{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1481 <br>KARAR NO: 2023/926<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 21/01/2020<br>NUMARASI: 2019/11 Esas - 2020/55  Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 28/09/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlattığını, davalı şirketin borca yaptığı itirazın haksız olduğunu, dilekçe ekinde sunulan 10 adet faturanın davalı şirketin cari hesap ekstresi özeti ve mutabakat formundan anlaşılacağını, faturalandırılmış toplam borcun 26.07.2013 tarihine kadar 105.346,01 TL olduğunu, davalı şirketçe yapılan 20.08.2013 tarihli 82.000,00.-TL'lik ödemenin mahsup edilmesiyle bakiye 23.346,02.-TL borcun kaldığını, icra takibinin kalan 23.346,02.-TL borç üzerinden ve bu borcun 20.08.2013 tarihinden itibaren 10.11.2013 tarihine kadar olan %11 ticari faiz oranı üzerinden hesaplanan 583,97.-TL işlemiş faiz bedelinin de eklenerek toplam 23.929,99.-TL üzerinden başlatıldığını, itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı taraf usulüne uygun yapılan tebligatlara rağmen cevap dilekçesi sunmamış, duruşmalara katılmamıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"..davanın, cari hesaptan doğan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, cari hesabın 10 adet faturadan oluştuğu, Mahkememizce taraf defterlerinin incelenmesine karar verildiği, davalının defterlerini sunmadığı, yalnızca davacının defterlerinin incelendiği, davacı satıcının faturalara konu malı davalıya teslim ettiğini ispat etmesi gerektiği, davacının kendi ticari deftelerine göre 23.346,02 TL alacaklı görünmekte ise de davalının ticari defterlerini sunmamış olması nedeniyle cari hesap kayıtlarının karşılaştırılamadığı, ancak davalı şirketin getirtilen BA formlarında 10 adet faturanın davalı şirketçe BA beyannamesine konu edildiği, 10 adet faturanın KDV hariç 89.276,00 TL olduğu, KDV dahil 105.346,02 TL olduğu ve bu hususun davacının kayıtlarıyla uyumlu olduğu, her ne kadar davacı vekili tarafından toplam 38 adet sevk irsaliyesinden 27 adedi sunulmamış olsa da davalı tarafından faturaların BA formu ile beyan edildiği anlaşıldığından sevk irsaliyelerinin incelenmesine gerek duyulmadığı, dolayısıyla davacının davasını ispat ettiği, davacının davasını alacak davasına dönüştürdüğü ve faturalardan bakiye 23.346,02 TL alacağın tahsili talep ettiği anlaşıldığından davanın ıslah edilen hali ile kabulü ile 23.346,02 TL'nin dava tarihi olan 22/04/2015 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsiline karar vermek gerekmiştir. Dava, alacak davasına dönüştüğünden işlemiş faiz ve icra inkar tazminatı talepleri hakkında karar verilmesine gerek görülmemiş ve  aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının davası İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazın iptaline yönelik olarak açıldığını, müvekkile tebligat Kanunu 21 maddesi kapsamında dosyadan yapılan bir tebligat olması nedeni ile sonraki tebliğlerin Tebligat Kanunu 35 maddesi gereğince tebliğ işlemleri yapıldığını, lakin tebligat dosyadan tebliğ edilen adrese değil tebliğ edilemeyen eski adresine çıkarıldığını, davanın karara bağlanmasında esas alınan BS-BA formları ile diğer vergi kayıtları ilgili kurumdan istetilmeden sadece davacı tarafından sunulan belgelere göre karara bağlandığını, davacı tarafından dava ıslah edildiğini, yukarıda izah ettiğimiz üzere usulsüz tebliğler nedeni ile müvekkilin ıslaha karşı beyanda bulunması imkanı olmadığını, dava dilekçesinin ve yargılamanın tüm süreci içinde yapılması gerekli işlemler usule uygun tebliğ yapılmaması nedeni ile yargılamaya katılma ve gerekli savunma yapılması imkanı olmadığını, bilirkişi raporları gerekli resmi belge ve kayıtlar dosyamız arasına katılmadığı için bilirkişi raporuna dahi yansımadığı, izah edildiği gibi Vergi Dairesi kayıtları dosyamız arasında getirtilmiş olsa idi belgelerin dosyaya sunulan kayıtlar ile çeliştiği açıkça görüleceğini, müvekkil firma ortağının icra dosyası nedeni ile banka kayıtlarında olumsuz istihbarat gelmesi nedeni ile dosya incelenmiş ve ancak açılan davanın varlığı öğrenildiğini, mahkemece tarafından müvekkile yapılan tebliğlerin tebligat kanunu usul ve yasalarına aykırı olması nedeni ile müvekkile davaya karşı savunma verme, iddialarını ileri sürme ve delillerini sunma imkan ve fırsatı verilmediğinden, delil olarak ilgili kurumlar ile yazışmalar yapılmaksızın resmi dairelerden talep edilmesi gerekli deliller toplanmadan davacının sunduğu deliller ile davanın nihayete erdirilmesinden, gerekli belgeler dosyamız arasına getirtilmeden bilirkişi raporu tanzim edilmiş olması nedeni ile davanın kapsamına aykırı bilirkişi raporuna istinaden dosyadan karar verilmiş olmasından, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın vaki itirazımız nedeni ile ortadan kaldırılarak davanın reddine, yargılama harç ve masrafları ile ücreti vekaletin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davalı istinaf dilekçesi süresinde verilmediğini, davalı vekilinin usulsüz olduğunu iddia ettiği tebligat usulüne göre tebliğ edilmediğini, davalı şirket yetkilisi, ba/bs mutabakat mektubunu imzalattığını, dava konusu faturalarda belirtilen alacak doğduğunu, dosyaya sunduğumuz mutabakat mektubu, İİK 68/ada sayılan kesin delillerden olduğunu, mutabakat mektubunun varlığı davamızı ispatlamaya yettiğini, davalının fatura ve mutabakat mektubuna rağmen sonradan borca itiraz etmesi hiçbir sonuç değiştirmediğini davalı şirket gönderilen faturalara 8 günlük süresi içinde itiraz etmediğini bu nedenle müvekkil şirketin alacağının kesinleştiğini, gerekçeli karar 25.09.2018 tarihinde davalıya tebliğ olduğundan, öncelikli olarak süre aşımı nedeniyle istinaf dilekçesinin reddine, tebligat Kanunu hükümlerine göre davalının bildirdiği adrese ve mersis adresine usulüne uygun olarak tebligatların yapılmış olması nedeniyle davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesini, müvekkil şirketin satış sözleşmesi gereğince davalı şirketten alacaklı olması, davalı şirkete satılan mal karşılığında sözleşme gereğince satış faturaları göndermesi, faturalara davalı şirketin bir itirazının olmadığını, aksine faturaları kabul ettiğini gösteren BA/BS mutabakat Mektubu imzalamış olmasını, davamızı kabul eden İstanbul Anadolu 8. Asliye ticaret Mahkemesinin 2015/751 Esas sayılı kararının onanmasına, karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibariyle, faturalı mal satışından doğan bakiye cari hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılmış olan ilamsız icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin iken ıslah suretiyle alacağa dönüştürülmüştür. Davacı alacaklı tarafından, davalı borçlu aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile 23.346,02 TL asıl alacak, 583,97 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 23929,99 TL cari hesap alacağının tahsili amacıyla 11/11/2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 14/11/2013 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 19/11/2013 tarihinde yasal süresinde borca, faizine ve ferilerine yönelik  itiraz ettiği ve davacının da İİK'nın 67. maddesi uyarınca yasal bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde itirazın iptali davasını açtığı ve davasını  ıslah ederek alacak davasına dönüştürdüğü anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince  davacının davasını alacak davasına dönüştürdüğü ve faturalardan bakiye 23.346,02 TL alacağın tahsili talep ettiği anlaşıldığından davanın ıslah edilen hali ile kabulüne ilişkin verilen kararın  davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine  istinaf incelemesi neticesinde ilk derece mahkemesinin tahkikat duruşma davetiyesini, bilirkişi raporlarını, ıslah dilekçesini tebliğ ettiği adresin davalı şirketin sicil adresi olmadığı, ilk derece mahkemesince, davalıya hiç tebligat yapılmamış olan, tebliğ tarihleri itibariyle de davalı şirketin sicil adresi olmayan adrese tebligatlar yapılıp yargılama yürütülmek suretiyle davalının HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı ihlal edildiği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verildiği görülmüştür. İstinaf incelemesinden sonra ilk derece mahkemesince usulü eksiklik yerine getirilmiş, davalı tarafın defterleri üzerinde inceleme yapılarak alınan mali müşavir bilirkişiden rapor alınmış ve toplanan delillere göre davanın kabulüne karar verilmiş olup bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Eldeki dava itirazın iptali davası olarak açılmış iken davacı vekilince 23/10/2017 tarihinde dilekçe sunularak davanın alacak davasına dönüştürüldüğü belirtilmiş olmakla davalı vekilince davacının yeni dava dilekçesi sunması gerektiğine dair itirazı değerlendirildiğinde davacı vekilinin mahkemeye ibraz ettiği ıslah dilekçesi ile açık bir şekilde davasını ıslah ettiğini belirterek itirazın iptali yönünde açtığı davadaki talep sonucunu değiştirdiği, alacak davasına dönüştürdüğü görülmekle bundan sonra yeni bir dava dilekçesi verilmesine gerek yoktur. (Yargıtay13.HD. 03.07.2018 T. E: 2016/18986, K: 7613) Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih,  2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı).  Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Mahkemece  yapılan bilirkişi incelemesinde her iki tarafın defterlerinin incelenmiş,    cari hesap alacağına konu10 adet faturanın  davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu  ve davacının kendi ticari deftelerine göre 23.346,02 TL alacaklı olduğu, davalının defterlerinde ise davacı tarafından düzenlenen ... nolu ve 32008 nolu fatura dışında diğer 8 adet faturanın kayıtlı olduğu, bu iki adet faturanın ise davalı tarafın muavin defterlerinde kayıtlı olup yine Sultanbeyli Vergi Dairesinden gelen yazı cevabına göre; davalı şirket 2013 yılı temmuz ayında davacı şirketten 10 adet belge karşılığı KDV hariç 89.276,00 TL mal aldığına yönelik bildirimde bulunduğu, davalı borçlu şirkete davaya konu ödeme emrinin 14/11/2013 tarihinde tebliğ edildiği, davalı şirketin 21/11/2013 tarihinde 2013 yılı temmuz ayına ilişkin bu bildirim hakkında düzeltme talebinde bulunduğu, davalı şirketten 8 belge karşılığı KDV hariç 71.502,00 TL mal bildirimde bulunduğu, davacı taraf ticari defterlerinin usulüne uygun olarak açılış ve kapanış tasdikleri yaptırılmış, defterler usulüne uygun olarak tutulmuş ve sahibi lehine delil olma niteliğinde olduğu ancak davalı tarafın ise ticari defterlerinin kapanış tasdiklerinin yaptırılmadığı, bu haliyle 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesinde sayılan şartları taşımadığı, sahibi lehine delil olma niteliğine  sahip olmadığı aynı madde gereği sahibi aleyhine delil olma niteliğinde olduğu belirlenmiştir. Taraf ticari defterleri arasında mutabakatsızlık  davalı defterlerinde kayıtlı olmayan  2 adet fatura kaynaklanmaktadır. Davalı bu faturaları  ticari defterlerine kayıt etmese de, ibraz edilen  faturalar için iade faturası düzenlemediği, itiraz etmediği, mutabakat da vererek Vergi Dairesine bildirimde bulunduğu anlaşılmaktadır. BA formu ile bildirimde bulunan davalının yerleşik yargı kararlarına göre mal veya hizmeti aldığının kabulü yerleşik yargı uygulaması gereğidir. İhtilaf  konusu olduğun da GİB na verilen düzeltme beyanının da sonuca etkisi bulunmamaktadır. (Yargıtay 11 HD'nin 2020/4548 esas, 2021/6954 karar, 08/12/2021 tarihli, 2021/442 esas 2022/4573 karar 07/06/2022 tarihli, 2020/5545 esas 2021/50 karar 18/01/2021 tarihli vb. emsal ilamları ) Davalı taraf 32007 ve 32008 nolu bu faturaları  vergi dairesine bildirmiş  olmasına rağmen faturalara karşı itiraz süreleri geçtikten sonra davalı vekilinin ileri sürdüğü şekilde muhasebecilerin sehven faturaları defterlere kaydettiği iddiasıyla vergi dairesine düzeltme beyanı vererek kayıtları sildirmiş olması TTK'nın 18/2. maddesi uyarınca,her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi  hareket etmesi gerekeceğinden  davalının yanılma hali olarak kabul edilemeyeceği gibi yapılan işleminde sonucu bir etkisi bulunmamaktadır. Bu hale göre davalının   B/A bildiriminde bulunduğu ve   sonradan düzeltme beyanı verdiği   faturalara konu mal ve hizmetin davalıya teslim edildiğinin  kabulü gerekmiştir.Bu durumda  mahkemece  yazılı gerekçe  ile davanın ıslah edilmiş haliyle  kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan  reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 398,69 TL harcın, alınması gerekli olan 1.594,77 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.196,08 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 28/09/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1d4fda8504675192","SID":"7b1e005fa4aaecf0"}}