{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/417 <br>KARAR NO: 2024/315<br>KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/12/2020<br>NUMARASI: 2017/392 Esas -  2020/676 Karar<br>ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA<br>DAVA: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) - İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün asıl ve birleşen dava davacısı ile davalısı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Asıl Davada DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında mevcut ticari ilişki kapsamında cari hesap alacağına dayalı olarak müvekkilinin alacaklı konuma geçtiğini, ancak daha önce davalı tarafa verilen 12/01/2016 düzenleme, 01/04/2016 ödeme tarihli bonodan dolayı müvekkilinin herhangi bir borcu bulunmadığı halde söz konusu bononun Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile takibe konu edildiğini, bu nedenlerle söz konusu bonodan dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında davalı şirket tarafından düzenlenen dava konusu bonoya dayalı olarak müvekkilinin alacaklı olduğunu, alacaklarını tahsil amacıyla davacı aleyhine icra takibi yaptıklarını, alacağın bonoya dayanıyor olması nedeniyle yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03/05/2018 T., 2017/948 E. - 2018/316 K. Sayılı dava dosyasında<br>DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile  davalı şirket arasında 04/01/2014 tarihli \"Ana Bayi Sözleşmesi\", 01/03/2016 tarihli \"Ürün Satış Bayilik Sözleşmesi\" ve 20/04/2015 tarihli \"Bayilik Sözleşmesi Ek Protokolü\" imzalandığını,  müvekkilinin  imzalanan  işbu sözleşmeler ile  davalının ürünlerinin tanıtım, pazarlama, satış ve montaj işlerini  üstlendiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında müvekkilinin zaman içerisinde cari hesaptan kaynaklanan  alacağının doğduğunu,  davacı şirkete Bakırköy ...Noterliğinin 30/01/2017 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edilerek cari hesaptan kaynaklı müvekkilinin 1.417.997,63 TL alacağının talep edildiğini, ödeme yapılmaması  üzerine davalı aleyhine Bakırköy ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine takibin durduğunu, müvekkilinin cari hesaptan kaynaklı alacağını  tahsil edememesi  nedeniyle zamanla  iş yapamaz duruma geldiğini,   maddi  bakımdan zor duruma düştüğünü,  kira ve fatura borçlarını dahi ödeyemeyen müvekkilinin iş yaptığı diğer firmalara karşı olan borçlarını da ödeyemediğini ve hakkında sayısız icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin icra dairesine yatırılan harç dışındaki  bakiye  harcı yatıracak maddi gücünün bulunmadığını, dolayısıyla Anayasa, Yargıtay Kararları ve Uluslararası Anlaşmalar gereğince davacı müvekkili lehine adli yardım kararı verilmesini talep ettiklerini belirterek  davalının  haksız, hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli itirazının iptaline, takibin 1.417.997,60 TL nin  takip tarihinden itibaren işletilecek  avans faizi ile birlikte devamına, % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davacı yanın adli yardım taleplerinin reddine  karar verilmiş olmakla mahkemenin ara kararı gereğince  belirtilen harç ve masrafların süresinde ikmal edilmemesi halinde  davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, ... ürünlerinin Türkiye pazarındaki satış ve bakım  hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla 2007 yılında İstanbul'da kurulan müvekkili şirketin  o tarihten bu yana  faaliyetlerine devam ettiğini, davacı şirket ile müvekkili  arasındaki ilişkinin  eski genel müdür dava dışı ... zamanında 2013 yılı  ve devamında akdedilen Ana Bayilik Sözleşmesi ve sair Ek sözleşmelerle kurulduğunu ve bu şekilde  davacı şirketin müvekkilin bayisi olarak faaliyet gösterdiğini, davacı iddialarının aksine müvekkili şirketin davalıdan alacaklı olduğunu, davacının müvekkili şirket ile arasındaki bayilik ilişkisinden kaynaklı olarak keşide ettiği karşılıksız senetler bulunduğunu,  müvekkilinin bu senetlerden  kaynaklı bugüne kadar ödenmemiş alacağının ise 1.856.283,29 TL olduğunu, bu alacaklarına ilişkin talep ve dava haklarını saklı tuttuklarını, davacı şirketin  dava dışı müvekkil şirket genel müdürü ile ortak hareket ederek yaptıkları işlemlerle haksız ve dayanaksız olarak müvekkili şirket nezdindeki borç bakiyesini kapatmak amacıyla 27/09/2016 tarihinde  müvekkiline 2 adet toplam 1.916.610,93 TL tutarlı iade faturası düzenlediğini, iade konusu malların ise müvekkiline iade olmadığını, ayrıca iade faturalarına konu malların birim fiyatlarının da müvekkili tarafından davacıya satışı yapılan malların birim fiyatlarından çok yukarıda düzenlendiğini, iade faturalarına konu malların bir kısmının ise davacıya satışının dahi gerçekleştirilmemiş ürünler olduğunu  belirterek fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla  davanın reddine, % 20'den az olmamak üzere  kötü niyet tazminatına karar verilmesini  istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında düzenlenen faturalara ilişkin BA - BS formları temin edildikten sonra dosya önce bilirkişi heyeti ... ve arkadaşlarına tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu 31/01/2020 tarihli raporlarında; ayrıca bilirkişi ... tarafından düzenlenen 02/11/2020 görüldü tarihli raporunda birleşen dava yönünden tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda teminat senetleri dikkate alınmadığında davacı tarafın icra takibine konu ettiği alacak miktarı kadar (1.417.997,60-TL) alacağı bulunduğu, teminat amaçlı düzenlenen bonolar dikkate alınmadığında bu miktar alacağın her iki tarafın kayıtlarında da mevcut olduğunu, asıl dava yönünden menfi tespite konu edilen 117.000-TL'lik bononun farklı tarihlerde davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması hususunun mahkemece değerlendirilmesi yönünde teknik kanaatlerini belirtmişlerdir. Davalı tarafından davacı şirket temsilcileri ... ve ...'a yönelik şikayet dilekçesi kapsamında Bakırköy C. Başsavcılığı 2017/129038 soruşturma sayılı evrakında takipsizlik kararı verilmiş, söz konusu karara yönelik itirazın reddedilmesi üzerine iş bu kararın kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; asıl dava yönünden davalı tarafın alacağının dayanağını teşkil eden 01/04/2016 ödeme tarihli 117.000-TL'lik bononun kayıtsız şartsız borç ikrarını içerir belge olduğu, söz konusu bononun teminat amacıyla verildiği hususunun davacı tarafından kanıtlanamadığı, söz konusu bononun davalı tarafın ticari defterlerinde farklı tarihlerde kaydedilmiş olmasının alacağın varlığını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenlerle asıl dava yönünden menfi tespit isteminin reddine; birleşen dava yönünden taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında düzenlenen faturalar, faturalara ilişkin BA - BS formları kapsamında yapılan inceleme sonucunda bilirkişiler tarafından düzenlenen raporlarında da belirtildiği üzere davacı tarafın usulüne uygun tutulan ticari defter ve kayıtlarına göre cari hesap alacağının icra takibine konu edilen 1.417.997,60-TL olduğu, davalı tarafın ticari kayıtlarına göre ise 15/10/2015 tarihi senet alındı belgesinde yer alan 9 adet toplam 1.573.800-TL'nin davacı adına borç olarak kaydedilmesi nedeniyle kendisinin 1.721.607,29-TL alacaklı gösterdiği, oysaki davalı tarafın davacıyı borçlandırdığı, 15/10/2015 tarihli belgede yer alan bonoların teminat amaçlı düzenlendiğinin açıkça belirtildiği, sonuç itibariyle söz konusu teminat bonolarından dolayı davacı tarafın borçlandırılamayacağı değerlendirilerek birleşen dava yönünden icra takibine yönelik haksız itirazın iptaline, likit olan alacağa yapılan itiraz nedeniyle davacı lehine %20 icra inkar tazminatına, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl ve birleşen dosya davacısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; eski beyanlarını tekrarla, taraflar arasındaki 04.01.2014 tarihli ana bayilik sözleşmesi ve 01.03.2016 tarihli ürün satış bayilik sözleşmesi çerçevesinde Davacı, Davalıyı bir kısım ürünlerin siparişini verirken sipariş tarihindeki ürün bedelleri için teminat senedi de düzenleyerek vermiş, bu ürünlerin Davacıya teslimini müteakip Davalı tarafından Davacı adına fatura tanzim edilmesi üzerine ve/veya fatura bedellerinin ödenmesi üzerine teminat senetleri Davalı tarafından Davacıya iade edilmekle taraflar arasındaki tek ticari ilişkinin bu olduğunu, dolayısıyla Davacı tarafından tanzim edilerek Davalıya verilen bütün senetlerin siparişi verilen ürünlerin bedellerine ilişkin olduğunu, başka bir şey için teminat senedi verilmesi söz konusu olmadığını, ancak bazı teminat senetlerinin teminat olarak verildiğine ilişkin taraflar arasında bir yazılı belge tanzim edilmişken bazı senetler için edilmediğini çünkü Ana Bayilik Sözleşmesinin 8.3b maddesinde teminat senedi alınabileceğinin yazılı olduğunu, taraflar bu sözleşme hükmünün varlığı nedeniyle verilen her teminat senedi için bir tutanak düzenlenmesine çoğunlukla ihtiyaç duymadıklarını, ancak menfi tespit davamıza konu senetle ilgili böyle bir belge tanzim edilmemiş olmasına rağmen bu senet de gerçekte teminat senedi olarak verildiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki Temmuz 2016 ayına kadar devam etmiş, bu tarihten itibaren Davalı, Davacı şirketin siparişlerini karşılamada aksaklık gösterdiği için Davacı şirket piyasadaki başka şirketlere iş yapma taahhüdünü yerine getirememiş, mesela Davacı, ... A.Ş'nin bir projesini almış, ancak Davalının ürün tedariki yapamaması nedeniyle bu proje iptal edilmek zorunda kalınmış, bu sebeple taraflar aralarındaki sözleşmelerin sonlandırılması,  Davalının elindeki ürünlerle Davalının piyasada bir proje alarak onu tamamlanmasının mümkün olmaması nedeniyle de bu ürünlerin Davalıya satışının yapılması konusunda Temmuz  2016 tarihinde karşılıklı olarak  anlaşmış, bu anlaşmaya uygun olarak Davacının elindeki ürünler 13/07/2016 tarihli Stok Devir ve Teslim Tutanağı ile Davalı şirkete teslim edilmiş, teslimi gerçekleşen bu ürünlerin satış faturaları ise 2016 yılının Eylül ayında Davacı tarafından Davalı adına tanzim edildiğini, bu faturaların hem Davacı hem de Davalı şirket tarafından Vergi Dairelerine beyan edildiğini, bu anlaşma kapsamında Davacı ... şirketi tarafından Davalı ... adına aşağıdaki satış faturaları tanzim edildiğini, dava dosyasına sunulduğunu, davacı ... tarafından tutulan cari hesap ekstresi incelendiğinde görüleceği gibi cari hesapta yukarıda yazılı faturalar işlendikten sonra 14.10.2016 tarihinde Davacı tarafından Davalıya  652,98- 3.742,52 - 4.574,33 ve 20.257,33 TL tutarında ödemeler yapıldığını, bu ödemeler daha önceki cari borçtan kaynaklanmakta olup...'daki DBS (doğrudan borçlandırma sistemi) kapsamında Davacı tarafından ödeme talimatı daha önce verilen ancak fiili ödemenin daha sonra gerçekleşmesi nedeniyle yapılan ödemeler olduğunu, yoksa ödemenin yapıldığı 14.10.2016 tarihi itibariyle Davacının Davalıya herhangi bir borcu olmadığını, tam tersi 14.10.2016 tarihi itibariyle Davacı şirketin Davalı şirketten olan cari alacak tutarı 1.447.224,76 TL olduğunu, Davalı tarafından Davacı aleyhine Küçükçekmece ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasındaki icra takibinin başlatıldığı 02.03.2017  tarihi itibariyle, Davacının Davalıya 12.01.2016 düzenlenme, 01.04.2016 ödeme tarihli  senette yazılı 117.000,00 TL tutarında borcunun  olmadığı taraflar arasındaki cari hesap durumundan açıkça anlaşıldığını, İcra takibine konu 12.01.2016 düzenlenme, 01.04.2016 ödeme tarihli ve 117.000,00 TL meblağlı senedin Davalı şirket tarafından tutulan Davacı şirket cari hesabında borç olarak kayıtlı olduğu bilirkişi tarafından ortaya konulmuş ancak nihai olarak Ekim  2016 sonu itibariyle Davacı şirket Davalıdan 1.521.829,72 TL  alacaklı olduğundan, icra takibinin başlatıldığı 02.03.2017 tarihi itibariyle Davacı şirketin Davalıya bu senetten kaynaklı bir borcu bulunmadığını, çünkü bu senet cari hesapların dışındaki bir senet olmadığını, bu senet cari hesaba borç kaydedilmiş olmasına rağmen Ekim 2016 sonu itibariyle Davacı şirket alacaklı konumda olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve asıl davanın da kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Asıl ve birleşen dosya davalısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın eksik inceleme üzerinde delillerin hukuki nitelendirmesi yapılmadan veya hatalı olarak yapılarak  verilen bir çok açıdan hukukun genel prensiplerine aykırı bir  karar olduğunu, niteliği tartışma konusu senetlerin ne sebeple  teminat senedi olarak nitelendirildiği konularına gerekçeli kararda yer verilmediğini, mahkemece hukuki nitelendirmesinin mahkeme hakiminde olduğu  konularda dahi diğer raporlarla çelişen eksik ve hatalı bilirkişi raporu hiçbir somut gerekçe gösterilmeksizin karara dayanak yapılmış olup her ne kadar mahkeme kararında itirazlarımıza konu özlem ayyıldız taylan tarafından hazırlanan rapor dahilinde taraf defterleri üzerinde inceleme yapıldığından bahsedilmekte ise de aşamalarda da arz edildiği üzere bu raporun tanzim edilmesi aşamasında hiçbir suretle davalı kayıtları üzerinde bir inceleme ve denetleme yapılmamış, defterlerin aşamalardaki itirazlarının dikkate alınmadığını, dosyada mübrez 06.03.2018 tarihli özel amaçlı SMMM  raporunun dikkate alınmadığını, oysa bu rapor ile davalı kayıtlarında şirket eski genel müdürü tarafından davacı lehine davacının borcunu azaltıcı olarak ne tür işlemler yapıldığına yönelik tespitler bulunmakla bu tespitlerin adeta gözden kaçırıldığını, hükme esas rapor, dosyadaki diğer raporlarla mali açıdan çelişkiler içermesine karşın yerel mahkeme tarafından çelişkilerin giderilmesi gereği göz ardı edildiğini, bu raporun, eski tarihli bilirkişi raporlarında yalnızca davacı lehine yer alan ifadelerin ve ayrıca davacının daha evvel ki bilirkişi raporuna itiraz dilekçeleri üzerinden adeta kopyala yapıştır yapılmak suretiyle  tanzim edildiğini, bu raporda; eski raporlar üzerinde özetleme yapılırken bilirkişinin kendi hazırlamadığı raporlar eksik alıntılanmış, yanlış yorumlar eklenmiş ve raporlarda aksi şekilde yapılan tespitler yerel mahkemeye tam ters olarak yansıtılmış olup birçok açıdan hatalı olan bu rapora karşı açık itirazların mahkeme dosyasına arz edilmesine karşın mahkemece çelişkilerin giderildiği yeni ve/veya ek bir rapor alınması gerektiğini,tarafların ilk çalışmaya başladıkları tarihten beri cari kayıtlarının tamamının incelenmesi ve tarafların borçlandırıcı kayıtlarının neler olduğunun tek tek üzerinde durulması gerektiğini, davacı tarafça teminat senedi olduğu iddia edilen ancak davalı yanca hiçbir suretle bu niteliği kabul edilmeyen senetlerin her iki taraf defterindeki geçmişten beri gelen muhasebesel yansımasına yer verilmesi gerektiğini, bunun yanında davacı defterlerinde ne şekilde var olduğunu ile tüm senet bilgilerine,  bu senetlerin, sözde senet alındısında yer alan senetlerle kıyaslanmasına, davacının senet alındı belgesindeki senetleri kendi defterlerine kendi kayıtları ile borç senedi olarak işleyip işlemediğinin kuşkuya mahal vermeyecek şekilde tespit edilmesi gerektiğini, davalı kayıtlarında hiçbir suretle numarası, aslı, veya bir örneği bulunmayan, yargılamanın bir aşamasında aniden ortaya çıkan \"senet alındı\" belgesi senetlere teminat senedi niteliği kazandırmadığını, doğruluğunu kabul etmemekle birlikte senetlerle ilgili bu tespit somut olayda haksız şekilde davanın kabulüne karar vermesine sebebiyet vermiş, bu tespit neticesinde davalının haksız şekilde milyonlar ödeme tehditi ile karşı karşıya kaldığını, davanın seyrini bu denli değiştiren bir konuda kararda tek bir satır gerekçe yer almaması, hukuki nitelendirme gereken bir konuda mali bilirkişinin hatalı raporuyla yetinilmesi ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde atıf yapılan hukuk genel kurul kararının değerlendirilmediğini, görüleceği üzere senet metninde yazsa dahi tek başına teminattır gibi bir ibareye yer verilmesine hukuken itibar edilmemekte hatta aksine bu durumun borcu destekleyici bir anlam taşıdığına işaret edildiğini, bir senedin teminat senedi olarak kabul görmesi için hangi sözleşme ve ilişki yani hangi iş için verildiğinin, senedin tarih ve miktarları da açıkça belirtilerek verilmesi ve/veya bunun aynı nitelikte bir belgeye bağlanması gerektiğini, oysa taraflar arasında tek bir ticari iş bulunmamakta olup sürekli devam eden bir cari hesap ilişkisi olduğunu,kaldı ki,  davacı tacir olup bir senedin hangi hallerde teminat senedi olacağını bilen ve bilmesi gereken kişilerden olduğunu, bilirkişi dolayısıyla yerel mahkeme tarafından,  davalının 31.08.2016 sonu itibariyle davacıdan alacaklı olduğu bakiyenin 979.133,28tl olduğu belirtilmesine karşın 2.093.800 tl senet bedelinin davacı ... defterlerinde cari yansımasına yer verilmemiş olması ve bu konuda yalnızca itiraza konu senet alındı belgesinin dikkate alınması ciddi nitelikte bir eksiklik olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve birleşen davanın da reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:\tAsıl dava, kambiyo senedi(bono) nedeniyle borçlu olmadığının tespiti(menfi tespit); birleşen dava bayilik sözleşmesine dayalı cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, asıl ve birleşen dava yönünden davalıda bulunan bonoların teminat senedi olup olmadığı ve bunların cari hesaba etkisi noktasındadır.Taraflar arasında, 04/01/2014 tarihinde ana bayi sözleşmesi, 20/04/2015 tarihinde bayilik sözleşmesi ek protokolü, 01/03/2016 tarihinde ürün satış bayilik sözleşmesi imzalanmıştır.Davalı(birleşen dosya davalısı) takip alacaklısı tarafından, davacı(birleşen dosya davacısı) takip borçlusu hakkında, Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"31/04/2016 vadeli 117.000,00 TL bedelli bir adet senet\" sebebine dayalı olarak 117.000,00 TL asıl alacağın 11.972,47 TL işlemiş faiziyle birlikte tahsili istemiyle 29/03/2017 tarihli takip talebi ile kambiyo seneterine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatılmıştır. Davacı(birleşen dosya davacısı) takip alacaklısı tarafından ise, davalı(birleşen dosya davalısı) takip borçlusu hakkında, Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"cari hesap alacağı\" sebebine dayalı olarak 1.417.997,60 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 02/03/2017 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı(birleşen dosya davacısı) tarafça, asıl dava yönünden 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. Maddesi uyarınca takibe konu edilen ve bedelsiz kaldığı iddia olunan senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine; birleşen dava yönünden İİK'nın 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki davalar açılmıştır. Davalı(birleşen dosya davalısı) tarafça, diğer savunmaların yanı sıra davacının keşide ettiği ödenmeyen senetler nedeniyle alacağı bulunduğunu ve davacının borcu kapatmak için usulsüz iade faturaları düzenlediğini savunmuştur.Davalı(birleşen dosya davalısı) tarafından dosyaya sunulan bono örneklerine göre, davacı ... Tic. Ltd. Şti. tarafından davalı ... Tic. Ltd. Şti. lehine, 10/10/2015 keşide ve 16/11/2015 vade tarihli 81.000,00 TL bedelli ... nolu bono; 14/10/2015 keşide ve 30/04/2016 vade tarihli 75.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide tarihli 300.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide tarihli 150.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide tarihli 200.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide ve 30/04/2016 vade tarihli 110.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide ve 26/04/2016 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide tarihli 128.800,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide tarihli 400.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 14/10/2015 keşide ve 22/04/2016 vade tarihli 110.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 15/12/2015 keşide ve 15/10/2016 vade tarihli 322.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono; 12/01/2016 keşide ve 01/04/2016 vade tarihli 117.000,00 TL bedelli ve malen kaydı bulunan ... nolu bono keşide edilmiştir. Bu bonolardan, ..., ... ve ... nolu olanlar 15/10/2015 tarihli \"senet iade belgesi\" başlıklı belgede yer almakta; ..., ..., ..., ..., ..., ...  nolu olanlar ise 15/10/2015 tarihli \"senet alındı belgesi\" başlıklı belgede yer almakta; ..., ... ve ... nolu olanlar ise her iki belgede de bulunmamaktadır. Davacı(birleşen dosya davacısı), davalı(birleşen dosya davalısı) tarafın davacıdan teminat senedi alıp sonrasında ürünleri teslim ettiğini, bu şekilde onlarca teminat senedinin davalı(birleşen dosya davalısı) tarafa teslim edildiğini, davalı(birleşen dosya davalısı) tarafından tanzim edilen fatura bedelleri ödendikçe teminat senetlerinin geri alındığını, senetlerin teminat senedi olduğunu ileri sürmüştür. 04/01/2014 tarihli ana bayi sözleşmesinin 8.1 maddesinde ödemelerin mutabakatla yapılacağı, 8.3 maddesinde ise ana bayinin firmaya sözleşmeye konu ürünler ile ilgili 1.500.000,00 TL tutarında teminat senedi vermeyi kabul ve taahhüt ettiği düzenlenmiştir. 01/03/2016 tarihli ürün satış bayilik sözleşmesinin 8.1 maddesinde, siparişte KDV hariç tutarda %50 peşin, kalan tutarın KDV dahil tutarın gümrükten çekilirken ödemesinin yapılacağı, 8.2 maddesinde diğer ödeme sistemlerinin kullanılabileceği, 8.4 maddesinde ise, bayinin, firmadan yapacağı özel proje ve ürün satın almalarında firmanın talebi üzerine firma adına 600.000,00 TL tutarında 2 yıl süreli banka teminat mektubu, firma ortaklarından en az bir tanesinin kefaletli firma senedi veya çekini vermeyi peşinen kabul ve taahhüt ettiği düzenlenmiştir. Teminat bonosundan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Bir borç ilişkisi gereği taraflardan biri lehine bir para alacağı doğacağı kesin ise ve bu sözleşmede doğacak alacakların tahsili için bir kambiyo senedi verileceği öngörülmüş ise bu kambiyo senedinin teknik anlamda teminat gayesiyle değil, ifa uğruna (ifa amacıyla) verildiğinin kabulü gerekir. Çoğu hâlde, alacaklı, temel ilişkiden doğan alacağının ifası uğruna, kambiyo senedine dayalı alacağın takibi daha kolay olduğu için ya da senedi iskonto ettirerek vadeden önce alacağına kavuşmak olanağını elde etmek için borçludan bir kambiyo senedi vermesini ister. Bu senet ifa uğruna, temel borcun ifasını teminen düzenlenmiş olduğundan, alacaklı öncelikle bu senede dayanarak icra takibi yapmak isteyecektir.  Teminat senedi verilmesi durumunda ise, ya temel ilişkide bir alacağın doğup doğmadığı kesin değildir, ya da senedi düzenleyen kişinin borcu, paradan başka bir edimdir.Somut olayda, davacı(birleşen dosya davacısı) teslim edilen ürünler için verildiği ve ürün bedeli ödendikçe senetlerin geri alındığının ileri sürülmesine göre davalı(birleşen dosya davalısı) tarafın savunmasına konu senetlerin teminat olarak değil ifa uğruna verildiği anlaşılmaktadır. 15/10/2015 tarihli \"senet iade belgesi\" başlıklı belge 28 adet senedin iadesine ilişkin olup, teminata ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. 15/10/2015 tarihli \"senet alındı belgesi\" başlıklı belge ise 18 adet senedin teminat hesabına alınmasına ilişkindir. Bu belgede senetlerin teminata ilişkin olduğu belirtilmiş ise de davacı(birleşen dosya davacısı) tarafın beyanıyla bu senetlerin ürün teslimi sonrası verildiği sabit olup, bu haliyle senetlerin ifa uğruna verildikleri açıktır. Ayrıca, bu iki belgedeki senet adetleri hatalı olduğu gibi senet adetleri ve toplam tutarlar karıştırılmış ve birbiri yerine yazılmış vaziyettedir. Bunun gibi \"senet alındı belgesi\"ndeki taraf imzaları da karıştırılmıştır. Kaldı ki, senetlerin teminat senedi olduğu kabul edilse dahi, senet bedelleri ödenmeden teminat fonksiyonunun gerçekleştiğinin kabulü mümkün değildir. Mahkemece alınan 30/10/2018 tarihli bilirkişi raporunda, davacı(birleşen dosya davacısı) kayıtlarına, kayıtlarında yer almayan 183 nolu senet dışındaki diğer senetlerin borç senedi olarak işlendiği, 2504/2020 tarihli raporda ise davalı(birleşen dosya davalısı) şirketin senetleri karşı tarafın cari hesabına borç kaydettiği belirtilmiştir. Buna göre, söz konusu senetlerin her iki taraf ticari kayıtlarında borç senedi olarak işlendiği anlaşılmaktadır. Ancak, dosyada alınan bilirkişi raporları taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlığa ilişkin denetime açık bir tespit içermediğinden hüküm kurmaya elverişli değildir. Ayrıca, senetlerin davacı tarafın cari hesabında borç ödemesi olarak kayıtlı olmasına rağmen hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu hususun değerlendirilmediği yolundaki itiraz yönünden bilirkişi incelemesi yapılmadığı gibi bu itiraz gerekçeli kararda da değerlendirilmemiştir. Bu nedenle, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesince, asıl ve birleşen dava yönünden dosya alanında uzman bir mali müşavir bilirkişiye tevdi edilerek, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ticari defterler ile BA/BS bildirimleri üzerinde inceleme yapılarak, taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlık ve nedenleri tespit edilerek tarafların alacak ve borç durumunun belirlenmesi için rapor alındıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle asıl ve birleşen dava davacısı ile davalısı vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Asıl ve birleşen davada davacı ile davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 29/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c06e4a87404fceeb","SID":"b38b8c1622d17eb9"}}