{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/45 Esas <br>KARAR NO: 2024/825 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2017/546 Esas - 2021/623 Karar<br>TARİH: 29/09/2021<br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 09/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin davalı iki şirketle 12.11.2015 tarihinden bu yana acentelik sözleşmesi gereğince Sivas Bölgesinde acentelik faaliyetini yerine getirdiğini, bu tarihten önce müvekkilinin annesi ... ile yıllarca devam eden acentelik faaliyetinin yine davalı iki şirketle akdedilmiş ve müvekkiline Kasım 2015 de şirket devri yapılana kadar devam ettiğini, müvekkilinin bu bölgede davalının ciddi bir portföy oluşturmasına olanak sağladığını, müvekkili ile karşılıklı olarak imzalanmış olan 12.11.2015 tarihli acentelik sözleşmesinin davalılar tarafından Beyoğlu ....Noterliğinin 19.08.2016 tarihli ... yevmiye numaralı fesih ihbarı ile tek taraflı olarak feshedildiğini ve müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, müvekkilinin kendi bölgesinde ulaşabileceği en yüksek müşteri portföyüne ulaşana kadar gayet iyi yürüyen, sürekli övgü ve başarı primleri ile ödüllendirilen bir acente olarak ani ve mesnetsiz gerekçelerin sözlü olarak bildirilmesinin hemen akabinde sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesinin hukuki zeminde koruma alanı bulamayacağını, davalılar tarafından yapılan haksız ve hukuka aykırı uygulamanın düzeltilmesi için müvekkili adına, davalı şirketlere keşide edilen Beyoğlu ...Noterliğinin ... yevmiye madde numaralı ve 20.03.2017 tarihli ihtarname ile haksız feshin ve bu fesihten kaynaklı haksızlıkların giderilmesi için süre verdiğini, ancak herhangi bir değişikliğin olmaması karşısında davalılar aleyhine işbu davanın açılması zaruretinin hâsıl olduğunu,  acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini belirterek, bu haksız fesih neticesinde TTK'nun 122. maddesi hükmüne göre, 45.000,00 TL denkleştirme tazminatının dava tarihi itibariyle işleyecek avans faizi ile birlikte hesaplanarak karşı taraftan alınarak kendilerine verilmesine, haksız fesih nedeniyle sona eren acentelik sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı şirketlerce tahsil edilen feshe ilişkin her türlü fesih bildirim, azilname, ihtarname ve ticaret siciline tescil masraflarının karşı taraftan alınarak ödeme tarihleri itibariyle işleyecek yasal faizi ile kendilerine iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesi ile,  davacı acentenin işyerinde bulunan müvekkili sigorta şirketine ait tabela üzerine başka bir sigorta şirketinin reklam afişinin astığını, bu davranışa son vermesine ilişkin ihtara rağmen ısrarla aynı davranışı sürdürmüş olduğundan, acentelik sözleşmesinin “... Çıkar Ve Haklarının Korunması” başlıklı 5.maddesi başta olmak üzere, ilgili hükümleri ihlal ederek güven ilişkisinin ortadan kalkmasına sebep olduğunu, bu nedenlerle 12.11.2015 tarihli acentelik sözleşmesinin Beyoğlu ... Noterliğinin 19.08.2016 tarih ve ... yevmiye madde numaralı fesih ihtarı ile feshedildiğini, davacı acentenin, müvekkili şirket tarafından kendisine verilen hedefleri gerçekleştirememiş olması nedeniyle acentelik sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini, acentenin müvekkili şirket dışında da sigorta şirketleri ile çalıştığını, acentelik sözleşmesinin haklı nedenler ile feshedilmesi nedeniyle, davacı acentenin portföy tazminatı alacağı talebinin bir dayanağının bulunmadığını, davacı tarafın taleplerinin kabul anlamına gelmemek üzere portföy tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle TTK'nın ilgili maddesinde sayılan şartların meydana gelip gelmediğinin tespit edilmesi gerektiğini belirterek usule ilişkin eksikliklerin giderilmesine, eksik halde davanın usulden reddine, aksi halde esasa ilişkin açıklamaları çerçevesinde haksız ve mesnetsiz olarak açıldığını belirttiği davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  Davacı vekili tarafından  sunulan 30/01/2019 tarihli bedel arttırım ve beyan  dilekçesinde özetle; acentelik sözleşmesinin haksız ve mesnetsiz feshinin tespiti ile haksız fesih nedeniyle 45.000 TL denkleştirme tazminatına ilişkin taleplerini dosyaya sunulan bilirkişi raporu doğrultusunda, HMK 107/2 uyarınca 162.262,00-TL arttırılarak, 5.000,00-TL'sini... AŞ 'den 202.262,00-TL 'sini ... Sigorta AŞ' den olmak üzere toplam 207.262,00-TL'nin dava dilekçesi netice-i talep kısmındaki talepleri doğrultusunda davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 29/09/2021 tarih 2017/546 Esas 2021/623 Karar sayılı kararında; \"Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan denkleştirme tazminatı istemine ilişkindir. Genel olarak denkleştirme (portföy) tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde açıkça \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, kanunda yasal güvenceye kavuşturulmuştur. (Kaya, Arslan; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2015, s. 816). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Ayrıca, acentelik sözleşmesinin fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 hükmüne göre, sigorta acentesinin denkleştirme talep edebilmesi için, sigorta acentelik ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması yada kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması şarttır. Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez. Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı sigorta şirketleri arasında 12/11/2015 tarihinde acentelik sözleşmesinin akdedildiği, davacının acentenin davalı şirketler adına sigorta sözleşmelerine aracılık etme konusunda hak ve yetkisinin bulunduğu, ancak davalı sigorta şirketlerinin Beyoğlu ... Noterliğinin 19/08/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı fesih ihbarnamesi ile acentelik sözleşmesini feshettikleri, davacı acentenin sözleşmenin haksız feshedilmesi nedeniyle davalı sigorta şirketlerinden denkleştirme tazminatı isteminde bulunduğu, davalıların ise sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiği bu nedenle davacının denkleştirme tazminatı istemine hak kazanamadığı, esasen TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatına yönelik olarak yasal koşulların da oluşmadığını bu nedenle talebin reddine karar verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Uyuşmazlığın temeli, acentelik sözleşmesinin haklı / haksız nedenlerle feshedilip edilmediği ve denkleştirme tazminatına yönelik olarak Kanunda (TTK m.122 ve 5684 s. K. m.23)  belirtilen koşulların tümüyle oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.  Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalı sigorta şirketleri davacı acentenin kendi isim ve tabelaları üzerine aynı alanda faaliyet gösteren başka bir sigorta şirketinin reklam ve afişlerinin asıldığını, bu durumun noter kanalıyla çekilen ihtarla bildirilmesine rağmen düzeltilmediğini, bu nedenle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini savunmaktadır. Bu noktada, davacı acente; davalı sigorta şirketlerinin tabela ve ismi üzerine başka bir sigorta şirketinin reklam afişlerinin asıldığını dosyadaki beyanlarıyla doğrulamaktadır, bu hususta ihtilaf da söz konusu değildir. Ancak acente kendisinin yurt dışında olduğu dönemde çalışanları tarafından ve haberi olmadan bu afişlerin asıldığını, durumu öğrenince hemen kaldırdığını ve kusurunun bulunmadığını ifade etmiştir. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesine bakıldığında; sözleşmenin 5. maddesinde \"...' nın Çıkar ve Haklarının Korunması\" başlığı altında davacı acentenin doğrudan doğruya kendisi ile ilgili olsun ya da olmasın ... ilgilendiren tüm konularda ...'nın itibarını, müşteri ilişkilerini, reklam, tanıtım, ... her konuda çıkarlarını korumak ve kollamakla yükümlü olduğu kararlaştırılmıştır. Bu halde, davacı acentenin ya da çalışanlarının davalı sigorta şirketlerinin isim ve tabelası üzerine başka bir sigorta şirketinin reklam ve afişini asması sözleşmenin bu hükmünü açıkça ihlal niteliğindedir. Davacı acentenin, çalışanları tarafından afişin asılması ya da haberinin bulunmaması mevcut durumu değiştirmemekle birlikte; esasen Borçlar Kanunu 66 vd. maddeleri uyarınca acentenin; çalışanlarının eylemlerinden adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğu ve bu sorululuğun anılan kanun hükmü uyarınca kusursuz sorumluluğa dayandığı tartışmasızdır. Kaldı ki, yine anılan kanun hükmü uyarınca davacı acente tarafından çalışanlarına yönelik olarak kurtuluş kanıtı da getirilememiştir. Diğer taraftan, reklam ve afiş asılması eyleminin kısa veya uzun süreli olmasının / kaldırılmasının davalı sigorta şirketi bakımından herhangi bir önemi yoktur. Zira, kendi isim ve markası üzerine başka bir sigorta şirketinin reklamının asılması davalı sigorta şirketleri bakımından davacı acenteye karşı olan güven duygusunun sarsılmasına yol açacağı aşikardır. Davalı sigorta şirketlerinin böyle bir davranış üzerine bu durumu kabul etmeleri kendilerinden beklenemez. Davalılar her basiretli tacir gibi isim ve markasını korumak ve ona gelebilecek muhtemel zarar ve tehlikeleri önlemek amacıyla hareket etmek zorundadır. Aynı durum, tacir olan davacı acente için de geçerli olup, dikkatsizlik veya tedbirsizlikle böyle bir olayın vuku bulduğu savunmasına da itibar edilemez, davacı acentenin tacir olarak basiretli hareket etmesi aracılık faaliyeinde bulunduğu davalılara karşı müvekkillerinin haklarını ve çıkarlarını koruma noktasında normal bir insandan çok daha fazla tedbirli ve özenli savranması / baisretli olması gerektiği açıktır. Öyleyse, davacı acentenin ve çalışanların mevcut davranışlarının acentelik sözleşmesinin 5.maddesini ihlal niteliğinde olduğu, TTK 122/3.maddesi uyarınca \"acentenin kusuru sebebiyle sözleşmenin\" feshine neden olduğundan denkleştirme isteminde bulunamayacağı kanaatine varıldığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir. Diğer taraftan; önemli menfaat elde edilmesi koşuluna yönelik olarak güncel ve emsal Yargıtay uygulamalarını içeren, bilimsel tespitler yönünden gerekçeli ve denetime açık olan ve sigortacılık alanında uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen hükme de esas alınan 26/03/2021 tarihli ek raporda vurgulandığı üzere; acentenin ürettiği poliçelerin büyük oranda oto sorumluluk ve kasko poliçelerinden kaynaklandığı, davacı acentenin çoğunluklu olarak sigortacının sözleşme yapmayı ret edemeyeceği ve fiyat odaklı zorunlu trafik sigortası ve kasko poliçelerine aracılık ettiği, daha karlı olarak nitelendirilebilecek hayat, sağlık, mühendislik ya da sorumluluk poliçelerinin ise yok denecek kadar az olduğu, bu bağlamda acentenin portföyünün sigorta şirketi bakımından ekonomik bir değer arz etmediği, sigorta sözleşmesi feshedildikten sonra elde edilen primlere ve komisyon tutarına göre bu poliçelerin 26 farklı acente tarafından gerçekleştirildiği, bu halde mevcut müşterilerin acentenin ekonomik portföyünde bulunan kişiler olmayıp, davalı sigorta şirketlerinin marka ve güven duygusuna dayalı sigorta şirketlerinin müşterileri oldukları, nihayetinde sigorta sözleşmesinden feshinden sonra davalıların önemli menfaat elde etmedikleri anlaşıldığından davacının denkleştirme tazminatına yönelik taleplerinin yasal koşullar da oluşmadığından reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, davanın reddine, davalılar yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2 ve 13/1-4. maddesi uyarınca maddi (denkleştirme) tazminat istemli davanın tamamen reddine karar verilmiş olması sebebiyle tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen 4.080,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, kararda portföy tazminatı talebinin haklı görülmesi ve talep eden acente lehine karar verilmesinin ilk şartı olan feshin acente kusurundan kaynaklı olmaması hususu hakkında eksik inceleme ve delil değerlendirmesi yapıldığını, feshin haksız olduğunu, feshe gerekçe yapılan afiş asılması olayı hakkında, mahkemenin hatalı tespitine karşılık,  davalılar tarafından müvekkiline çekilen bir noter ihtarı bulunmadığını,  ilk derece mahkemesinin gerekçesinde davalı şirketler tarafından yapılan fesih ihbarının haklı olduğuna dair kararını var olmayan bir ihtarı dayanak göstererek verdiğini, gerekçeli kararın 5. Sayfasında son paragrafında,  davalılar tarafından yapılan feshin, davalılara ait müvekkili acente girişinde asılı bulunan reklam tabelasının üzerine başka bir sigorta şirketinin bez afişinin asıldığı ve bu durumun müvekkili acenteye noter ihtarı ile bildirildiği halde düzeltilmediği  ifadelerine yer verildiğini, bahsi geçen bez afişin asıldığı yerden  kaldırılmasına ilişkin  davalılar tarafından müvekkile çekilen bir noter ihtar  olmadığı gibi davalılar tarafından ileri sürülen  bu tarz bir idda dahi olmadığını,Davalılara ait büyük boyutlu metal tabelanın sadece bir kıyısının üzerine davalıların isimlerini dahi kapatmayacak şekilde  geçici olarak bir bez afiş asıldığını ve bu bez afişin müvekkili yurt dışında iken ( pasaport kayıtları dosyada mevcut) çalışanlardan biri tarafından asıldığını, müvekkiline telefon ile bildirilen durumun derhal, öğrenme anında düzeltildiğini ve afişin saatler  içerisinde doğru yerine asıldığını, yapılanın basit bir çalışan hatası olduğunu, hiçbir kasıt içermediği gibi davalılara herhangi bir zarar da vermediğini, bu husuta afişin asıldığı yer ile ilgili ve ne kadar  süre ile asılı kaldığı ile ilgili olarak tanık da bildirilmiş olduğu halde mahkemece tanık dinlenmesine mahal olmadığı durumun dosyaya sunulan fotoğraflardan görülebildiği ifade edilip talebin reddedildiğini, hal böyle iken davalıların bu adeta kötü niyetle ardında başka sebeplerin varlığı da kesin iken yaptığı haksız ve hukuka aykırı kötü niyetli ani fesih ihbarının, hiçbir yazılı uyarı ihtarı mahkemece  haklı fesih olarak algılandığını, İlk heyetin kök raporundan sonra sunulan beyanlarının mahkemece atlanıp yok sayıldığını ve hatta kararda beyanda bulunmamış olmalarının konu hakkında savunma yapmadıkları şeklinde hatalı olarak tespit edilerek kararın buna göre oluşturulduğunu, müvekkili acentenin girişinde davalılara ait asılı bulunan son derece büyük ebatlı metal tabelanın sağ köşesinde davalı şirketlerin adının dahi kapanmadığı bir şekilde metal tabelanın beşte biri boyutunda bir bez afişin ( dosyada  bu görüntülere ilişkin fotoğraf kayıtları sunulmuştur) müvekkili yurt dışında iken çalışanlarca bir gün süre ile asıldığını ve müvekkilinin telefon ile durumdan haberdar edildiğinde çalışanlara telefon ile derhal afişin indirilmesi talimatı verdiğini ve bu hususta yurt dışından dönüşünde ilgili çalışandan savunma alındığını, çalışanın bu hususta uyarı aldığını, buna ilişkin delillerin dosyaya 01/02/2019 tarihli dilekçe ekinde sunulduğunu, dilekçe ilk derece mahkemesince gözden kaçırılmış olacak ki, gerekçeli kararın altıncı sayfasının ilk satırında hatalı olarak bu afiş asma olayına karşı bir delil dahi ileri sürmediklerinin, konu hakkında savunma yapmadıklarının belirtildiğini, oysa  01/02/2019 tarihli dilekçe ekinde müvekkilinin pasaport kayıtlarının, yurt dışından dönüşte afişi asan işçiden alına savunma ve hatası nedeni ile verilen uyarı yazılarının bulunduğunu, mahkemenin bu husuta çok önemli bir delili gözardı ederek feshin haklılığına eksik incelme ve hatalı değerlendirme ile karar verdiğini, ilk bilirkişi raporundan  sonra alınan 18/11/2019 tarihli ek raporun üçüncü sayfasında,   afiş asma olayının dikkatlice değerlendirildiğini ve dilekçelerinin raporda mevzu bahis edildiğini,  burada dikkate alınacak hususun afişin çalışanlar tarafından kısa süre asıldığı ve uyarı üzerine hemen indirildiği ispat edildiği taktirde fesih haksız olduğu ve bu durumda müvekkilin denkleştirme talebinde bulunabileceği yönünde olduğunu,  Yerleşik içtihatlar ve genel kabul gören görüşler, portföy  tazminatı şartı olan acente sözleşmesinin haklı feshinden  bahsedebilmek  için, acentenin kendisinin bizzat kendi  kusurundan kaynaklı bir fesih olması gerektiğini, kusursuz  sorumluluk olmadığını ve çalışanların kusurundan feshih  yapılamayacağını kabul ettiği halde mahkemenin hatalı bir karar vererek  acente çalışanının kusurundan acenteyi kusursuz sorumlu saydığını, Türk Ticaret Kanunu ve tasarısı uyarınca denkleştirme talebi konulu tüm çalışmalar ve görüşlerin bir birlik içerisinde acentenin sözleşmesinin feshinin doğrudan acente sahibinden kaynaklı olması gerektiği doğrultusunda olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.05.2018 tarihli 2016/9009 E ve 2018/3615 K sayılı içtihadında,  portföy tazminatının şartlarına değinildiğini, ayrıca yine doktrinde Feshi haklı kılan nedenin aynı zamanda bizzat acentanın kusurlu davranışlarına dayanması gerektiği, acentenin yardımcılarının kusurlu davranışlarının, denkleştirme talep hakkını ortadan kaldırmadığı görüşünün hakim olduğunu,Kararda portföy tazminatı talebinin ikinci şartı olan menfaat şartı delillerimiz doğrultusunda oluşturulan ilk iki raporda olduğu gibi sonraki iki raporda da gayet açık rakamsal kayıtlarla lehimize olduğu halde kararda raporların matematiksel verilerinin dikkate alınmadığını, dosyada dört ayrı bilirkişi raporu mevcut olduğunu,  Birinci raporun; 20/12/2018 tarihli üç kişiden oluşan biri profesör öğretim üyesi , biri uzman sigortacı mali müşavir ve diğeri sigorta tahkim hakemi üç yetkin kişinin oluşturduğu kök rapor olduğunu,  bu ilk raporda özetle ;  feshin acentenin kendi kusuru ile neden olmuş olmadığından haklı nedenle feshih kapsamında değerlendirilemeyeceğinin, portföy tazminatı en üst sınırının 207.262-TL  olarak hesap edildiğinin belirtildiğini, bu rapora davalı taraf itirazı ve mahkemenin resen gördüğü eksiklerden dolayı ek rapora gidildiğini, fakat bu kere heyete bir bilişim uzmanı eklendiğini ve bilirkişilere yerinde yani davalı şirketlerin merkezinde bilgisayar kayıtları üzerinden inceleme yetkisi de verildiğini, inceleme günü tüm bilirkişiler hazır şekilde davalı vekili ve davacı vekili olarak taraflarınca gidilen şirket merkezinde incelme yapıldığını ve taraflarına kapalı olan ekranlar  bilişim uzamnı bilirkişiler tarafından incelenerek sağlıklı bir rapor oluşturmak için gerekli bilgiler ekranlardan çekildiğini, Davalılar şirket merkezinde yapılan  incelemenin üzerine oluşturulan 18.11.2019 tarihli ek raporda bu kere özetle; feshin acentenin kendi kusuru ile neden olduğu fesih kapsamında sayılamayacağının , sözleşme feshinden sonra 109 müşteriye ait 176 adet poliçenin davalı şirketler tarafından yenilendiğinin ve davalı şirketlerin % 9.78 oranında kayda değer bir menfaat elde ettiklerinin, tazminat olarak en yüksek sınır olarak 207.262,47tl tazminata hükmedilebileceğinin belirtildiğini, bunun üzerine yine daval tarafın itirazları ve mahkemenin eksik gördüğü hususlardan dolayı üçüncü kez sadece davalıların hangi poliçeler bakımından menfaat sağladığı bu poliçelerin liste olarak rapora eklenmesi gerektiği yönünde belirlenen ve kısıtlanan yetki ile farklı bir heyete tevdi edilen dosyada üçüncü ve son derece fahiş hukuki yorum hataları ile  dolu 14/12/2020 tarihli rapor oluşturulduğunu, 14/12/2020 tarihli ikinci bilirkişi heyeti kök raporunda özetle, müvekkil acentenin  müşteri kayıp oranının % 85 olduğu, portföy tazminatının kayıp edilen komisyon bedeli olan 21.063,43-TL olması gerektiğinin, fesih sonrası ağırlıklı olarak acente tarafından kasko ve oto sorumluluk poliçeleri kesildiğinden sağlık ve mühendislik brnaşlarında sayının daha az olmasından dolayı ancak mahrum kalınan komisyon oranında tazminat hakkı doğduğu, şeklinde görev ve yetkiyi aşan hakkaniyet indirimi görevini hakimin elinden alan bir rapor oluşturulduğunu, taraflarınca ve davalılar tarafından yapılan itirazlar ile bu kere mahkemenin değişen hakimi tarafından görülen eksikler nedeni ile dosyanın son heyete yeniden tevdii edildiğini,  rapor talebi ile son heyete yeniden tevdi edilen dosyada bu kere son rapor bila tarihli olarak ( uyapta 26.03.2021 tarihli kayıt ) sunulmuş ve bu rapor da özetle ;  26/03/2021 tarihli son bilirkişi heyeti ek raporunda özetle; 109 müşteriden 176 adet poliçenin fesih sonrası bir yıl içinde davalı şirketlere geçtiği, bu geçişin davalılara toplam prim gelirinin 137.383,94-TL olduğunun ve fakat bunun  poliçelerin kasko ve oto sorumluluk poliçelerinin çoğunlukta olması nedeniyle önemli\tmenfaat geçişi olarak değerlendirilemeyeceğinin,  hakkaniyet gereği değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi için ise  fesihten sonra başka şirketlere acentelik ilişkisine girilip girilmediği ve komisyon miktarlarının acentenin sağladığı portföyden yeni müşterilere geçiş yapılıp yapılmadığının tespitinin gerektiğinin, belirtildiğini,  İlk iki raporda feshin haklı olmadığı net bir şekilde ortaya konmuşken, portföy tazminatına hükmedilmesi için menfaat şartının sağlanmış olduğu gayet net hesaplarla tek tek poliçelerin dökümü yapılarak kaç müşteriden kaç poliçenin geçtiği  tespiti ile oranlarla rakamsal delillerle tespit edilmişken, sonraki üçüncü raporda müvekil acentenin müşteri kaybının %85 olduğu, dördüncü raporda ise davalı şirketlerin fesih sonrası bir yıl içinde müvekili portföyünden \tgeçen müşterilerden kazancının 137.383,94-TL olduğu tespit edilmişken mahkemenin hatalı değerlendirmelerle ve mantık hataları ile dolu olan raporların üstelik de lehe kısımları varken aleyhe kısımlarından alıntı yaparak hüküm oluşturmasının hatalı olduğunu, Hatalı delil değerlendirmeleri haricinde kanun maddelerinin ve içtihat kaynaklarının değerlendirilmesinde ve dolayısı ile hatalı hüküm kurulmasında etkili yorum hataları mevcut olduğunu, Türk Ticaret Kanununda , Yargıtay tarafından, yerleşik içtihat ile fiilen yıllarca uygulama alanı bulan denkleştirme tazminatı kavramının 122. madde ile girdiğini, bu kanunlaşma sürecinde kanunun gerekçesi  ile açıkça, düzenleme  altında yatan nedenlerin, maddede aranması gereken şartların, çok açık şekilde tane tane sayıldığını, mevzuatın kısa ve öz olması kaynaklı yorum ve görüş hatalarının önüne geçilmesi için ne gibi değişikliklerin yapıldığının, hangi hususlara özellikle dikkat edilmesi gerektiğinin, kullanılan kavramların neyi ifade ettiğinin  ve özellikle de neyi ifade etmediğinin tek tek madde fıkraları bazında  sıra sıra sayılmak sureti ile belirlendiğini, kanun koyucunun gerekçesinde denkleştirme talebinin özellikle bir zarar tazmini olmadığını vurguladığını dolayısıyla davalı istinaf dilekçesinde sürekli tekrar eden zarar kelimesinin ve buna dayanan tüm beyanların hatalı bir yaklaşım ve yorum olduğunu, fesihten sonra devam eden üretime isabet eden komisyon bedeline hükmedilmesi gerektiği savının tamamen kanun ve kanun koyucunun asıl amacına aykırı olduğunu,  Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre de portföy tazminatının haksız fesih neticesinde davalı şirketin, davacı acentanın portföyünden yararlanması neticesinde uğradığı kaybın karşılığı olduğunu, devamlılığın portföyün tanımı gereği zorunlu bir unsur olmadığını, devamlılığı olmayan poliçelerden gelen müşteriler de yeni müşteri sayıldıklarını ve portföy kapsamında olduklarını, portföyün tanımının belli olduğunu  ve yine kanun gerekçesinden alıntı ile ‘acente ile tek satıcı ve diğer müvekkile “yeni” müşteri kazandıran sürekli iş yapma ilişkileri arasında denkleştirme talebi yönünden farklılık yaratmanın haklılık ve adalet temeli zayıf olduğu için beşinci fıkranın öngörüldüğünü, tek satıcının işletmeye (müvekkile) bağlılığının acente düzeyinde olmadığı, tek satıcının daha bağımsız bir konumda bulunduğu itirazının, tek satıcının işletme ile “arızî” sınırını aşan iş yapılması olgusunun varlığı karşısında gücünü yitirdiğini, ayrıca “devamlılık” unsurunun rekabetin korunması hukukunda sempati ile karşılanmadığını, “devamlı” sayılamayan hizmetlerin de “yeni” müşteri sağlayabileceğini, \"güçlü ve tanınmış markalar da yeni müşterilere ulaşmak için gayret edecek acentelere ihtiyaç duyar\" ibaresi ve \"devamlı olmayan hizmetlerin de yeni müşteri sayılacağı dolayısıyla portföy kapsamında olduğu\" ibarelerinin bu bölüme ilişkin ibareler olduğunu, zorunlu sigortaların da portföy kapsamında olduklarını, zorunluluğun devlet tarafından acentelere yönetmelik gereği yüklenen bir görev olduğu ve bu görev neticesinde elde edilen gelirin diğer sigortalar kadar olmadığı, dolayısıyla bu  poliçelerin müşterilerinin portföy de sayılmayacağı, bu müşterilerin kaybının denkleştirmeyi de gerektirmeyeceği mantığının tamamen hatalı ve kanuna aykırı olduğunu, trafik üretiminin ( oto sorumluluk ) devamlı olmayabileceğini,  bir sonraki sene başka bir şirket ile sözleşme yapabileceğini,  fakat  giden on müşteri yerine, yine acentenin verilen hedeflere uygun olarak, başka on trafik sigortası müşterisi bulacacağını ve dolayısıyla müşteri portföyünün isim olarak belki farklı  olacağını ama sayı olarak asla bir önceki senenin altına düşmeyeceğini, Kaldı ki trafik sigortası müşterilerinin de genelde yıllarca aynı şirket ile poliçe yapmaya devam ettiklerini ve bunun da tamamen şirketin acentesi olan müvekkili gibi şahsi olarak işletmesine emek veren insanlar sayesinde gerçekleştiğini, varsayıma dayalı \"trafik sigortası portföyü kalıcı değildir\" gibi çarpık bir düşünceden hareketle devamlı olmayan ve de yıllarca sürmeyen poliçeler portföy değildir mantığı nereden çıktığının anlaşılamadığını, mahkemenin tüm bu açıklamalara rağmen önemli menfaat ve kayıp kavramları hakkındaki tespitlerinin kabulünün mümkün olmadığını, zira dosyada karara esas teşkil eden bilirkişi uzman heyet raporlarının yerleşik içtihat ve kanuna uygun raporlar olduklarını ve fesih sonrası devam eden poliçe ve müşteri sayılarını son derece başarılı olarak tablolarla, listelerle dosyaya dahil ettiklerini,   denkleştirme tazminatı için mevzuat ve içtihadın öngördüğü tüm kriterlerin araştırıldığını ve varlıklarının oranlarla tablolarla  lehlerine raporlandıklarını, bunlardan biri olan önemli menfaat şartının da gayet net ortaya konulduğunu ve yüzdelik olarak belirlendiğini,  somut davada karar gerekçesinde de çok doğru bir şekilde ifade bulan yüzde 9.78 lık bir menfaat geçişinin çok ciddi bir menfaat geçişi olduğunu, yüzde iki oranında bir menfaat geçişinin bile yüksek cirolu acentelerde gayet kayda değer menfaat geçişleri olduklarını,  çünkü yüksek ciroları olan ticari şirketlerde yüzde iki oranında kazanç ve kayıpların büyük tablo gözetildiğinde çok ciddi kazanç ve kayıp oranları olduklarını, haksız fesih nedeni ile müvekkilinin müşteri kaybının % 85 gibi ciddi bir oranda olduğunu ve davalılara ciddi menfaat geçişi  olduğunu, 176 adet poliçeden 137.383,94-TL fesih sonrası sadece bir yıl içinde davalı şirketlere geçen portföyden elde edilen prim miktarı olduğunu,  önemli menfaat şartının gayet açık ve net bir şekilde raporlarda ele alınmış ve tüm raporlarda rakamsal olarak doğru sonuca ulaşılmış olduğunu, Sayın Mahkemenin menfaat şartı oluşmadığı yönündeki tespitlerinin hatalı ve yanlış değerlendirmelere dayandığını, aynı mahkemenin seri esasında kayıtlı olan ve incelme hakimi farklı olan daha evvel karar çıkmış üç ayrı dosyalarının da emsal olarak dosyaya sunulduğunu, bahsi geçen dosyaların da İstanbul 2. Asliye Ticaet Mahkemesinden çıktığını ve dosyaların üçünde de portföy tazminatı en üst sınırdan  olacak şekilde lehlerine hüküm kurulduğunu, aynı mahkemenin farklı incelme hakiminin menfaat şartının daha az oranlarda bile varlığına kanaat getirdiğini,   İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, ıslah dilekçesinde talep edilen bedelinin tamamının hakkaniyet indirimi yapılmaksızın en üst sınırdan dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesi ile, yerel mahkeme kararının mevzuata uygun olduğunu ancak vekalet ücreti yönünden hatalı olduğunu,Davacının her iki şirketten de 45.000,00-TL tazminat talebinde bulunduğunu ancak 30/01/2019 tarihinde verdiği ıslah dilekçesi ile; 45.000,00-TL olarak her iki şirketten müştereken ve müteselsilen talep ettiği bedeli, HMK 107/2 uyarınca 162.262,00-TL arttırarak toplam 207.262,00-TL.'na çıkarttığını ve 207.262,00-TL'nı her iki davalıdan müştereken müteselsilen talep ettiğini de açıkça belirttiğini, 30/01/2019 tarihli bu dilekçe ile birlikte müddeabbihin 207.262,00-TL olduğunu, bu bedelin her iki davalıdan ayrı ayrı istendiğinin tartışmasız hale geldiğini ancak davacının 23/06/2020 tarihinde verdiği beyan dilekçesinde bu kez ikinci bir ıslah yaparak; ıslahla birlikte her iki şirketten de talep ettiği toplam 207.262,00-TL.'lık bedelin; 5.000,00-TL'nı ... A.Ş.'den, 202.262,00-TL'nı ... Sigorta A.Ş.'den talep ettiğini bildirdiğini, yerel mahkemenin de farklı gerekçelere dayalı olarak her iki davalı yönünden davanın reddine karar verdiğini ancak fiili sürece ve  nihai gerçekliğe rağmen her iki davalı için tek bir avukatlık ücretine hem de 4.080,00-TL'lık maktu avukatlık ücretine hükmettiğini, bunun kabul edilebilir hiçbir yasal dayanağı olmadığını, ... A.Ş. yönünden 22.958,34 TL. ... A.Ş. yönünden 22.958,34 TL. olmak üzere toplam 45.916,68 TL. avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğini,   İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda vekalet ücreti yönünden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı tarafından haksız feshedildiği iddia olunan acentelik sözleşmesine dayalı denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, mahkemece davalılar tarafından sözleşmenin feshinin haklı olduğuna yönelik kabulün dayanağının, davacı işyeri önünde bulunan davalıların ünvanlarının yazılı olduğu büyük tabela üzerine ve  çalışan hatası ile davacının acenteliğini yaptığı başka bir sigorta şirketinin bez afişinin asılması olduğu, oysa  gerek dava dilekçelerinde, gerekçe 01/02/2019 tarihli dilekçelerinde davacı çalışanın, davacının yurt dışında olduğu sırada ve bilgisi dışında bu afişi yanlış yere astığının, durumun kendisine bildirilmesi üzerine afişin hemen kaldırtıldığının ve yurt dışı dönüşünde ilgili çalışandan savunma istenerek, yazılı uyarıda bulunulduğunun açıklandığı, dilekçeye pasaport görüntülerinin, çalışandan alınan savunmanın ve uyarı yazısının eklendiği, afişin tabelayı tamamen kapatmadığının dosyaya mübrez fotoğraflardan da belli olduğu,  davalıların fesihten önce bu konuda yazılı bir ihbarlarının dahi bulunmadığı, afişin çalışan hatası nedeniyle ve bir gün asılı kaldığı hususundaki tanık dinletme taleplerinin haksız olarak reddedildiği, sırf bu sebeple sözleşmenin feshinin haksız olduğu,  mahkemece uygulanan TBK'nun 66 maddesinin somut olayda uygulanamayacağı, mahkemece ilk bilirkişi heyeti kök ve ek raporunda hakedilen denkleştirme tazminatının doğru hesaplanmasına rağmen, ikinci bilirkişi heyeti kök ve ek raporunda eksik hesaplandığı, ikinci bilirkişi heyeti raporundaki davalıların davacı sayesinde sözleşmenin feshinden sonra önemli menfaat elde etmedikleri yönündeki tespitin yerinde olmadığı, trafik sigortaları ve kasko sigortalarının da portföy niteliğinde olduğu, mahkeme hükme esas alınan son bilirkişi heyeti ek raporunda da haksız fesih nedeni ile davacının müşteri kaybının % 85 gibi ciddi bir oranda olduğunun fesih sonrası davalıların sadece bir yıl içerisinde davacıdan geçen  176 adet poliçeden 137.383,94-TL prim elde ettiklerinin tespit edilmiş olduğu, bunun önemli menfaat olarak kabul edilmemesinin hatalı olduğu yönündedir.Davalılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; mahkemece iki ayrı davalı yönünden ve ıslah edilen tutar üzerinden iki ayrı ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, tek ve maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu yönündedir. Acentelerin denkleştirme tazminatı istemlerine ilişkin düzenleme 6102 Sayılı TTK'nun 122 ince maddesinde yer almakta olup, sigorta acentelerinin denkleştirme tazminatı istemleri 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesinde ayıca hükme bağlanmıştır. TTK'nun 102/3 fıkrasında sigorta alanlarına ilişkin özel düzenlemeler saklı tutulmuş olup, 5684 sayılı Kanunun 23/16 maddesi uyarınca, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi, sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer. Sigorta şirketinin acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi, acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler dolayısıyla acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam etmesini ifade eder(bkz Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2019/2876 esas, 2020/3326 karar sayılı, 30/06/2020 tarihli ilamı). Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder (hakkaniyet unsuru ile ilgili bkz. Mustafa İsmail Kaya, Acentelik Hukuku, Adalet Yayınevi, 2 Bası, Ankara 2022, s.374 vd). Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez.  Öte yandan bu tazminat tutarı TTT'nun 122/2 fıkrası uyarınca, sigorta acentesinin fesih tarihinden geriye doğru son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme daha kısa süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. Denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğunu ispat yükü acente üzerinde, acentenin kusurlu olduğunu veya denkleştirme tazminatından hakkaniyet indirimi yapılmasını gerektirir koşullar bulunduğunu ispat yükü müvekkil üzerindedir (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin  2023/104 esas, 2023/6972 karar sayılı, 30/11/2023 tarihli; 2021/5374  esas, 2022/7179 karar sayılı, 19/10/2022 tarihli ilamları)İlk derece mahkemesi tarafından; ön inceleme celsesinde; dilekçesinde tanık deliline dayanan taraflara tanık listesini sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği, aksi halde bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağının ihtar edildiği, davacı vekilinin iki haftalık kesin süre içerisinde tanıklarının isim ve adreslerini bildirmediği gibi, yargılamanın ilerleyen safhalarında da tanık dinletilmesi yönünde bir talebinin olmadığı, mahkemece tanık dinletme talebinin reddine yönelik bir ara karar bulunmadığı, verilen kesin süre içerisinde tanık listesi sunmayan davacının bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Gerek Acentelik 6102 Sayılı Kanunun 122 maddesi, gerekse 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesi uyarınca; denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için, acentelik sözleşmesinin acentenin kusurundan kaynaklanan haklı bir nedenle feshedilmemiş veya acente tarafından sözleşmenin haksız feshedilmemiş olması,  sözleşme sona erdikten sonra sigorta şirketinin, sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmeye devam ediyor olması, sözleşmenin sona ermesi nedeniyle sigorta acentesinin, sigorta şirketine devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması ve hakkaniyetin tazminat ödenmesini gerektirmesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şartların gerçekleşmesi halinde denkleştirme tazminatı hesabının ne şekilde yapılacağına dair gerek yasaya gerekse  Yargıtay içtihatlarında detaylı bir yöntem belirlenmiş değilse de, öğretide hesabın, acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlendikten sonra üç aşamalı bir formülle yapılacağı görüşü hakimdir. Buna göre ilk aşamada müvekkilin muhtemel menfaati ve acentenin kaybı hesaplanır. Bu rakam denkleştirme tazminatının ham karşılığıdır. İkinci aşamada bulunan bu tutar hakkaniyet denetimine tabi tutulur. Üçüncü aşamada ise hakkaniyet denetimi sonrası bulunan tutarın Kanunda öngörülen üst sınırı(sözleşmede acente lehine düzenleme yoksa) aşıp aşmadığına bakılır (detaylı bilgi için bkz Arslan Kaya; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Acentelik, Beta Yayınları, Genişletilmiş İkinci Bası, İstanbul, 2016, s.265 ve devamı) Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davacı ile davalıların tarafı olduğu 12/11/2015 tarihli sigorta acenteliği sözleşmesinin 19/08/2016 tarihinde davalılar tarafından, davacı acentenin iş yerinde bulunan davalılara ait tabelanın üzerine başka bir sigorta şirketine ilişkin afişin asılması, bu durumun sona erdirilmesi yönündeki taleplere rağmen davranışta ısrar edilmesi, böylece sözleşmenin davalıların çıkarlarının korunmasına ilişkin beşinci maddesi ve diğer maddelerinin ihlal edilerek, taraflar arasındaki güven ilişkisinin ortadan kaldırılması nedeniyle feshedildiği, sözleşmenin beşinci maddesinde, acentenin doğrudan doğruya kendisi ile ilgili olsun olmasın davalıları ilgilendiren tüm konularda davalıların itibarı, müşteri ilişkileri, reklam, tanıtım, tahsilat, rücu, eğitim gibi her konuda davalıların çıkarlarını korumak ve kollamakla yükümlüğü olduğunun, sözleşmenin yirmi birinci maddesinin ikinci fıkrasında acentenin sözleşme hükümlerine veya ilgili mevzuat ve teamüllere, davalılar tarafından verilen karar, direktif ve genelgelere uymaması halinde, önceden ihbara gerek bulunmaksızın her zaman davalılarca feshedilebileceğinin düzenlendiği, davacının  davalılara ait tabelanın üzerine başka bir sigorta şirketine ilişkin bez afişin, tabelayı tamamen kapatmayacak şekilde ve kendisi yurt dışında iken çalışanı tarafından yanlışlıkla asıldığını, durumun bölge yetkilisi tarafından kendisine bildirilmesi üzerine afişin indirtildiğini ve çalışanın yazılı savunmasının alındığını belirttiği, buna ilişkin delillerini(pasaport fotokopisi, çalışandan alınan yazılı savunma) 01/02/2019 tarihli dilekçesi ekinde dosyaya sunduğunu belirtiş ise de, öncelikle bu delillerin ön inceleme celsesinde verilen iki haftalık kesin süre de dolduktan sonra ilk bilirkişi heyet raporuna karşı beyan dilekçesi ile dosyaya sunulduğu, davalıların bu yeni delillere açık muvafakatlerinin bulunmaması karşısında, süresinde sonra sunulan delillerin hükme esas alınamayacakları, anılan afişin sırf bu sebeple sözleşmenin feshedilmesini dürüstlük kuralına aykırı hale getirecek şekilde kısa sürede kaldırıldığına, diğer ifade ile sözleşmeye aykırılığın derhal giderildiğine dair başkaca bir delil de sunulmadığı, yukarıda belirtildiği üzere davacının süresinde tanık listesi de sunmamış olduğu, yine sözleşmenin ifası bakımından davacının ifa yardımcısı olan çalışanlarının kusurlarından da sorumlu olduğu,  buna göre mahkemece  davacı acentenin ya da çalışanlarının davalı sigorta şirketlerinin isim ve tabelası üzerine başka bir sigorta şirketinin reklam ve afişini asmasının sözleşmenin beşinci maddesinin ihlali niteliğinde bulunduğu, davalıların sözleşmenin yirmibirinci maddesi uyarınca başka bir ihbara gerek kalmaksızın sözleşmeyi feshedebilecekleri, kaldı ki yazılı fesih bildirimi öncesinde davacının bölge yetkilisi tarafından sözleşmeye aykırılığın giderilmesi için uyarıldığının davacının da kabulünde olduğu, mahkemenin feshin haklı olduğuna dair kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, öte yandan yine mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere; mahkemece hükme esas alınan son bilirkişi heyeti kök raporunda davacının sözleşmenin feshi sonrasındaki bir yıllık süre içerisindeki müşteri kaybının %85 oranında olduğu, bu bir yıl içerisinde davacı acentenin önceki 109 müşterisine, davalılar tarafından yirmi altı farklı acente üzerinden 176 poliçe tanzim edilemiş ve 137.383,94-TL prim elde edilmiş, acentelere toplam 20.295,51-TL komisyon ödenmiş olduğu, dolayısıyla davacının gelir kaybı ve davalının devam eden menfaatinin de bu tutar olduğu; szöelşem feshedilmeseydi beş yıl süreceği tahmini ile dğer güncellendiğinde talep edilebilecek tazminatın 21.063,43-TL, talep edilebilecek tazminat üst sınırının ise 181.941,73-TL olduğu, ancak davacının sözleşmenin feshine kadar geçen dönemde yaptığı poliçelerin ağırlıklı olarak oto sorumluluk ve kasko poliçelerinden oluştuğu, yüksek primli ve daha karlı sağlık, mühendislik poliçelerinin ise binde dört oranında kaldığı, nitekim fesihten sonra davacının müşterileri ile davalının yaptığı poliçelerin de yüzde altmış beşlik kısmını yine oto sorumluluk ve kasko poliçelerinin oluşturduğu tespit edilmiş olup, feshin haksız olması varsayımında dahi, davalı şirketlerin ekonomik büyüklükleri büyüklükleri, marka değerleri ve bilinirlikleri de nazara alındığında, acentenin portföyünün sigorta şirketi bakımından ekonomik bir değer arz etmediği, diğer ifade ile sigorta şirketinin fesih sonrasında acente portföyünden önemli menfaatler elde ettiğinin kabul edilemeyeceği, mahkeme gerekçesinde de bu hususa vurgu yapıldığı, davacı yanın aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalılar vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf sebebi; davacının 5.000,00-TL'sından ... sorumlu olmak üzere toplam 207.262,00-TL tazminatın davalılardan müteselsilen tahsilini talep ettiği, mahkemece  her iki davalı yönünden aynı sebeple talebin tümden reddedildiği,  TTK'nun 122. maddesinde denkleştirme tazminatının, açıkça \"tazminat\" olduğunun belirtildiği, karar tarihinde yürürlülükte bulunan  AAÜT'nin  3/2 ve 13/4 maddeleri  uyarınca,  tümüyle reddedilen denkleştirme tazminatı yönünden red sebebi ortak olan davalılar lehine tek ve maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0-TL harcın davalı ... Anonim Şirketinden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0-TL harcın davalı ... Anonim Şirketinden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"99da393581fd79e2","SID":"7211ac1ac95185a5"}}