{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1394 <br>KARAR NO\t: 2024/381<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DAVA: Alacak <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/03/2024<br>Davanın kısmen kabulüne-reddine  ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı arasında 18.09.2017 tarihli ve 5 yıl  süreli bayilik sözleşmesi ve aynı tarihli çerçeve protokol akdedildiğini, davalı tarafın imzaladığı ürün alım taahhütnamesi ile yıllık asgari 400 ton beyaz ürün almayı, eksik kalan ton üzerinden 60-USD tutarında kar mahrumiyetini ödemeyi taahhüt ettiğini, sözleşmeye göre söz konusu kar mahrumiyeti tutarının davacı tarafından her bir anlaşma döneminin hitamında veya bizzat belirleyeceği dönemlerde anlaşmanın ifasıyla birlikte veya anlaşmanın hitamında ve aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edilip edilmeyeceğine bakılmaksızın talep edebileceğinin veya mutabakat dahilinde anlaşma süresi sonunda toplamının talep edebileceğinin kararlaştırıldığını, çerçeve protokolün 13. maddesine göre taahhütlerin, mevzuatın herhangi bir hükmünün davalı tarafından kısmen ya da tamamen ihlal edilmesi, davacıdan satın aldığı ürün bedellerini ve hizmet bedellerini vadesinde ödememesi halinde davacının anlaşmayı haklı nedenle fesih hakkını haiz olduğu, anlaşmanın davacı tarafından feshedilmesi veya anlaşma ve eklerinin bayi tarafından süresinden önce feshi veya fesih sonucunu doğuracak şekilde hareket edilmesi halinde, davalı bayi tarafından 100.000-USD tutarında cezai şartın davacıya ödeneceğinin düzenlendiğini, davalının muaccel borçlarını ödemediği gibi Salihli ... Noterliğinin 18.04.2018 tarihli ihtarnamesi ile sözleşmeyi süresinden önce tek taraflı ve haksız olarak feshettiğini, ayrıca davalı bayinin verdiği taahhüde aykırı davranarak, müvekkili şirketten alması gereken 161.038 ton ürünü satın almadığını, bu nedenle müvekkilinin kar kaybına uğradığını,  davalı tarafın eksik ton başına 60-USD ödemeyi taahhüt ettiğinden mevcut kâr kaybının 110.337,72-USD olduğunu, müvekkili tarafından keşide edilen Beşiktaş ... Noterliğinin 13.06.2018 tarihli ihtarnamesiyle, davalının borçları ile sözleşmenin feshi nedeniyle doğmuş cezai şart ve kar kaybı alacaklarının ödenmesinin istenildiğini, ihtara rağmen davalının borçlarını ödemediğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla çerçeve protokolünün 13. maddesi uyarınca tahakkuk eden 100.000-USD cezai şart alacağının şimdilik 1.000-USD’sinin  ve ürün alım taahhütnamesi uyarınca eksik kalan ürün miktarı için hesaplanan 110.337,72-USD kar mahrumiyeti alacağının şimdilik 1.000-USD'sinin temerrüt tarihinden itibaren yabancı paraya işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>ISLAH: Davacı vekili 20/11/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, eksik ürün alımından kaynaklanan alacak talebini 16.310,34-USD olarak ve cezai şart talebini 30.000-USD olarak ıslah etmiştir.  <br>CEVAP: Davalı vekili; 18.09.2017 tarihli sözleşmelerin yaklaşık 6 ay devam ettiğini, müvekkilinin DBS (doğrudan borçlanma sistemi) ile akaryakıt almasına bir engel bulunmamasına rağmen, 07/04/2018 tarihinde gönderilen akaryakıt tankerine davacı şirket tarafından akaryakıt verilmediğini,aynı tarihdeki e-postaya cevap verilmediğini,aynı gün gönderilen ikinci e-postaya rağmen de akaryakıt verilmediğini, 11.04.2018 tarihli ihtarname ile  3 gün içinde akaryakıt tesliminin talep edildiğini,sözleşmelere aykırı olarak müvekkiline akaryakıt vermemesi, müvekkilinin kira ve paylarını ödememesi ve bu şekilde harekette ısrar etmesi üzerine müvekkilinin sözleşmeyi 18.04.2018 tarihli ihtarname ile haklı olarak feshettiğini, davacının 13.06.2018 tarihli cevabi ihtarında taşınmazdaki kira şerhinin yapılmadığını bahane etmesine rağmen, sözleşme sonrası 6 ay süreyle bu şerhi sorun etmeksizin müvekkiline akaryakıt verdiğini, sözleşmede de kira şerhi yapılmazsa ürün verilmeyeceğine dair bir hüküm bulunmadığını, davacının müvekkilinden hiç bir alacağı bulunmadığını, sebepsiz olarak akaryakıt vermeyen davacının ürün alım taahhütnamesine dayanmasının mümkün olmadığını, bu hüküm geçersiz olup aynı zamanda sözleşmedeki cezai şartın da fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; peşin ödeme karşılığı mal satışı hususunda tarafların anlaşmasına rağmen, davalının sözleşme süresi boyunca hatta önceki akdi ilişki sürecinde bile davacıya süreklilik arzeder şekilde borçlu bulunduğu, aldığı ürün bedellerini sözleşmeye uygun ödemediği ve sözleşmeyi feshettiği tarihte bile yüklü miktarda borcu bulunduğu, DBS sistemi uygulamasının ticari teamül oluşturacak süre ve şekilde uygulanmadığı, ayrıca akdedilen kira sözleşmesinde kararlaştırılan sözleşmenin tapuya şerhi işleminin de davalı bayi tarafından yerine getirilmediği, tüm bu nedenlerle davacının ürün tedarikini koşulsuz olarak vadeli şekilde devam ettirmeye zorlanamayacağı, davacının ürün tedarikini kesmekte haklı olduğu, davalının sözleşmeyi feshinin haksız fesih olduğu,  davacının sözleşme eki çerçeve protokolün 13. maddesinde yer alan 100.000-USD bedelli cezai şartı talep hakkı bulunduğu ve bu tutarın davalının ekonomik mahvına neden olacak düzeyde olmadığı, bu nedenle takdiri indirime gerek bulunmadığı, ancak davada 30.000-USD olarak talep edildiğinden bu kısım yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği; ürün alım taahhütnamesine dayalı cezai şart alacağı bakımından ise, davalı bayinin imzaladığı sözleşme ile taahhüt ettiği ürün alım miktarına uyması gerekmekte ise de taahhüdün yıllık azami miktar şeklinde belirlendiği, sözleşmenin ise ilk yıl tamamlanmadan 7 ay sonra feshedildiği, dolayısıyla yıllık taahhüde uyulup uyulmadığının ancak sözleşmenin bir yıldan fazla sürmesi durumunda ve yıl sonunda  tespit edilebilir nitelikte olduğu, yıllık taahhüt güne bölünerek bilirkişi raporunda yapılan hesabın hükme esas alınamayacağı, ayrıca davacı dağıtım firması ürün tedarikini (haklı sebebi bulunsa bile) bizzat kendisi kestiğinden davalı bayiden eksik ürün alımı nedeniyle cezai şart mahiyetinde kar mahrumiyeti talep etmesinin çelişkili davranış yasağına aykırılık oluşturduğu, ayrıca davadaki kar mahrumiyeti talebinin sözleşme feshi sonrası mahrum kalınan kara ilişkin kar mahrumiyeti talebi de olmadığı, davadaki talebin esasen ürün alım taahhütnamesine göre eksik tonaj üzerinden ton başına sözleşmede kararlaştırılan tutar üzerinden hesaplanan cezai şart mahiyetinde olduğu, bu nedenle bilirkişi raporunda fesih öncesi 7 ay+fesih sonrası 6 ay makul süre için ürün alım taahhüt miktarları üzerinden ve eksik tonaj miktarına göre ton başına 60- USD hesabıyla hesaplanan 16.310,34 USD cezai şart tutarının fesih sonrası makul süre kar kaybı olarak esas alınmasının ve davanın konusu gibi kabul edilerek hüküm verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 1.000-USD cezai şart alacağının dava tarihinden, 29.000-USD cezai şart alacağının ise 20/11/2020 ıslah tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre USD cinsi mevduata devlet bankalarınca işletilen bir yıllık mevduat faizi oranına göre işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, eksik ürün alımı nedeniyle kâr mahrumiyeti taleplerinin reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; davalının müvekkiline yüklü miktarda borcu olduğu halde müvekkilinin ürün tedarikini sürdürmesinin beklenemeyeceğini, davalının bu şekilde kendi hukuka aykırı fiilinden yararlanarak ürün alım taahhütnamesi ile açıkça öngörülmüş olan borcundan kurtulmasının kabul edilemeyeceğini,vadesi geçmiş borçlarını ödemeyen davalıya vadeli ürün verme yükümlülüğü bulunmadığını, ürün alım taahhütnamesine aykırılığın tespiti için bir yılın dolmasına gerek olmadığını, müvekkiline sözleşme sonunda kar mahrumiyetini toplam miktar üzerinden talep etme hakkı tanındığını, davalının, yıllık asgari 400 ton, sözleşme süresince toplam 2.000 ton ürün alımında bulunacağını taahhüt ettiğini, davalının sözleşmenin sona ermesi ile dava konusu borcu ödemekle yükümlü olduğunu, davalı tarafından sözleşmenin süresinden önce ve haksız şekilde feshedilmesi ile müvekkilinin kar kaybına uğradığını, müvekkilinin bu nedenle uğradığı zararın ölçütünün, ürün alım taahhütnamesi ile net bir şekilde belirlendiğini, hesaplananan 110.337,72-USD tutarındaki kar kaybı alacağının makul süre indirimi yapılmaksızın kabulü gerektiğini, taleplerinin cezai şart olarak değerlendirilmesi halinde de bilirkişi raporlarında davalının mahvına neden olmayacağının tespiti karşısında kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın tüm talepleri yönünden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davacının 07/04/2018 tarihinde sebep bildirilmeksizin haksız ve sözleşmelere aykırı olarak müvekkiline akaryakıt teslimatı yapmadığını, 11/04/2018 tarihli ihtarname ile akaryakıtın 3 gün içerisinde tesliminin talep edildiğini, ancak davacının sözleşmelere aykırı davranışına devam ederek müvekkiline akaryakıt vermediğini, bu nedenle  müvekkilince sözleşmenin 18/04/2018 tarihli ihtarname ile haklı olarak feshedildiğini, davacının 13.06.2018 tarihli cevabi ihtarında taşınmazdaki kira şerhinin gerçekleşmediğini ileri sürmesine rağmen, sözleşme sonrası 6 ay süreyle bu şerhi sorun etmeksizin müvekkiline akaryakıt verdiğini, sözleşmede kira sözleşmesinin tapuya şerhinin akaryakıt verilmesine engel olacağı şeklinde bir hüküm bulunmadığını, çerçeve protokolün 7.1. maddesinde peşin satış esas alınmış olsa da, ticari hayatın gereği olarak vadeli mal satışının gerçekleştiğini ve davacının da bunu kabul ettiğini,cevabi ihtarda müvekkilinden olan alacağının 139.955,27-TL olduğunu bildirmişken, mahkemenin fesih tarihi itibariyle müvekkilinin 473,233,63-TL borçlu olduğu tespitinin hatalı olduğunu, müvekkili aleyhine hükmedilen cezai şartın hukuka aykırı olduğunu, cezai şartın müvekkilinin mahvına sebep olmayacağına dair gerekçenin hukuka aykırı olduğunu, ilk bilirkişi raporunda da cezai şartın şirketin mahvına sebep olacağının tespit edildiğini, müvekkiline ait taşınmazlar üzerindeki haciz ve ipotek takyidatları dikkate alınmadan yapılan kıymet takdirinin hukuka aykırı olduğunu,tespit edilen değeri çok aşan miktarda 1.600.000-TL tutarlı ipotek bulunduğunu, ayrıca hükmedilen faiz oranının da dayanağı bulunmadığını,ancak yasal faiz olabileceğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesinin feshine dayalı cezai şart ile alım taahhüdüne dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Somut olayda; davacı ile davalı arasında 18.09.2017 tarihli ve beş yıl süreli bayilik sözleşmesi, aynı tarihli çerçeve protokol, ürün alım taahhütnamesi ve kira sözleşmesi akdedildiği, 07.04.2018 tarihinde davalı tarafça davacıya gönderilen iki adet e-posta ile dolum için gönderilen tankere akaryakıt verilmesinin talep edildiği, ancak dolum yapılmadığı belirtilerek sorumluluğun kendilerine ait olduğunun bildirildiği, davalı tarafça keşide edilen 11.04.2018 tarihli ihtarname ile 07.04.2018 tarihinde akaryakıt teslimatı tapılmadığı bildirilerek en geç 3 gün içerisinde mal teslimi yapılmasının, aksi halde fesih dahil yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiği, 18.04.2018 tarihli ihtarname ile de akaryakıt verilmemesi ve neden oldukları olumsuzluklar nedeniyle sözleşmenin fiilen uygulanma imkanının kalmadığı belirtilerek sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiği, davacı tarafça keşide edilen 13.06.2018 tarihli ihtarname ile de kira sözleşmesinin tapuya şerhi için gerekli işlemler yapılmadığından kira ödeme yükümlülüklerinin doğmadığı, muhatabın mal bedellerini kendilerince belirlenen ödeme koşullarına göre ödemeyi kabul etmiş olup, sözleşmenin 37. maddesine göre bayinin sözleşme hükümlerini ihlali halinde kendilerine mal ikmalini durdurma hakkının tanındığı belirtilerek, cari hesap borcunun 3 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiği anlaşılmaktadır. Çerçeve protokolün 7.11 maddesi ile bayilik sözleşmesinin 7. maddesinde, bayiye peşin bedelle satış yapılmasının esas olduğu, bayinin...in vade tanınması suretiyle satış şartlarını kabul ettiği takdirde geri ödeme, teminat, vade konularında mutabakat sağlanması halinde bayiye vadeli satış yapılabileceği, bayilik sözleşmesinin 37. maddesinde ise bayinin sözleşme veya mevzuat hükümlerinden herhangi birini kısmen veya tamamen yerine getirmemesi, sözleşme/mevzuat hükümlerinin ihlali halinde ...'in ürün ikmalini durdurma yaptırımını uygulamaya yetkili olduğu düzenlenmiştir.Davalının ticari defter kayıtlarının incelenmesi sonucunda, davalının sözleşme tarihi öncesinde mevcut cari hesap bakiyesinin 204.172,36-TL, 18.04.2018 fesih tarihi öncesinde ise 473.233,63-TL olduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defter kayıtlarına göre de  davalının en son ürün aldığı 03.04.2018 tarihi itibariyle davacıya 292.214,41-TL borçlu olduğu, sözleşmenin imza tarihinden itibaren her ay sonunda davalının borçlu olarak kaldığı, 2018 Nisan ayında DBS sisteminden yapılan tahsilatlara rağmen fesih sonrasında 139.955,27-TL borcu bulunduğu anlaşılmaktadır. Taraflarca DBS sisteminin yaklaşık 15 gün süreyle uygulandığı tespit edilmiştir.Bayilik sözleşmesi ve çerçeve protokolün açık hükmü karşısında peşin satış esas olup, davacının vadeli akaryakıt tedarik yükümlülüğü de bulunmadığından, davalının akaryakıt tedarik etmemekte haklı olduğu ve buna bağlı olarak davalı bayinin sözleşmeyi fesihte haksız olduğunun kabulü yerindedir. Bu nedenle koşullarının mevcudiyeti halinde davacının kural olarak sözleşmenin feshine bağlı cezai şart ve alım taahhüdünün ihlaline dayalı cezai şart talep hakkı bulunmaktadır. Çerçeve protokolün 13. maddesinde; sözleşmenin, taahhütlerin veya mevzuatın herhangi bir hükmünün bayi tarafından kısmen ya da tamamen ihlal edilmesi, satın alınan ürün bedellerinin ve hizmet bedellerinin vadesinde ödememesi halinde Lukoil'in anlaşmayı haklı nedenle fesih hakkına haiz olduğu, anlaşmanın ... tarafından bu şekilde feshedilmesi veya anlaşma ve eklerinin bayi tarafından süresinden önce feshedilmesi veya fesih sonucunu doğuracak şekilde hareket edilmesi halinde, bayi tarafından ...'e 100.000-USD tutarında cezai şart ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda sözleşmenin davalı bayi tarafından haksız olarak feshedildiği sabit olmakla, cezai şart talep koşulları oluşmuştur. Taraflarca düzenlenen ürün alım taahhütnamesinde; bayinin yıllık asgari 400 ton, sözleşme süresi boyunca 2.000 ton beyaz ürün almayı, sözleşme süresi sonunda veya her bir yıllık sözleşme süresinin sonunda eksik kalan ton başına 60-USD tutarında kar mahrumiyetini ödemeyi, söz konusu kar mahrumiyeti tutarının ... tarafından her bir yıllık sözleşme döneminin hitamında veya bizzat belirleyeceği dönemlerde sözleşmenin ifasıyla birlikte veya sözleşmenin hitamında veya sözleşmenin sona ermesini müteakip ...'in aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edip etmeyeceğine bakılmaksızın talep edebileceğinin ve ...'in kar mahrumiyetini mutabakat dahilinde sözleşme süresi sonunda toplam olarak talep edebileceğinin kabul ve taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu hüküm ifaya ekli cezai şart niteliğinde olup, sözleşmenin davalı bayi tarafından haksız olarak feshi nedeniyle davacının bu taahhütnameye dayalı olarak cezai şart talep hakkı bulunmaktadır. Ancak taraflarca eksik alım halinde ödeneceği kararlaştırılan söz konusu cezai şart ifaya ekli cezai şart mahiyetinde bulunduğundan, sözleşmenin yürürlükte olmadığı son 4 yıllık dönem için, ifası talep edilemeyecek bir edimin ifa edilmemesine bağlı, diğer ifade ile eksik ürün alımına bağlı ceza talep edilemeyecektir. Sözleşmedeki alım taahhüdü yıllık olarak kararlaştırılmış olup, sözleşme ise henüz birinci yılı dolmadan davalı tarafça haksız olarak feshedilmiştir. Bu nedenle davacı tarafça ilk bir yıllık dönem için cezai şart talep edilebilecektir. Bilirkişi raporunda, davalının 18.09.2017 sözleşme başlangıç tarihinden 18.04.2018 fesih tarihine kadar 161.038 kg beyaz ürün aldığı tespit edilmiştir. Davalının bir yıllık alım taahhüdü 400 ton olduğundan (400.000-161.038) davalının yerine getiremediği taahhüt miktarı 238.962 kg olup, bunun karşılığı olan cezai şart bedeli ise (238.962x60) 14.337,72-USD olarak hesaplanmıştır. İlk derece mahkemesince hükmedilen cezai şart alacağının davalının mahvına neden olmayacak düzeyde olduğu gerekçesiyle, hükmedilen cezai şarttan indirim yapılmamıştır. Mahkemece alınan 17.07.2017 tarihli bilirkişi raporunda, davalı şirketin 2018 yılı sonu itibariyle öz varlığının -54.323,89-TL olduğu, tespit edilen öz varlığına göre sözleşmede yazılı cezai şart tutarlarının davalı şirketin ekonomik olarak mahvına neden olabilecek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Talimat yoluyla alınan gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişi raporunda, davalıya ait taşınmazların rayiç değerinin dava tarihi itibariyle 1.219.712,62-TL olduğu bildirilmiş, mahkemece mali müşavir bilirkişiden alınan ek raporda ise davalının 2018 sonu bilançosuna bu değer eklendiğinde özvarlığının 1.074.855,08-TL olarak hesaplandığı, bu durumda talep edilen tutarların şirketin öz varlığını geçmesi halinde davalının ekonomik mahvına neden olacağı görüşü bildirilmiştir. Mahkemece ise davalı şirket adına kayıtlı taşınmazlardaki ipotek kaydının dayanağı borcun da davalı bilançosunda pasif kısmında karşılığı olmakla sonuç özvarlık hesabını etkilemeyeceği, taşınmazların değeri dikkate alınarak cezai şartın davalının ekonomik mahvına neden olacak düzeyde olmadığı gerekçesiyle, cezai şarttan indirim yapılmamıştır. Oysa her iki taşınmaz üzerinde ayrı ayrı 1.600.000-TL tutarlı ipotek bulunmakta olup, şirketin pasifinde ise sadece banka kredileri olarak 400.817,48-TL borç bulunmaktadır. Ayrıca kısmi davada talep olunan miktarın da fahiş olması halinde tenkis yapılması mümkündür. Bu durumda özellikle cezai şartın yabancı para cinsinden kararlaştırıldığı da dikkate alındığında, cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olabilecek düzeyde olduğu ve ceza tutarından yarı oranında indirim yapılması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Bu itibarla akde aykırılıktan kaynaklanan ve 30.000-USD olarak talep edilen cezai şart tutarından yarı oranında tenkis yapılarak 15.000-USD cezai şarta, ürün alım taahhüdünden kaynaklanan ve 14.337,72-USD olarak hesaplanan cezai şart tutarından da yarı oranında tenkis yapılarak 7.165-USD cezai şarta hükmedilmiştir. Ayrıca tenkis nedeniyle reddedilen kısım yönünden davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Diğer yandan 3095 sayılı kanunun 4/a maddesinde; \"Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.\" hükmü yer almaktadır. Somut olayda taraflar tacir olup, hükmedilen cezai şart da sözleşmede yabancı para cinsi üzerinden kararlaştırılmıştır. Bu nedenle hükmedilen cezai şart alacağına yasal faiz uygulanması mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle; alım taahhüdüne dayalı cezai şart talebinin 1 yıllık süre için  kısmen kabulü gerekirken reddine karar verilmesi, ayrıca hükmedilen cezai şart alacaklarından tenkis yapılmaması doğru doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın  kaldırılarak \"davanın kısmen kabulüne\" fazla istemlerin tenkis nedeniyle reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulüne, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/702 Esas - 2021/44 Karar  sayılı 22/01/2021 tarihli kararının, HMK'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın kısmen kabulüne, akdin ihlali nedeniyle talep olunan cezai şart bakımından, 15.000-USD'nin 1.000-USD'sine dava tarihinden itibaren, 14.000-USD'sine ıslah tarihi olan 20/11/2020'den itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince USD döviz faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, Eksik alım nedeniyle 7.165-USD cezai şartın 1.000-USD'sine dava tarihinden itibaren, 6.165-USD'sine ıslah tarihi olan 20/11/2020'den itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince USD döviz faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin tenkis nedeniyle reddine,\" İlk derece mahkemesine ilişkin olarak; \"Alınması gereken 7.420,86-TL karar ve ilam harcından davacı tarafından yatırılan 167,41-TL peşin ve 5.755-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 5.922,41‬-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 1.498,45‬‬-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, Davacı tarafça yatırılan 5.958,31‬‬-TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı vekili için takdir olunan 17.900-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  Davalı vekili için esastan reddedilen kısım yönünden takdir olunan 9.668,20-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 2.500-TL bilirkişi ücreti ve 196,18-TL posta gideri olmak üzere toplam 2.696,18-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında (tenkis nedeniyle reddedilen kısım hariç olmak üzere %95) hesaplanan 2.561-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından yapılan 800-TL bilirkişi ücreti ve 134-TL posta gideri olmak üzere toplam 934-TL yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 47-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,\" Davacı ve davalı tarafından yatırılan peşin istinaf karar harcının (davacı 59,30-TL, davalı 4.480-TL) istek halinde kendilerine iadesine, Davacı tarafından yapılan 60-TL istinaf yargı giderinin davanın kabul oranına göre 57-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 16-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranına göre hesaplanan 1-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"54f3ef1f4e8ea5b4","SID":"c1f77bbca8a4d013"}}