{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ  <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t: 2024/417 <br>KARAR NO\t: 2024/789<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 09/02/2024<br>NUMARASI\t\t: 2023/704 Esas - 2024/47 Karar<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI\t:<br><br>\t<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Cismani Zarar Nedeniyle Tazminat)<br>KARAR TARİHİ\t: 29/05/2024<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 02/07/2024<br><br>\tMahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile  anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; <br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde; 08/09/2015 tarihinde davalı ... şirketine sigortalı aracın karıştığı kaza sonucu, karşı araç içerisinde bulunan müvekkili ...'in yaralandığını ve maluliyetinin meydana geldiğini, davalı şirket ile arabuluculuk aşamasında anlaşmak istediklerini ancak anlaşamama ile sonuçlandığını, zararlarından davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, trafik kazası sonucu yaralanarak bedeni güç kaybına uğrayan davacının toplanacak delillere göre şimdilik 1.000 TL (hesaplama sonrasında arttırılmak üzere) maddi tazminat tutarı ve geçici iş göremezlik zararının davalıdan tahsilini istemiştir. <br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde; huzurdaki dava öncesi davacı tarafın aynı kazaya istinaden talepleri için, Ünye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/293 Esas sayılı dosyası ile müvekkili şirket aleyhine dava ikame etmiş olduklarını ve dosyanın derdest olduğunu, davacı tarafın hali hazırda aynı kazaya ilişkin tarafları aynı olan ve aynı talepleri içeren davayı ikame ettiğini, ancak görüleceği üzere açık bir derdestlik durumu söz konusu olduğunu, bu durumun mahkemece de re'sen gözetilmesi ve eldeki davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle daha evvel aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak dava açılmış olması nedeniyle, derdestlik itirazlarının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesini, davacının dava konusu taleplere ilişkin müvekkili sigorta şirketine yapılmış geçerli başvurusunun bulunmadığını, müvekkili sigorta şirketine eksik evraklarla başvuru yapıldığını, bu eksiklerin giderilmeden dava yoluna gidildiğini, bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin taleplerin zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zaman aşımına uğradığını, mağdurun kaza tarihinde zararı ve tazminat yükümlüsünün kim olduğu hakkında bilgi sahibi olduğunu, dava konusu kazanın 08/09/2015 tarihinde gerçekleştiğini, davacılar tarafından arabuluculuk başvurusunun yasada belirtilen 2 yıllık zaman aşımı süresinden sonra 08/09/2023 tarihinde yapıldığını, zamanaşımı itirazları doğrultusunda davanın usulden reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; davanın, trafik kazasından kaynaklanan sigorta şirketine karşı yöneltilen tazminat talebine ilişkin olduğu, davacı vekilinin 08/09/2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığı belirtilerek, maddi tazminat talepli olarak dava açtığı, davalının zamanaşımı def’i yönünden, 6098 sayılı TBK.'nın 72. maddesinde haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararın tazmini istemi ile açacağı davaların, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğunun belirtildiği, bunun yanında, 2918 sayılı KTK.nın 109/1. maddesinde; \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.\" hükmüne, yine aynı kanunun 109/2 maddesinde ise, \"dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.\" hükmüne yer verildiği, davacının maluliyetinde gelişen durum yok ise kaza tarihi olan 08.09.2015 tarihinden itibaren ceza zamanaşımı uygulanacağı, gelişen durumun varlığının kabul edilmesi durumunda ise gelişen durumun öğrenilmesi tarihinden itibaren iki yıl ve her halükarda 10 yıllık tavan zamanaşımı süresi uygulanacağı, davaya konu 08.09.2015 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucunda davacı yaralanmış olup, eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'ya göre zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, işbu davadan evvel davacı tarafça arabuluculuk yoluna 08.09.2023 tarihinde müracaat edildiği, arabuluculuk sürecinin 18.09.2023 tarihinde sona erdiği ve akabinde 19.10.2023 tarihinde eldeki davanın açıldığının anlaşıldığı, davacı tarafça eldeki dava açılmadan evvel yapılan başvuru üzerine 29.09.2023 tarihinde Gaziantep Dr.Ersin Araslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen maluliyet raporunda davacının %5 oranında özürlü olduğunun tespit edildiği, dava dilekçesinde de davacının söz konusu rapora göre malul kaldığından bahisle işbu davayı açtığı, bu durumda davacının en geç bu raporun düzenlendiği tarih itibariyle zararı öğrendiğinin kabulü halinde dahi, davacı tarafın, davacının tedavisinin devam ettiği ya da gelişen durum olduğuna dair iddia ve ispatı da bulunmadığına göre, 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde (08.09.2023 tarihine kadar) davanın açılmadığının anlaşıldığı, davacı tarafça dava açılmadan evvel arabuluculuk yoluna müracaat edildiği, arabuluculuk süresince 6325 sayılı kanun 16/2, 18/A-15 no'lu maddesi uyarınca  zamanaşımı süresinin duracağı anlaşılmakta ise de, arabuluculuk sürecinin sona erdiği tarih olan 18.09.2023 tarihinden sonra 19.10.2023 tarihinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmakla, zamanaşımı nedeni ile davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle;“Davanın zamanaşımı nedeni ile reddine“ karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin 06/09/2023 tarihinde arabuluculuk yoluna müracaat ettiği ve sürecin 18/10/2023 tarihinde anlaşamama ile sonuçlandığını, eldeki davanın ise 19/10/2023 tarihinde açıldığını, davanın 8 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığını belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tMahkemece verilen karardaki kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak HMK'ın 355. maddesi gereğince yapılan inceleme neticesinde;<br>\tDava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemidir.<br>\tMahkemece, davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığından bahisle reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>\tZamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden, dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir. Sonucu alacak hakkına son verme değil, onu eksik borç haline getirme olarak ortaya çıkmaktadır. Zamanaşımına ilişkin düzenlemelerin temelinde iddia edilen alacağın aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kullanılmaması karşısında borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek ihtilaflara karşı korunması, kendi alacağına karşı uzun süre kayıtsız kalan kimsenin bu hakkının artık korunmaya layık olmadığını kabul etmiş sayılması yatmaktadır.<br>Diğer bir ifadeyle özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir (Yargıtay HGK'nın 2018/21-523 E. - 2019/70 K.).<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/523 E. - 2019/70 K. sayılı 05/02/2019 tarihli kararında da; \"Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) hâline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli olmayıp borçlunun kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir (Reisoğlu, Sefa: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1998, s.334 vd.; Kuru/Arslan/Yılmaz: Medeni Usul Hukuku, Ankara 1995, s.304 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997, s.346 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s.323; Tutumlu: s.2., HGK’nın 05.05.2010 tarihli ve 2010/8-231 E., 2010/2553 K.; 3.5.2006 tarihli ve 2006/4-232 E. - 269 K. sayılı kararları).\" denilmiştir.<br>Yargıtayın istikrar kazanmış son uygulamalarına göre, zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru, Baki: age, Cilt:2, s.1761; Von Tuhr, A.:Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.; Canbolat, F.: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.; HGK’nın 06.04.2011 tarihli ve E:2010/9-629, K:2011/70; 09.10.2013 tarihli ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 12.03.2014 tarihli ve E:2013/4-544, K:2013/315 sayılı kararları).<br>Dolayısı ile görülmekte olan bir davada, yasal süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulması halinde mahkemece, zamanaşımına yönelik savunma değerlendirilir. Zamanaşımı def'inin değerlendirilmesi sırasında, zamanaşımını kesen veya durduran sebepler titizlikle değerlendirilmeli, zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerin varlığı halinde bu haller gözardı edilmemelidir. Bu çerçevede, 2918 Sayılı Yasa kapsamında belirlenen zamanaşımı süreleri açısından da, TBK'nın 153 ve 154. maddelerinde düzenlenen zamanaşımını durduran ve kesen sebeplerin uygulanmasında ayrık bir durum bulunmadığından, 2918 Sayılı Yasa'dan kaynaklanan tazminat taleplerinde de bu yasa hükümleri uygulanır. Yine özel yasalarda da, genel olarak zamanaşımının durmasına yahut kesilmesine yönelik getirilen düzenlemelerde, ayrık bir durum söz konusu olmadıkça 2918 sayılı Yasa'dan kaynaklanan maddi tazminat davalarında da uygulanır.<br>Bu açıklamalardan sonra TBK'nın \"D. zamanaşımının kesilmesi\", \"1. Sebepleri\" yan başlıklı 154. maddesinde; \"(1)Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir:<br>1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse,<br>2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa\" denilerek, zamanaşımını kesen nedenleri, TBK'nın \" III. yeni sürenin başlaması\", \"I. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması halinde\" yan başlıklı 156. maddesinde borcun ikrar edilmesi yahut karara bağlaması ile zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlayacağı, düzenlemiş, TBK'nın \"E. Davanın reddinde ek süre\" yan başlıklı 158. maddesinde ise ;\"Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir.\" denilerek, davanın reddi halinde ek süre düzenlemiştir. Öte yandan Dünyada ve Ülkemizde görülen Covid19 salgın hastalığı nedeniyle 25/03/2020 tarihli Resmi Gazete'de Yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun \"GEÇİCİ MADDE 1\" maddesinde de; \"(1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, …..itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.\" denilerek, zamanaşımı sürelerinin durmasına ilişkin düzenleme getirilmiş, Kanun verdiği yetkiye istinaden 2480 Karar 29 Nisan 2020 Gün Sayılı, 30 Nisan 2020 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile durma süresi 15/06/2020 tarihine kadar uzatılmış olup, söz konusu durma süreleri de zamanaşımı süresinin belirlenmesinde nazara alınır.<br>Yine, TTK'nın 5A. maddesi ile bir kısım ticari davalarda \"dava şartı arabuluculuk\" kabul edilmiş olduğundan, dava şartı arabuluculağa tabi davalarda da 6325 sayılı Yasa'nın 18/A-15. fıkrasında \"Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.\" denildiğinden, bu süre zarfında da zamanaşımı süresi duracağından, zamanaşımı süresinin belirlenmesinde nazara alınmalıdır. <br>\tSomut olayda, davacı 08/09/2015 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle cismani zarar nedeniyle maddi tazminat talep etmiştir. Davacı 06/09/2023 tarihinde dava şartı arabulucuk nedeniyle arabuluculuk yoluna müracaat etmiş, 18/10/2023 tarihinde arabuluculuk süresinin anlaşamama ile sonuçlanması sonrasında 19/10/2023 tarihinde eldeki davayı açmıştır. Dosya içerisinde kazanın ölümlü olup olmadığına yönelik bir tespit olmamakla birlikte, kazanın sadece yaralamalı kaza olduğu kabul edilse dahi ceza kanunlarındaki zamanaşımı süresi, ilk derce mahkemesi kararında da açıklandığı üzere 8 yıl olacaktır. Ne var ki zamanaşımını \"kesen sebepler\" olması halinde, kesen sebepler sonrasında kanunlardaki 2 yıllık zamanaşımı süresi yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını durduran sebeplerin varlığı halinde 8 yıllık Ceza Kanun'larında öngörülen zamanaşımı süresinin de duracağı Yargıtay içtihatlarıyla da kabul edilmektedir (Yargıtay 4. HD  2022/3302 E  2023/7770 K.).<br>\tEldeki uyuşmazlıkta da, gerek Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle zamanaşamı süresinin durduğu 95 günlük süre, gerekse de 6325 sayılı Yasa'nın 18A-15 maddesi hükmü nazara alındığından, davanın zamanaşımı süresi içerisinde  açıldığı  anlaşılmakla, yargılamaya devam edilerek, öncelikle davalının derdestlik dava şartına yönelik itirazları değerlendirilmek suretiyle   uyuşmazlık derdestlik yahut kesin hüküm dava şartı da gerçekleşmiş ise davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik ve hatalı değerlendirme ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.   <br>\tYukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, uyuşmazlığın çözümünde etkili deliller toplanılmadan ve değerlendirmeden karar verilmiş olması nedeniyle kararın HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, davalı tarafından aynı talepler çerçevesinde Ünye 3. Asliye Hukuk Mahkemesine de dava açıldığı eldeki davanın derdest olduğu ileri sürüldüğünden öncelikle davalının derdestlik dava şartına yönelik olarak itirazları, söz konusu dosya, dosya içerisine kazandırılmak suretiyle değerlendirilerek, derdestlik yahut kesin hükme ilişkin dava şartları mevcut ise yargılamaya devam edilerek, taraf delilleri toplanılmak suretiyle davanın esası hakkında karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.<br>\tHÜKÜM \t: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 09/02/2024 tarihli 2023/704 Esas - 2024/47 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>Kararın kaldırılma sebebine göre, davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,<br>2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan İstinaf karar harcının istek halinde istinaf eden davacıya iadesine,<br>4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, <br>5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 29/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br><br><br>\t\t\t\t<br>... <br>...<br>Başkan ...<br> <br><br>Üye ...<br> <br><br>Üye ...<br> <br><br>Katip ...<br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d11999678c6513d4","SID":"8e1933a2330c9b62"}}