{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  <br>T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2021/1070 <br>KARAR NO\t: 2023/1710 <br>KARAR TARİHİ \t: 02/11/2023 <br>GEREKÇELİ KARARIN <br>YAZILDIĞI TARİH \t: 15/11/2023 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından borçlulara karşı M/V ceyla K (IMO: 9366500) gemisine verilmiş ihrakiye hizmeti uyarınca 24/04/2014 tarihinde fatura düzenlendiğini, alacağına ilişkin İstanbul Anadolu 17. İcra müdürlüğü'nün...E sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlular tarafından itiraz edildiğini, ceyla K (IMO: 9366500) isimli geminin donatanı  ... A.Ş.'nin anılan gemi için ambargo limanında 150 ton Fuel oil ihrakiye hizmeti talebinde bulunduğunu, davalı tarafından davacıya iletilen 22/04/2014 tarihli talepte anılan hizmete, hizmet bedeline ve vadeye ilişkin bilgilerin açıkça belirtildiği, 26/04/2014 tarihinde verilecek hizmete ilişkin GB seri ve 0438961 sıra nolu Gümrük Beyannamesi düzenlendiğini, anılan satışa ilişkin 24/04/2014 tarihli, A seri, 054043 sıra nolu 94.950,00 USD bedelli fatura düzenlendiğini ve davalıya gönderildiğini, faturanın vade tarihinin tesliman tarihniden itibaren 45 gün olarak belirlendiğini beyan ederek, itirazın iptali ile takibin devamına, davalıların haksız itirazına karşın tolap alacak miktarının %40 ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yüklenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; alacağın temlikinin, alacağı devreden ile alacağı devralan arasında yapılan yapılan bir sözleşme olduğunu, borçlunun sözleşmenin yapılmasına katılmasının gerekmediğini, ancak temliğin borçluya bildirilmemiş olmasının, temlikten haberdar olmayan borçlunun iy niyetle eski alacaklıya ödemede bulunmasına neden olabileceğini, böyle bir durum olduğnda yapılan ödemenin geçerli olacağını, davacının müvekkili şirkete gönderdiği 26/11/2014 tarihli temlik ihbarname\" ile takip/dava konusu 94.9500,00 USD alacağı 13/11/2014 tarihinde ... A.Ş'nin Kozyatağı İstanbul adresinde bulunan Anadolu Kurumsal Şubesine Temlik ettiğini ihbar ederek ödemenin temlik alana yapılmasını ihbar ettiğini, temlik sözleşmesi ile tüm hakları devralana gettiğinden artık sözleşmede devrolunan miktar için davacının alacaklı sıfatının kalmadığını, bu nedenle dava ehliyeti bulunmadığını, müvekkili şirketin temerrüde düşürülmediğinden faiz talebinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, alacağın likit olmaması nedeni ile inkar tazminatı talebinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: <br>İlk Derece Mahkemesi 03/10/2019 tarih ve 2019/81 Esas - 2019/387 Karar sayılı kararı ile; <br>\" Dava, İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/377 E. sayılı dosyasından başlatılmış olup; 2015/377 E. Sayılı dosyasından verilen 19/10/2017 tarih ve 2017/898 sayılı   karar davalı vekili tarafından Tehr-i İcra talepli istinaf edilmiştir.  İstinaf edilmek üzere İstanbul Bölge Adliyesine gönderilen dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/382 E. Sayılı dosyasına kaydı yapılmış olup; dosyadan verilen 19/02/2018 tarih ve 2018/308 sayılı karar ile \"iş bölümü yönünden dairenin görevsizliğine ve dosyanın görevli İstanbul Bölge Adliye mahkemesi 12. 13. Veya 14. Hukuk Dairesine gönderilmesine\" karar verilmiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince verilen iş bölümü nedeniyle görevsizlik kararı üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/210 E. Sayılı dosyasına kaydedilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 'nin 28/11/2018 tarih, 2018/210 E., 2018/1160 sayılı kararı ile \"İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 19/10/2017 tarih ve 2015/377 Esas - 2017/898 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a3 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın görevli İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne (Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) gönderilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine\" karar verilmiştir.  Daha sonra dosya mahkememizin 2019/81 esasına kaydı yapılmış olup; yargılamaya bu esas üzerinden devam olunmuştur Dava; davacı tarafça verilen ihrakiye hizmetinden doğan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davası olduğu; uyuşmazlığın, dava ve takip konusu alacağın dava dışı ...bank'a temlik edilip edilmediği ve temlik nedeniyle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususlarında toplandığı anlaşılmıştır. İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde davacı takip alacaklısı tarafından 16/04/2015 tarihli takip talebi ile davalı takip borçlusu hakkında ilamsız takip başlatıldığı, ödeme emrinin davalı takip borçlusuna 20/04/2015 tarihinde tebliği üzerine davalı takip borçlusunun süresi içerisinde, borca ve ferilerine karşı itiraz ettiği ve bunun üzerine takibin durduğu, itiraz dilekçesinin ve/veya takibin durdurulmasına ilişkin kararın davacı takip alacaklısına tebliğ edilmediği, eldeki davanın İİK 62 maddesi gereği 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.... ve Petrol A.Ş. İle ... arasında yapılan 13/11/2014 tarihli temlik sözleşmesi incelendiğinde, temlik eden ... Denizcilik ve Petrol A.Ş.'nin 05/12/2013 tarih ve K100869762 nolu Genel Kredi sözleşmesi ve ekleri tahtında kendi adına asaleten ve/veya kefaleten açılmış ve açılacak krediler ile bu krediler tahtında müştereken veya münferiden taraf olduğu her türlü sözleşme ve/veya belgelerden doğmuş ve doğacak tüm kredi borçlarının her türlü fer'i leri ile birlikte (kredi borcu) temlik alana geri ödenmesini temini amacıyla temlik edenin fatura borçlusu muhataplara (... Konteyner Taşımacılık ve Denizcilik A.Ş.) (Temlik borçlusu)'na satışını gerçekleştirdiği mallarla ve/veya sunduğu hizmetler ile ilgili olarak faturalar nedeni ile doğmuş ve doğacak alacaklarından toplam 1.155.114,86 USD (Temlik tutarı) kadar kısmının temlik alana devir ve temlikinin düzenlendiği, temlik sözleşmesi ekinde  ...Konteyner Taşımacılık ve Denizcilik A.Ş.'ye ait 054043 nolu ve 24/04/2014 tarihli faturaya dayalı 94.950,00 USD bedelli alacağın da yer aldığı, temlik eden ... Denizcilik A.Ş. tarafından ... Konteyner Taşımacılık ve Denizcilik A.Ş.'ye temlik ile ilgili 26/11/2014 tarihli ihtarnamenin çekildiği anlaşılmıştır.<br>...Ş'nin 20/05/2016 tarihli müzekkere cevabında temlik sözleşmesine firma tarafından atılan imzaların yetkisiz olduğu tespit edildiğinden, temlik teminatına alınmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.<br> Görevsiz mahkemece alınan 07/06/2017 havale tarihli bilirkişi raporunda; sözleşme konusu fatura alacağının banka tarafından talep edilmesinin davacının bankaya olan kredi borcunun kapanması nedeniyle artık mümkün olmadığını, davacının icra takip tarihi itibariyle takip ve dava konusu faturasından dolayı davalı taraftan 94.950,00 USD asıl alacağı bulunduğunu, asıl alacağa 365,96 USD işlemiş faiz hesaplandığını, davacı tarafın USD cinsinden asıl alacağına takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanını 4/a maddesi hükmünce USD cinsinden yıllık %1,25 oranında direnim faizi yürütülebileceğini, icra takibinin USD olarak yürütülecek olan yukarıda belirtilen asıl alacak ve direnim faizinin takip talebindeki istemle bağlı kalınarak TBK hükmünce fiili ödeme tarihindeki efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının davalı tarafından davacıya ödenebileceğini, alacağın faturaya dayandığını, belirli ve bilinebilir olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.Esasen görevsiz mahkemede yapılmış olan işlemler kural olarak görevli mahkemede geçerli olmamakla birlikte, mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirmeler ile görevsiz mahkemece alınan bilirkişi raporları ile toplanan delillerin usul ekonomisi ilkesi gözetilerek,  yeniden toplanmasında yarar bulunmadığına kanaat getirilmiştir. Bu kapsamda görevsiz mahkemece toplanan deliller, taraf beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı ile değerlendirme yapılmış olmakla; davacı takip alacaklısının takibe konu 24/04/2014 tarih 054043 nolu ve 94.950,00 USD bedelli faturadan kaynaklı alacağının 13/11/2014 tarihinde...bank A.Ş.'ye kullanılan kredilerin geri ödemesini temini amacıyla temlik ettiği, temlik eden ... Denizcilik A.Ş.'nin de temlik işlemini davalı takip borçlusuna 26/11/2014 tarihinde ihbar ettiği anlaşılmıştır. Ancak ...bank tarafından mahkemeye gönderilen müzekkere cevabında temlik sözleşmesine atılan imzaların yetkisiz kişilere ait olduğu tespit edildiğinden temlik teminatına alınmadığının bildirildiği anlaşılmıştır. Davacı....Denizcilik A.Ş. tarafından ...bank A.Ş Genel Müdürlüğüne Beyoğlu 34. Noterliğinin 31/08/2015 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesi gönderilerek ...bank A.Ş'ye olan kredi borcunun 04/08/2015 tarihi itibari ile sona erdiğini ve bu kredi sözleşmesine bağlı teminat sözleşmelerinin konusuz kaldığının bildirildiği, ...bank A.Ş'nin... Denizcilik A.Ş.ye gönderdiği 04/09/2015 tarihli Beyoğlu 48. Noterliğinin ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde ise ... Denizcilik A.Ş.'nin kredi borcunun sona erdiğini ve teminat sözleşmesine konu alacaklar yönünden bankanın tasarruf hakkının kalmadığının bildirildiği anlaşılmıştır. Davalı takip borçlusu ne temlik alan ...bank A.Ş'ye ne de temlik eden... Denizcilik A.Ş.'ye takibe konu fatura bedelini ödediği iddiasında bulunmadığından ve takibe konu faturanın her iki tarafın ticari defterlerinde de kayıtlı olduğunan, borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. maddesi  uyarınca alacağını ispatladığının  kabul edilmesi gerektiğinden (Yargıtay 23. HD 10/02/2016, 2015/4576 E - 2016/621 K sayılı ilamı) davacının dava konusu alacağının bulunduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar davalı taraf temlik sözleşmesi nedeni ile davacının takibe konu faturadan kaynaklı alacağı talep hakkının bulunmadığını iddia etmiş ise de gerek ...bank A.Ş tarafından mahkememize gönderilen yazı cevabında temlik sözleşmesinin yetkisiz imzalar nedeni ile işleme alınmadığının bildirilmesi, gerek temlik sözleşmesinin davacı bankanın kredi alacağını temin amacı ile verilmiş olması, gerekse temlik sözleşmesinin ivazlı olup temlik edenin temlik alana karşı fatura borçlusunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olması nedeni ile temlikin borcu sona erdirmemesi karşısında bu iddiaya itibar olunamayacağı, bu nedenle davalı takip borçlusunun asıl alacak yönünden icra takibine itirazının haksız ve yersiz olduğu, aksine bir sözleşme olduğu veya taraflarca vade belirlendiği iddia ve ispat edilmediği gibi icra takibinden önce davalı/takip borçlusu temerrüde düşürülmediğinden takip tarihine kadar işlemiş faiz talebinin yerinde olmadığı, davacının tacir olması ve taraflar arasında ticari ilişki bulunması(TTK m. 19/2) ve takibin yabancı para cinsinden açılması nedeniyle alacağa takip tarihinden itibaren devlet bankalarınca mevduata uygulanan en yüksek faizin (3095 sy. m. 4/a) uygulanması gerektiği, alacağın likit olması ve alacak konusunda çekişme bulunmaması nedeni ile kabulle sonuçlanan kısım üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi şartlarının oluştuğu(İİK m. 67/2), takibin yabancı para cinsinden açılmış olması nedeni ile icra inkar tazminatının takibe konu asıl alacağın takip tarihindeki Türk Lirası cinsinden değeri üzerinden belirlenmesi gerektiği, takip tarihi olan 16/04/2015 tarihi itibariyle Merkez Bankası kayıtlarına göre 1 USD'nin Türk Lirası cinsinden efektif satış değerinin 2,7055 TL olduğu ancak davacı takip alacaklısının takibinde 1 USD yi 2,67 TL üzerinden hesaplayarak takip açmış olması nedeni ile taleple bağlı kalınarak 1 USD'nin değeri 2,67 TL kabul edilmek kaydıyla davaya konu 94.950 USD'nin takip tarihi itibariyle Türk Lirası karşılığının 253.516,50 TL olduğu sonuç ve  vicdani kanaatine varılarak   davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. \" gerekçeleri ile; <br>\" 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, takibin 94.950,00 USD asıl alacak bakımından devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca faiz uygulanmasına, fazlaya dair talebin reddine, <br>2-Asıl alacağın % 20 oranı üzerinden hesap edilen 50.703,30 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,  ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, <br>Davacı ... Denizcilik ve Petrol Ürünleri Dış Tic. A.Ş. (“TBS”) tarafından İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibine vaki itirazları nedeniyle durmuş olan takibin devamı ve itirazlarının iptali için ikame olunan işbu davanın kabulü ile takibin devamına karar verilmişse de mahkemenin kararının hatalı olup kanun yoluna başvurmayı gerektirdiğini, <br>Yerel mahkeme kararının çok büyük bir usuli hata barındırmakta olduğunu, davacının usul kurallarını dolanma nitelikle ve çelişkili savunmalarına itibar edildiğini ve usule aykırı karar verilmiş olduğunu, <br>Yine yerel mahkemenin eksik incelme ve hatalı değerlendirme ile karar verdiğini, karara dayanak aldığı belgeye ilişkin gerekli hiçbir incelemede bulunmadığını, öylece kabul etmiş olduğunu, <br>Dava konusu alacağın, takip tarihinden önce ...’a temlik edildiğini fakat takibin temlik alan tarafından değil, usule aykırı şekilde temlik eden tarafından başlatılmış olduğunu, kendileri tarafından takibe itiraz edildikten sonra yargılama sırasında edinilen belgelerle, temlik eden ve temlik alanın, işbu dava açılmadan hemen önce kendi aralarında muvazaalı, çelişkili, hukuken anlam ifade etmeyen işlemler yaptıklarının, aktif husumet eksikliğini ve temlik olgusunu bertaraf etme çabasına girişmiş olduklarının görülmekte olduğunu, <br>Şöyle ki; <br>Takip konusu edilen alacağın, takip tarihinden önce davacı tarafça ...bank’a devir ve temlik edilmiş olduğunu, bu olgu hem davacının hem de temlik alan ...bank'ın kabulünde olduğu halde, dava açıldıktan sonra birtakım işlem ve beyanlarla temlik olgusunun inkar edildiğini, <br>Dava/ takip konusu alacağın, takip tarihinden önce bir sözleşme tahtında dava dışı ...bank'a devir ve temlik edildiğini, bu olgunun hem davacının hem de ...bank'ın kabulünde olduğunu, dosyada mübrez ve izah edilecek tüm belgelerin de bu tevsik etmekte olduğunu, ne var ki takibe itiraz edildikten ve davacı tarafça işbu dava ikame edildikten sonra temlik olgusunun, davacının “teminat amaçlı olmak” gibi birtakım (tabir-i caizse) söz oyunları, ...bank’ın bu hususta açık bir bilgi vermekten imtina etmesi şeklinde tezahür eden tutumuyla bertaraf edilmeye çalışılmakta olduğunu, <br>İtiraza konu icra takibinin, 15.04.2015 tarihinde başlatılmış olduğunu,bu tarihten önce 27.11.2014 tarihinde dava dışı ...bank yetkilisi tarafından “Temlik İhbarname” başlıklı, davacı firma tarafından kaşeli ve imzalı ihbarnamenin iletilmiş olduğunu, yazı içeriğinde alacağın temlik edildiğine açık açık yer verilmiş olduğunu, temlik ihbarnamesinin gönderildiği hususunun taraflar arasında zaten tartışmasız olduğunu, temlik ihbarnamesinin davacının ve ...bank'ın da kabulünde olduğunu, davadaki sorunun, temlikin sonradan davacı... tarafından bertaraf edilmeye çalışılması olduğunu, <br>(Ek – 1: ...bank tarafından müvekkil firmaya gönderilen mesaj ve eki “Temlik İhbarname” başlıklı 26.11.2014 tarihli belge) <br>Bu bildirimin, ... ile davacı arasındaki 13.11.2014 tarihli Sözleşme’de davacıya yüklenen edimlerden biri (3.8. madde) olup Sözleşme’de aşağıdaki şekilde hüküm altına alınmış olduğunu: <br>İşbu Sözleşmenin bile başlı başına bir temlik iradesinin tezahürü olduğunu, (sözleşmenin dosyada mübrez olduğunu ) <br>Davacının ise davanın başından bu yana bir takım asılsız ve muhtelif kelime oyunları ile, birbirinden farklı savunmalarla ... ve kendi arasındaki hukuki işlemin “temlik” olmadığını; bir nevi sözgelimi olarak “temlik” şeklinde belirtildiğini fakat aslında ortada farklı bir irade ve amaç olduğunu iddia etmiş olduğunu, tarafların tacir olduğunu, dolayısıyla her türlü hukuki işlem ve eylemlerinde hüsnüniyet ilkesine riayet etmekle yükümlü olduğunu, buna karşılık yapılan işlemin sehven ya da söz gelimi temlik olarak belirtilmiş olması fakat tarafların arasındaki esas iradenin temlik olmadığını iddia etmenin abesle iştigal olacağı gibi, muvazaa olarak dahi değerlendirilebilecek sakat bir girişim olduğunu, <br>Tarafların, yani ... ve ...'nin söz konusu hukuki işlemle ilgili tüm belge ve beyanlarında yapılan hukuki işlemi açıkça “temlik” olarak nitelendirmiş olup sadece ilgili sözleşme ile dahi tarafların temlik iradesi olduğunu ortaya koymaya kafi olduğunu, <br>Sözleşmenin 2. numaralı maddesi incelendiğinde aşağıdaki hükmü havi olduğunun görülmekte olduğunu: <br>Dolayısıyla henüz sözleşmenin girişinde, sözleşme amacını açıklayan işbu maddenin dahi, davacı ile ... arasında yapılan sözleşme tahtında bir kısım kalemlerin, ...a temlik edildiğini ortaya koymakta olduğunu, taraflar arasındaki iradenin, işbu kalemlerin “temliki” yönünde olduğunu, <br>Huzurdaki davada, davacının iddiasının aksine kredinin teminatı değil, kredi borcunun geri ödenmesini sağlamak amacıyla yapılmış bir temlik sözleşmesi mevcut olduğunu, işbu sözleşme uyarınca da davacının bu kalemler üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi kalmadığını, tüm takip ve yetkilerinin temlik alan ...k'a intikal etmiş olduğunu, <br>Yine sözleşmenin 3.2. Maddesinin bu olguyu desteklemekte olduğunu, davacı ve ...k'ın, temlik sözleşmesi konusu alacaklar üzerindeki hak ve yetkilerin ...k’a intikal etmesi; ödenecek alacaklar için bir banka hesabı belirlenmesi ve bu banka hesabına yapılacak ödemelerin ise davacının kredi borcuna mahsup edilmesi üzerinde anlaşmış olduklarını, <br>Sözleşme’nin 3.2. maddesinden görüldüğü üzere, Temlik Alan ..., davacının alacaklarını talep, tahsil ve ahz-u kabz yetkilerini devralmış olduğunu, öte yandan tarafların, sözleşmenin 3.1. maddesinde, temlik konusu kalemlerin, ilgili borçlular tarafından ödeneceği bir de hesap kararlaştırmış olduklarını, davacının bundan sonraki ödemelerin ...'a ve/ veya işbu hesaba ödenmesini sağlamayı, bundan da temlik borçlularını haberdar etmeyi ve ilgili muhatapların haberdar olduğunu teyit etmesini sağlamayı taahhüt etmiş olduğunu, <br>Dolayısıyla temlik sözleşmesi konusu kalemler üzerinde tek hak sahibinin... olduğunu, <br>Ne var ki taraflar arasındaki açık temlik iradesine karşın (önceki beyanlarına halel gelmemek ve hiçbir kabul anlamında yorumlanmamak kaydıyla) alacak talebi için icra takibini davacı tarafın başlatmış olduğunu, hal böyleyken tabii olarak kendileri tarafından aktif husumet eksikliği olduğunun vurgulandığını, husumet itirazında bulunulmuş ise de yerel mahkeme tarafından haksız ve usule aykırı şekilde, itirazlarının reddedildiğini, <br>Temlik eden davacı ile temlik alan ...ın, dava tarihine kadar temlik olgusunu kabul ettiği ve bunun tüm belgelerle de açık açık hüküm altına alındığı, bütün belgelerde \" temlik \" şeklinde belirtildiği halde dava açıldıktan sonra bir şeklide bu olguyu bertaraf etmeye yönelmiş olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçeli kararında “... ile ...’nin birbirlerine gönderdiği ihtarnameler ve yine ...’ın mahkemeye gönderdiği 12.05.2016 tarihli müzekkere cevabına göre; “temlik sözleşmesinin geçersiz imzalar nedeni ile işleme alınmadığı,” gerekçesinden bahisle davanın kabulüne karar verildiğinin görülmekte olduğunu, anlayamadıkları ve kabul edilmeyen hususun, Yerel mahkeme kararının asıl gerekçesinin ne olduğunun anlaşılmaması olduğunu, gerekçenin ne olduğunun, temliğin geçersiz olup olmadığının, yoksa temlik olup da ancak ... kredi borcunu ödediği için temlike konu alacaklar üzerinde tasarruf hakkının TMS' ye mi geçtiğinin karardan anlaşılamadığını, gerekçenin çelişkili ve anlaşılmaz olduğunu, yerel mahkemenin temlik sözleşmesinin kendiliğinden sona erdiğine, alacak üzerindeki tasarruf hakkının kendiliğinden davacı ...ye geçtiğine, bütün bunlardan habersiz müvekkil şirketin buna rağmen icra takibine itirazda haksız olduğuna nasıl kanaat getirdiğinin anlaşılamadığını, temlik edilen alacakların temlik edenin mal varlığından çıkarak temlik alanın mal varlığına geçeceğini, alacağın ancak usulüne uygun olarak tekrar geri temlik edilerek temlik edenin mal varlığına dönebileceğini, <br>... ile davalı ... arasındaki söz konusu yazışmalardan ve...'ın temlikin yetkisiz imzalar nedeni ile geçersizliği yönündeki iddiasından, huzurdaki işbu davanın açılıp bu belgeler dosyaya sunulana kadar müvekkil şirketin haberi olmadığını, müvekkil şirketin temlik borçlusu olduğunu, taraflar arasındaki ilişkilerden ve yazışmalardan haberdar olmadığını, Müvekkile 26.11.2014 tarihinde temlik ihbarı yapıldığını, bu durumda kendisine herhangi bir bildirim yapılmayan temlik borçlusu müvekkilin, nasıl temlik alan dışında birine ödeme yapabileceğini anlayamadıklarını, İcra takibinin başlatıldığı tarihin 16.04.2015 olup, müvekkilin temlik edilmiş bir alacağa dayalı olarak temlik eden tarafça başlatılan icra takibine aktif husumet yönünden itiraz etmesinin gayet doğal ve hukuka uygun olduğunu, Huzurdaki itirazın iptali davasının açıldığı tarihin 17.09.2015 olup, ...'ın davadan 13 gün önce davalı ...’ye bir cevabi ihtarname göndererek “kredi borcunun sona erdiğini, konu alacaklar yönünden bankanın tasarruf hakkının kalmadığını” bildirdiğini, müvekkile bu konuda da bir bildirim yapılmadığını, bu durumda takibin ve dava tarihi itibari ile davacı tarafın aktif husumet ehliyetinin varlığından söz edilerek nasıl davanın kabulüne karar verilebileceğini anlayamadıklarını, Yerel Mahkemenin, temlik sözleşmesinin geçersizliği ve ilgili taraflar arasındaki yazışmaları ve ...’ın verdiği tezkere cevabını kararına gerekçe alarak değerlendirirken, bu hususun müvekkile bildirilmemiş olması nedeniyle müvekkil için bağlayıcı olmayacağını, müvekkilin temlik eden tarafından başlatılan icra takibine itirazının gayet doğal olduğunu gözden kaçırdığını, bu hususu değerlendirmediğini, hayatın ve hukukun olağan akışı içinde ahi düşünüldüğünde bu tür bir gerekçenin kabulünün mümkün olmadığını, <br>Mevcut temlik sözleşmesine konu alacaklar usulüne uygun olarak geri temlik alınıp, bu husus yine usulüne uygun olarak temlik borçlusu müvekkile tebliğ edilmediği sürece, müvekkilin gerçek alacaklıyı temlik alan ... olarak kabul etmesinin, temlik eden’e ödeme yapmamasının hukuka uygun olduğunu, <br>Müvekkilin temlik sözleşmesinin geçersiz olduğu veya temlike konu alacaklar yönünden ...ın tasarruf hakkının kalmadığı iddiasından, ancak bu davanın son aşamasında davalı taraf ve ...tarafından dosyaya sunulan belgeler ile haberdar olabildiğini, Bu durumda aktif husumet konusunda icra takibine ve sonrasında açılan davaya itiraz eden müvekkilin, icra takip masraflarından, icra avukatlık ücretinden, icra inkâr tazminatıdan, dava harçlarından, avukatlık ücretinden vs sorumlu tutulmasının hiçbir hukuki gerekçe ile açıklanamayacağını, aktif husumet ehliyetinin, icra takibinin veya davanın açıldığı tarihe göre belirleneceğini, <br>Temlik sözleşmesinin geçersizliği iddiası veya temlik sözleşmesine konu alacaklar yönünden bankanın tasarruf hakkı kalmadığı iddiasının hukuken geçerli bir gerekçe olmadığını, <br>Davacı ile ...'ın, takipten sonra, dava açmadan hemen 13 gün önce alelacele aralarında bir takım yazışmalar yaparak işbu davayı ikame ettiklerini, davalının davranışlarının suiniyetli ve muvazaalı olması bir yana zaten hukuken davanın kabulüne gerekçe sağlamayacağını, <br>... tarafından mahkemeye gönderilen 12.05.2016 tarihli tezkere cevabı ekinde, temlik sözleşmesi gönderilmiş iken, tezkere cevabında altta “not” kısmında “ancak ilgili temlik sözleşmesine firma tarafından atılan imzalar yetkisiz olduğu tespit edildiğinden, temlik teminatına alınmamıştı” denilmekte olduğunu, <br>Yerel mahkemenin kararına gerekçe aldığı ibarenin de bu olduğunu, hal böyle iken, yine gerekçeli kararın 4. sayfasında belirtilen ve ... tarafından....’ye gönderilen 04.09.2015 tarihli ihtarnamede; davacı TBS’nin kredi borcunun sona erdiği ve teminat sözleşmesine konu alacaklar yönünden bankanın tasarruf hakkının kalmadığı hususlarının bildirilmiş olduğunu, burada ise temlikin varlığının kabul edilmiş olduğunu, yani bir taraftan “temlik sözleşmesi işleme alınmadı” derken diğer taraftan ...’nin borcu sona erdiği için temlik sözlşemesine konu alacaklar için tasarruf hakkının kalmadığı belirtilerek” temlik sözleşmesinin geçerliliğinin kabul edilmekte olduğunu, bunun açıkça bir çelişki olduğunu, Yine müvekkilinin, 04.08.2015 tarihli talimatı ile “temlik karşılığı” açıklaması ile ...’a ödeme yapılması talimatını geçtiğini ve temlike mahsuben 300.000 USD ödeme yapmış olduğunu, üstelik temlik karşılığı yapılmış bu ödemenin hem ... hem de davacı tarafından kabul edilmiş olduğunu ve hiçbir itirazda bulunulmamış olduğunu, bu ödemenin bulunduğu hesabın, yargılama sırasında ...’tan istendiğini ve edinildiğini, ...'ın 20.04.2016 tarihli yazı cevabıyla bu hesap ekstresini dava dosyasına göndermiş olduğunu, bu durumun da ...ın temlik sözleşmesinin varlığını açıkca kabulünü göstermekte iken, temlik sözleşmesinin imza yetkisizliğinden dolayı işleme alınmadığını iddia etmesinin anlaşılır ve kabul edilebilir bir durum olmadığını, <br>(Ek – 2 : Müvekkiline ait ödeme talimatının dosyada mübrez olduğunu, <br>Ek – 3 : ...tan gelen 20.04.2016 tarihli yazı cevabı ve ekinin dosyada mübrez olduğunu ) <br>Davalı ... ve ...usulüne uygun şekilde geri temlik sözleşmesi yapmadıkları ve bunu müvekkil şirkete bildirmedikleri için huzurdaki davada sonuç almak adına muvazaalı, çelişkili, hukuken anlam ifade etmeyen işlemler yaptıklarını, temlik olgusunu bertaraf etme çabasına giriştiklerini, <br>Temlik taraflarının bir ticari ilişki içerisinde olduklarını, usul kurallarının dolanılmasına yönelik böylesi bir girişimin hüsnüniyetten ve basiretli tacir olma ilkesinden uzak olduğunu, icra takibinin devamı niteliğinde olan itirazın iptali davasının da işbu usuli eksiklikten etkileneceğini, aktif husumet eksikliğinin, takipten sonraki süreçte alelacele yapılan muvazaalı, çelişkili, usulsüz işlemler ile bertaraf edilemeyeceğini, takipten bu yana bütün sürecin sakat olduğunu, Aynı şekilde davacı tarafça aynı konuda müvekkilin bulunduğu gruba ait şirketlerden ... A.Ş. aleyhinde İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/1020 E. sayılı dosyası ile açılan davanın, temlik sözleşmesinin varlığından dolayı, davacı TBS’in, konu alacakları takip için aktif husumet ehliyeti olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, konu kararı dosyaya sunmuş olduklarını, <br>Dava konusu alacağın temlik edilmiş olduğunu, takip tarihine kadar temlik taraflarının bu hususta mutabık olduklarını, hatta dava tarihine kadar bütün belgelerde temlik olgusunun açık ve net biçimde kayıt altına alınmasına özen gösterildiğini, bu tarihe kadar 13.11.2014 tarihli “Temlik Sözleşmesi”nin müvekkiline gönderilen 27.11.2014 tarihli mesaj ve ekindeki bildirim yazısı başta olmak üzere tüm belgelerde temlik olgusuna, davacı ve Denizbank arasındaki işlemin temlik olduğuna, tarafların temlikin gerektirdiklerini ifa etmelerine vs. hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde yer verilmiş olduğunu, <br>(Ek – 4 :Davacı tarafça ...’a gönderilen 31.08.2015 tarih ve 12630 yevmiye numaralı ihtarnamenin dosyada mübrez olduğunu <br>Ek –5: ...’ın 04.09.2015 tarih ve 117440 yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesinin dosyada mübrez olduğunu ) buna rağmen dava açıldıktan sonra temlik taraflarının temliki inkar etme çabasına girdiklerini, <br>Mahkeme Denizbank'tan gelen 12.05.2016 tarihli müzekkerede “sözleşmenin temlik teminatına alınmadığı” ibaresine dayanarak sözleşmenin kredi teminatı amaçlı yapılmış olduğuna kanaat getirmiş ise de bu kanaatinin de haksız ve hatalı olduğunu, mahkemenin gerekli hiçbir araştırmayı yapmaksızın karar verdiğini, <br>Yerel Mahkemenin, ....'tan gelen 20.05.2016 tarihli müzekkerede “ilgili temlik sözleşmesine firma tarafından atılan imzalar yetkisiz olduğu tespit edildiğinden TEMLİK teminatına alınmamıştı.” şeklindeki ibareye dayanarak, davacının iddiası yönünde karar verdiğini (Daha önce yargılama sırasında davacı tarafın, \"temlik\" ibaresinin söz gelimi belirtildiği, temlik sözleşmesinin amacının KREDİ teminatı olduğu fakat taraflar arasında temlik iradesi olmadığı” yönünde kendileri tarafından anlam verilememiş bir iddiada bulunduğunu, ...'ın cevabı ile davacının iddiası arasındaki benzerliğin dikkat çekici olduğunu, işbu ibarenin davacının talebi üzerine özellikle ve de son anda eklenmiş göründüğünü) Müzekkerede son derece muğlak olarak belirtilmiş, hiçbir dayanağı olmayan işbu ifadenin, davacı ile .... arasındaki uzun süredir yapılagelen bunca işleme rağmen Banka tarafından ancak ve ancak dava sırasında sorulması ile sonradan beyan olunduğunu ve bu zamana kadar da hiçbir şekilde gündeme getirilmediğini, böylesi belirsiz bir ifadeye dayanarak, yerel mahkemenin istinaf konusu kararı nasıl verdiğine anlam verilemediğini, Davacı tarafça, davacı ve ... arasında mevcut, açık temlik sözleşmesinin “kredi teminatı olduğu”nun iddia edilmekte olduğunu, ...'tan gelen müzekkerede ise bir başka ibareye “temlik teminatı” ibaresine yer verilmiş olduğunu, bu ibarenin davacının talebi üzerine banka tarafından son dakika eklendiğinin açık ve net olduğunu, <br>Öte yandan bu zamana kadar ... ile ... arasında işbu sözleşmenin yetkisiz kişilerce imzalandığına dair gündeme gelmiş hiçbir husus ve/veya ihtilaf tespit edilemediğini, diğer bir deyişle içerisinde yüklü miktarda kalem barındıran bir sözleşmeye atılan imzaların yetkisiz olmasına (kabul anlamına gelmemek üzere) rağmen banka tarafından hiçbir girişim veya talebin bilinmemekte olduğunu, hatta dava tarihine kadar temlike yönelik hem davacı ve ...'ın işlemler yaptığını hem de müvekkil firmanın temlik karşılığı ödemesine itiraz etmediğini, <br>Ne zaman ki yerel mahkeme ...k’a bilgi sormuştur, o zaman sözleşmeye atılan imzaların yetkisiz olduğu ve temlik teminatına alınmadığı hususlarının belirtilmiş olduğunu, <br>...’tan gelen işbu müzekkere cevabındaki beyanın doğruluğunun yerel mahkemece araştırılmadığını, TBS tarafından mahkeme dosyasına sunulan ve davacı firmaya ait belgelerdeki imzalar ile sözleşmedeki ve dosyada mübrez, TBS’ ye ait diğer belgelerdeki imzaların ayı kişilere ait olduğunu ve sözleşmeye ...adına dört ve veya beş kişi tarafından atıldığının görülmekte olduğunu, mahkemenin ise sözleşmeye atılan bu imzaların kime ait olduğu, sözleşmedeki imzaların gerçekten temsil ve ilzama yetkili kişilerce atılıp atılmadığı ve sözleşmedeki imzalara binaen sözleşmenin geçerli olup olmadığına dair hiçbir araştırmaya girilmediğini, bu bakımdan da Mahkemenin kararının eksik incelemeye dayalı ve hatalı olduğunu, kaldırılması gerektiğini ve talep olunduğunu, Bir banka ile tacir olan ve bu çapta bir firmanın böylesi birçok işlemde bulunması ve de bu gibi bir sözleşmenin akdedilmesinden yani firma yetkililerinin yaptıkları işlemlerden firma’nın bilgisi olacağı hususunun izahtan vareste olduğunu, diğer bir deyişle işbu sözleşmenin firmanın bilgisi ve rızası dışında yapılmış olamayacağını, yine bu gibi sözleşmeler imzalanırken tacir tarafların miza sirkülerini birbirlerine temin ettikleri hususunun mahkemenin malumu olduğunu, yani hem firmanın kendi yetkililerinin bunca işlemlerinden habersiz olması hem de ...ın işbu sözleşmeyi yetkisiz kişilerle imzalamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, <br>Ayrıca -kabul anlamına gelmemek üzere- iyiniyetli üçüncü kişilerin, sözleşmeye imza atan (söz gelimi) yetkisiz firma mensuplarıyla firma arasındaki temsil ilişkisinin arka planındaki esas durumundan etkilenmemesi, iyi niyetli üçüncü şahısların, bir tacirin bu yönde, basiretli iş görme edimine aykırı davranışına karşı korunması gerekmekte olduğunu, <br>Mahkemenin itiraza uğramış ve tarafsız olmaktan uzak bilirkişi raporuna dayalı karar vermiş olduğunu, <br>Mahkemenin, hükme esas alınmaya uygun olmayan, tarafsızlıktan uzak ve de itiraza uğramış olan bilirkişi raporuna dayalı olarak karar vermiş olduğunu, bilirkişinin görevini ve uzmanlık alanını aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu ve daha da önemlisi yer yer davacı taraf yerine geçerek davacı lehine neredeyse savunma arz etmiş olduğunu, <br>Dosyanın tevdi edildiği bilirkişinin, mali müşavir olduğunu ve dosyanın da tüm dikkate alınarak/belgeler değerlendirilerek tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak üzere bilirkişiye tevdi edilmiş olduğunu, dolayısıyla bilirkişi tarafından sadece bu kapsamda inceleme yapılması ve sadece alanı ile ilgili özel ve teknik değerlendirmede bulunulması gerekirken bilirkişinin hazırladığı raporun, özel veya teknik bilgiden ziyade, hukuki değerlendirmelerle dolu olduğunu, bu hususun rapor incelendiğinde mahkemece de takdir edileceğini, <br>Bilirkişilerin hukuki değerlendirmelerde bulunmasının, madde 279/4 uyarınca HMK'ya aykırı olduğunu, buna rağmen bilirkişi tarafından hazırlanan 15 sayfalık raporun hukuki değerlendirmelerle, davacı lehine yorumlamalarla ve satırlarca yapılan tekrarlarla, birebir aynı paragraflarla dolu olduğunun görülmekte olduğunu, bilirkişi tarafından yer verilen ve mesleki alanını ilgilendiren tek hususun, dava konusu alacak kaleminin her iki tarafın da defterinde mevcut olduğu yönündeki notları olduğunun tespit edilmiş olduğunu, sonrasında ise bilirkişinin birtakım öznel yorumlamalarla bu alacak kaleminin davacı tarafça talep olunabileceği kanaatine vardığını, bu sonuca varmak için ise inceleme boyunca muhafaza edilmesi gereken nesnel/ tarafsız bakış açısından uzaklaşmış olduğunu, hatta ve hatta bilirkişinin raporun muhtelif yerlerindeki ifade ve vurguları ile neredeyse bilirkişilik görevinden sıyrılıp taraf yerine geçerek davacı adına ve lehine savunmalarda bulunmaktan kaçınmadığını, <br>Bu konuda Yargıtay’ın görüşünün açık olduğunu ve hükme esas alınamayacak bilirkişi raporuna dayalı yerel mahkeme kararlarının bozmaya uğramakta olduğunu, <br>Açıkça bilirkişinin hukuki (ve üstelik hatalı ve tarafsız bir bakış açısından da uzak) bir yorumlamaya giriştiğini gözler önüne seren örneklerden biri olduğunu (Öte yandan bahsedilen maddenin, açıkça bankanın takipte bulunma zorunluluğu olmasızın söz konusu alacaklar üzerinde hak sahibi olması amacıyla derç edilmiş bir madde olduğunu, bilirkişinin nasıl olup da veya hangi sebeple, bu maddeyi bankanın tasarruf hakkının kalmadığı; davacının talepte bulunabileceği yönündeki kanaatine esas aldığının, bu şekilde yorumlandığının anlaşılamadığını ) <br>Bilirkişi raporuna itirazlarının dosyada mübrez olduğunu, bu bakımdan tekrardan kaçınmak adına ilgili dilekçelerine atıfla yetindiklerini, fakat bu denli itiraza uğramış bir rapora karşı itirazları dahi gidermeden verilen mahkeme kararının hukuka uygunluğunu mahkemenin takdirlerine arz ettiklerini, <br>Neticeten işbu dava konusu icra takibinin aktif husumet eksikliğine rağmen başlatılmış olduğunu, itirazın iptali davası da icra takibine bağlı bir dava olduğundan aynı minvalde, usuli eksiklik barındırmakta olduğunu, baştaki husumet eksikliğinin sonradan, itirazın iptali davası sırasında giderildiği yönündeki afaki bir iddiaya sığınarak husumet giderilmiş sayılarak usule aykırı bir takibin geçerliliğine karar verilemeyeceğini, takipten itirazın iptaline kadar süren tüm bu sürecin, baştan itibaren geçersiz, usule ve esasa aykırı, sakat bir süreç olduğunu, mahkemenin de bu girişimi muhafaza etmemesi, bertaraf etmesi gerekirken kabul yönünde karar vermiş olduğunu, mahkemenin eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar vermiş olduğunu, bu ve arz olunan tüm nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini ve talep olunduğunu, <br>Gerekçeli kararda hesaplanan harç miktarının hatalı olduğunu, <br>Kararın gerekçe bölümünde HARÇ ile ilgili olarak; <br>\" Karar harcı olan  17.391,00 TL'den peşin alınan 3.653,84 TL'nin mahsubu ile bakiye 13.737,16 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına \" denildiğini, ancak bu harç miktarı hesaplanırken icra dosyasında alınan harç miktarının mahsup edilmediğini, oysa dosyanın ilk olarak İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/377 E- 2017/898 K sayılı dosyası ile görüldüğünü ve karara bağlandığını, ancak istinaf talepleri üzerine mahkeme kararının Bölge Adliye Mahkemesi tarafından görev yönünden kaldırıldığını ve dosyanın görevli mahkeme olarak İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi' ne gönderilmiş olduğunu, <br>Mahkeme dosyasında mübrez İstanbul Aadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/377 E- 2017/898 K sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere; <br>Başlangıçta peşin olarak alınan 3.653.84 TL harç ile icra dosyasında alınan 1.334,74 TL harç toplamı olan 4.988,58 TL harcın, alınması gerekli olan 17.317,71 TL harçtan mahsubu ile bakiye 12.329,13 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına ifadesinin yer almakta olduğunu, oysa mahkemenin gerekçeli kararında harç hesabı yapılırken icra dosyasında alınan harcın düşülmemesi ve harç miktarının yanlış hesaplanması nedeniyle hesap hatası yapıldığını, gerçekten de 12.329,13 TL olarak hesaplanması gereken karar ve ilam harcının hatalı olarak 13.737,16 TL şeklinde hesaplanmış olduğunu, mahkemeye bu konuda tashih talepli dilekçe verildiğini ancak bu talebin de reddedilmiş olduğunu, <br>Anılan sebeplerle, itirazın iptali davası olması nedeniyle icra dosyasına ödenen harç tutarının da karar ve ilam harcından mahsup edilmemesi gerekçesiyle de kararın kaldırılmasını talep etmek gerektiğini beyanla; <br>Açıklanan nedenlerle; <br>Mahkemece re'sen nazara alınacak sair gerekçeler ışığında, <br>İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/81 Esas- 2019/387 Karar ve 03.10.2019 tarihli kararının tehir-i icra talepli istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. <br>Dava; dava ve icra takibine konu faturaya konu ihrakiye hizmetinin davacı tarafından davalıya verilmesine rağmen fatura bedelinin ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>Taraflar arasında davacı tarafından davalıya ihrakiye hizmeti verilmesine ilişkin sözleşme olduğuna, bu sözleşme kapsamında dava ve icra takibine konu faturaya konu ihrakiye hizmetinin davacı tarafından davalıya verildiğine ve fatura bedeline ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf dava konusu alacağın davacı tarafından dava dışı ... A.Ş.'ye alacağın temliki sözleşmesi ile temlik edilip edilmediği, davacının dava ve icra takibinde aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, usulüne uygun icra takibi yapılıp yapılmadığı, dava şartı eksikliğinin bulunup bulunmadığı hususlarındadır.<br>TBK'nın 183. maddesine göre; Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.<br>TBK'nın 184/1 maddesine göre; Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.<br>TBK'nın 189. maddesine göre; Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır.<br>TBK'nın 192. maddesine göre; Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır.Alacağın devri, devredenle devralan arasında yapılan tasarruf işlemi niteliğinde bir sözleşme ile alacağın, devredenin malvarlığından devralanın malvarlığına geçirilmesidir. Alacağın temliki sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması gerekmektedir. Sözleşmenin alacağı devreden tarafından imzalanmış olması gerekir. Buna karşılık devralanın metni imzalamasına gerek yoktur. Alacağın devrinin asıl hükmü, tarafların anlaşması uyarınca, devredilen alacağı devredenin malvarlığından devralanın malvarlığına geçirmesidir. Bunun sonucu olarak, devirden sonra artık eski alacaklı, sahip olmaktan çıktığı alacak üzerinde tasarruf edemez. Alacağı tahsil edemeyeceği gibi, borçluyu ibra edemez, bu alacağı başka bir kişiye devredemez. Buna karşılık, alacağı devralan, alacak hakkına sahip olduğu için, alacak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olur. Alacağı borçludan tahsil edebilir, borçluyu ibra edebilir veya alacağı bir üçüncü kişiye devredebilir.(Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-2 16. Bası, 2021, Sayfa 579, 585, 595)<br>Hukuki bir işlem olan alacağın temliki sonrasında alacak üçüncü kişiye intikal etmektedir. Bu andan itibaren üçüncü kişi, borçlu karşısında alacaklı sıfatını kazanmaktadır. Niteliği itibariyle alacağın temliki, alacaklının tasarruf işlemidir. Temlik, alacağın tamamı için yapılabileceği gibi,  bir kısmı için de yapılabilir. Tam temlikte alacağın aslı ve fer’ileri temlik alana geçmekte olup, alacaklı borç ilişkisinde taraf olmaktan çıkar. Kısmi temlikte ise, temlik edilen asıl alacak ve bu oranda fer’ilerinin temlik alana geçmesi söz konusudur. Temlik edilmeyen kısım itibariyle borçlunun temlik eden alacaklıya karşı sorumluluğu devam eder. Temlik alan, temliki ve alacağın varlığını ispat ederek borçludan talepte bulunur. Temlik ile birlikte temlik alan, alacağın aslı ve fer’ileriyle birlikte, alacağa bağlı rüçhan haklarını da iktisap eder. Dolayısıyla temliğe konu alacak itibariyle dava ve takip hakkı da temlik alana geçer. Alacağın temlikinde esasen borç değişmez, sadece onu talep edecek taraf değişmiş olur. (Yargıtay 4. HD. 28/09/2021 tarih, 2021/5143 esas ve 2021/5604 karar sayılı ilamı)Tüm bu açıklamalar ve yasal mevzuat ışığında somut olayımıza döndüğümüzde; davacı ile dava dışı ... A.Ş. arasında dava konusu alacağın da bulunduğu 13/11/2014 tarihli temlik sözleşmesi akdedilmiş, temlik sözleşmesi banka ve davacı şirket tarafından imzalanmıştır. Söz konusu temlik sözleşmesinin 2. maddesinde temlik eden bankaya olan sözleşmede belirtilen genel kredi sözleşmesi ve ekleri tahtında bankaya olan borcunun ödenmesini temin amacı ile sözleşmede belirtilen limit dahilinde dava konusu alacağın da bulunduğu alacakları bankaya devir ve temlik etmiş, bu haliyle söz konusu temlik ifaya yönelik temlik niteliğindedir. Temlik sözleşmesinin 3.1 maddesinde temlike konu alacakların bankanın belirlediği hesaba ödeneceği, 3.2 maddesinde temlik edenin temlike konu alacak üzerin temlik alanın tasarruf yetkisini, alacağı talep, tahsil ve ahzu kabz yetkisini ve bankanın alacağına mahsup yetkisini, temlik edenin temlik borçlusuna temliği ihbar edeceğini kabul etmiştir. Temlik eden davacı tarafından söz konusu temlik sözleşmesi ve temlike konu dava konusu borcun temlik alana ödenmesi hususu 26/11/2014 tarihinde davalı borçluya ihbar edilmiştir. Temlik sözleşmesi yazılı şekilde yapılmış ve temlik eden şirket adına imzalanmıştır. Temlik alan banka tarafından temlik sözleşmesindeki firma tarafından atılan imzalar yetkisiz olduğu tespit edildiğinden temlikin teminata alınmadığı belirtilmiş, davacı tarafından da bu sebeple sözleşmenin başından beri geçersiz olduğu ileri sürülmüştür. Ancak temlik sözleşmesi taraflarca imzalanmış, imzalandıktan sonra imzaların yetkisiz kişilerce atıldığı ve geçerli olmadığı ileri sürülmemiş, temlik eden davacı tarafından imza itirazında bulunulmamış, tarafların birbirlerine gönderdiği ihtarnamelerde temlikin geçersizliği ileri sürülmemiş ve borç ödendiğinden sözleşmenin konusuz kaldığı belirtilmiş ve temlik borçlularına temlik sözleşmesi ihbar edilmiştir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında yargılama aşamasında temlik sözleşmesinin geçersiz olduğunu ileri sürmek TMK'nın 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırıdır. Dava konusu alacağın icra takibinden önce temlik sözleşmesi ile açıkça dava dışı bankaya temlik edildiği, temlik sözleşmesinin geçersiz olduğuna ilişkin iddianın dürüstlük kuralına aykırı olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin bu yöndeki iddialarına itibar edilmemiştir. Bunun yanında davacı tarafından bankaya icra takibinden sonra gönderilen ihtarnamede bankaya kredi borcunun 04/08/2015 tarihi itibariyle sona erdiği ve buna bağlı teminat sözleşmelerinin konusuz kaldığını, bankaca verilen cevabi ihtarnamede de davacının bankaya 04/08/2015 tarihi itibariyle borcu kalmadığı ve teminat sözleşmesine konu alacaklar yönünden bankanın bir tasarrufu kalmadığı bildirilmiş ise de; icra takibinin bankaya borcun sona erdiğinin bildirildiği tarihten önce 16/04/2015 tarihinde başlatıldığı ve bu tarihte davacının halen bankaya borcu olduğu ve temlik edilen alacak üzerinde bankanın tasarruf yetkisi olduğu ve geçerli bir alacağın temliki sözleşmesinin bulunduğu anlaşılmıştır. Husumet ehliyeti ve dava şartları icra takip tarihi ve dava tarihi itibariyle değerlendirilir ve icra takibinin ve yargılamanın sonuna kadar da devam etmesi gerekmektedir. Bu durumda alacağın temliki sözleşmesine göre davacının davaya ve takibe konu alacağı icra takibinden önce bankaya temlik ettiği ve davacının davaya konu icra takibinde aktif takip ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmıştır.  İtirazın iptali davasının ön şartı usulüne uygun geçerli bir takibin bulunmasıdır. İtirazın iptali davası için bu şart özel dava şartı olup, sonradan söz konusu dava şartı eksikliğinin giderilmesi ve tamamlanması mümkün değildir.  Davacının davalıya karşı takip yapma sıfatı olmadığı ve davalıdan alacak talebinde bulunamayacağı hususları dikkate alındığında itirazın iptali davasının ön şartı olan usulüne uygun takip şartının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle Mahkemece davanın usulüne uygun takip şartının gerçekleşmediği gerekçesi ile dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır. Bu sebeplerle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.<br>Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi  gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; <br>İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ( Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) 03/10/2019 tarih ve 2019/81 Esas - 2019/387 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, <br>Dairemizce yeniden hüküm kurulmak sureti ile; <br>-Davanın usulüne uygun geçerli takip şartının gerçekleşmemesi sebebiyle HMK'nın 115/2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden REDDİNE, <br>-Davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi sebebiyle davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: <br>2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85.TL maktu harcın, peşin alınan 3.653,84 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.383,99‬ TL harcın talep halinde davacıya iadesine, <br>3-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>4-Davalı tarafından yargılama gideri sarf edilmediği anlaşılmakla; bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, <br>5-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT  uyarınca ve tarifenin 7/2 maddesi dikkate alınarak takdir olunan 17.900,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, <br>6-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: <br>7-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, <br>8-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 33,50.TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gidiş-dönüş gideri olmak üzere toplam 195,6 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, <br>9-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>10-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/11/2023 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi. \t   \t<br>\t\t\t\t<br><br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d77d715bc4d17bc8","SID":"59c827d4cc8d089b"}}