{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/199 <br>KARAR NO: 2024/663<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 26/11/2019<br>NUMARASI: 2014/1554 Esas -  2019/1247 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/05/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalının 01.10.2012 tarihli sözleşme ile Modern Tıp Merkezi içerisinde Fizyoterapi ve Fizik Tedavi Ünitesi Kurulması hususunda anlaştığını, sözleşme süresinin 5 yıl olarak kabul edildiği ancak davalı yan tarafından sözleşmenin 9. maddesindeki fesih koşullarına aykırı bir biçimde 43 ay önce sözleşmenin feshedildiği, davacının 43 aylık kârdan mahrum kaldığı, fizik tedavi merkezi ruhsatı davacı şirket çalışanı ... üzerinden alındığını, Modern Tıp Merkezinin müracaatı ile ... istifa dilekçesi verdirildiği, Fizik Tedavi Merkezinin ruhsatının iptal ettirildiği, davacının haksız fesih ile Fizik Tedavi Merkezini tahliye etmek zorunda bırakıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesindeki fesih koşullarına uygun olmayan haksız fesih sebebi ile davacının aylık 15.000 TL net kardan mahrum kaldığını, 01.10.2012 tarihli sözleşmenin Özel Şartlar 14. maddesi hükmü ihlal edilerek davacı şirket çalışanlarının davalı kendi bünyesinde çalıştırdığı, davalının sözleşmeyi ihlal eden ve haksız rekabet oluşturan eylemleri sebebi ile davalıya Kadıköy ... Noterliğinin 21.05.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edildiği, bu nedenlerle maddi tazminat taleplerinin belirsiz alacak davası olarak ele alınması gerektiği, 50.000,00-TL manevi tazminatın, 01.03.2014 olan haksız fesih tarihinden itibaren işleyen ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi, davacının haksız feshi sebebiyle davalının mahrum kaldığı 43 aylık karın HMK. m. 107 uyarınca şimdilik 1.000,00-TL'sinin 01.03.2014 olan haksız fesih tarihinden itibaren işleyen ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi, davalının haksız rekabet eylemleri sebebi ile davacının uğradığı zarar sebebi ile HMK 107 uyarınca şimdilik 1.000,00-TL'sinin 01.03.2014 olan haksız fesih tarihinden itibaren işleyen ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, dava masrafları ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafların fesih iddialarının hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığı, davalının fesih iradesi de olmadığı, davacı tarafından hizmet vermekten imtina edilmesi nedeni ile sözleşmenin sona erdirildiği, davacı tarafın fizik tedavi ünitesini sözlü ihtarla itirazda bulunmaksızın boşaltmış olmasının hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini, davacı tarafın sözleşmenin feshine ilişkin iddialarının gerçeği yansıtmadığı, sözleşmenin davalı yan tarafından feshedilmediği, başkaca bir firma ile anlaşma yapılmasının söz konusu olmadığı, yaklaşık 3 ay süre ile hizmete kapalı kaldığı, davacı kendi nezdinde çalıştığını iddia ettiği sigortalanmak üzere sözleşmede belirtilen şekilde davalıya bildirmiş olduğunu ispatlamakla mükellef olduğu, ...'ün 2014 yılında çalışmaya başladığını, ...'ın ise 07.03.2013 tarihinden 23.12.2013 tarihine kadar çalıştığı ve bu tarihte istifa etmek suretiyle iş akdini sonlandırıldığı, davalının haksız rekabet oluşturduğu iddialarının kabul edilmediği gibi davacı tarafın haksız rekabete ilişkin tazminat talep edebilmesinin de söz konusu olmadığı, davacının huzurdaki davada muhtemel karını isteyebilmesi için hem kendisinin zarara uğradığı, hem de davalının haksız rekabet nedeni ile bir kar elde etmiş olduğunu ispatlaması gerektiği, bu nedenlerle davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı davasının reddi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin özel şartlar başlığı altında düzenlenen 4. maddesinde; fizik tedavi merkezinde çalışacak doktor, fizyoterapist, yardımcı personel ve tıbbi sekreterlerin davacı tarafından işe alınacağı, sigortalarının davalı tarafından yapılacağı düzenlenmiştir. Aynı başlık altında düzenlenen 14. maddede; Sözleşmenin feshi durumunda davacı bünyesinde çalışan personelin davalı bünyesinde çalışmamasını kabul eder. Ancak davalının ayrılan personelin yerine yeni bir personel buluncaya kadar davacının sözleşmeye tabi olacaktır, hükmünün yer aldığı görülmüştür. Bu hükümler incelendiğinde, davacı personeli sözleşme feshedildikten sonra davalı şirkette çalışmaya başlamış olsa dahi, sözleşmede personelin sigortasının davalı tarafından yapılacağının düzenlenmiş olduğu, bunun yanında yine sözleşmenin 14. maddesinde davalının, davacının personelini çalıştırmama yönünde bir taahhüdünün bulunmadığı aksine davacının, sözleşme sona erdikten sonra personelinin davalıda çalışmaya devam etmemesini kabul ettiği, ancak davalının ayrılan personelin yerine yeni personel buluncaya kadar davacının sözleşmeye tabi olacağı şeklinde düzenleme yapılarak, fesihten sonra dahi davalı yeni personel buluncaya kadar davacının personel yönünden sözleşme hükümlerine bağlı kalacağı düzenlenmiştir. Sözleşmenin ilgili hükümleri haksız rekabet hükümlerinin düzenlendiği TTK. m. 54 ve 55 birlikte değerlendirildiğinde ve davalının, davacının çalışanlarına yönelik çıkar sağlama amaçlı fiili olduğu yönünde somut bir delil sunulmadığı göz önünde bulundurulduğunda, mahkememizde davalının fiillerinin TTK. m.  54 ve 55 anlamında haksız rekabet teşkil ettiği yönünde kanaat oluşmamıştır. Davacı, sözleşmenin haksız feshedildiğini iddia ederek, haksız fesih sonucu mahrum kaldığı kar nedeniyle tazminat talep etmiş, davacının fiillerinin haksız rekabet teşkil ettiği iddiası ile tazminat talep etmiş ve manevi tazminat talep etmiştir. Tüm dosya kapsamına göre, sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiği ispatlanamadığından davacının haksız fesih nedeniyle maddi tazminat talebi yönünden ispatlanamayan davanın reddine, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri ve TTK.'nın ilgili hükümleri göz önünde bulundurulduğunda davalının fiillerinin haksız rekabet teşkil etmediği sonucuna varıldığından haksız rekabet nedeniyle tazminat talebi yönünden ispatlanamayan davanın reddine, davalının fiilleri nedeniyle davacının manevi olarak zarar gördüğü ispatlanamadığından manevi tazminat talebi yönünden ispatlanamayan davanın reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmenin ve yapılan işlemlerin hatalı ve olarak değerlendirildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının usule ve maddi gerçeğe aykırı düzenlendiğini, işbu kararın ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hem taraflar arasında imzalanan sözleşmeye hemde ticari teamüllere aykırı olduğunu, ancak sağlık sektöründeki sözleşmelerin ve haksız rekabet hükümlerinin ve asıl işveren - alt işverenlik konusunda hiçbir bilgisi olmayan kişilerin verebileceği nitelikte olduğunu, dosyaya sunulan ve aynı bilirkişiler tarafından düzenlenen kök ve ek raporların dahi kendi arasında çelişki içerdiğini, yerel mahkeme tarafından bu raporların hükme esas alınarak karar verildiğini, sözleşmenin karşılıklı feshi için dosyaya sunulan taraflarca imzalanmış bir belge ve sözleşme olduğu halde bilirkişinin anlaşılmayan bir yorumla sözleşmenin karşılıklı fesih edildiğinden söz ederek müvekkilini haksız çıkardığını, somut olayda bir ikalenin varlığından bahsedilmesinin olanaksızlığını ortaya koyduğu ve diğer deliller ile davalının ruhsat iptali yaparak müvekkilinin sözleşmesini eylemli fesih ettiği halde maddi gerçeğe aykırı bilirkişi raporlarının afaki değerlendirmelerine göre hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporlarının keyfiliği ve maddi gerçeği yansıtmadığı nazara alınmadan bu raporlardaki sözleşme feshi değerlendirmesine itibar edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkiline yöneltilen sözleşmenin feshinden doğan zararının hesaplanarak takdire sunulmaması ve yine buna defterler sunulmadığı için hesaplama yapılamadığı iddiasının da hukuka aykırı olduğunu, raporda belirtilenin aksine müvekkilinin defter ibrazından kaçınmadığını, yerel mahkeme ara kararında yerinde inceleme yetkisinin verildiğini, buna  istinaden müvekkilinin defterlerinin mahallinde incelenmesi yahut bilirkişi heyetine ulaştırılması hususunda celse arasında bilirkişi heyeti ile görüşülmesine rağmen bilirkişi heyeti tarafından bilinmeyen bir sebeple müvekkilinin defterlerinin incelenmediğini, rapor içerikleri incelendiğinde bunun bilirkişi kurulunun taraflı tutumundan kaynaklandığının anlaşılacağını, kar mahrumiyeti noktasında davalı defterlerinin dahi incelenerek sonuca ulaşılabileceğinin ortada olduğunu, yerinde inceleme kararının bilirkişilerce her nedense uygulanmadığını ve yine bilirkişi kurulunun sözleşme ile kararlaştırılan % 70 davacı ,%30 davalı paylaşımından hareketle davalının müvekkilinden tahsil ettiği % 30'un artacağını da varsayarak müvekkilinin % 70 kazancını hesaplayabilecek iken bundan kaçınıldığını, davalı tarafın aynı işi yapmak için müvekkilinin personeline vaatlerde bulunarak müvekkili nezdindeki iş akidlerini fesh etmeye teşvik ettiği ve yine müvekkilinin doktor personeli olan ... alınan ruhsatın iptali için dilekçe verdirerek ruhsatın iptalini sağladığının  Sağlık Müdürlüğü verileri ile sabit olduğunu, davalı tarafın daha sonra aynı işi müvekkilinin personeli ile devam ettirmesinin bir haksız rekabet eylemi olduğunun açıkça ortada iken bunun bilirkişi raporunda haksız rekabet unsuruna rastlanamadığının ifade edilmesi hukuka ve dosya içeriğine açıkça aykırı olduğunu, bu konudaki değerlendirmeyi yapma yetkisinin yerel mahkemeye ait olduğu halde bu hususun değerlendirmesi ve haklı itirazlarının görmezden gelindiğini, belirtilen sebepler neticesinde tehir-i icra taleplerinin kabulüne karar verilmesini, yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. <br>GEREKÇE: Dava mahiyeti itibariyle; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiği iddiası, haksız fesih nedeni ile mahrum kalınan karın ve haksız rekabet nedeniyle oluştuğu iddia edilen zararın tazmini talebi ile açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince maddi ve manevi tazminat davalarının reddine karar verilmiş olup davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; sözleşmenin kim tarafından feshedildiği ile davacının sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasının ve haksız fesih nedeni ile mahrum kalınan kar ve manevi tazminat talebinin yerinde olup olmadığı noktalarındadır.Davacı ile davalı arasında ... Tıp Merkezi içerisinde bir Fizyoterapi ve Fizik Tedavi Ünitesi kurulması ve bu ünitenin davacı tarafından işletilmesi hususunda 01/10/2012 tarihinde protokol imzalanmıştır.Davacı taraf, taraflar arasındaki sözleşmenin 5 yıl olarak kabul edilmesine rağmen davalı tarafça sözleşmenin 9. maddesindeki fesih koşullarına aykırı olarak 43 ay öncesinde şifahi olarak feshedildiğini, davacının bu süre zarfındaki kardan mahrum kaldığını, haksız fesih nedeniyle tedavi merkezini tahliye etmek zorunda kaldıklarını, yine sözleşmenin 14. Maddesine aykırı olacak şekilde davacı şirket çalışanlarını kendi bünyesinde çalıştırdığını böylece davalının hem sözleşmeyi ihlal ettiğini hem de haksız rekabet oluşturan eylemde bulunduğunu iddia etmiştir.Davalı ise davacı tarafın hizmet vermekten imtina etmesi nedeni ile sözleşmenin davacı tarafından sona erdirildiğini belirtmiş ve davacı iddialarını kabul etmemiştir.Taraflar arasında, ... Merkezine fizik tedavi ünitesi için gelen hastalara, fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin verilebilmesi için fizik tedavi merkezi kurulması ve şartlarının belirlenmesi hususunda ''Protokol'' başlığı ile 01/10/2012 tarihinde sözleşme imzalanmış olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki sözleşmenin Özel Şartlar başlıklı 4. maddesinin 3. bendinde sözleşmenin süresinin 5 yıl olduğu ve sözleşme süresi bitiminde taraflar tekrar anlaşırlarsa tekrar bir akit yapılır aksi halde bitiş tarihinde fesh olur, düzenlemesi bulunmaktadır. Aynı maddenin 13. bendinde, Modern(Davalı), herhangi bir biriminde fizik tedavi muayenesi ve fizyoterapi, rehabilitasyon hizmetlerini İşletmeci(Davacı) haricinde vermemeyi veya bu hizmetler başka kurum, kuruluş ve şahıstan satın almamayı, bu konu ile alakalı başka kişi çalıştırmamayı ayrıca hizmet alımını yaptığı şirketler aracılığı ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hizmetlerini Modern bünyesinde almamayı kabul ve eder, 14. bendinde ise sözleşmenin feshi durumunda İşletmeci bünyesinde çalışan personelin Modern bünyesinde çalışmamasını kabul eder. Ancak Modern ayrılan personelin yerine yeni personel buluncaya kadar İşletmeci sözleşmeye tabi olacaktır. Sözleşmenin ''Cezai şart ve fesih'' başlıklı 9. maddesinde, taraflar karşılıklı anlaşarak, yazılı olarak mutabık kaldıklarını belirterek, iş bu sözleşmeyi kati hesap mutabakatı yaparak, aralarındaki borç alacak ilişkisini kesinleştirmek suretiyle dilediği zaman (tek taraflı olmamak kaydıyla) uzatabilir, değiştirebilir veya feshedebilir. Ancak taraflar arasındaki iş bu sözleşmede fesih bildiriminin nasıl yapılacağı düzenlenmemiştir.TTK'nın 18/3. maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır. Bu düzenleme geçerlilik koşulu değil ise de ispat koşuludur.Somut olay bakımından davacının varlığı ihtilafsız olan 01/10/2012 tarihli sözleşmenin davalı tarafça tek taraflı olarak feshedildiği iddia edilmiş olup dosya kapsamından, sözleşmenin feshine ilişkin yazılı bir bildirim bulunmadığı anlaşılmıştır. İspat yükü üzerinde olan davacı tarafça dava konusu sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiği hususu ispatlanamamıştır. Ayrıca davacının, davalı tarafça davacı çalışanı olan Dr. ... davalı şirket bünyesindeki fizik tedavi ruhsatını iptal ettirdiği ve tedavi merkezinin hizmet vermesini olanaksız hale getirdiği, tahliye etmek zorunda bıraktığına yönelik iddiaları soyut kalmış olup davacı bu iddialarını somut delillerle ispatlayamamıştır. Davacı tarafın davalının sözleşmeyi feshetmesi sonrasında dava dışı ... Tıp Merkezi ile anlaşması ve hizmet vermeye başlaması da taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği anlamına gelmeyecektir.Davacı vekilinin bilirkişi raporunda tarafların sözlü olarak ortak irade ile sözleşmeyi sona erdirdiklerine dair görüşünün sözleşmenin 9/1. maddesi düzenlemesine aykırı olduğuna dair istinaf istemi yönünden ise bahsedilen madde düzenlemesinden tarafların karşılıklı anlaşarak sözlü olarak da sözleşmenin feshedilebileceği açık olduğundan davacı iddiaları yerinde değildir. Yine davacı vekilinin bilirkişi raporlarının yeterli olmadığına dair istinaf nedenleri yönünden dosya kapsamında alınan raporların ayrıntılı incelemeyi içerir ve istinaf denetimine de elverişli nitelikte bulunduğu gözetildiğinde davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Haksız rekabeti düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 54/2 maddesi \"Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.\" şeklinde haksız rekabeti tanımlamış, 55. maddesinde sayılan bazı hallerin haksız rekabet hallerinin başlıcaları olarak örnek kabilinden sayılmıştır. Aynı yasanın 56. maddesi ise \"Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men'ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların  bulunması halinde manevi tazminata verilmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. \" düzenlemesini içermektedir.  Haksız rekabet varlığı için rekabet ilişkisi, yarar sağlama, kusur ve zarar gerekli olmamakla birlikte tazminat davaları bakımından davalının kusuru aranmaktadır. Diğer dava türleri için ise kusur aranmaz. Yine Tespit, men ve eski hale iade davaları bakımından zararın varlığı  dava şartı değildir. Zararın varlığı sadece tazminat davaları bakımından rol oynar (TK 56/1-d).Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Haksız fiillerde ispat yüküyle ilgili özel düzenleme getiren Türk Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi gereği  zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.TTK'nın 58'nci maddesinde haksız rekabet nedeniyle zarar gören kimsenin maddi tazminat isteyebileceği belirtilmiştir. Kural olarak böyle bir istemin kabul edilebilmesi için  haksız rekabeti oluşturan eylemin ve davacının uğradığı zararın  kanıtlanması gereklidir. Bu şekildeki tazminat davasında asıl olan, haksız rekabet nedeniyle davacının aktifinde azalma olduğunun iddia ve ispat edilmesidir. Ancak, bu tür zararın ispat edilmesindeki güçlüğü dikkate alan kanun koyucu, TTK'nın 58/e maddesinde eylemin mali bakımından karşılıksız kalmaması bakımından haksız rekabette bulunanın davranışı sonucu elde etmesi mümkün bulunan menfaatin karşılığını da maddi tazminat olarak hükmetme yetkisini hakime vermiştir. Manevi tazminata hükmedilebilmesinin temel şartı ise haksız rekabet fiilinin davacının  kişilik haklarına  zarar vermiş olmasıdır.Somut olay bakımından sözleşmenin feshinden sonra davacı çalışanlarının davalı şirkette çalışıp aynı görevleri sürdürmeleri gerek taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddenin 14. bendi gereğince ayrılan personelin yerine yeni personel buluncaya kadar sözleşmeye tabi olacağı gerekse TTK'nın 55/1.b.2.bendinde düzenleme gözönüne alındığında davalının, davacının çalışanlarına yönelik çıkar sağlama amaçlı fiili olduğu yönünde somut bir delil dosya kapsamında bulunmaması karşısında ilk derece mahkemesince davacının, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin haksız fesih nedeni ile mahrum kalınan karın ve haksız rekabet nedeniyle oluştuğu iddia edilen zararın tazmini talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.Davacı tarafın manevi tazminat talebi bakımından ise davalının haksız rekabet içeren herhangi bir eylemi ispatlanmadığından TTK 54 ve devamı maddelerinden kaynaklanan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi yerindedir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.07/05/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f65610f6f97f2db4","SID":"42793341a751ac75"}}