{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/248 Esas<br>KARAR NO: 2024/1047 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2016/269 Esas - 2021/787 Karar<br>TARİHİ: 22/09/2021<br>DAVA: Sözleşmeden Dönmeye Bağlı Müspet Zararların Tazmini<br>KARAR TARİHİ: 10/06/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı ile davalılar arasında akdedilen Hava Aracı Alım ve Satım sözleşmesi kapsamında yükümlülüklerini kusuruyla ihlal eden ve uçağı almaktan vazgeçen davalılardan hava aracının zorunlu olarak başka bir alıcıya daha düşük bir bedelle satılması sonucu iki satış bedeli arasındaki fark zararı nedeniyle 5.723.379,75 USD'den şimdilik kısmi dava olarak 75.000,00 USD'nin dava tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden 1 yıllık mevduata ödediği en yüksek faizle birlikte, ayrıca uçak sigorta gideri, zorunlu uçak abonelik bedeli ve uçak bakım gideri olarak uğradığı 391.169,72 USD zarardan şimdilik 25.000,00 USD'nin dava tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden 1 yıllık mevduata ödediği en yüksek faiz oranıyla birlikte, hukuki danışmanlık ve ihtarname gideri 9.845,72 TL kısmi dava olarak şimdilik 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile; sözleşmenin 3. maddesi gereğince 14/02/2014 tarihinde teslimi gerçekleştiremediğini, yabancı para üzerinden maddi zararın tazmininin istenemeyeceğini, davanın alacak değil tazminat davası olması nedeniyle gecikme faizi istenemeyeceğini, kaldı ki dava konusu aracın başkasına satışı gerçekleşene kadar davacı tarafından başka bir şekilde kullanılarak elde ettiği ya da etmeyi ihmal ettiği yararların tazminattan tenzili de gerektiğini, talep edilen zararın afaki ve fahiş olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı .... vekili cevap dilekçesi ile; müvekkilinin finansal kiralamacı olarak finanse eden konumunda olması nedeniyle yanlar arasındaki sözleşme ihlali nedeniyle oluşacak zararlardan sorumlu tutulamayacaklarını, bu bağlamda kendilerine husumet tevcih edilemeyeceğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 22/09/2021 tarih ve 2016/269 Esas - 2021/787 Karar  sayılı kararında; \"Dava; hukuksal niteliği itibariyle, sözleşmeden haksız olarak dönme iddiasıyla uğranılan müspet zararların tazmini istemine ilişkindir.Davalı alıcı savunmasında uçağın kararlaştırılan tarihte kendilerine teslim edilmediğini soyut olarak belirtmekle dönmenin haklı olduğunu savunmuşsa da, dosyada mübrez yanlarca içeriği inkar edilmeyen mail yazışmaları uyarınca davalı alıcı yetkilisinin davacı şirkete 26/03/2014 tarihinde yönetim kurullarınca güncel gelişmeler ve mevcut uçağın durumu nedeniyle elde olmayan sebeplerle uçak alımından vazgeçildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Dönmenin haklı sebeplerle gerçekleştiği yönündeki ispat külfeti davalı alıcı üzerindedir. Ayrıca, TBK'nın 118. maddesi gereğince davalı borçlu temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe meydana gelen zararlardan sorumludur. Bir başka söyleyişle, davalı alıcı aleyhine kusur karinesi söz konusudur. Somut uyuşmazlıkta, cevap dilekçesinde uçağın süresinde teslim edilmemesi nedeniyle sözleşmeden haklı olarak cayıldığı iddia edilmişse de, mail yazışmaları içeriğinden davalı tarafından haklı bir sebep olmaksızın uçağın alınmasından vazgeçildiği, diğer yandan davacı satıcıya uçağın teslimi hususunda bir süre ya da ihtar gönderilmediği sabit olup, davalı yan haklılığını ispat edememiştir. Dolayısıyla, mail içeriğine nazaran davalı yan dönme iradesini açık bir şekilde gösterdiğinden davacı satıcı tarafından TBK'nın 124 ve 125. maddeleri uyarınca uğranılan müspet zararların tazminini istenmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Müspet zarar, borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir   anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.) Bilindiği üzere müspet zarar, sözleşmeden cayılmasında kusursuz olan tarafın temerrüde düşen taraftan sözleşme yürürlükte kaldığı sürece isteyebileceği bir tazminat türüdür. Müspet zarar, sözleşmeden kusurlu olarak dönen taraftan da istenebilir. Bu konuda davacı satıcının TBK'nın 123. maddesi gereğince seçimlik hakkı söz konusudur.  Yeter ki, sözleşmeden dönülmemiş olsun veyahut (tıpkı somut olayda olduğu gibi) dönülmüş ise dönen taraf kendisi olmasın ve kusursuz bulunsun.  Davalı alıcı davacının talep ettiği zararların menfi zarar kapsamında olduğunu, dönme nedeniyle müspet zararların istenemeyeceğini, menfi zararların talebe konu olabileceğini iddia etmişse de, yukarıdaki paragrafta değinildiği üzere kusurlu olarak sözleşmeden cayan taraftan karşı taraf müspet zararını talep edebilir. Kaldı ki, Beşiktaş .... Noterliği'nin ... yevmiye sayılı 21/04/2014 günlü davacı tarafından davalı alıcıya gönderilen ihtarname ekindeki zarar kalemleri uçağın zamanında teslim alınmamasına bağlı olarak davacının sarf etmek zorunda kaldığı giderlerden ibarettir. Zira açık bir şekilde 64 günlük motor/gövde sigortası bedeli, hangarlama bedeli kredi faiz bedeli rutin hukuksal danışmanlık bedeli, bakım abonelik bedelleri, pilot tazminatları ve noter giderleri talep edilmiştir. İhtarnamede satım fark bedelini açık bir şekilde belirtmemişse de bundan açıkça feragat etmediği sürece dava yoluyla işbu kar kaybı zararını da isteyebilir. Zira, müspet zararların tercih edildiği yönündeki satıcı iradesinde herhangi bir duraksama söz konusu değildir. Nitekim davacı eldeki davada da, uçağın teslim alınması gereken 14/02/2014 tarihinden uçağın başka bir alıcıya satıldığı 09/09/2015 tarihine kadar uğramış olduğu zararlarını talep etmiştir. Müspet zarar, ifaya olan yararların kaybedilmesinden doğan bir zarar türü olup, borç sözleşmeye uygun olarak ifa edilseydi uğranılmayacak olan zararları içermektedir. (Prof. Dr. Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 15. Bası, Ankara, 2012, s.712)  Davalı alıcı yükümlülüklerini ifa etmiş olsaydı, davacı satıcının uğramayacağı yoksun kalınan kazançlar, müspet zararın en önemli kısmını oluşturur. Somut olayda, davacı yan uçağın satın alınmasından cayılması nedeniyle daha düşük fiyatla bir başka bir alıcıya satılması nedeniyle aradaki fark zararını, ayrıca uçağın elinde kalması nedeniyle sarf etmek zorunda kaldığı sair zarar türlerini müspet zarar kalemi olarak talep edebilecektir. Bir başka söyleyişle, mamelekin olması gereken durum ile eylemli durum arasındaki maddi değer farkı davacının talebini oluşturmaktadır. Bu niteliği gereği kar kaybı, farazi bir hesaplamaya dayanır. Mamelekin istikbaldeki çoğalması ihtimali burada nazara alınır; dönme/cayma hadisesi bu çoğalmaya mani olmuştur. Kar kaybı hesabı bir varsayımla yapılacağından, hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın kesinlik göstermez. Bu yönde düzenlenen 22/03/2018 günlü bilirkişi raporunda da cayma nedeniyle sonraki satım sözleşmesi arasındaki fark bedeli denetime elverişli olarak gerçek zarara en yakın şekilde tespit edilmiştir. Davalı yan itirazen elde edilen faydaların tenzilini talep etmişse de, SMM marifetiyle yapılan inceleme sonucunda davacı defterlerinde 2014 yılında uyuşmazlık konusu TC-KRM isimli uçağa ait fatura ya da herhangi bir gelir kaydına rastlanılmamıştır. Ayrıca uçağın yeni satım tarihine kadar kiralanarak gelir elde edildiği de anlaşılamamaktadır. Bu konuda ispat külfeti TMK 6. maddesi gereğince davalı üzerindedir.Uçağın alınmasından vazgeçilmesine dayalı olarak elde kaldığı sürede sarf edilen uçak destek bakım anlaşması, zorunlu uçak sigortası, uçak abonelik giderleri, danışmanlık ve noter harç giderleri de uçak zamanında davalı tarafından teslim alınsaydı davacı tarafından sarf edilmek zorunda kalınmayacak giderlerdendir. Müspet zarara ilişkin yukarıda açıklanan ilkelerle uyumlu bu zarar kalemleri de talep edilebilir.Davalı alıcı yan tazminat kalemlerinin yabancı para üzerinden istenemeyeceğini ileri sürmüşse de, her iki sözleşme de döviz üzerinden kararlaştırılmış olup, sözleşmenin ihlalinden doğan zararlarında  TBK'nın 99. maddesi kapsamında USD olarak talebi mümkündür. Dosyaya sunduğu içtihatlar somut dosya içeriğine uymamakta olup, haksız fiilden doğan borçlara ilişkindir. TBK'nın 19/1 maddesi gereğince sözleşmenin, tarafların gerçek irade ve amaçlarına göre yorumlanması esastır. Diğer davalı ... finansör konumunda olup, yanlar arasındaki sözleşmeye üçüncü kişi katılan olarak imza atmışsa da zarardan ve olası fesihten doğan zararları tekeffül ettiğine, diğer davalıya kefil olduğuna dair herhangi bir sözleşme hükmü bulunmamaktadır. Her ne kadar alıcı gibi görünse de fiilen alıcıya finans sağlayan üçüncü kişidir. Alıcının dönmesinde leasing firmasının herhangi bir kusuru ya da dahili de olmadığına göre bu davalıya husumet tevcih edilemeyeceğinde herhangi bir duraksama söz konusu değildir.\"gerekçesi ile,\"Davanın KISMEN KABULÜ ile;1-Dava konusu aracın başka bir alıcıya daha düşük bir bedele satılmasından doğan 75.000 USD zararın; bakım gideri olarak yapılan ödemelere bağlı olarak 25.000 USD zararın; sarf edilen danışmanlık ve noter giderleri 5.000,00-TL'nin dava tarihi 16/03/2016 tarihinden itibaren döviz bedelleri yönünden 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre TL yönünden ise avans faizi işletilmek suretiyle davalı ... A.Ş.'den alınarak davacıya ödenmesine, 2-Diğer davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine,\" karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı ve davalı ... A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; davalı ...'nin Hava Aracı Alım ve Satım Sözleşmesini alıcı sıfatıyla imzaladığını, sözleşmenin 2. maddesinde satış bedelinin 27.500.000 USD olduğunun, 3. maddede teslim ve ödeme tarihinin 14/02/2014 olarak tespit edildiğinin belirtildiğini, sözleşmenin 8. maddesinde ise satış bedelinin ne şekilde alıcı ... tarafından ödeneceğine ilişkin hükümlere yer verildiğini, sözleşme tarafı  ...’ın hava aracını almaktan vazgeçmesi halinde, ...'nin sorumluluğunun sona ereceği ve sözleşmesel edimlerini ifadan kaçınabileceğine ilişkin olarak Hava Aracı Alım ve Satımı Sözleşmesinde herhangi bir hüküm ve düzenleme bulunmadığını, Hava Aracı Alım ve Satımı Sözleşmesi herhangi bir şarta bağlı olmayıp, kesin ve bağlayıcı bir sözleşme olarak imzalandığını, davalı ...'nin sorumluluğunun aracın kararlaştırılan satış bedelini sözleşmede kararlaştırılan şekilde ödemek olduğunu, müvekkili şirketin davalı ...'nin  Hava Aracı Alım ve Satım Sözleşmesi'nin alıcı tarafı olması ve ödemeleri yapacak olmasına güvenerek sözleşmeyi imzaladığını, ayrıca davalı alıcı finansal kiralama şirketi nezdinde olması nedeniyle onaylı aslı şirketlerince temin edilemeyen Finansal Kiralama Sözleşmesinin 4. maddesinde; “Ancak kiralayan kiracının bu sözleşme nedeniyle doğan yükümlülüklerini eksiksiz bir biçimde zamanında yerine getirmemesi nedeniyle kiralananın zilyetliğini kiracıya devretmeme … hakkına sahip olacak, bu sebeple kiralananı teslim etmemesi halinde kiralayanın hiçbir sorumluluğu olmayacak ve zilyetliğin devri kiralayandan talep edilmeyecektir. ayrıca kiralayan, bu sebeple uğradığı bütün zararları, yaptığı masraflar ve satıcıya karşı ödemekle yükümlü tutulabileceği tazminat nakden ve tamamen kiracı tarafından karşılanacaktır.” hükmüne yer verildiğini, davalı  ...'ın  tamamen kusurlu davranışı sonucu finansal kiralama sözleşmesindeki edimlerin kiralayan ...'ye karşı yerine getirmemesi halinde ve bu nedenle kiralanan kiracıya teslim edilmese dahi sözleşmede kararlaştırılan kira bedellerini ve müvekkiline karşı ödemekle yükümlü tutulabileceği tazminatı, ...'nin talep etme hakkı bulunduğunu, davalı ...'nin Hava Aracı Alım ve Satım Sözleşmesi dolayısıyla müvekkili şirkete ödeyeceği satış bedelini veya ödemekle yükümlü tutulabileceği tazminatı davalı ...’tan talep etme hakkına sahip olduğunu, davalı ...'ın satış sözleşmesinin iptali sebebiyle sorumluluğu Yerel mahkemece tespit edilmiş olmak ve davalı ...'ın Hava Aracı Alım Satım Sözleşmesi'nin ifa edilemeyeceğine ilişkin aynı dayanaksız gerekçeyi kapsayan irade beyanını diğer davalı ...'ye göndermiş olması sebebiyle, ...'nin de haklı nedenle davalı ... A.Ş. ile imzaladığı finansal kiralama sözleşmesini feshetme ve tüm kira borçlarını talep etme hakkı doğduğunu;  ...'nin matbu finansal kiralama sözleşmesinin 28. maddesinde; “sözleşmenin hangi nedenle olursa olsun sona ermesi veya kiralayan tarafından sözleşmenin feshi halinde, kiracının vadesi gelmemiş tüm kira borçları ile diğer borçları muaccel hale gelecek ve kiracı, muaccel hale gelen bütün kiralama bedellerini ve sözleşmeden doğan diğer borçlarını faizi ile birlikte sözleşmenin sona ermesi veya feshinden itibaren 5 gün zarfında nakden ve defaten kiralayana ödemekle yükümlüdür.” hükmü dolayısıyla davalı alıcı ...’nin haklı nedenle fesih ve müvekkili şirkete ödemeyi taahhüt ettiği ve ödediği satış bedelini ve/veya ödemekle yükümlü tutulabileceği tazminatı (Finansal Kiralama Sözleşmesinde kararlaştırılan faiz ve fazlasıyla birlikte) davalı  ...'dan tahsil etmesinin mümkün olduğunu, davalı ... A.Ş.'nin Finansal Kiracı sıfatıyla sözleşmeyi sebepsiz yere ve ağır kusurlu davranışıyla iptal etmesinin davalı ...’nin müvekkili şirkete karşı olan sözleşmesel taahhütlerini yerine getirmekten kurtulma sonucunu doğurmadığını ancak yapacağı ödeme nedeniyle ... A.Ş.'den uğradığı zararı tazmin etmek için yasal yollara başvurmasını gerektiğini, müvekkili şirketin yukarıda belirttikleri zararlarından davalı alıcı ...'nin de diğer davalıyla birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu, davalı ... yönünden de davanın kabulü gerektiğini, hükmün 2 nolu kısmı için istinaf yoluna başvurma zaruretinin hasıl olduğunu beyanla davalı ...  A.Ş. yönünden istinaf talebinin kabulüne, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/269 E. 2021/787 K. sayılı dosyasında verilen kararın hükmün 2 nolu kısmının kaldırılmasına ve davalı ... yönünden de talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş vekili istinaf dilekçesi ile; hükmedilen tazminat miktarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin uyuşmazlığa konu Hava Aracı Satım Sözleşmesi'nde finansal kiracı sıfatıyla yer aldığını, bu bağlamda müvekkili şirketin davacı şirkete karşı doğrudan hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, uyuşmazlık kapsamında yöneltilen iddia ve taleplerin muhatabının, Hava Aracı Satım Sözleşmesi’nde alıcı sıfatını haiz diğer davalı .... olduğunu, müvekkili şirketin tek sorumluluğunun .... ile akdettiği leasing sözleşmesi kapsamında belirlenen kira bedellerinin ödenmesi olduğunu, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu'nun 23. maddesinde; \"Finansal kiralama konusu malın mülkiyeti kiralayana aittir.\" denilmek suretiyle finansal kiralama konusu malın mülkiyetinin kiralayana ait olduğunun düzenlendiğini, işaret edilen kanun hükmünden anlaşılacağı üzere; diğer davalı ... Finansal Kiralamanın somut uyuşmazlığa konu hava aracının maliki ve tazminat taleplerinin yegane sorumlusu olduğunu, müvekkili şirket aleyhine tazminata hükmedilmesinin ve diğer davalı lehine davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili şirketin leasing sözleşmesi kapsamında tek sorumluluğunun kira bedellerinin ödenmesi olduğunu; Taraflar arasında münakit Hava Aracı Satım Sözleşmesi'nden dönme beyanlarının davacı şirkete ulaştığı 24.03.2014 tarihinden sonraki tüm gecikmelerde kusurlu tarafın finansal kiralama sözleşmesinin tarafı... A.O. olduğunu, Sivil Havacılık Kanunu ve Finansal Kiralama Mevzuatı gereği, dönme sonrası ilgili kurumlara bildirimde bulunma ve sicilden terkin yükümlülüğünün malik sıfatıyla ... Finansal Kiralamaya ait olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesi ve beyanlarından anlaşıldığı üzere; diğer davalı şirketin salt kendi kusuru ve kötü niyetiyle sözleşmenin sona erme sürecini Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne bildirimde bulunmaktan imtina ettiğini, diğer davalı şirketin bu husustaki kötü niyetinin bizzat davacı şirket vekilinin anlatımlarıyla sabit olduğunu, ... A.O.'nun kendilerine karşı hiçbir talepte bulunulmaması koşuluyla sicilden terkin için gerekli bildirimde bulunacağını beyan ettiğini, anılan beyanın dava dilekçesinin 6. sayfasında; \"Davalı alıcı finansal kiralama şirketi yetkilileri müteaddit şifahi taleplerimize rağmen kendilerinden bir hak talebinde bulunmayacağımıza dair bir taahhütte bulunmamız şartıyla Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne uçağın üçüncü kişiye satışında sakınca olmadığına ilişkin bir yazı gönderebileceklerini öne sürerek müvekkil şirketin 11.09.2015 tarihli ihtarından sonra belirtilen nitelikteki bildirimi ancak 18.09.2015 tarihinde gönderilebilmiştir.\" ifadeleriyle sabit olduğunu;Hava araçlarının tescilini düzenleyen 2920 sayılı Sivil Havacılık Kanunu’nun 56/1 fıkrasının: “Sivil hava aracının tescili için, malikin bu kanunda gösterilen kayıt ve şartlara uyması ve bir dilekçe ile Ulaştırma Bakanlığı’na başvurması gereklidir.” şeklinde düzenlendiğini, Talep Üzerine Terkin hususunu düzenleyen aynı kanunun 62. maddesinin ise terkin için gerekli başvuruların da malik tarafından yapılması gerektiğinin düzenlediğini, zikredilen yasal düzenlemelerden hareketle, sözleşmenin sona ermesinden sonra Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne yapılacak bildirimin yükümlüsünün malik olduğunun açık olduğunu, izah edilen mevzuat hükümlerinden görüleceği üzere dava konusu uçağın ilgili sicile şerh koyma veya tescil edilen şerhi fek etme sorumluluğunun, diğer davalı ... Finansal Kiralamaya ait olduğunu, bu doğrultuda doğması muhtemel tüm zararların tek muhatabının da diğer davalı olduğunu, diğer davalının Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün ilgili siciline geç bildirimde bulunmuş olması sebebiyle kusurlu olduğuna dair beyanları baki olmakla birlikte; geç bildirimde bulunmasında davacının da ihmalinin mevcut olduğunu, davacı şirketin ... Taş. Ve Hiz. A.Ş. ile akdettiği 09.09.2015 tarihli satım sözleşmesine dek, bildirim yapılmasına ilişkin herhangi bir talepte bulunmadığını;Satım sözleşmesinin akdedilmesini müteakip Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne bildirimde bulunma talebinin ilk kez 11.09.2015 tarihli ihtarname ile diğer davalı şirkete iletildiğini ve sicile bildirimin 18.09.2015 tarihinde gerçekleştirildiğini, müvekkili şirketin cayma beyanının iletildiği 24.03.2014 tarihinden sonra meydana gelen gecikme veya zararlardan taraflarının sorumlu tutulmasına imkân bulunmadığını, müvekkili şirket aleyhine karar tesis edilebilmesinin imkânsız olduğunu, Mahkemenin hangi gerekçeyle finansal kiralama şirketi hakkında husumet yokluğu kararı verdiğinin ve müvekkili şirket aleyhine tazminata hükmettiğinin taraflarınca anlaşılamadığını; Hava Aracı Satım Sözleşmesi'nin Sözleşmenin Feshi başlıklı 10. maddesi uyarınca satıcının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini tam veya olması gerektiği gibi yerine getirmemesi halinde, alıcının karşı tarafa yazılı bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi feshedebileceğini, müvekkili şirket ile davacı arasında 12.02.2014 tarihli Hava Aracı Satım Sözleşmesi'nde teslim tarihinin 14.02.2014 olarak kararlaştırıldığını, davacı şirketin sözleşmeye konu hava aracını sözleşmede belirlenen teslim şartlarına uygun şekilde, 14.02.2014 tarihinde teslim etmemesi sebebiyle haklı fesih şartlarının oluştuğunun açık olduğunu, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini kendi kusuruyla ihlal eden davacı şirketin, tazminat talep etmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bu husus tartışılmadan Mahkemece tesis edilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu;Temerrüde düşen davacı şirketin, müvekkili şirkete tevcih ettiği tazminat talebinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkili şirketin Hava Aracı Alım ve Satım Sözleşmesi'nde kararlaştırılan yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve teslim tarihinde ifaya hazır olduğunu bildirdiğini, davacı şirketin satışa konu hava aracının teslimini sürekli geciktirdiğini, müvekkilinin, teslimin gerçekleşmemesi neticesinde sözleşmeyi sonlandırdığını, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen davacının tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bu hususların muhakemenin muhtelif aşamalarında dosyada mübrez dilekçelerle Yerel mahkemeye izah edildiğini, mahkemenin kararında zikredilen konulara müteallik yeterli açıklama yapılmadığını, söz konusu hususlar değerlendirilmeden karar tesis edildiğini, bu cihetle istinafa konu kararın kaldırılması ve müvekkili şirket yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; TBK'nın 125. maddesinde sözleşmelerde borçlunun temerrüdünde alacaklıya seçimlik üç hak tanındığını, buna göre alacaklının her zaman için ifa ile gecikme tazminatı isteğinde bulunabileceği gibi derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini veya ifadan vazgeçip menfi zararını isteyebileceğini, tacir sıfatını haiz davacının, TBK m.125 kapsamında tercih hakkını menfi zarar kalemleri yönünden kullandığını, leasing sözleşmesinin akdedilmesinden sonra; davacı şirketin sözleşmeye konu hava aracının tesliminde sözleşmeye aykırı hareket ederek temerrüde düştüğünü, bunun üzerine satıcı ... A.Ş.'ye gönderilen 24.03.2014 tarihli e-posta ile müvekkili şirket tarafından sözleşmeye son verildiğini, müvekkili şirketin haklı fesih bildirimi üzerine; davacı ... A.Ş. tarafından Beşiktaş .... Noterliği aracılığıyla 08.04.2014 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamenin keşide edildiğini, ihtarname kapsamında davacı şirketin aynen ifa+gecikme tazminatı taleplerinden vazgeçtiklerini bildirdiğini, sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle uğradıkları zararların tazminini talep ettiğini, davacının iddiaları çerçevesinde TBK m.112 vd. ve m.125 vd. hükümlerinin irdelenmesi gerektiğini, TBK madde 112 hükmünün; \"Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.\" şeklinde düzenlendiğini, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünün 6102 sayılı TTK m. 18 f.2’den kaynaklandığını, maddenin “Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.” hükmünü içerdiğini;Tacirin, ticari işletmesinin konusu ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticari faaliyet sahasındaki bütün faaliyetlerinde basiretli davranma yükümü altında olduğunu, tacirin özellikle ticarî işletmesiyle ilgili sözleşmeleri yaparken ve bu sözleşmelerden doğan borçlarını yerine getirirken basiretli iş adamı gibi davranmak zorunda olduğunu, tacir olan davacının 08.04.2014 tarihli ihtarnamesi ile menfi zararların tazminini istediğini, dava esnasında müspet zararların tazminini isteyemeceğini, aksi durumun TBK m.125 ile dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğini, taraflar arasında mevcut sözleşmenin feshi akabinde davacı tarafça müvekkili şirkete keşide edilen, Beşiktaş ... Noterliği'nin 08.04.2014 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde talep ettiği zarar kalemlerinin belirtildiğini, anılan ihtarnamede davacı tarafça; \"Satış Sözleşmesi Noter Harcı ve Damga Vergisi\" (143.982 $) \"Hukuki Danışmalık Ücreti ve İlgili Masraflar\" (3.015$) \"İptal Sürecine İlişkin Sair Mali Yükümlülükler\" (91.070$) şeklindeki zarar kalemlerinin talep edildiğini; Söz konusu zarar kalemleri incelendiğinde davacı şirketin sözleşme öncesi hazırlıklar ve sözleşmenin akdedilmesi sebebiyle uğradığı zararlarının tazminini talep ettiğinin görüldüğünü, davacı şirketin sözleşme hiç akdedilmemiş olsaydı yapmayacağı masraf ve harcamaların tazminini/menfi zararının ödenmesini talep ettiğini, Mahkemece tercih hakkını hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak surette menfi zarar yönünden kullanan davacı tarafın daha sonra ileri sürdüğü talepler dikkate alınarak, müspet zarar yönünden hüküm kurulmasının doğrudan ilgili kanun hükümlerine aykırı olduğunu, davacı şirketin menfi zarar talebini müteakiben, müspet zarar talebinin 6098 sayılı TBK 125. maddesinde tanzim edilen seçimlik hakların kullanılmasının usulüne aykırı olduğunu, tazminat talep eden alacaklının, TBK m.125 bağlamında kendisine tanınmış seçimlik haklardan hangisini kullanacağını borçlusuna derhal bildirmesi gerektiğini, alacaklının seçimlik haklardan bir tanesini tercih ettikten sonra kararından rücu etmesinin mümkün olmadığını, sözleşme borçlusunun alacaklının ihtiyarına bırakılmış üç seçenekten hangisini seçeceğini bilmesinde menfaati olduğunu, aksi takdirde alacaklının piyasa değişikliklerinden istifade maksadıyla kendisi için en faydalı zamanda seçim hakkını kullanacağını ve bu suretle borçlu aleyhine bir durum yaratacağını, (NAZİKİOĞLU,O.IŞIK; Karşılıklı Taahhütleri Havi Akitlerde Borçlunun Temerrüdü, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S.1, C.8, Yıl:1951, s.672.);Davacının sözleşmenin sona ermesini müteakiben keşide ettiği 08.04.2014 tarihli ihtarname ile menfi zararlar talebine ilişkin seçiminden dönmesinin mümkün olmadığını, bu bağlamda dilekçe içeriğinde atıf yapılan içtihatlar ile doktrin görüşleri çerçevesinde Mahkemece verilen kararın kaldırılması gerektiğini, Mahkemece yalnızca 08.04.2014 tarihli ihtarname içeriğinde belirtilen menfi zarara yönelik hüküm kurulması gerektiğini, bir üst başlıkta yer alan beyanları doğrultusunda zararı kabul anlamına gelmemek ve husumet itirazı baki kalmak üzere olay kapsamında yalnızca menfi zarar kaleminin değerlendirilebileceğini, menfi zararın; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarar olduğunu, başka bir anlatımla sözleşme yapılmasa uğranılmayacak zarar olacağını, menfi zararın, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkacağını, (TANDOĞAN, Haluk, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul, 2010 s. 427 vd.);Hangi zarar kalemlerinin menfi zarar kabul edilebileceğinin YHGK'nun emsal nitelikteki 12.05.2010 tarihli 2010/14-244 E. 2010/260 K numaralı ilamında ifade edildiğini, gerçekleştiği iddia edilen menfi zarar miktarının belirlenmesinin uyandırılan güven olgusuyla uygun nedensellik bağı içinde bulunan malvarlığı kayıplarının tespitine bağlı olduğunu, bu kapsamda amaçlanan sözleşmenin hüküm ifade edeceği yönünde uyandırılan güvenle bağlantısı bulunmadığı anlaşılan zararların menfi zarar kapsamına dahil olmadığını;Bu tarzdaki kayıpların karşılanması, menfi zararı tazmin yükümlülüğünün var oluş sebebine aykırı olduğunu, bu nedenle menfi zararın miktarını hesaplarken, tazminat yükümlüsünü, yol açmadığı zararlardan da sorumlu tutacak bir eğilimden kaçınmak gerektiğini, aksi hâlde menfi zararın, sorumluluk hukukuna hâkim olan zararı giderme gayesinin çok ötesine giden ucu bucağı açık bir sorumluluk rejimine dönüşmüş olacağını, (ERGÜNE, Mehmet Serkan, Olumsuz Zarar, Beta Yayınları, İstanbul, 2008, s.292 vd.), tercih hakkını menfi zararlar yönünden kullanan davacının, oluştuğunu iddia ettiği müspet zararlar yönünden değerlendirme yapılması dahi hukuken mümkün değilken, Mahkemece müspet zararlar yönünden karar tesis edilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, bu cihetle tesis edilen kararın kaldırılmasının ve menfi zarar kalemleri yönünden eksikliklerin giderilerek yalnızca nedensellik bağı bulunan zarar kalemleri yönünden yeniden hüküm kurulmasının elzem bir durum olduğunu;Menfi zarar yönünden elverişli, kaçırılan herhangi bir fırsat bulunmadığını, menfi zararlar kapsamında değerlendirilmesi gereken en önemli hususun kaçırılan fırsatın bulunup bulunmadığı olduğunu, konuya müteallik YHGK'nun emsal niteliğindeki 17/01/1990 Tarih 1989/13-392 E. - 1990/1 K. sayılı kararına göre kaçırılan fırsatın belirlenmesinde, sözleşmenin akdedildiği tarihlerde başka bir kişinin verdiği en yakın teklif yahut teklif yoksa sözleşme tarihinde en yakın alınabilecek teklif/rayiç değer üzerinden belirlenen fiyat kriterlerinin dikkate alındığını, sözleşme tarihine en yakın alınabilecek teklif belirlenirken makul sürenin sözleşmeye konu malın piyasasının olup olmadığı ve akabinde varsa piyasa değerinin dikkate alınması gerektiğini, konuya ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.07.2006 tarihli ve 2006/13-499 E. - 2006/507 K. Sayılı kararının örnek olarak verilebileceğini, somut olayda, müvekkilince satım sözleşmesinin imzalandığı 12.02.2014 tarihinde başkaca bir teklif bulunmadığını, davacının konuya ilişkin, tüm yargılama süresince somut ve belgeye dayalı herhangi bir delil veya doküman ibraz edemediğini, YHGK'nun işaret ettiği ilamından yola çıkarak, bu noktada öncelikle uçağın, piyasada karşılık gören bir mal olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, varsa makul süre içerisindeki piyasa rayiç bedeli bakımından en yakın alınabilecek teklif değerlendirmesinin yapılması gerektiğini;Bu noktada tartışılması gereken bir diğer önemli hususun; uyuşmazlık konusu uçağa ilişkin makul bir sürede alınabilecek herhangi bir teklifin olup olmadığı olduğunu, bir başka teklifin yapılamadığı makul süre içerisinde piyasada karşılığının bulunmadığı bir mal dolayısıyla elverişli herhangi bir fırsatın kaçırıldığının iddia edilemeyeceğini, müşahhas olayda söz konusu uçakların yıllık satış adedi, fiyatlarının yüksekliği, uçağa makul süre içerisinde teklif verilmediği hususları da göz önüne alındığında, davacı şirketin elverişli herhangi bir fırsatı kaçırmadığının açık olduğunu, Dairemizce yapılacak incelemede bu hususun mutlak surette dikkate alınması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere bir an için davacı tarafın müspet zararlarını talep ettiği kabul edilse dahi, uçağın rayiç bedeli tespit edilmeden tesis edilen kararın hukuka aykırı olduğunu;Müspet zararın alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olacağını, bu durumda sözleşmenin ortadan kalkmadığını, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkının aldığını, burada sözleşmenin feshedilmesinden değil borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğunu, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/14-244 E. , 2010/260 K.) TBK madde 125 uyarınca tazminatın, mehilin verildiği ve kanun bağlamında tanınmış seçimlik hakların kullanıldığı andaki durum esas alınarak belirlenmesi gerektiğini, (EREN, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Bası, s.1140 Yetkin Yayınları, ANKARA, 2017) somut uyuşmazlık çerçevesinde değerlendirme yapmak gerekirse; zararın hesabında müvekkili şirketin sözleşmeden caydığını beyan ettiği 24.03.2014 tarihi itibariyle zarar hesabının yapılması gerektiğini, davacı tarafın müvekkili şirketin dönme beyanının kendisine iletilmesiyle sözleşmeyle bağlı kalmaktan kurtulduğunu, bu bağlamda gerek menfi zarar gerek müspet zarar hesabında esas alınacak tarihin müvekkili şirketin dönme beyanın davacı şirkete ulaştığı tarih olduğunu;Mezkur tarihten sonra meydana gelecek değer kaybı ve fırsat kaybı zararlarından müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının olanaksız olduğunu, aksinin kabulü halinde, müvekkili şirkete sınırsız ve belirsiz bir sorumluluk yükletilemeyeceğini, anılan halde, davacı tarafın sözleşme konusu uçağı 10 yıl sonra satması ihtimalinde dahi aradaki farkın müvekkili şirketten istenebileceği gibi hukuk dışı bir durumun ortaya çıkacağını, zarar hesabında esas alınacak tarihin 24.03.2014 tarihi olarak kabul edilmemesi halinde dikkate alınacak son tarihin davacı şirketin zarar taleplerini içeren ihtarnamesinin keşide edildiği 08.04.2014 tarihi olduğunu, davacı tarafın müspet zarar talebine ilişkin itirazları baki kalmak kaydıyla; fiyat farkına ilişkin yapılacak değerlendirmelerin bu tarih esas alınarak yapılması gerektiğini, değerlendirme kapsamında uyuşmazlığa konu uçağın 24.03.2014 tarihi itibariyle rayiç değerinin tespiti ve bu değer üzerinden zarar hesabı yapılmasının elzem bir durum olduğunu, davacı şirketin 19 aylık süre boyunca uçağı başka bir alıcıya satmayıp, aradan geçen bu kadar uzun süre sonunda meydana gelen zararları taraflarından talep etmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin, uyuşmazlık konusu satıştan 19 ay sonra gerçekleştirilen düşük bedelli satışın tüm sorumluluğunu müvekkili şirkete yüklediğini, bu noktada davacı tarafın uçağın satımı için gerekli çalışmaları yapıp yapmadığı, satış bedelinde yaptığı yahut yapabileceği indirimlerin, piyasadaki alım gücünün, şirketlerin içinde bulundukları durumların hiçbir surette dikkate alınmadığını;Mezkur hususun davacı şirketin bahse konu uçağı çok daha düşük bir bedelle satması neticesinde aradaki tüm farkın müvekkili şirketten tazmin edilebileceği sonucunu doğuracağını ki, bu durumun hak ve nesafet ilkelerine aykırı olduğunu, uyuşmazlığa konu uçağın değerinin sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle tespiti için ... Şirketince ekspertiz raporu düzenlendiğini ve Mahkemeye ibraz edildiğini, uçağın rayiç bedeline ilişkin başka hiçbir rapor veya tespit mevcut olmadığı halde, Mahkemece mezkûr raporun hiçbir surette değerlendirilmediğini, bu sebeple istinafa konu kararın kaldırılması gerektiğini, menfi zarar kalemine ilişkin haklı beyan ve itirazları doğrultusunda Mahkemece, 14.11.2018 tarihli duruşmanın 2 numaralı ara kararı gereği, dosyanın bilirkişiye tevdi edilerek menfi zararın mahsubu yönünde rapor tanzim edilmesine karar verildiğini ancak ilgili ara karara rağmen, yaklaşık 9 ay sonra, hukuka aykırı değerlendirmeler ihtiva eden bilirkişi ek raporu tanzim edildiğini, bilirkişi heyetince, menfi zarar kalemlerine ilişkin Yargıtay kararları ve öğretide yer alan görüşler hiçe sayılarak kar mahrumiyeti şeklinde menfi zarar denilen bir kavramın ortaya atıldığını ve bu doğrultuda rapor tanzim edildiğini, kar mahrumiyeti şeklinde menfi zarar kavramının Türk Hukuk sisteminde bulunmadığını, kar mahrumiyetinin müspet zarar kalemleri arasında değerlendirildiğini; Mezkur rapora karşı beyan ve itirazlar doğrultusunda tanzim edilen diğer ek bilirkişi raporlarında da heyetin aynı tutumu sürdürerek kar mahrumiyeti şeklinde menfi zarar değerlendirmesine devam ettiğini, heyet raporda zarar hesabına yönelik; \"Teknik olarak yapılması gereken; dava konusu uçağın satım sözleşmesinin akdedildiği 12.02.2014 tarihindeki piyasa değerinin hesaplanmasıdır. Eğer bu bedel 22.600.000 USD'den daha yüksek ise, davacı, ek raporumuzun 5. Sayfasında açıkladığımız üzere, aradaki farkın tazminini davalıdan talebe hak kazanacaktır.\" şeklinde değerlendirmelerde bulunduğunu, menfi zararın nasıl hesaplanması gerektiğinin, hangi zarar kalemlerinin menfi zarar kalemleri olarak değerlendirilebileceğinin, somut olay açısından elverişli kaçırılan herhangi bir fırsatın bulunmadığının dilekçe içeriğinde detaylı bir şekilde açıklandığını, bilirkişi heyetinin değerlendirmesinin hukuka aykırı olduğunu, buna karşılık Mahkemece menfi zarar kaleminin tespitine yönelik rayiç bedel araştırması dahi yapılmadan hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, eksik inceleme neticesinde hüküm kurulduğunu;Mahkemenin mezkûr rapordaki değerlendirmelere katılması zorunlu olmamakla birlikte, mahkemece tanzim edilen gerekçeli kararda hangi gerekçelerle raporun değerlendirmeye alınmadığı hususuna ilişkin izahta bulunulması gerektiğini,  kabul anlamına gelmemek üzere, hükmedilen tazminattan sözleşmeye konu uçağın kullanılması nedeniyle davacı tarafça elde edilen gelirlerin mahsup edilmediğini, Devlet Hava Meydanları'nın dosyada mübrez 18.03.2019 tarihli yazısında, uyuşmazlık konusu uçağın muhtelif zamanlarda işletildiğinin tespit edildiğini, Mahkemece bu husus göz ardı edilerek uçağın kullanılmasına yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, davacı tarafın bahse konu uçağı hangi gerekçeyle işletmediğini, kiralamadığını yahut satmadığını açıklamak zorunda olduğunu, bu hususta davacı tarafça tatmin edici herhangi bir açıklama yapılmadığını, davacı tarafın zararından mahsup edilmesi gereken tutarın yalnızca kiralama neticesinde elde ettiği semereler olmadığını, elde etme imkanı olduğu halde, kötü niyetli şekilde bilerek ve isteyerek elde etmekten kaçınılan kazançların da zarardan mahsubu gerektiğini, gelir edilmesinin aktifin artması şeklinde olabileceği gibi pasiflerin azalması şeklinde de tezahür edebileceğini, diğer bir anlatımla davacı tarafça başka bir uçak kiralanması yerine sözleşmeye konu uçağın kullanılmasının da gelir elde etme olarak değerlendirmesi ve zarar hesabından mahsup edilmesi gerektiğini, anılan hususun taraflarınca muhakemenin her aşamasında dile getirilmişse de Mahkemece itirazlarının dikkate alınmadığını;Davanın kötüniyetli olarak açıldığını, uyuşmazlığa konu sözleşme ilişkisinde temerrüde düşen taraf  ... A.Ş. ve zarara uğrayan müvekkili şirket olduğu halde taraflarına  ... A.Ş. tarafından Beşiktaş ... Noterliği aracılığıyla 08.04.2014 tarihli ... yevmiye numaralı ve sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle uğramış oldukları zararların tazminini talep eden ihtarnamenin gönderilmesindeki ve dava ikame edilmesindeki maksadın kötüniyetli olduğunun izah gerektirmeyecek açıklıkta olduğunu, bu bağlamda davacının 19 ay süre boyunca mevcut şerh nedeniyle uçağı satamadığı iddialarının da iyiniyet kuralları çerçevesinde kabulünün mümkün olmadığını, davacının dava konusu uçağın bu süre zarfı boyunca birkaç kez satışa konu edildiğini ve bu konuda uğraş verdiğini hiçbir surette ispat edemediğini, davacı şirketin kendi kusurundan kaynaklanan bir olguyla menfaat temin etmeye gayret ettiğini, hukuk düzeninin bu tür bir yaklaşımı koruyabilmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla davacı tarafın tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini;Sözleşmeye konu uçağın davacı tarafça kullanıldığının açık olduğunu, bu noktada gelir elde edilip edilmediğine bakılmaksızın elde edilmesi muhtemel fakat davacı tarafça elde etmekten imtina edilen ortalama kazancın belirlenmesi ve tespit edilen miktarın tazminat miktarından mahsup edilmesi gerektiğini, söz konusu değerlendirme yapılmadan tesis edilen kararın hukuka aykırı olduğunu, finansal kiracı sıfatını haiz müvekkili şirketin, davacı şirkete karşı doğrudan herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, uyuşmazlık kapsamında yöneltilen iddia ve taleplerin muhatabının, diğer davalı ... olduğunu, finansal kiralama kanunu kapsamında malik sayılan ve Sivil Havacılık Kanunu gereği sicilden terkin yükümlülüğü bulunan ve bu yükümlülüğünü ağır kusuruyla ihlal eden leasing şirketin hukuken sorumlu tutulması gerektiğini, davacı şirketin sözleşmeye konu uçağın tesliminde temerrüte düştüğünü, bu bakımdan müvekkili şirketin sözleşmeyi haklı nedenle sona erdirdiğini, davacının 27/3/2014 tarihli e-posta ve 08/04/2014 tarihli ihtarname ile menfi zararlarını talep ettiğini, tazminat talep eden alacaklının, TBK m.125 bağlamında kendisine tanınmış seçimlik haklardan hangisini kullandığını borçlusuna derhal bildirmesi gerektiğini, alacaklının seçimlik haklardan bir tanesini tercih ettikten sonra, kararından rücu edemeyeceğini, menfi zarar yönünden davacı tarafça kaçırılan elverişli herhangi bir fırsatın bulunmadığını, menfi/müspet tüm zararların hesabında dönme beyanının karşı tarafa ulaştığı yahut alacaklı tarafın seçimlik haklarından birisini gecikmeksizin kullandığı tarihin esas alınması gerektiğini, uçağın bir üst maddede yer alan tarihler açısından rayiç bedelinin tespit edilmesi ve zararın da mezkur bedele göre belirlenmesi gerektiğini, menfi veya müspet zarar konusundaki değerlendirme ve tespitin ardından, varsa davacı nezdinde meydana gelen zararların en geç menfi zarara yönelik ihtarnamenin keşide edildiği 08/04/2014 tarihi esas alınarak hesaplanması gerektiğini, Mahkemece davacı tarafın uçağın satımı için gerekli çalışmaları yapıp yapmadığını, satış bedelinde yaptığı yahut yapabileceği indirimler, piyasadaki alım gücü hususlarının araştırılmadığını, bilirkişi raporlarında teknik bilgilere ulaşılamadığını, dava konusu uçağın 2014 Şubat ayı piyasa değerinin öğrenilemediğini, bu doğrultuda bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığını, müvekkili şirketin satım akdini sonlandırdığı tarih ile zarar hesabına esas alınacak tarih arasında, uyuşmazlık konusu uçaktan elde edilen yahut elde edilmekten imtina edilen gelirlerin tespit edilmediğini beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasına, taraflar arasındaki Hava Aracı Satım Sözleşmesinde müvekkili şirketin alıcı olarak yer almamasından dolayı davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, husumet itirazının kabul görmemesi halinde davanın esastan reddine, diğer davalı ... Finansal Kiralama A.O. yönünden tesis edilen husumet yokluğu nedeniyle ret kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, taşınır alım satım sözleşmesinde alıcının sözleşmeye aykırılığından doğan zararların tazmini talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalılarca, taraflar arasında akdedilen 12.02.2014 tarihli Hava Aracı Alım Satım Sözleşmesi'nde yer alan yükümlülüklerin tamamen kusurlu olarak yerine getirilmediğini, taraflar arasındaki sözleşmede hava aracının teslimi ve ödeme tarihinin 14.02.2014 tarihi olarak belirlendiğini, davalı ...A.Ş. tarafından gönderilen 24.03.2014 tarihli mail ile hiçbir haklı sebep gösterilmeksizin sözleşmenin ifa edilmeyeceğinin bildirildiğini, bu nedenle adı geçen davalıya 08.04.2014 tarihli Noter ihtarnamesi gönderilerek sözleşmenin iptali sebebiyle doğan zararlardan şimdilik 500.000 USD'nin talep edildiğini, tarafların birbirlerine gönderdikleri başka Noter ihtarnamelerinin de bulunduğunu, hava aracının 09.09.2015 tarihli sözleşme ile dava dışı şirkete daha düşük bedelle satıldığını, gerek ikinci satış bedelinin düşük olması, gerekse taraflar arasındaki satış sözleşmesinde yer alan sözleşme bedelinin ödenmesi ile ilgili madde nazara alındığında 5.783.379,75 USD zarara uğradığını, yine taraflar arasındaki sözleşmede belirlenen ödeme ve teslim tarihi olan 14.02.2014 tarihinden hava aracının satıldığı 09.09.2015 tarihli sözleşme tarihine kadar ödenen bakım destek anlaşması bedeli, gövde sigorta bedeli, uçak abonelik ücreti, bakım gideri ile geri alınacak ödemelerin alınamaması nedeniyle uğradığı zararların mevcut olduğunu, yine davalılarca ifa edilmeyen sözleşmenin müzakeresi ve sözleşmenin ifa edilmeyeceğinin bildirilmesi üzerine alınan hukuki danışmanlık ve ödenen damga vergisi, Noter harcı, seyahat masrafları, davalılara gönderilen Noter ihtarnamelerinden doğan zararın da söz konusu olduğunu beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla iki satış bedeli arasındaki fark nedeniyle uğranılan zarardan 75.000 USD'nin, uçak destek bakımı anlaşması, uçak sigortası, uçak abonelik ve uçak bakım ücretinden doğan zarardan 25.000 USD'nin ve hukuki danışmanlık ücreti ile Noter masraflarından doğan zarardan 5.000 TL'nin işleyecek faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı ... A.Ş., diğer davalı şirketin davacı şirket ile uçak alım satımı konusunda anlaştıklarını bildirmesi üzerine davalıya finansman sağlanması amacıyla davacı ile dava konusu sözleşmeyi akdettiğini, öncesinde diğer davalı ile aralarında finansal kiralama sözleşmesi akdedildiğini, ardından akdedilen satış sözleşmesinde de, bu sözleşmenin finansal kiralama sözleşmesinin eki olduğu ve diğer davalıya finansman sağlanmak amacıyla yapıldığının kabul edildiğini, bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, davacı tarafından ilk kez 11.09.2015 tarihli Noter ihtarnamesinin gönderildiğini, davacı tarafından verilen süre içerisinde gerekli bildirimlerin yapıldığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, davalı ... ...A.Ş., sözleşmenin davacı tarafından ifa edilmemesi nedeniyle sona erdirildiğini, sözleşmede finansal kiracı olarak yer aldığını, USD cinsinden tazminat talep edilemeyeceğini, davacının herhangi bir zarara uğramadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın davalı ... A.Ş. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ....A.Ş. yönünden kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ile davalı ...A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Dosya kapsamında; taraflar arasında imzalanan 12.02.2014 tarihli Hava Aracı Alım Satım Sözleşmesi'nde davacının satıcı, davalı ... Finansal Kiralama A.Ş.'nin alıcı ve davalı ... ..A.Ş.'nin finansal kiracı olarak yer aldığı, satış bedelinin 27.500.000 USD olduğu, teslim ve alıcı adına tescil tarihinin 14.02.2014 olarak belirlendiği, sözleşmenin 8. maddesinde bedelin teslim ön koşulu ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü nezdinde devir ve tescil işlemlerinin tamamlanması ile eş zamanlı olarak ödeneceğinin kabul edildiği, davalılar arasında 17.02.2014 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesinin akdedildiği, davalı  ...A.Ş. tarafından davacı ile diğer davalıya gönderilen 26.03.2014 tarihli mail ile sözleşme konusu hava aracının alımından vazgeçildiğinin bildirildiği, sözleşme konusu aracın 09.09.2015 tarihli sözleşme ile dava dışı üçüncü kişiye 22.600.000 USD bedel ile satılmış olduğu, davacı tarafın, davalı  ...A.Ş.'ye gönderdiği 08.04.2014 tarihli Noter ihtarnamesi ile sözleşmenin iptali nedeniyle doğan zararlarından 500.000 USD'yi talep ettiği, ihtarnamede açıklanan zarar kalemlerinin içerisinde hava aracının bir başkasına daha düşük bedelle satılması ya da satılamaması nedeniyle uğranılacak zararlar ile birlikte hangar kira bedeli, sigorta bedelleri vs ile satış sözleşmesi ile ilgili ödenen vergi ve harçların, yani hukuki nitelendirmesi itibariyle hem müspet, hem de menfi zararların bulunduğu, davacının yine davalı  ..A.Ş.'ye gönderdiği 21.04.2014 tarihli ihtarname ekinde talep etiği 500.000 USD içerisinde yer alan zarar kalemleri ile miktarlarını açıkladığı, ardından davacının bu kez her iki davalıya 11.09.2015 tarihinde ihtarname gönderdiği, bu ihtarname ile davalıların sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle sözleşmenin sona erdiğini, bu nedenle uğranılan zararları talep etme hakkının saklı olduğunu bildirdiği, yine her iki davalıya gönderdiği 14.09.2015 tarihli Noter ihtarnamesi ile de, satış bedelinin ödenmesi ve hava aracının zilyetliği ile mülkiyetinin devralınması, aksi halde ise Sivil Havacılık'a, sözleşmenin sona erdirildiği ve hava aracının üçüncü kişiye satılmasında bir sakınca bulunmadığının bildirilmemesi ve aracın satışının yapılmamasından doğan zararların tazmini için yasal yollara başvuracağını bildirdiği, davalı ... Finansal Kiralama A.Ş. tarafından Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne 18.09.2015 tarihinde alım satım işleminin gerçekleştirilemediği ve aracın üçüncü kişiye satılmasında bir sakıncanın bulunmadığının bildirildiği sabittir.  Dava, HMK'nın 109. maddesi uyarınca açılmış kısmi dava niteliğindedir. Mahkemece davalı ....A.Ş. yönünden dava dilekçesinde talep edilen tazminatların dava edilen kısmının tamamı kabul edilmiş ise de, gerekçeli kararda her bir talep edilen tazminat kalemi yönünden davacının talep edebileceği tam tazminat miktarının ne olduğu açıklanmamış olup, kararın yeterli ve denetlenebilir gerekçe içermemesi kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğinden bu husus HMK'nın 355. maddesi uyarınca Dairemizce re'sen kaldırma sebebi yapılmıştır.Kabule göre de; dava konusu Hava Aracı Alım Satım Sözleşmesi niteliği gereği TBK'nın 207 vd maddelerinde düzenlenen taşınır alım satımına dair bir sözleşme olup, sözleşmenin satıcı tarafında davacı, alıcı tarafında ise davalı ... A.Ş. yer almaktadır. Davalı ...A.Ş. ise sözleşmeyi finansal kiracı sıfatı ile imzalamıştır. Davacı taraf dava dilekçesinde talebini sözleşmenin ifa edilmemesinden doğan müspet zarar olarak açıklamıştır. TBK'nın 235. maddesinde taşınır satışında alıcının temerrüdü halinde satıcının sözleşmeden dönme hakkı düzenlenmiştir. Buna göre; satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir. Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır. Aynı kanunun 236. maddesinde ise borcunu ifa etmeyen alıcının, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğu ve satıcının, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebileceği, satılan taşınır malın borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan olması halinde ise satıcının, böyle bir satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 10. maddesi ile de, satış bedelinin alıcı tarafından iş bu sözleşmenin 8 (i) maddesinde belirtildiği şekilde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde satıcının, karşı tarafa yazılı olarak bildirimde bulunulması şartıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebileceği kabul edilmiştir. Buna göre Mahkemece, sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği, sözleşmede belirlenen alıcıya ait edimlerin hangi davalı tarafından yerine getirileceği belirlendikten sonra, bu davalı tarafından sözleşmenin ifa edilmeyeceği/edilemeyeceği ya da sözleşmeden dönüldüğüne dair davacıya sunulmuş bir beyan olup olmadığı, sözleşmenin ödeme başlıklı 8. maddesinde yer alan düzenleme de nazara alınarak, bu davalının alıcı olarak sözleşme bedelini ödeme ve hava aracını teslim alma edimleri yönünden temerrüde düşüp düşmediği, temerrüde düştüğünün kabulü halinde, davacı tarafından gönderilen Noter ihtarnamelerinin içerikleri ve tarihleri denetlenerek alıcı tarafa karşı sözleşmeden dönme iradesinin açıklanıp açıklanmadığı, açıklanmış ise bunun TBK'nın 235. maddesine uygun şekilde yerine getirilip getirilmediği, satıcı davacının sözleşmeden dönmüş olduğunun kabulü halinde (taleple bağlı kalınarak) herhangi bir zarar talep edip edemeyeceği, davacının sözleşmeden dönmeksizin alıcının temerrüdü nedeniyle zarar talep ettiğinin kabulü halinde ise, yine hangi zarar kalemlerinin talep edilebileceği, bu zarar kalemlerinin hangi tarihe göre tespit edileceği ve nitelikleri (müspet-menfi), tüm zararların bir arada talep edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi, bu kapsamda gerekli olması halinde bilirkişi raporunda tespit edilen eksiklikler giderildikten sonra, heyetten tarafların itirazlarını karşılar ve dava konusu hava aracının değer tespitini içerir, denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı ... A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 297 ve 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ile davalı ... A.Ş'nin istinaf başvurularının KABULÜ ile;  İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/09/2021 tarih ve 2016/269 Esas 2021/787 Karar sayılı kararının HMK'nın 297 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden taraflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde istinaf eden taraflara iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı bulunması halinde  avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 5-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran ilgili tarafa iadesine,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/06/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9a55f7a88881c735","SID":"f5b055d3e333f223"}}