{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2018/1005 Esas 2024/742  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2018/1005 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/742<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t\t  ...<br>KATİP\t\t: ...\t...<br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t:  18/10/2017<br>NUMARASI\t\t:  2012/233 Esas- 2017/703 Karar<br>DAVACI \t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALILAR \t:<br>DAVA\t: Şirketin Tasfiyesi, Ortaklıktan Ayrılma<br>DAVA TARİHİ\t: 10/05/2012<br>KARAR TARİHİ\t: 04/06/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 04/06/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki şirketin tasfiyesi, ortaklıktan ayrılma davasına ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davalı şirket vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü, duruşma açıldı. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davaya konu şirketin, sermayeye ilişkin Ana Sözleşmesinin 6. maddesinin değiştirilmesine yönelik 02/11/2009 tescil tarihli, 05/11/2009 tarih ve 7432 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinin 54. sayfasında ilan olunan usul ve yasaya aykırı şirket sermayesinin arttırılması ile ilgili ortaklar kurulu kararının iptal edilmesini, hakim ortak ...'nun sermaye arttırımında şirketin parasını kullanması sonucu ortaklar arasında güven ilişkisinin tamir edilemeyecek şekilde sarsıldığını, bu nedenle şirketin tasfiye edilerek, tasfiye sonucu elde edilecek paranın şirket ortaklarına hisseleri oranında pay edilmesini, şayet şirketin tasfiyesine karar verilmez ise şirketin sermaye arttırımından önceki menkul mallar da dahil tüm mal varlığının ve buna bağlı piyasa değerinin belirlenerek bu değer üzerinden müvekkilin ortaklıktan ayrılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  şirketin sermaye arttırımı işleminin tamamen usuli ve kurallara uygun yapılmış olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen hususların gerçekle bağdaşmadığını,  müvekkili ...'nun kendi şahsi mal varlığını elden çıkartmak sureti ile şirketin ödemelerini yapılmasını sağladığını, yine sermaye arttırımı paylarının şirket ortaklarından ... ve ... tarafından yatırıldığını, davacının ise sermaye attırımı için gerekli payı ödemediğini bildirerek davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; dava konusu sermaye arttırım kararının 2009 yılında alındığı, davanın 2012 yılında açıldığı, toplantının usul açısından iptalini gerektirecek bir usulsüzlüğün bulunmadığı, 3 aylık hak düşürücü sürede dava açılmadığından iptalinin talep edilemeyeceği, ancak davalı ortakların katılımı ile yapılan 02/11/2009 tarihli sermaye arttırım kararını davalıların taahhüt ettikleri miktarları şirket kaynaklarından edinerek ve daha sonra şirkete aktarmak sureti ile karşıladıkları, şirket kaynakları dışında ödedikleri bir bedel olmadığından davalı ortakların asıl gayesinin şirket sermayesini arttırmaktan ziyade davacı ortağın şirketteki hisse oranını azaltmak ve şirketteki haklarına zarar vermek olduğu, bu nedenle dava konusu sermaye arttırım kararı gaye bakımından ahlaka ve adaba aykırılık teşkil ettiğinden batıl nitelikte olduğu, bu davranışları nedeni ile davacının haklı nedenle davalı şirketin feshi ve tasfiyesi talebinde bulunmada haklı olduğu ancak, şirketin faal, kârlı durumda bulunması ve şirket tüzel kişiliğinin ayakta tutulması ilkesi uyarınca fesih ve tasfiye yerine davacının terditli talebi olan şirketten çıkma hakkının tanınması menfaat dengeleri açısından daha uygun olduğundan davacının şirketten çıkmasına ve en son şirket öz sermayesi üzerinden hesaplanan davacı ortağın çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerektiği, davacı şirketten çıkma payı verilerek çıkarıldığından artık alınan genel kurul kararının iptalini talep etmede menfaati bulunmadığından bu talebin reddine karar vermek gerektiği, Genel Kurul Kararının iptali davasının şirkete karşı açılması gerekmesi ve çıkma payından davalı şirketin sorumlu olması dikkate alındığında davacının davalı olan diğer hissedarlar aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar vermek gerektiği gerekçeleriyle davacının davalılar ... ve ... aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine; davacıların davalı  ... Sağlık Hizm. Ve Malz. İth. İhr. Ve Pazarlama Ltd Şti. aleyhine açtığı çıkma talebinin kabulü ile çıkmasına izin verilmesine, 768.208,61 TL çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. <br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece alınan üç bilirkişi raporunda tespit edilen çıkma paylarının farklı olduğunu, 13/06/2017 tarihli rapora yaptıkları itirazın dikkate alınmadığını ve incelenmediğini, bilirkişi raporunda açık maddi hata olduğuna dair itirazlarının dikkate dahi alınmadığını, dosyada mevcut Gelir İdaresi Başkanlığı Özelgelerinin bilirkişilerce yanlış yorumlandığını, sermaye arttırımını usulüne uygun olmadığı ve  şirket parasını kullanılarak yapıldığı iddiasının asılsız olduğunu, şirketten haksız yere alınan bir tutar bulunmadığını, sermaye arttırımlarının önce davalılar tarafından şirkete ödendiğini, devamında ise şirket ihtiyaçları için kullanıldığını, kök bilirkişi raporunun 8. sayfasında da yatırılan paraların leasing ödemeleri için kullanıldığını tespit edildiğini, şirkete alınan 1.660.000,00 USD değerindeki MR cihazı ve diğer pek çok cihazın alımında ödemelerin davalı müvekkillerinin şahsi mal varlığından yapıldığını, davalı ortağın şirketin ayakta kalması için 3 gayrimenkulü ve maaşı da dahil olmak üzere tüm varlığını şirkete adadığını, davalı şirket ortaklarının kendi ceplerinden şirkete, şirketin ayakta kalabilmesi için maaşlarını dahi verdiklerini ve şirketten alacaklı duruma gelmelerine rağmen alacaklarını şirketten tahsil etmediklerini, bu hususun muhasebe işlemlerinde görüldüğünü, bilirkişi raporunda hesaplardaki rakamların karıştırılarak şirketin değerinin 5 ayda 3 katına çıkarıldığını, şirketin esas değerinden ortakların şirkete verdikleri tutarın indirilmesi gerekirken bu işlemin yapılmadığını, hem mevzuatın yanlış yorumlandığını hem de hesaplardaki rakamların yanlış görüldüğünü, raporun 3. sayfasında 31/03/2017 tarihli mizanda \"gelecek yıllara ait giderler\" hesabındaki 1.832,126 TL'lik tutarın Nisan ve Mayıs mizanlarında zarar hesabına yazıldığının söylendiğini, ancak 31/03/2017 tarihli mizanda \"gelecek yıllara ait giderler\" hesabındaki tutarın 0 olduğunu, bilirkişi heyetinin \"0\" ile \"1.832.126,00\" TL'lik tutarı karıştırmasının anlaşılamadığını, bilirkişi raporunun esas alındığı Gelir İdaresi Özelgelerinin mali kârla, bir başka deyişle kurumlar vergisi matrahı ile ilgili olduğunu ve dava konusu olayla ilgisinin bulunmadığını, şirket öz sermayesi ile ilgili olmayan hesapların rapora dahil edildiğini, raporda tespit edilen büyüme oranının fahiş olduğunu, gelirlerin giderleri dahi karşılamadığı dönemde şirket için kılını kıpırdatmayan davacının, şirketin ... Derneği ile Hizmet Alım Sözleşmesi yapıldıktan sonra şirket ortağı olduğunu hatırladığını bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın esastan reddine, bu talebin kabul görmemesi ve 1. ve 2. bilirkişi raporlarındaki hesaplamanın kabul edilmesi halinde davacıya en fazla 291.629,24 TL ödeme yapılarak ortaklıktan çıkma payı ödenebileceğinin dikkate alınmasını, 3. bilirkişi raporunun esas alınması durumunda ise 298.208,00 TL'nin ortaklık payı olarak dikkate alınmasını talep etmiştir.<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava, sermaye arttırımına ilişkin şirket ortaklar kurulu kararının iptali, şirketin feshi ve tasfiyesi, olmadığı taktirde çıkmaya izin verilmesi ve çıkma payı alacağının tahsili istemine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDava konusu şirketin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde;  Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı olup, davacı ... ile davalılar ... ve ...'nun hissedar oldukları, başka da ortağının bulunmadığı anlaşılmıştır.<br>\tMahkemece alınan  05/11/2015 tarihli 1.bilirkişi heyeti raporunda özetle; davacının %20 hissedarı olduğu davalı ... ... Şirketinin diğer hissedarı olan davalı ... tarafından şirketi sermayesinin 5.000,00 TL'den 1.000.000,00 TL'ye çıkarıldığını, ancak usulüne uygun tebligat yapılmadığı için davacı ...'ün süre geçmesi nedeni ile sermaye arttırımına katılmayarak şirketteki hissesinin %20'den %0,10 a düştüğünü, sermaye arttırımına katılan  hissedarların şirkete getirmesi gereken sermayeyi, yine şirketin banka hesabından ve şirketin alacaklarından temin ettiğini, sermaye arttırımında amacın ...'ün şirketteki payını düşürmek olduğunu, bu nedenle de şirketin sermaye arttırım kararının iptaline karar verilmesi gerektiğini, ayrıca şirketin tasfiyesini talep ettiği, tasfiye talebi yerinde görülmez ise davacının davalı şirketteki %20 oranındaki hissesine düşen miktarın davalılardan alınarak davacıya ödenmesi ve ortaklıktan çıkarılmasının talep edildiğini, genel kurul toplantısının şirket müdürü tarafından usulüne uygun ilan edildiğini, eski TTK'nın 381/1 maddesi uyarınca kararın alındığı tarihten itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde iptal davası açılabileceğini, kararın 02/11/2009 tarihli genel kurulda alındığını, davanın ise 10/05/2012 tarihinde 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığından iptal talebinin reddinin gerektiği, ancak bu durumun bahse konu kararın yok hükmünde ya da batıl olduğunun tespitine engel teşkil etmediğini, mali açıdan yapılan inceleme neticesinde alınan 02/11/2009 tarihli sermaye arttırım kararına katılarak taahhütte bulunan davacı ortak dışındaki davalı 2 ortağın taahhüt ettikleri miktarları şirket kaynaklarından edinerek ve akabinde yine şirkete aktararak karşıladıklarının tespit edildiğini, bu da bahse konu sermaye arttırım kararı ile davalı ortakların davacı ortağın şirkette sahip olduğu hisse oranını azaltma gayesi taşıdığı, davacı ortağa zarar verme kastı güttüğü kanaatine ulaştıklarını, sonuç olarak gaye bakımından ahlaka ve adaba aykırılık teşkil ettiği için eski BK'nın 20. Maddesi gereğince batıl nitelikte olduğu, davalı şirketin haklı sebeple feshi ya da davacı ortağın haklı sebeple şirketten çıkma şeklindeki terditli taleplerine gelince; doktrinde haklı sebep \"bir hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek veya değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur.\" şeklinde tanımlandığını, yani ortakların şirket sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi için gerekli olan beraber çalışma isteğini kaybetmesi olarak tanımlanabileceğini, yukarıda izah edildiği üzere somut uyuşmazlıkta davalı ortaklarca alınan bahse konu sermaye arttırım kararının da asıl amacının davacı ortağın şirketteki hisse oranını azaltmak olduğu dikkate alındığında, haklı sebebin mevcut olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bir kararında \"ortaklar arasında uyumsuzluk ve husumetin süreklileşmesi, şirket faaliyetlerinin durması, şirketin sürekli zarar etmesi, bir kısım ortağın şirketten dışlanıp ortaklık haklarından yoksun kalınması gibi durumlar feshi gerekli kılan haklı nedenlere örnek olarak gösterilebilir.\" şeklinde olduğunu ancak bu noktada üzerinde durulması gereken husus ise davacı ortağın fesih ve çıkmaya ilişkin terditli talebi olduğunu, Türk şirketler hukukunun temel ilkelerinden birisinin de \"şirket tüzel kişiliğinin ayakta tutulması ilkesi\" olduğunu, TTK'nın 636. maddesinin 3. fıkrasına göre \"haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.\" şeklinde düzenleme olduğunu, somut uyuşmazlıkta davalı şirketin haklı sebeple feshi ve tasfiyesi yerine davacı ortağın payının karar tarihine en yakın gerçek değeri üzerinden hesaplanarak şirketten çıkmasına hükmedilmesinin menfaatler dengesi açısından yerinde olduğunu, sonuç olarak sermaye arttırım kararının batıl nitelikte olduğu, şirketin feshi ve tasfiye talebinin haklı olduğu ancak çıkma hakkının tanınmasının menfaat dengeleri açısından yerindelik teşkil edeceğini, genel kurulda alınan sermaye arttırım kararının batıl olması nedeni ile davacı ortağın çıkma payının da batıl karar öncesindeki %20 oranı üzerinden hesaplanması gerektiğini, 30/09/2015 tarihi esas alınarak şirket öz varlığı üzerinden gerçekleştirilen tespite göre %20'lik orana 291.629,24 TL tekabül ettiği  bildirilmiştir. <br>\tTarafların itirazı üzerine alınan 10/05/2016 havale tarihli  1. ek bilirkişi raporunda,  kök raporda değişiklik yapılmasını gerektirecek bir hususa rastlanmadığı ancak davalı şirketin piyasa değerinin tespit edilmesinin ayrı bir uzmanlık gerektirdiği belirtilmiştir. <br>\tTarafların itirazı üzerine alınan  13/06/2017 tarihli 2. ek bilirkişi raporunda,  dava konusu 02/11/2009 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararın 3 aylık hak düşürücü süre içinde dava açılmaması nedeni ile iptal edilemeyeceğini, sermaye arttırım kararına katılarak taahhütte bulunan davalı ortakların da taahhüt ettikleri miktarları şirket kaynaklarından edinerek ve akabinde yine şirkete aktararak karşıladıklarının tespit edildiğini, bu davranış ile davalı ortakların asıl gayesinin şirketin sermayesini arttırmaktan ziyade davacı ortağın şirkette sahip olduğu hisse oranını azaltmak ve şirketteki haklarına zarar vermek olduğunu, bu nedenle 02/11/2009 tarihli sermaye arttırım kararının gaye bakımından ahlaka ve adaba aykırılık teşkil ettiği ve eski BK'nın 20. Maddesi gereğince batıl nitelikte olduğunu, bu davranışın tek başına davalı şirketin haklı nedenle feshi için yeterli gerekçe oluşturacağını, davacı terditli talepte bulunduğundan ve şirketin tüzel kişiliğinin ayakta tutulması ilkesi gereğince fesih tasfiye yerine davacının şirketten çıkmasına hükmedilmesinin menfaatler dengesi açısından yerindelik teşkil edeceğini, duruşma günü dikkate alındığında şirketin öz sermayesinin 3.841.043,08 TL olduğunu, davacı ortağın %20'lik hissesine 768.208,61 TL'nin tekabül ettiği bildirilmiştir. \tDosya kapsamından;   davalı şirketin 30/10/1996 tarihinde Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı olarak kurulduğu, davacı ... ile davalılar ... ve ...'nun hissedar oldukları, başka da ortağının bulunmadığı, şirketin 05/11/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile 5.000 TL olan sermayesinin 1.000.000 TL'ye çıkarılmasına karar verildiği, davacının bu karara katılmadığı, sermaye artırım kararı davacıya tebliğ edilmediğinden davacının süresinde sermaye artırım bedelini ödemediği, sermaye artırım kararından önce davacının %20 olan hissesinin %0,10'a düştüğü, davanın 2012 yılında açıldığı, toplantının usul açısından iptalini gerektirecek bir usulsüzlüğün bulunmadığı, 3 aylık hak düşürücü sürede dava açılmadığından iptalinin talep edilemeyeceği, ancak davalı ortakların katılımı ile yapılan 02/11/2009 tarihli sermaye arttırım kararı davalıların taahhüt ettikleri miktarları şirket kaynaklarından edinerek ve daha sonra şirkete aktarmak sureti ile karşıladıkları, şirket kaynakları dışında ödedikleri bir bedel olmadığından davalı ortakların asıl gayesinin şirket sermayesini arttırmaktan ziyade davacı ortağın şirketteki hisse oranını azaltmak ve şirketteki haklarına zarar vermek olduğu, bu nedenle dava konusu sermaye arttırım kararı gaye bakımından ahlaka ve adaba aykırılık teşkil ettiğinden batıl nitelikte olduğu, bu davranışları nedeni ile davacının haklı nedenle davalı şirketin feshi ve tasfiyesi talebinde bulunmada haklı olduğu ancak şirketin faal, kârlı durumda bulunması ve şirket tüzel kişiliğinin ayakta tutulması ilkesi uyarınca fesih ve tasfiye yerine davacının terditli talebi olan şirketten çıkma hakkının tanınmasının menfaat dengeleri açısından daha uygun anlaşılmakla ilk derece mahkemesince  davacının şirketten çıkmasına karar verilmesinde ve şirket sermayesinin arttırılması kararı batıl nitelikte olup, ilk derece mahkemesince sermaye artırımına ilişkin kararın yok hükmünde olduğuna ilişkin hüküm kurulması gerekirken talebin süresinde olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı ise de bu husus davacı tarafından istinafa taşınmadığından  Dairemizce ilk derece mahkemesince kabul  çerçevesinde sermaye arttırım kararından önceki hisse oranları dikkate alınarak davacının çıkma payı hesaplanmıştır. <br>\t Mahkemece, 13/06/2017 tarihli 2.ek bilirkişi raporunda davacının çıkma payı olarak  tespit edilen  768.208,61 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı yanca ileri sürülen istinaf itirazları ve dosya kapsamı dikkate alınarak Dairemizce hükme esas alınan rapordaki eksiklikler yönünden yapılan araştırma çerçevesinde düzenlenen bilirkişi kök ve ek raporlarında netice itibariyle davacının çıkma payı alacağı yönünden aralarında birbirleriyle çelişkili olan rakamlar tespit edilmiştir. <br>\tBu durumda uyuşmazlık davacının çıkma payının miktarında toplanmaktadır.<br>\tKural olarak çıkma payı alacağının   şirketin mal varlığı üzerinde karar tarihine en yakın gerçek değerler esas alınarak tespiti gerekir. Bu anlamda fiilen keşif yapılarak ve talimat yazılarak bilirkişi inceleme yaptırılmak sureti ile    gerçek değerlerin tespitine çalışılmıştır. Bu anlamda tıbbi cihazlar için mevcutların hali hazırdaki durumları talimatla keşfen inceletilerek bilirkişi raporu ile değerleri tespit edilmiştir. Bilirkişice belirlenen 58.500,00 USD ikinci el değerleri  esas alınarak mali müşavir bilirkişi tarafından hesap yapılmıştır. Davacının bunların değerine ilişkin itirazları ise  gerçek kriterine göre hesap yapılması ölçütü gözetilerek kabul edilmemiştir. Aynı şekilde geçmiş yıl zararlarının da hesaplamaya dahil edilerek yapılan hesaplamaya yapılan itiraz da aynı gerekçe ile yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince karara esas alınan bilirkişi raporunda kaydi değerlere göre demirbaş ve envanter olarak 2.018.400,00 TL değer biçilen malzemelere Dairemizce yapılan incelemede ise 5.040,00  TL değer  biçilmiştir. Davalı şirketten anılan malzemelerin fiilen incelenebilmesi için bulundukları yeni bildirilmesi istenilmiş, kesin süreye rağmen listedeki eşyaların bulundukları yer bildirilmediğinden fiili inceleme  yapılamamıştır.  Bu durumda ilk derece mahkemesinin karara esas aldığı bilirkişi raporundaki demirbaşların korunması ve incelemeye sunulması davalının yükümlülüğünde olduğu ve hakkaniyet gözetilmiştir. Bu aşamada da mahkemenin ancak tarafların uyuşmadıkları hususlarda karar vereceği kuralına göre davalının istinaf dilekçesindeki beyanı dikkate alınmıştır. Demirbaşların değerlerinin tespitinin mümkün olmamasının şirketin eylemlerinden kaynaklanması nedeniyle  tespitinin mümkün olmadığı anlaşılmakla Dairemizce hakkaniyet gereği davalı vekilinin  13/12/2017 tarihli istinaf dilekçesindeki davacının ortaklık payının 298.20,00 TL olarak dikkate alınmasına ilişkin beyanı gözetilerek 298.208,00 TL çıkma payının davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine karar vermek  gerekmiştir. <br>\tDavacı, ilk derece mahkemesinin sermaye artırıma ilişkin süreden red kararını - gerekçede gaye bakımından ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle artırımı yok sayarak davacı payı %20 oranında hesaplandığı halde süreden red kararı verilmesi yerinde değilse de - istinafa taşınmadığından bu hususa girilememiş ise de; ilk derece mahkemesince sermaye artırımının ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle yok sayılarak %20 oranında çıkma payı hesaplandığı ve davalının yukarıda açıklanan çıkma bedelini davacının payını %20 olarak kabul ederek hesapladığı gözetilerek anılan orandan yapılan hesaplamaya göre hüküm verilmiştir. İlk derece mahkeme kararı itibari ile muacceliyetini gerçekleştirildiği kabul edilerek bu tarihten itibaren işin ticari iş olması nedeniyle avans faizi yürütülmesine karar verilmiştir. <br>\tİlk derece mahkemesince davacının davalı olan diğer hissedarlar aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine dair karar istinafa taşınmadığından kesinleşmekle gerçek kişiler hakkındaki davada yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında isabet görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\tA)-Davalılar ... ve ... aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine dair karar istinafa taşınmadığından kesinleşmekle gerçek kişiler hakkındaki davada yeniden karar verilmesine yer olmadığına, <br>\tB)1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/10/2017 tarih  2012/233 Esas 2017/703 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, <br>\t2-Davacının davalı ... Sağ. Hiz. Ve Mlz. İhr. İth. ve Paz. Ltd. Şti. Aleyhine açtığı ortaklıktan çıkma talebinin kabulü ile çıkmasına izin verilmesine,<br>\t3-298.208,00 TL çıkma payının 18/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine,<br>\t4-Fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>\t5-Alınması gereken 20.370,59 TL nispi karar ve ilam harcından 21,15 TL peşin harç ile 13.119,50 TL tamamlama harcının mahsubu ile bakiye 7.229,94‬ TL harcın davalı şirketten  tahsili ile Hazineye gelir kaydına, <br>\t6-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 21,15 nispi harç, ile  21,15 TL başvuru harcı ve 13.119,50 TLolmak üzere toplam 13.161,80 TL harcının davalı şirketten  tahsili ile davacıya verilmesine, <br>\t7-Davacı tarafından yapılan 135,00 TL posta-davetiye gideri, 5.400,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam  5.635,00 TL yargılama giderinin davalı şirketten  alınarak davacıya verilmesine,<br>\t8-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t9-Davanın kabul edilen kısmı yönünden, istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 46.731,20  TL vekalet ücretinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,<br>\t10-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve istekleri halinde davacıya iadesine,<br>\tC)1-Davalı şirket tarafından istinaf karar harcı olarak alınan 13.150,4‬0 TL harcın talep halinde  davalı şirkete iadesine, <br>\t2-Davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin verilen kararın sonucu itibarı ile davalı üzerinde bırakılması,<br>\t3-İstinaf incelemesi sırasında birden fazla duruşma açıldığından yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap edilen 20.400,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,   <br>\tDair, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre  içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04/06/2024    <br> <br>Başkan - ...            Üye - ...                   Üye - ...                 Zabıt Katibi - ...<br>...          ...               ...       ... <br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ef2133a62d419b16","SID":"19221f0a9a971439"}}