{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO 2021/727 <br>KARAR NO: 2024/892<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/02/2021<br>NUMARASI: 2018/252 E. - 2021/75 K. <br>DAVANIN KONUSU: Maddi ve manevi tazminat- Banka teminat mektubunun iadesi<br>Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  davalılar ile davacı arasında 28.04.2016 tarihli bayilik sözleşmesi akdedildiğini,  müvekkilinin  ... bayi kodu ile \"... Mah. ... Cad. No:... Bağlar Diyarbakır\" adresinde bayi olarak faaliyet gösterdiğini,  davacının bayilik sözleşmesi gereğince faaliyet göstereceği işyerini 5 yıllık kira sözleşmesi ile kiraladığını,  sözleşme gereğince davalı şirketlerin dekorasyon taahhüdüne uygun olarak fiziki dekorasyon ve teknik donanımını davalıların gösterdiği şekilde gerçekleştirdiğini, ancak davalıların herhangi bir haklı neden olmaksızın davacının bayilik faaliyetini durdurduğunu,  Beşiktaş ... Noterliğinin 07.12.2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile müvekkilinin bayilik sözleşmesini tek taraflı olarak feshettiğini, davalıların fesih bildirimine haklılık görümünü kazandırmak için şüphe veya performans hedeflerinin altında kalındığına dair beyan ve iddialarda bulunduğunu, bayilik sözleşmesinin feshedilmesi haksız olup, davalıların ihtarnamesinde iddia edilen fesih gerekçelerinin yerinde olmadığını, sözleşme gereğince davalılar tarafından yapılması şart koşulan inşaat dekorasyonu ve teknik alt yapı için  davacının yaptığı giderlerin karşılıksız kaldığını, bayilik sözleşmesinin devamı ve sözleşmenin aynen ifası halinde davacının elde edebileceği kardan da mahrum kaldığını, davacının  davalılar lehine  .... AŞ'nin Diyarbakır Şubesine ait 29.03.2017 Tarih ve ...  nolu, 90.000,00 TL tutarlı kesin teminat mektubunu verdiğini,  davalıların sözleşmenin feshine rağmen  davacının  teminat mektubunu iade etmediklerini,  kesin hesaplarını çıkarmadıklarını, davalıların  Diyarbakır'da davalıların bayisi olarak faaliyet gösteren birkaç bayinin davalı sistem açıklarından yararlanarak usulsüz iş ve işlemler yaptıklarının belirlenmesi üzerine,  Diyarbakır'daki  bu tür usulsüz işlemler ile ilgisi bulunmayan tüm bayilerin sözleşmesini bir ayırım gözetmeksizin feshettiğini, davalıların bu fesih işlemini, davacıya ait  bayilikte usulsüz bir işlem olmadığını bildikleri halde matbu olarak bir ayırım gözetmeksizin  davacıyı da de usulsüz işlem yapmış olan bayiler ile aynı muameleye tabi kıldıklarını, bu sebeple fesih işleminin davacının  ticari itibarına da zarar verdiğini, bu fesih nedeniyle müvekkilinin faaliyet gösterdiği sektörde güvenilmez, dolandırıcı bir kişi hüvviyetinde gösterildiğini, bu sebeple manevi zararı doğduğunu ileri sürerek, davacının uğramış olduğu maddi zararların ( inşaat ve teknik dekorasyonlara ait giderler ile fesih nedeniyle mahrum kalınan kar ve diğer maddi zararlar toplamının) tespiti ile fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 130.000,00 TL maddi tazminatın ticari avans faizi ile davalılardan  tahsiline,  ... Bankası AŞ'nin Diyarbakır Şubesi tarafından tanzim edilmiş olan  29.03.2017 tarih ve ... nolu 90.000,00 TL tutarlı teminat mektubunun davalılardan alınarak davacıya verilmesine, teminat mektubunun yargılama sırasında tazmin edilmesi halinde teminat mektubu bedelinin işleyecek ticari avans faizi ile davalılardan tahsiline, 30.000 TL manevi tazminatın ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; davacı bayiden alınan cihazların tahsilatlarının suç duyurusunda bulundukları bayiler aracılığıyla tahsil edilememiş olmasının sözleşmenin temelinde yer alan güven ilişkisini geri dönülmez şekilde sona erdirdiğini, bayi de gerçekleşen cihaz satışları incelendiğinde; tekrar eder şekilde bayiden alınan cihazların taahhütlerinin müşteriler tarafından bozulduğu, böylece cihazın geri kalan bedellerine ilişkin tek fatura çıkarıldığı ve bu faturaların da müvekkili şirketler tarafından daha önce suç duyurusunda bulunulan diğer bayiler tarafından ödendiğinin tespit edildiğini,  bayilerden cihaz alan müşterilerin bu cihazların taahhütlerini 3 ay gibi kısa bir sürede bozarak bu cihaz bedellerinin toplamının tek faturaya yansımasını sağladığını,  bu faturaları da usulsüzlüğü yapan bayilerde kredi kartı ile ödeme yöntemini tercih ettiğini,  ödeme yapılan bu bayilerin ise sistemdeki bir açıktan faydalanarak tahsilat işlemini nakit aldıkları bedelleri kendi kredi kartlarını kullanarak pos cihazından ödediğini, ancak ödemeden kısa bir süre sonra kredi kartını yeniden pos cihazına takarak işlemi iptal ettiklerini, “Teknik iptal” adı verilen bu işlem yapıldığında, bankadan çekilen bedelin kredi kartına geri yüklendiği, bu sırada müvekkili şirkete ait ... Tahsilat sistemlerindeki (...) “ödendi” kaydının ise sabit kaldığını, böylece ... sistemlerinde ödendi gözüken ancak aslında karttan para çekilmeyen işlemlerin toplamından müvekkilinin çok yüksek meblağlarda zarara uğratıldığını, davacı bayiden alınan cihazların çoğunun, hakkında suç duyurusunda bulunulan ve gözaltına alınan bayilerden bozdurulup, çıkan faturanın hep aynı bayiler tarafından ödenmesinin  davacı bayi hakkında şüphe uyandırdığını ve müvekkil şirketler ile arasında olan güven ilişkisinin zedelendiğini, bu hususa ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/57162 sayılı dosyasının celbi gerektiğini,   davacı bayiye dair şüphe oluşmasına sebep olanın ise davacı bayinin cihaz tedariki sağlamak yoluyla bu usulsüzlüğe dahil olması olduğunu, zira  davacı bayiden alınan cihazların çoğunun,  suça konu olduğunu, davacı bayinin, bayililik sözlemesinin 7.5.maddesinde; ''…faaliyetleri esnasında Fraud olarak tanımlanabilecek usulsüz işlem ve \tfaaliyetlerden kaçınmayı,'' 16.1.3.maddesinde;''Net satış hasılatını doğru bir şekilde bildirmeyi ve belgesiz-usulsüz hiçbir satış yapmamayı…'' 6.1.4.maddesinde;''Net satış hasılatını doğru bildirmediği ve/veya belgesiz/usulsüz mal satışı yaptığı ve cirosunu eksik gösterdiğinin tespit edilmesi halinin Sözleşme’nin ihlalini oluşturacağını bildiğini,'' şeklindeki hükümlere göre   üstlenmiş olduğu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin beklendiğini, ancak  davacı bayinin usulsüz işlemlere karışmasının müvekkili şirket nezdinde, sözleşmenin haklı olarak feshedilmesine sebebiyet verdiğini, sözleşmenin 26.2.6.maddesinde; ''Bayi’nin işbu Sözleşme ve Eki niteliğinde olan belgeler kapsamında belirlenmiş olan yükümlülüklerinden herhangi birini hiç, zamanında ya da gereği gibi yerine getirmeyerek Sözleşme'yi kısmen dahi olsa ihlal etmesi,'' 26.2. maddesinde ise;  ''Şirketler, kanundan ve Sözleşme’den kaynaklanan hakları saklı kalmak kaydıyla aşağıda ve/veya işbu Sözleşme’nin ilgili maddelerinde belirtilen nedenler ile Sözleşme’yi haklı nedenle, derhal ve tazminatsız olarak feshetme hakkına sahiptir'' denilerek, sözleşmenin müvekkil şirketler tarafından haklı nedenle ve tazminatsız olarak feshedilebileceğinin  hüküm altına alındığını, davacının  abonelere satışı yaptığı cihazlara ait faturaların ödenmeme oranının yüksek olması dikkate alındığında bayinin sürüm arttırma ve menfaatleri koruma yükümlülünü yerine getiremediğini, sözleşmeden beklenen faydayı sağlayamadığını,  sözleşmenin 6.4. maddesinde de açıkça yer aldığı üzere; davacı bayinin, Türk Telekom Grup’un menfaatlerini koruma yükümlülüğü ile basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü  olduğunu, bayilerin cihaz satışı yapmak suretiyle, satış hedefine ulaşarak gelirini artırmakla yükümlü olduğunu, müvekkillerinin de  ancak aboneler tarafından faturalar ödendiği takdirde gelirini artırabildiğini,   yani müvekkilinin gelirini belirleyenin de aboneler tarafından faturaların ödenme oranı olduğunu,  ancak  davacı bayinin taahhütlü cihaz satış faturalarının aboneler tarafından ödenmeme oranının Türkiye ortalamasına göre ciddi şekilde düşük çıktığını, bu tespitler doğrultusunda, davacı tarafından bayilik faaliyetleri kapsamında yapılan cihaz satışlarında fatura ödenmeme oranı/tahsilat riskinin anlamlı şekilde fazla olduğunun saptandığını, sözleşmenin 9.1.maddesinde; “ Bayi, İşyeri’ni, personelini ve Şubeler’ini maksimum ekonomik potansiyeline kadar geliştirmeyi, Şirketler tarafından kendisine bildirilen hedeflere belirlenen süre içinde ulaşmak için her türlü gayreti azami seviyede göstermeyi, Şirketler’in performansa göre ödül ve ceza uygulama hakkının saklı olduğunu bildirdiğini kabul beyan ve taahhüt eder.” denilerek, bayinin  müvekkili tarafından belirlenen hedeflere belirlenen süre içerisinde ulaşmak için gerekli gayreti göstermekle yükümlü olduğunun  ifade edildiğini,  ayrıca sözleşmenin 26.2.10.maddesinde; ''Şirketler tarafından bildirilen genel performans hedeflerinin ve/veya cihaz, aktivasyon, satış, ciro, gelir, kar, müşteri memnuniyeti gibi alt kategorileri/kriterleri de içerecek şekilde belirlenen fonksiyon hedeflerinin Bayi tarafından gerçekleştirilememesi ve/veya Bayi’nin bölge ortalamasının altında kalması,''  durumunda şirketlerin işbu sözleşmeyi haklı nedenle, derhal ve tazminatsız olarak feshedebileceğinin belirtildiğini, Savcılık soruşturmasına konu olan bayiler tarafından tahsilatı yapılan cihazların davacı bayi tarafından satılan cihazlar olmasının tesadüf ile açıklanamayacağı kanaati ile birlikte aboneler ve sözleşme tarafı şirketlerin zararına sebebiyet veren ve açıklanmış olan eylemlerle sözleşmenin ağır kusurla ihlal edildiğinin  sabit olduğunu, bu sebeple bayi sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini,  her ne sebeple olursa olsun ve hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla  haksız fesih olsa dahi bayi sözleşmesinin bitimine dört ay kalmış olduğundan, davacı bayinin ancak dört aylık yoksun kaldığı karı talep edebileceğini, bunun dışında kalan taleplerin reddedilmesi gerektiğini  bayilik sözleşmesinin 8.1. ve ortak kanal bayi kurumsal kimlik dekorasyon projesi prosedürü ve kuralları’na ilişkin taahhütname’nin 8.2. maddeleri uyarınca, davacı bayi tarafından yapılan inşaat dekorasyonu ve teknik alt yapı giderlerinin müvekkili şirketlerden tazmininin de mümkün  olmadığını,  maddi manevi tazminat şartlarının ve teminat mektubunun iadesi şartlarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Dava 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 102 ve devamı maddelerine göre acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle tazminat ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58'e göre manevi tazminat davasıdır. Davacı tarafın taleplerinden ilki yapmış olduğu dekorasyon masrafı ve yoksun kaldığı kâr nedeniyle uğramış olduğu zarar karşılığı olarak 130.000,00 TL'nin avans faizi ile tarafına ödenmesine karar verilmesidir. Sözleşmenin feshinin haklı olması nedeniyle davacının sözleşmenin feshi nedeniyle yoksun kaldığı kârı talep etme hakkı bulunmamaktadır. Hazırlanan 09.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda davalılardan ... A.Ş.'nin düzenlemiş olduğu dekorasyon faturaları toplamının 162.442,09 TL olduğu, bunun bir kısmının davacının satış primlerinden mahsup edilmiş olduğu ve davacının davalı ... A.Ş.'ye 109.908,51 TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin \"İş Yeri ve Dekorasyon\" başlıklı 8.1 maddesinde dekorasyon masraflarının davacı bayiye ait olacağı kararlaştırılmıştır. Dolayısıyla davacı tarafın dekorasyon masraflarını haklı fesih nedeniyle davalı şirketlerden sözleşme hükümlerine göre de talep hakkı bulunmamaktadır. Bu gerekçelerle davacının tazminat talebinin reddine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Davacının ikinci talebi teminat mektubunun iadesidir. Davaya konu teminat mektubu için mektubu veren ... A.Ş.'ye yazı yazılmış ve buradan gelen 02.04.2019 ve 08.08.2019 tarihli yazı cevaplarında teminat mektubunun vadesinin 29.03.2019 tarihinde dolduğu, davalılar tarafından bankalarına iade edildiği ve tazmin ya da tahsil yeteneğinin kalmadığı bildirilmiştir. Bu nedenle davacının teminat mektubunun iadesine ilişkin talebi konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurulmuştur. Davacının üçüncü talebi haksız fesih nediyle manevi tazminat ödenmesidir. 6098 sayılı TBK m. 58'e göre; \"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.\" Bu madde kapsamında manevi tazminata hükmedilebilmesi için haksız fiilin unsurları olan kusur, zarar ve uygun nedensellik bağı unsurlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Hazırlanan 10.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacının % 100 oranında kusurlu olduğu, davalıların ise kusurunun bulunmadığı tespit edildiğinden sözleşmenin feshinde kusurlu olmayan davalılara karşı davacının manevi tazminat talep etmekte hukuki yararı bulunmadığı ... \"  gerekçesiyle, maddi-manevi tazminat davasının reddine, teminat mektubunun iadesi talebi yönünden ise konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına, karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  hukuki dinlenilme hakkının açıkça ihlal edildiğini,  itirazlarının görmezden gelindiğini, mahkemenin 11.01.2021 tarihli bilirkişi raporunu hükme dayanak gösterdiğini, 03.02.2021 tarihli duruşmada  duruşma açılışında mahkeme hakimince doğrudan taraf isimleri yazıldıktan sonra  karar verilmek  üzere  taraflara söz verildiğini, ardından hemen önceden hazırlanmış kararın verildiğini, söz konusu rapor karşı yasal süresi içinde  29.01.2021 tarihinde  yazılı itirazlarının  UYAP sistemi üzerinden sunulduğunu, ancak esas mahkemesince  bu itirazlarının hiç incelemediği gibi, duruşmada itirazlarının bulunduğundan bahsedilmediği gibi  itirazlarının dosya arasına bile alınmadığını, 29.01.2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerine  03.02.2021 olan karar tarihinden sonra 04.02.2021 tarihinde UYAP alındı onayı yapıldığını, hukuki dinlenilme hakkı kapsamında tarafların açıklama ve ispat etme ve mahkemenin de bu açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesinin gerekli olduğunu, kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi gerektiğini, mahkemece hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği gibi, davanın esasına etkili olan ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı itirazlarının da  değerlendirilmediğini, hakimin iki taraftan birinin söylemediği bir şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağını, davalının avalı tarafın fesih ihtarnamesinde veya davaya cevap dilekçesinde müvekkilinin bayi olarak  \"Teknik İptal\" adı verilen bir işlem yaptığı iddiası veya savunmasında bulunmadığını,   buna rağmen bu konuda bilirkişi raporu alınmasının doğru olmadığını, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun ve müvekkiline  atfedilen kusurlar fiili, mantıki ve hukuki temelden yoksun olduğunu, mahkeme kararının da kendi içinde çelişkili olduğunu, davacının  bayilik faaliyeti içinde  bilirkişi raporunda  tanımlanan şekilde yapılmış  bir tek işlemi  olmadığını, bilirkişi raporunun 9.sayfasında bir ok tespit yapıldığını, ancak müvekkili hakkında dava açılmadığını takipsizlik kararı verildiğini,  Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/17432 Soruşturma sayılı dosyasında müvekkili hakkında dava açılmadığını, takipsizlik kararı verildiğini,  iptal edildiği beyan edilen 25.793 TL tutarındaki işlemlerin tamamının ilgili müşterilerinin hesabında borç olarak kalmış ve sonradan müşteriler tarafından tekrar ödenmiş işlemler olduğunu,  hiç bir iptal işleminin , davalı ödeme sisteminde ödendi statüsünde kalmadığını, bu nedenle müvekkiline ait bayide 327 adet teknik iptal işlemi olduğu ve davalıların 25.793 TL zarara uğratıldığı değerlendirmesinin hatalı olduğunu, bilirkişilerin teknik iptal işleminin yapımını açıklarken POS cihazına takılı olan ve davalı şirketlere giden kablonun ödeme iptali sırasında çekildiğini, bu nedenle davalı sistemlerinde ödeme kaydının sabit kaldığı ifade etmişlerse de   sadece banka kredi kartı hesap ekstrelerine bakarak pos cihazına bağlı olan davalı ... Genel Merkezine giden kablonun çekilip/çekilmediğini nasıl tespit ettiklerinin anlaşılamadığını, davalıların feshin haklı olmadığını ispatlayamadıklarını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle maddi ve manevi tazminat ile teminat mektubunun iadesi, mümkün olmazsa bedelinin iadesi istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 28.04.2016 tarihli bayilik sözleşmesi akdedildiği, davacının  bu sözleşme  kapsamında  501216 bayi kodu ile \"... Mah. ... Cad. No... Bağlar Diyarbakır\" adresinde bayi olarak faaliyet gösterdiği,  davalılarca  Beşiktaş .... Noterliğinin 07.12.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacı feshin haksız olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talep etmiş, ayrıca teminat mektubunun iadesini, mümkün olmazsa bedelinin tahsilini istemiştir. Davalılar ise  feshin haklı olduğunu savunmuşlardır. 23.11.2020 tarihli duruşmada mahkemece, davalının fesih sebeplerinin haklı sebep olup olmadığının tespiti için konunun teknik uzmanlığı gerektirmesi sebebiyle 11.01.2021 tarihli bilirkişi raporu alınmasına karar verilerek dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, bu bilirkişi raporu davacı tarafa 19.01.2021 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı vekilince bu rapora karşı 29.01.2021 e-imza tarihli itiraz dilekçesi sunulmuştur. Mahkemece 03.02.2021 tarihli duruşmada taraf  vekillerinden son sözlerini sorulmuş, davacı vekili rapora itirazlarını yineleyerek yeniden rapor alınmasını talep etmiş,  mahkemece davacı itirazlarına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadan  davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar mahkemece  11.01.2021 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak feshin haklı olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de davacı vekilinin bu bilirkişi raporuna karşı yönelttiği  ve istinaf dilekçesinde de tekrarladığı itirazlarına ilişkin mahkemece hiç bir değerlendirme yapılmadığı gibi, itirazlara ilişkin  ek rapor da alınmamıştır. Mahkemece bu konuda eksik inceleme ile karar verildiği kanaatine varılmıştır.Öte yandan,  Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/17432 Soruşturma sayılı dosyası ile  dolandırıcılık suçu kapsamında soruşturma başlatıldığı, bir kısım bayiler hakkında dava açıldığı  davacı hakkında takipsizlik kararı verildiği ancak bu takipsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği konusunda mahkemece bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. TBK'nın 74. (818 sayılı BK'nın 53.m) maddesi hükmü hukuk hakimini, ceza mahkemesinin kesinleşen kararı karşısında maddi hukuk bakımından kural olarak bağımsız kılmaktadır. Ancak hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Her mahkumiyet kararı o eylemin hukuka aykırılığını tespit etmesi bakımından hukuk hâkimini bağlayıcı niteliktedir. Ceza hâkiminin saptadığı maddi olaylar ve özellikle fiilin hukuka aykırılığı ve davalı tarafından işlenmiş olup olmadığı hukuk hâkimini bağlar. Ancak mahkemece ceza dosyasına ilişkin bir inceleme  yapılmamış olduğu görülmektedir.  Bu itibarla mahkemece,  soruşturma dosyası kapsamında davacı hakkında dava açılıp açılmadığı ve eldeki davayı etkileyip etkilemediği değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi de doğru olmamıştır.Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının bilirkişi raporuna karşı yönelttiği itirazlarının değerlendirilmesi, gerekirse ek rapor alınması, ayrıca yukarıda bahsedilen  soruşturma dosyasının tümü incelenerek eldeki davaya etkisi değerlendirilmek suretiyle yargılama yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesinden  ibaret olup, belirtilen hususlarda eksik inceleme ile hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi.30.05.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"03c5d5101e5f36b2","SID":"84f697bec0a63ade"}}