{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2290 <br>KARAR NO: 2024/53<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/02/2020<br>NUMARASI: 2015/1029 Esas -  2020/68 Karar<br>DAVA: Ticari Şirketin Feshi <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/01/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette %40 hissedar olduğunu, şirketin kalan %60'lık hissesinin ise diğer ortak ...'a ait bulunduğunu; müvekkili ile ...'ın çok eskiden lise arkadaşlıklarının bulunduğunu, daha sonra şirkette ortak olduklarını; dava dışı Ortak ...'ın şirketin faaliyetleri konusundaki tüm bilgileri müvekkilinden öğrendiğini, şirket piyasada bilinir hale geldikten ve belirli bir müşteri kitlesi oluştuktan sonra davacıyı şirketten dışlamaya başladığını, davacının yönetim kurulu başkanlığı döneminde huzur hakkı almasını önlemek için şirketin hesaplarındaki paraları kendi hesabına aktardığını, firmalardan tahsil edilen çek bedellerini de kendi şahsi hesabına yatırdığını, müvekkilinin kullanımındaki aracın şirketin anlaşmalı olduğu Akaryakıt İstasyonlarından yakıt almasını engellediğini ve aracın kiralandığı firma ile kira sözleşmesini fesih ederek aracın o firmaya iadesini sağlayıp, müvekkilini araçsız bıraktığını; davacının şirketin banka hesaplarına erişmesini engellemek için şifreleri değiştirdiğini, davacıyı şirket işleri ile ilgili bilgi vermekten sürekli kaçındığını; annesi şirkette çalışmadığı halde şirkette çalışıyor gibi gösterdiğini, ... Sanayi Tic. Ltd. Şti unvanlı şirketten alınan gayrimenkulü mülkiyetine geçirdiğini, kendisine aldığı otomobilin parasını şirkete ödettiğini; 08/05/2015 tarihinde davacının yokluğunda yapılan genel kurul toplantısında davacının yönetim kurulu üyeliğine son verdiğini ve şirkete ortak olmayan karısı ...'ı yönetim kurulu üyeliğine seçtiğini; bu toplantı ile ilgili müvekkiline usulüne uygun çağrı yapılmadığını; şirketi keyfi biçimde yönettiğini ileriye sürerek, şirket ortakları arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının kalmadığından bahisle müvekkili yönünden ortaklığın sürdürülmesinin çekilmez bir hal aldığını bildirmiş; şirketin feshine karar verilmesini talep etmiş; şirketin feshine karar verilmezse o takdirde ayrılma payının tespit edilerek ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının şirketin yönetim kurulu başkanı olduğu dönemde üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, şirketin çıkarlarını düşünmek yerine kendi çıkarlarını düşündüğünü, rekabet yasağına aykırı davrandığını; yönetim kurulu başkanı iken kız arkadaşına aynı alanda faaliyette bulunan bir şirket kurdurduğunu, o şirkete davalı şirketin müşteri portföyünü aktardığını, kız arkadaşına şirketin faaliyet alanını öğrettiğini; böylece sadakat görevini yerine getirmediğini, rekabet yasağına aykırı davrandığını; şirket çalışanlarını ve şirket imkanlarını arkadaşına kurdurduğu bu rakip firmaya seferber ettiğini; dava dilekçesinde bahsedilen ve yöneticilikten ayrılmasına ilişkin genel kurul toplantısından haberi olduğunu, bu genel kurul toplantısını ihtarla kendisine bildirdiklerini; her ne kadar karısının yönetim kurulu üyesi yapılmasını dava konusu etmişse de, hissedar olmayan kişilerin yönetim kurulu üyeliğine seçilebileceğini; eşinin bu işte ehil olduğunu; zaten ...'ın davalı şirketin eski ortağı olduğunu, davacının görevinden alınmadan önce ...'la birlikte yöneticilik görevini ifa ettiğini, ancak görevini yerine getirmediğinden dolayı 08/04/2015 tarihli genel kurul kararı ile görevden alındığını; şirketin ana sözleşmesi gereğince davacı dışında şirkette pay sahibi olan tek kişinin ... olduğunu; şirket ana sözleşmesi gereğince iki yönetici mecburen gerektiğinden dışarıdan bir yönetici atanmasının zorunlu olduğunu; şirketin yapısını ve eskiden büyük pay sahibi ortaklarından birisi olması nedeniyle ve eskiden şirketi münferiden temsil etmiş olduğundan dolayı ...'ın şirket yöneticisi seçilmesinin yerinde olduğunu; şirketin halen dava dışı ...'a borçlu durumda bulunduğunu; şirketin ekonomiye katkı sağlayan ve istihdam yaratan bir şirket olmaya devam ettiğini, bu nedenle feshi ve tasfiyesinin gerekmediğini, şirkete kayyım atanmasının gerekmediğini, davacı tarafından açılan davanın reddi ile davacının davalı şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Dosyanın bir bütün olarak değerlendirilmesinde, somut olayda davacı tarafın kendisinin dışlanmaya başladığını, yönetim kurulu başkanlığı döneminde huzur hakkı almasını engellemek için şirketin hesaplarındaki paraların diğer ortağın şahsi hesabına aktarıldığını ileriye sürmesine rağmen yapılan yazışmalarda bunun tespit edilemediğini; davacı tarafça da buna yönelik herhangi bir banka kayıt bilgisi sunulmadığı; firmalardan tahsil edilen çek bedellerinin dava dışı ortağın şahsi hesabına geçirdiğine ilişkin iddianında ispat edilemediğini; davacıya şirket işleri ile ilgili bilgi verilmediği ileriye sürülüyorsa da ağırlıklı tanık beyanlarına göre davacının yönetici iken bir başka şirket kurdurup, şirkete gelmediğinin belirlendiğini; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin örnek kararları gereğince bir ortağın haklı nedenlerle şirketin fesih ve tasfiyesini isteyebilmesi için en az eşit kusurlu olması gerektiği, ( Yargıtay 11. HD'nin 25/05/2010 tarihli 2010/12276 Esas 2010/5839 Karar ) davamızda, davacımızın şirketten ayrılarak ve rekabet yasağına aykırı davranarak daha kusurlu hareket ettiğinin ağırlıklı tanık beyanlarından belirlendiği; dava dosyasından davacının iddiasını destekler usulsüzlüklerin kanıtlanamadığı; ispat yükünün davacıda olduğu nazara alınarak, dosya içinde toplanan deliller ve mevcut bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar bilirkişi raporunda ortaklar arasındaki huzursuzluğun açıkça ortada olduğu bu nedenle birlikte şirket ortaklığına devam etmelerinin beklenemeyeceği, davalı şirketin davacının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin talebininde mahkemece değerlendirilebileceği bildirilmişse de; davacının ortaklıktan çıkarılması için davalı şirket tarafından açılmış usulünce bir karşı davanın bulunmadığı; kaldı ki, böyle bir davanın açılması için öncelikle davalı şirketin genel kurulundan bir karar alınıp, yönetime yetki verilmesi gerektiği nazara alınarak davacının çıkarılması yönünden usulünce açılmış bir karşı dava olmadığı içinde karar verilmesine yer olmadığına ve TTK'nun 531. madde gereğince açılan davanın reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin şirketten ayrıldıktan sonra rekabet yasağına aykırı hareket ederek daha kusurlu olduğu kanaatinin somut olaya uygun düşmediğini, yerel mahkemece şirketin faaliyetine devam etmediği yöndeki hakim ortağın beyanına rağmen şirketin fesih taleplerinin reddedildiğini, yerel mahkemece bilirkişilerin şirketin faaliyetlerine devam etmeyen, kapanma noktasına gelen bir şirket olduğu görüşü ve kanaatinin benimsendiğini, ancak neden bu durumun şirketin feshi talepleri yönünden TTK madde 531 kapsamında haklı neden olarak değerlendirilmediğini ve gerekçeli kararda bahsinin dahi edilmediğinin ayrıca merak konusu olduğunu, şirketin hakim ortağının müvekkiline karşı aldığı tutum  ve sergilediği davranışlar ile müvekkilini şirketten dışladığını, bu hususun tanık anlatımları ile de ispat edildiğini, şirketin hakim ortağının yaptığı şirket idaresindeki usulsüzlüklere ilişkin delillerin göz ardı edildiği gibi şirketin defter ve belgelerinin de incelenmediğini, şirketin hakim ortağının şirketi mali kaynaklarını kendi yararına olacak şekilde kullandığını, bu hususun da dosyadaki belgeler ve tanık anlatımları ile sabit olduğunu, hakim ortak tarafından şirketin ticari kayıtlarının usulsüz ve müvekkili aleyhine olacak şekilde tutulduğuna dair beyanları ve 2019 yılına ait defter değerleri ile 2013 yılına ait defter değerlerinin kıyaslanması taleplerinin gerekçe belirtmeksizin göz ardı edilip reddedildiğini, maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda uyuşmazlık konusu eldeki davada yerel mahkemece eksik ve hatalı değerlendirmeler sonucu verilen red kararının hatalı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının şirketin mali kaynaklarını kendi yararına olacak şekilde kullandığı, bu hususun tanık anlatımları ile sabit olduğu, şirket kayıtlarının usulsüz tutulduğu şeklindeki soyut ve asılsız iddialarını kabul etmediklerini, davacı tarafın ileri sürmüş olduğu istinaf iddialarının mesnetsiz olduğunu belirtilen sebepler neticesinde davacı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. <br>GEREKÇE: Dava; TTK 531. Maddesi gereği anonim şirketin haklı nedenle feshi, şirketin devamına fayda görülmesi halinde ortaklıktan çıkma, yada mahkemece uygun görülecek başka bir çözüm yolunun uygulanması talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince toplanan deliler ile davanın reddine karar verilmiş,  karara karşı davacı vekilince yukarıda belirtilen sebepler ile istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık; şirketin feshi için haklı sebebin bulunup bulunmadığı noktasındadır.Davalı şirket 2 ortaklı olup davacı %40, diğer ortak .. %60 hisseye sahiptir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 531. Maddesine göre; haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Kanunda anonim şirketin feshine neden olacak haklı sebeplerin neler olduğu sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı sebep oluşturup oluşturmayacağı yargısal uygulamaya bırakılmıştır. Bu bağlamda anonim şirketin kötü yönetilmesi; genel kurul toplantılarının yapılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, şirket fiilen iflas etmiş ve borca batık bir durumda olmasına rağmen, Kanunun ilgili maddeleri ısrarla tatbik edilmeyerek bu konuda genel kurulun olağanüstü toplantıya çağrılmaması şeklinde gerçekleşen genel kurul toplantılarındaki usulsüzlükler; şirketin bireysel çıkarlara yönelmesi suretiyle ortaklık amacından uzaklaşması, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaması, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve teçhizatların satılması nedenleriyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması; paydaşlara ihtara rağmen şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin gelir ve giderlerinin incelenmesine izin verilmemesi, ortakların şirketin yönetimi, mal varlığı ve kâr-zarar durumu hakkında bilgilendirilmemesi, ortakların denetim ve bilgi edinme haklarının engellenmesi suretiyle bilgi alma ve inceleme haklarının kısıtlanması; uzun süre pay sahiplerine kâr payının dağıtılmaması, paydaşların kâr payı alma hakkının engellenmesi, şirketin yüksek kârlılığa rağmen paydaşlara kâr payı dağıtılmaması; ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmaması, ortağın bakiye borcunu ödemede temerrütü, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların olması ve bunların yargıya intikal etmesi, davacı ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulmasının aile şirketi niteliğindeki şirketin işleyişine de yansıması suretiyle ortaklar arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlığın ortaya çıkması gibi sebepler yargısal uygulamalarda şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilmektedir. Somut uyuşmazlıkta tarafların birbirleri hakkındaki isnatları, olayların gelişimi,  tanık beyanları, dosyaya toplanan deliller ile 2 ortaklı şirkette ortakların birbirlerine güven duygularının kalmadığı, olayların bu aşamaya gelmesinde tarafların kusurlarının yarı yarıya kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Davacının şirketten çıkma iradesi ile davalı şirketin davacının şirketten çıkarılmasına yönelik beyanları birlikte değerlendirildiğinde bu hususta iradelerin örtüştüğü görülmektedir. Yine şirketin ortak amacının ve işletme konusunun gerçekleştirme imkanının kalmadığı anlaşılmakla, TTK 531 maddesi uyarınca haklı fesih sebeplerinin oluştuğunun kabulü gerekir. Ancak şirketin feshi yerine davacının çıkmasına izin verilmesi tarafların bu husustaki iradelerine de uygun bir çözüm yoludur. Davacının ayrılma payı hesap edilirken hüküm tarihine en  yakın mali veriler ile aktiflerin rayiç değerlerinin baz alınarak hesaplama yapılması gerektiğinden davalı şirketin incelenmeyen 2019 ve devamı yıllarına ait ticari defterleri üzerinde inceleme yapılıp aktiflerin rayiç değerleri de belirlenerek hüküm kurulması gerekirken davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.18/01/2024 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"96741b8685559f1b","SID":"4bb01f4e62b0af97"}}