Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.16/05/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a0a6250183888850","SID":"80a69e537d82e50c"}}