{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/182 Esas <br>KARAR NO: 2024/887 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/459 Esas - 2021/675 Karar <br>TARİHİ: 12/10/2021<br>DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 23/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Davacı müvekkil, davalı yandan 27.09.2019 tarihinde, ... şasi No’lu DAD ... motor No’lu ... model aracı sıfır km olarak satın alındığını, aracın satın alınmasından bu yana, herhangi bir parça ve aksamında müdahalede bulunulmadığı gibi tramer kaydı da olmadığını, araçta değişen, sökülen ve boyanan parça olmaması beklentisi içinde sıfır km araç satın alan davacı müvekkil, bağımsız ekspertizde 05.06.2020 tarihli inceleme yaptırıldığını, otomobil ekspertizi muayenesinde aracın değerini düşürür nitelikte boya ve değişen parça olduğu bilgisi taraflarına verildiğini, yapılan inceleme neticesinde; ön kaput, sağ ön çamurluk ve sağ ön kapı boya mikron değerlerinin düşük olduğunu, sağ ön çamurluğun sökülüp takıldığını, ön kaputun sökülüp takıldığını, sağ ön kapı cıvatalarında paslanma olduğunu ve sökülüp takıldığı kayıt altına alındığını, aldığı aracın ayıplı olduğunu kayıt altına almış olan davacı müvekkil, 08.06.2020 tarihinde ... numaralı müşteri istek formu ile bu durumu davalı ... Tic. A.Ş.’ye bildirdiğini, bu bildirime istinaden davacı müvekkile verilen cevapta “Aracın motor kaputunda kaplama olduğu için kontrol işlemi tamamlanamamıştır. Yapılan kontrolde aracın boyalı ve sökülen parçası görülmemektedir” ifadesi kayıt altına alındığını, işbu uyuşmazlıkta netice alınamaması üzerine taraflarınca Bakırköy ... Noterliğinin 10 Temmuz 2020 tarih, ... Yevmiye No’lu ihtarnamesi ile davalı yana durumun ehemmiyeti bildirildiğini, yaptırılan bağımsız oto ekspertiz raporundan da anlaşılacağı üzere,  aracın ön kaput, sağ ön çamurluk ve sağ ön kapı boya mikron değerlerinin düşük olduğunu, sağ ön çamurluğun sökülüp takıldığını, ön kaputun sökülüp takıldığını, sağ ön kapı cıvatalarında paslanma olduğunu ve  sökülüp takıldığını, en nihayetinde bu durumun aracın satış fiyatını düşürdüğünü ve satışını zorlaştırdığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortada olduğunu, hal böyleyken davacı müvekkilin dürüstlük kuralı gereğince beklediği vasıfların satılanda bulunmaması ve satılanın kullanım amacı bakımından taşıması gereken vasıfları taşımadığı gerçeğini malum olduğunu, önemle belirtilmelidir ki bu durum satıcının ağır kusurundan kaynaklandığını, Türk Borçlar Kanunu’nun 219 vd. maddelerinde; “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.” denilmek suretiyle satıcının ayıptan sorumlu olacağının hükmedildiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 13.10.2015 tarih, 2015/ 8094 E., 2015/12630 K. Sayılı ilamı ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 16.6.2010 tarih, 2009/11760 E., 2010/7618 K. Sayılı ilamı da açıklamalarını destekler nitelikte olduğunu, işbu olayda araçta bulunan gizli ayıp olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak olduğunu, bir diğer deyişle olağan bir muayene ile meydana çıkmayacak nitelikte bir ayıp olduğu aşikar olduğunu, bu ahvalde, TTK'da \"gizli ayıp\"ın düzenlenmemesi sebebiyle TBK'nın 223. hükmü uygulanması gerektiğini,  TBK'ın 223/f.2 uyarınca, alıcı bu durumu \"hemen\" satıcıya bildirmekle yükümlü olduğunu, müvekkil ayıbın ortaya çıkmasına müteakip 3 gün sonra davalı yana bildirimde bulunduğunu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2015/12630 Tarih, E. 2015/8094 K.  13.10.2015 sayılı ilamı da bu hususu destekler nitelikte olduğunu, açıklanan nedenlerle; TBK Madde 227/3 gereğince, işbu davaya konu aracın ayıpsız bir misliyle değiştirilmesini Mahkememizden talep etme zorunluluğu taraflarına hasıl olduğunu, her ne kadar işbu uyuşmazlık Arabuluculuk sürecine konu edilmişse de, netice alınamadığını, sonuç olarak; davalı yandan satın alınan sıfır km  ... şasi No’lu ... motor No’lu ... model aracın, gizli ayıplı olması nedeniyle; ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini, mümkün olmadığı takdirde, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı olmak üzere; araçtaki değer kaybının hesaplanarak, şimdilik 10.000,00 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderinin ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 30/09/2021 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporu ile  aracın ön kaput, sağ ön çamurluk ve sağ ön kapı boya mikron değerlerinin düşük olduğunu, sağ ön çamurluğun sökülüp takıldığını, ön kaputun sökülüp takıldığını, sağ ön kapı cıvatalarında paslanma olduğunu ve  sökülüp takıldığı sübut bulmuş olduğunu, malın ayıplı olduğu satış esnasında müvekkile bildirilmeden \"0\" km araç bedeli tahsil olunduğunu, dolayısı ile satılan malın ayıbı, satıcı/davalı tarafından gizlendiğini, bu nedenle araçta oluşan değer kaybının satıcıdan tahsili ile davacının bu duruma katlanması beklemek hakkaniyet kurallarına aykırı olduğunu, bu nedenle dava dilekçesinde belirtildiği şekilde aracın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesi talebinin tercih edildiğini önemle belirttiklerini, ayıplı, defolu ya da kusurlu bir ürünün indirimli bir fiyata alıp almama hususu tüketicinin tercihine ve onun iradesine bağlı olduğunu, nitekim Hukuk Genel Kurulu da kararında işbu davaya konu olaydan bile daha az boyalı olan araca ilişkin hakkaniyet gereği bedel indirimi seçimlik hakkına ilişkin hüküm kurulmasına değil, aracın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesine ilişkin hüküm kurulmasının hukuka uygun olacağı sonucuna varıldığını, sonuç olarak;  seçimlik haklarından malın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesi talebinin seçtiğini belirttiklerini, davanın bu yönde kabul edilmesini talep etiklerini, işbu talepleri doğrultusunda karar verilmez ise dava dilekçesinde ikincil talepte araçtaki değer kaybı için istenmiş bulunan şimdilik 10.000,00 TL'nin bilirkişi raporunda hesaplanan 30.000,00 TL'ye arttırarak ıslahı ile dava tarihinden itibaren ticari faiz ile birlikte davalılardan alınıp davacı müvekkile ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa bırakılmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  davada davalı müvekkilin sorumluluğu bulunmadığını, davacı taleplerinin kabulü için gerekli teknik ve yasal koşullar oluşmadığını, belirsiz alacak davası usul ve yasaya aykırı olduğundan, ek olarak davacı taraf, sözleşmeden dönme talep etmekte olduğunu, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 10.000-TL talebinde bulunduğundan davanın usulden reddi gerektiğini, zira, fatura bedeli belirli olduğundan dava eksik harçla açıldığını, dava dilekçesi ile  fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL talep edilmişse de, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. Maddesi uyarınca belirsiz alacak davası açılamayacağının açık olduğunu, nitekim davacının davanın açıldığı tarihte tüm alacak kalemlerinin miktarını net olarak bilmekte veya bilmesi gerektiğini,  dava konusu araçta ayıp / gizli ayıp / üretim hatası söz konusu olmamakla birlikte, kesinlikle bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aracın teknik durumu itibariyle onarım veya bedel iadesini gerektirir bir husus mevcut olmadığından, huzurdaki talepler Medeni Kanununun 2.maddesine göre aykırılık teşkil etmediğini, davaya konu araç 30.09.2019 tarihinde trafiğe çıktığını, 08.06.2020 tarihinde yapılan servis kaydına göre 7.155 km yol yaptığını, davacı tarafından “Ekspertiz raporu alma sırasında motor kaputunun, sağ ön çamurluğun, sağ ön kapının boya kalınlık değerlerinin düşük olduğunun; sağ ön çamurluğun, motor kaputunun ve sağ ön kapının sökülüp takıldığının; sağ ön kapı cıvatalarında paslanma olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla aracın ayıplı olduğunun ortaya çıktığı”şeklinde iddialar sunulduğunu, bahsedilen şikayete yönelik olarak davaya konu araç 08.06.2020 tarihinde ve 7.155 km’de,“Aracın boyalı ve sökülüp takılan parçaları var, boya ölçüm ve kontrol işlemi yapılacak”şeklinde belirtilen “boya” konulu servis girişi yaptığını ve konuya özgü bir ölçme-inceleme gerçekleştirildiğini, elde edilen ölçüm değerleri, veriler, bulgular sonucunda davaya konu aracın boya kalınlıklarının Üreticinin verdiği ve Alman Otomobil Üreticileri için belirlenen sınır değerler içinde (yatay ve dikey yüzeyler 350 mikron’a kadar) olduğu net olarak belirlendiğini, ancak motor kaputuna “film kaplama” işlemi uygulanmış olduğundan motor kaputu boya kalınlık değerleri ölçülemediğini, davacıya motor kaputundaki film kaplamasınının çıkarılması sonrasında boya kalınlık ölçümümün yapılabileceğinin iletildiğini ancak davacı film kaplamasının sökülmesini istemediğini, boya kalınlık değerlerinin ölçümü sonucunda teknik müdahale gerektirecek ürün kaynaklı ve boya konulu bir bulguya rastlanmadığını, boya kalınlıklarının aracın her yerinde aynı olması mümkün olmadığı gibi farklı boya kalınlıklarının ölçülmesi ürün kaynaklı bir boya sorunu olduğunu göstermediğini, otomotiv ve benzeri ürünlerde, gövde boyası ölçüm birimi “mikron” (µ) olduğunu, boya kalınlık ölçüsü olarak kullanılan birimi değerlendirdiğinde 1 mikron, milimetrenin 1/1000 ’i kadar olduğunu, yani 1milimetre=1000 mikron olduğunu, bu nedenle, aracın her yerinde sabit bir değer üzerinden ölçüm yapılabilmesi teknik olarak mümkün olmadığını, dolayısıyla boya kalınlıklarının aracın her yerinde aynı olması mümkün olmadığı gibi farklı boya kalınlıklarının ölçülmesi de araçta boya sorunu olduğunu göstermediğini, düzenlenen Mahkeme başvurusunun içeriğine bakıldığında; boya kalınlıklarının aracın her noktasında aynı olması gerektiği şeklinde bir değerlendirmede bulunulduğunu, boya kalınlıklarının metal kalınlığı gibi değerlendirildiğini, boya kalınlıklarının ölçümünün milimetrenin binde biri olarak ölçülebildiğinin dikkate alınmadığının görüldüğünü, fabrika ortamında, kalite standartları ve kalite kontrol değerlendirmeleri/işlemleri gereği araçlar çeşitli ayar, boya vb. gibi işlemlere tabi tutulabildiğini,  Mahkeme başvurusunda bahsedilen “ekspertiz raporu” konuya özgü bilimsel ve teknik inceleme içermediğini, davaya konu aracın bu konudaki üretici standardına dahi başvurulmadığının anlaşıldığını, dava konusu araçta  tekrarlayan/giderilemeyen ve araçtan faydalanmayı ortadan kaldıran bir kusur/ayıp/gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını,  bu nedenle   huzurdaki davanın reddi ile ilgili hakem heyeti kararının kabulü karar verilmesini, sonuç olarak; davanın öncelikle usulden reddine, aksi halde haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 12/10/2021 tarih 2020/459 Esas - 2021/675 Karar sayılı kararında; \"Dava, davacının davalıdan satın aldığı ... şasi No’lu ... motor No’lu ... model aracın ayıplı olması nedeni ile aracın misliyle değiştirilmesi, mümkün olmadığı takdirde değer kaybı tazminatı talepleri ile terditli dava şeklinde açılmıştır.Dosya kapsamına alınan ayrıntılı ve gerekçeli olmakla mahkememizce hüküm kurmaya elverişli bulunan bilirkişi raporunda belirlendiği üzere, davaya konu aracın genel boya kalınlık değerlerinin fabrikasyon tek kat boya için beklenen 100-150 mikron değerinden fazla olmasına göre aracın 2/3 kez boyanmış olabileceği, sağ ön kapı, sağ ön çamurluk ve motor kaputundaki boya kalınlık değerlerinin ise tek kat boya kalınlığına uyduğu, aracın sağ ön kapı menteşelerinin altı köşe başlı torx cıvatalarının sökülüp takılma izleri taşıdığı, bu nedenle boya katmanlarının hasar gördüğü ve cıvata başlarının da kısmen paslanarak korozyona uğramış olduğu, yine aracın sağ ön çamurluk torx bağlantı cıvatalarının ve motor kaputu flanşlı altıköşe bağlantı somunlarının da aynı şekilde sökülüp takılma izleri taşıdığı, aracın motor kaputu yalıtım kaplamasının 13.07.2016 imal tarihli olması sebebiyle üretim tarihi 03/2018 olan araç ile uyumlu olmadığı, motor kaputunun iç boya kalınlığının 40-50 mikron aralığında olduğu, motor kaputunda boya kalkması ve plastik parçalarda boya farklılıklarının olduğu, böylece sağ ön kapı, sağ ön çamurluk ve motor kaputu parçalarının fabrikasyon montajlı olmadığı, muhtemelen görmüş olduğu kısmi hasar nedeniyle onarılmış/değiştirilmiş olduğu, sonuç olarak davacının satış sırasında kaporta/boya uzmanı olmayan bir kişi olarak durumu fark etmesinin mümkün olmadığı, aracın boya kalınlık durumunun çıplak gözle tespit edilemeyeceği, bu nedenle aracın gizli ayıplı olduğu anlaşılmıştır. Taraflar tacir olduğundan ticari satış ve mal değişimi başlığı altında düzenlenen Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesinin somut olayda ele alınması gereklidir. Ayıba ilişkin hüküm ihtiva eden TTK'nun 23/1-c  madesine göre:\"Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. \"Anılı hüküm gereğince davacı yana malı inceleme ödevi yüklenmiştir. Davacı yan eğer maldaki ayıp açıkça belli ise iki gün içinde satıcıya bildirmeli, belli değil ise malı teslim aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmek ve inceleme sonucunda ayıp ortaya çıkarsa yine bu süre içinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlüdür ki haklarını kullanabilsin. Diğer durumlarda TBK'nun 223/2. maddesine atıf yapıldığından, gizli ayıp halinde alıcının bildirim yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe uyulmaması halinde sonuçları Türk Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirilecektir.Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda aracın gizli ayıplı olduğu tespit edildiğinden, yukarıda açıklandığı üzere davacının TBK'nun 223/2. maddesine göre hareket etmesi halinde davalıya karşı haklarını kullanabileceği, TBK'nun 223/2. maddesinin \"Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.\" şeklinde hüküm altına alındığı, anılı hükme göre davacı yanın gizli ayıbı öğrendiği tarihten itibaren hemen satıcıya bildirmediği takdirde satılanı ayıpla birlikte kabul etmiş sayılacağı, dosya kapsamından tespit edildiği üzere, davacı yanın araçtaki gizli ayıpları tespit ettirdiği 05.06.2020 tarihli bağımsız eksper raporunu öğrenmesi akabinde davalı tarafa gecikmeksizin 08.06.2020 tarihinde durumu bildirdiği, böylece davacı tarafça TBK'nun 223/2. maddesine uygun şekilde ayıp ihbarı yapılmış olduğundan satılanın kabul edilmiş sayılamayacağı, satılanın gizli ayıplı olması ve davalı tarafa uygun sürede ihbar edilmesi nedenleriyle davacı yanın TBK'nun 227. maddesinin 1. fıkrasının 4. bendindeki aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi seçimlik hakkını kullanabileceği, aynı maddenin 4. fıkrasındaki hakkaniyet koşulunun yalnızca sözleşmeden dönmeye ilişkin seçimlik hak için getirildiği, davacı yanın misli ile değişim seçimlik hakkının kullanılmasına engel araç üzerinde takyidat olması vb. gibi bir durumun somut olayda bulunmadığı anlaşıldığından, davacının terditli davasındaki ilk asli talebi yönünden davanın kabulüne dair açıklanan gerekçelerle aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\"gerekçesi ile, davanın kabulü ile, davaya konu ... şasi No’lu ... motor No’lu ... model aracın davalıya teslimi ile aracın davalı tarafça misli ile değiştirilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; belirsiz alacak davası usul ve yasaya aykırı olduğundan, ek olarak; davacı taraf, sözleşmeden dönme talep etmekte olup, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 10.000-TL talebinde bulunduğundan davanın usulden reddi gerektiğini; fatura bedeli belirli olduğundan davanın eksik harçla açıldığını (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17.06.2015 T. 2015/22-1052 E. 2015/1612 K.) Huzurdaki taleplerin MK 2 dürüstlük kuralına aykırı olduğunu;  dava konusu araçta ayıp / gizli ayıp / üretim hatası söz konusu olmamakla birlikte, kesinlikle bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aracın teknik durumu itibariyle onarım veya bedel iadesini gerektirir bir husus mevcut olmadığından, huzurdaki taleplerin Medeni Kanun md. 2ye aykırılık teşkil ettiğini;Konu aracın 30.09.2019 tarihinde trafiğe çıkmış olup, 08.06.2020 tarihinde yapılan servis kaydına göre 7.155 km yol yaptığını; davacı tarafından “Ekspertiz raporu alma sırasında motor kaputunun, sağ ön çamurluğun, sağ ön kapının boya kalınlık değerlerinin düşük olduğunun; sağ ön çamurluğun, motor kaputunun ve sağ ön kapının sökülüp takıldığının; sağ ön kapı cıvatalarında paslanma olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla aracın ayıplı olduğunun ortaya çıktığı”şeklinde iddialar sunulduunu, iddiaya yönelik yetkili servis tespitinin aşağıdaki şekilde olduğunu; \"bahsedilen şikayete yönelik olarak konu araç 08.06.2020 tarihinde ve 7.155 km’de,“Aracın boyalı ve sökülüp takılan parçaları var, boya ölçüm ve kontrol işlemi yapılacak”şeklinde belirtilen “boya” konulu servis girişi yapmış ve konuya özgü bir ölçme-inceleme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ölçüm değerleri, veriler, bulgular sonucunda konu aracın boya kalınlıklarının Üreticinin verdiği ve Alman Otomobil Üreticileri için belirlenen sınır değerler içinde (yatay ve dikey yüzeyler 350 mikron’a kadar) olduğu net olarak belirlenmiştir. Ancak motor kaputuna “film kaplama” işlemi uygulanmış olduğundan motor kaputu boya kalınlık dğerleri ölçülememiştir.  Davacıya motor kaputundaki film kaplamasınının çıkarılması sonrasında boya kalınlık ölçümümün yapılabileceği iletilmiş ancak davacı film kaplamasının sökülmesini istememiştir. Boya kalınlık değerlerinin ölçümü sonucunda teknik müdahale gerektirecek ürün kaynaklı ve boya konulu bir bulguya rastlanmamıştır. Boya kalınlıklarının aracın her yerinde aynı olması mümkün olmadığı gibi farklı boya kalınlıklarının ölçülmesi ürün kaynaklı bir boya sorunu olduğunu göstermemektedir  Otomotiv ve benzeri ürünlerde, gövde boyası ölçüm birimi “mikron” (µ) dur. Boya kalınlık ölçüsü olarak kullanılan birimi değerlendirdiğimizde, 1 mikron, milimetrenin 1/1000 ’i kadardır. Yani 1milimetre=1000 mikron’dur. Bu nedenle, aracın her yerinde sabit bir değer üzerinden ölçüm yapılabilmesi teknik olarak mümkün değildir.Dolayısıyla boya kalınlıklarının aracın her yerinde aynı olması mümkün olmadığı gibi farklı boya kalınlıklarının ölçülmesi de araçta boya sorunu olduğunu göstermemektedir.\" şeklinde olduğunu, Düzenlenen mahkeme başvurusunun içeriğine baklıldığında; boya kalınlıklarının aracın her noktasında aynı olması gerektiği şeklinde bir değerlendirmede bulunulduğunu, boya kalınlıklarının metal kalınlığı gibi değerlendirildiğini, boya kalınlıklarının ölçümünün milimetrenin binde biri olarak ölçülebildiğinin dikkate alınmadığını, fabrika ortamında araçların, kalite standartları ve kalite kontrol değerlendirmeler/işlemleri gereği boya işlemine tabi tutulabildiklerini,  gövde birleşenlerinin araca uyumu için çeşitli ayarlar yapılabildiğini ve böylece gövde birleşenlerinin bağlantı elemanlarına anahtar, lokma vb. gibi özel aletler ile müdahale yapılabildiğini, bu işlemlerin üretim standartları içinde  ve bir üretim süreci oladıklarını,  bunların karşılaşılabilen durumlar olduklarını, aracın orijinalliğinin bozulabilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu aracın da fabrikadan çıktığı haliyle orijinal olduğunu, kapı, kapak, çamurluk vb. gibi gövde birleşenlerinin bağlantı elemanlarında (cıvata, vida vb.) fabrika ortamında uygulanan kalite kontrol süreci nedeniyle izler oluşmasının aracın orjinal olmadığını göstermediğini, araç üzerinde bulunan birçok parça çeşitli bağlama elemanları ile bir araya getirildiğini ve gerektiğinde müdahale edilebilecek/değiştirilebilecek olanlar da takılıp sökülebilen vida, cıvata gibi bağlantı elemanları ile birleştirildiğini, araç üzerindeki birçok gövde parçası, örneğin; kapı, kapak, kaput, çamurluk, menteşe, limitör vb. gibi parçaların gövde üzerine cıvatalarla bağlandığını, dolayısıyla bu parçalar ve bağlantı elemanlarının sökülüp takılabilir, değiştirilebilir, gevşetilerek ayar yapılabilir özelliğe sahip oldıklarını, ayrıca ön çamurlukların da, motor kaputu ve bagaj kaputu gibi değiştirilebilir ve ayarlanabilir nitelikte konumlandırıldıklarını, araçlardaki kapak, kapı, çamurluk vb. sökülebilen, takılabilen, hareket edebilen gövde parçalarının kendi aralarında veya gövde ile birleşimlerinde, teknik açıdan gerekli çalışma boşluklarının, örneğin; pasif emniyet sistemi gereği gövdenin katlanarak hasar görme, kaza sonrası kazanın boyutu ölçüsünde kapılarına açılabilme yeteneği kazandırabilme; sökülüp takılabilme; ayar yapabilme vb.gibi özellikler gereği milimetrik farklılıklar görülebilmesinin bir teknik müdahale konusu olmadığını, Mahkeme başvurusunda bahsedilen ekspertiz raporunun konuya özgü bilimsel ve teknik inceleme içermediğini, boya kalınlık değerlerinin ölçülmesi sonrasında yapılan yorumlara yer verildiğinin bilinen bir husus olduğunu, raporda dava  konusu aracın motor kaputunun, sol ön kapısının, sağ ön kapısının üretim aşamasında ve/veya üretimden sonra ve satıştan önce değiştirildiğine dair somut ve teknik bir tespit, bir delil, bir dayanak yer almadığını, raporda otomotiv ve benzeri ürünlerde gövde boyası ölçüm birimi olan “mikron” (µ) ölçüsünün, milimetrenin 1/1000 ’i olduğunun, yani 1milimetre=1000 mikron olduğunun, dolayısıyla aracın her yerinde sabit bir değer üzerinden ölçüm yapılabilmesinin teknik olarak mümkün olamayacağının, yani boya kalınlıklarının aracın her yerinde aynı olmasının mümkün olamayacağı teknik gerçeğinin dikkate alınmadığını; aracın üzerinde farklı boya kalınlıklarının ölçülmesinin araçta boya sorunu olduğunu göstermediği bilimsel ve teknik gerçeğinin yine dikkate alınmadığını,  araç üzerinde imalat hatası/gizli ayıp vb.gibi bir oluşum tespiti yer almadığı halde boya kalınlıklarının yorumlanarak sorun olduğunun anlatılmaya çalışıldığını,  aracın boya kalınlıklarının Üreticinin verdiği ve Alman Otomobil Üreticileri için belirlenen sınır değerlere göre ölçüldüğü ve bu ölçüm sonucunda Üreticinin verdiği ve Alman Otomobil Üreticileri için belirlenen sınır değerler olan “yatay ve dikey yüzeyler 350 mikron’a kadar” sınır değerlerinin içinde olduğunun somut ve teknik olarak ölçüldüğünün dikkate alınmadığını, aracın boya kalınlıklarının bir standardının bulunduğunun; Alman Otomobil Üreticileri için bu standardın uygulanmakta olduğunun; bu standardın ..., ... gibi bağımsız kurumlar tarafından kontrol edilmekte, denetlenmekte ve belgelendirilmekte olduğunun yine dikkate alınmadığını, fabrika ortamında araçların, kalite standartları ve kalite kontrol değerlendirmeler/işlemleri gereği boya işlemine tabi tutulabildiğinin; gövde birleşenlerinin araca uyumu için çeşitli ayarlar yapılabidiğinin ve böylece gövde birleşenlerinin bağlantı elemanlarına anahtar, lokma vb. gibi özel aletler ile müdahalede bulunulduğunun; bu işlemlerin üretim standartları içinde ve bir üretim süreci olduğunun; aracın orijinalliğinin bozulabilmesinin mümkün olmadığının; kapı, kapak, çamurluk vb. gibi gövde birleşenlerinin bağlantı elemanlarında (cıvata, vida vb.) fabrika ortamında uygulanan kalite kontrol süreci nedeniyle izler oluşmasının bir kusur olmadığının ve aracın ve/veya parçanın orijinal olmadığını göstermediğinin bilinmediğinin görüldüğünü, aracın motor kaputunun, sağ ön çamurluğunun, sağ ön kapısının boya kalınlık değerlerinin üretici tarafından belirlenmiş standard değerlerin dışında olduğuna; sağ ön çamurluğunun, motor kaputunun ve sağ ön kapısının üretimden sonra ve yeni araç tesliminden önce değiştirildiğine dair somut ve teknik bir tespit, bir delilin mevcut olmadığını,Mahkeme başvurusunda; gövde boyası üzerinde farklı boya kalınlıklarının ölçülmesinin bir boya sorunu olduğuna ve/veya ölçülen boya kalınlıklarının düşük/yüksek olduğuna ve/veya boya kalınlık değerleri arasındaki farkların imalat hatası olduğuna dair sadece yorumların tercih edildiğini; konusuna özgü faaliyet gösteren ve yasal olarak kabul edilmiş bir kurumun standartlarının, tespitlerinin, yönetmeliklerinin ve/veya  ilgili kurumlar tarafından düzenlenerek yürürlüğe, uygulamaya alınmış bir standardın, bir akreditasyonun, konusuna özgü bir yasal mevzuatın dayanak olarak sunulamadığının görüldüğünü,  aracın bu konudaki üretici standardına dahi başvurulmadığının anlaşıldığını, fabrika ortamında, kalite standartları ve kalite kontrol değerlendirmeleri/işlemleri gereği araçlar çeşitli ayar, boya vb. gibi işlemlere tabi tutulabilmektedir. Kapı, kapak, çamurluk vb. gibi gövde birleşenlerinin bağlantı elemanlarında (cıvata, vida vb.) fabrika ortamında uygulanan kalite kontrol süreci nedeniyle izler oluşmasının aracın orjinal olmadığını göstermediğini, araçta, boya kalınlık değerlerinin ölçümü sonucunda teknik müdahale gerektirecek ürün kaynaklı ve boya konulu bir bulguya rastlanmadığını, Mahkeme başvurusunda ve içeriğinde bahsedilen “Ekspertiz Raporu”nda  aracın motor kaputunun, sağ ön çamurluğunun, sağ ön kapısının boya kalınlık değerlerinin üretici tarafından belirlenmiş standard değerlerin dışında olduğuna; sağ ön çamurluğunun, motor kaputunun ve sağ ön kapısının üretimden sonra ve yeni araç tesliminden önce değiştirildiğine dair somut ve teknik bir tespit, bir delil mevcut olmadığını, aracın boya kalınlıklarının Üreticinin verdiği ve Alman Otomobil Üreticileri için belirlenen sınır değerlere göre ölçüldüğü ve bu ölçüm sonucunda Üreticinin verdiği ve Alman Otomobil Üreticileri için belirlenen sınır değerler olan “yatay ve dikey yüzeyler 350 mikron’a kadar” sınır değerlerinin içinde olduğunun somut ve teknik olarak ölçüldüğünün dikkate alınmadığının anlaşıldığını,  aracın boya kalınlıklarının bir standardının bulunduğunun; Alman Otomobil Üreticileri için bu standardın uygulanmakta olduğunun; bu standardın ..., ... gibi bağımsız kurumlar tarafından kontrol edilmekte, denetlenmekte ve belgelendirilmekte olduğunun yine dikkate alınmadığının fark edildiğini,  aracın boya kalınlık değerlerinin Üreticinin verdiği ve Alman Otomobil Üreticileri için belirlenen sınır değerler içinde olduğunun net olarak belirlendiğini, Derhal ihbar şartının yerine getirilmediğini, Gerek Ticaret Kanunu mevzuatı ve gerekse Borçlar Kanunu ilgili hükümleri gereğince, davacı tarafça ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmediğini; Türk Ticaret Kanunu’nun 23/1-c maddesinde “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” hükmünün mevcut olduğunu, Türk Borçlar Kanunu’nun 223/2 Maddesinde ise “Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, HEMEN satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.” düzenlemesi yer almakta olduğunu,  dolayısıyla davacı tarafça gerekli muayene ve kontroller yapılmadığı gibi, aracın beklentilerini karşılamadığı, kusursuz olmadığı iddiasının ileri sürebilmesi için gerekli ihbar yükümlülüğü yerine getirilmemiş olup, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2013/10274 E., 2013/15265 K. sayılı ilamı) Faiz talebinin usul ve yasaya aykırı olduğunu; kesinlikle ayıp hususunun kabulü anlamına gelmemek üzere; davacının faiz işletilmesi gerektiğine dair beyanı yersiz olup, faiz talebinin reddi gerektiğini; aracın trafiğe çıkış tarihi gözetildiğinde 1 yıldan fazla  bir kullanım söz konusu olmakla, davacının uzun süre aracı kullanmış bulunmakta olduğunu; bununla birlikte kesinlikle aleyhe bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava konusu aracın müvekkile iadesinin söz konusu olmadan (davacı kendi edimini yerine getirmeden) faiz işletilmesinin mümkün olmadığını,  nitekim faizin ancak dava konusu aracın müvekkile iadesinden itibaren işletilebilmesinin hukuken mümkün olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2011/19-498 Esas 2011/572 Karar sayılı 28.09.2011 tarihli ilamında ‘Ayıplı çıkan araç nedeni ile satım sözleşmesinin feshi halinde, birlikte ifa kuralı gereğince halen davacı elinde bulunan ve davacı tarafından kullanılan aracın davalılara iadesine karar verildiği durumda, dava konusu aracın davacının elinde bulunduğu sürece faiz istenemeyeceği’  hususunun açıkça düzenlendiğini, bu halde aracın her türlü takyidattan ari bir şekilde müvekkile iadesi ile hukuken geçerli bir teslim söz konusu olmadığı sürece yasal faize hükmedilmesinin olanaksız olduğunu,  Kesinlikle iddiaların kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için satım sözleşmesinin feshi cihetine gidilecekse, davacı aracı uzun süre kullanmış ve halen kullanmakta olduğundan Türk Borçlar Kanunu’nun 192. maddesi gereğince, kullanım bedelinin hakkaniyet gereği araç bedelinden mahsubu gerektiğini; bu maddeye göre, ‘Satış sözleşmesinden dönen alıcı satılanı ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlü olduğunu, Yargıtay 13. Dairesi’nin 2010/14192 E. 2011/3550 K. sayılı 09.03.2011 tarihli ilamında ‘…aracın, satış tarihinden zapt edildiği tarihe kadar, davacının zilyetliğinde kalmış olması sebebiyle istihsal ettiği yararlanmanın da satış bedelinden tenzil edilmesi gerekirken bu husus göz ardı edilmiştir.\" denildiğini, Kesinlikle talebin kabulü anlamına gelmemek kaydı ile, araçta (kayıtlı veya kayıt dışı) varsa gerçek değer kaybı miktarının tespit edilmesi gerektiğini, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 28.11.2006 gün ve 2006/11195 E.-2006/15702 K. sayılı bozma ilamında “... dosya içeriğindeki 26.07.2005 tarihli iş emrinde de açıkça belirtildiği gibi davaya konu aracın kazaya karıştığı  ve sol çamurluk arka tampon ve sol yandan hasar gördüğünden mevcut kaza nedeniyle araçta oluşan değer kaybı konusunda bilirkişi kurulundan ek rapor alınmalı bu değer kaybı davalılara ödenmek koşulu ile aracın değiştirilmesine hükmedilmelidir...” dendiğini, bu doğrultuda davacı/müşteriden kaynaklanan hasarların aracın değerin düşmesine yol açtığı tartışmasız olup, sigorta - hasar kaytlarının ve aracın fiilen incelenmesi suretiyle, Yargıtay kararları gereği mahsubu gerektiğini, aynı şekilde kesinlikle ayıbın kabulü anlamına gelmemek üzere; davanın kabulü ile aracın davalı şirkete iadesi söz konusu olur ise; dava konusu araç üzerinde bulunan/sonradan ortaya çıkabilecek ve yükümlüsünün davacı olduğu; rehin, haciz, vergi borcu ve sair tahditlerin davacı tarafça kaldırılması ve takyidatlardan ari olarak iade edilmesi hususuna hükümde yer verilmesi gerektiğini, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.10.2010 gün ve 2010/10655 E. - 2010/10547 K. sayılı bozma ilamında “Dosyada bulunan trafik tescil belgesindeni dava konusu aracın dava dışı banka yararına rehinli olduğu anlaşılmaktadır. Ayıplı olduğu gerekçesiyle geri verilmesine karar verilen aracın, mülkiyeti engelleyen sınırlamalardan arındırılmış olarak satıcıya teslim edilmesi gerektiğinden, aracın rehinli olarak geri verilmesi sonucunu doğuracak biçimde karar verilmiş olması ayrı bir bozma nedenidir.” dendiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek bütün nedenlerle; öncelikle tehir-i icra taleplerinin değerlendirilmesi suretiyle kabulüne ve istinaf incelemesi sonuna kadar icranın geri bırakılmasına, istinaf taleplerinin kabulü ile Yerel Mahkemenin hatalı değerlendirme ile tesis ettiği kararın kaldırılmasına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini, talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; ticari satış sözleşmesine konu aracın gizli ayıplı olduğu iddiasına dayalı olup, misli ile değiştirilmesi, bunun mümkün olmaması halinde araçtaki değer kaybının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulü ile dava konusu aracın davalıya teslimi ile  davalı tarafça misli ile değiştirilmesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı yan; dava konusu aracın 27/09/2019 tarihinde davalıdan sıfır kilometre olarak satın alındığını, 05/06/2020 tarihinde bağımsız ekspertize yaptırılan inceleme neticesinde düzenlenen rapordan aracın motor kaputu, sağ ön kapı ve sağ ön çamurluğunun sökülüp takıldığının, bu parçaların boya kalınlık değerlerinin aracın diğer kısımlarından farklı olduklarının, sağ ön kapı civatalarının ise paslandığının anlaşıldığı, durumun 08/06/2020 tarihinde davalıya ihbar edildiğini ve aracın sökülüp takılan ve boyalı parçaları olması nedeniyle ölçüm talep edildiğini, davalı servisinde yapılan kontrolde aracın boyalı ve sökülen parçası görülmediğinin belirtilmesi üzerine, davalıya 10/07/2020 tarihli ihtarname keşide edilerek aracın üç gün içerisinde misli ile değişiminin talep edildiğini, davalının cevap vermediğini ileri sürerek, aracın misli ile değiştirilmesini, bunun kabul görmemesi halinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 10.000,00-TL değer kaybının tahsilini talep etmiştir. Davalı yan; davacının belirsiz alacak davası açamayacağını, eksik harç yatırıldığını, davacının sunduğu ekspertiz raporundaki bulguların gerçeği yansıtmadığını, zira dava konusu araçtaki boya kalınlığı farklılıklarının üreticinin verdiği ve alman otomobil üreticileri için belirlenen sınır değerlere göre sınır içerisinde kaldıklarını,  fabrika ortamında araçların, kalite standartları ve kalite kontrol değerlendirmeleri gereği boya işlemine tabi tutulabildiklerini; gövde birleşenlerinin araca uyumu için çeşitli ayarlar yapılabildiğini  ve böylece gövde birleşenlerinin bağlantı elemanlarına anahtar, lokma  gibi özel aletler ile müdahalede bulunulabildiğini, bu birleşenlerin sökülüp takılabildiğini, bunun aracın orijinalliğine etki etmeyeceğini ve üretim süreci dahilinde kabul edildiğini,  araçta herhangi bir ayıp bulunmadığını, ihbar külfetinin yerine getirilmediğini, taleplerin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, faiz istenemeyeceğini, aracın hasar ve sigorta kayıtları celbedilerek, davacı tarafından kullanımı nedeniyle oluşan değer kaybının hesaplanması gerektiğini,  savunmuştur. Mahkemece, aracın misli ile değişim talebi bakımından satış faturası üzerinden eksik nispi harç tamamlatılmış, dava ve cevap dilekçeleri ekinde yer alan satış faturası, servis kaydı, ihtarname ve davacı tarafından aldırılan bağımsız ekspertiz raporu ile birlikte dosya bir hukukçu ile öğretim üyesi üç yüksek makine mühendisinden oluşan heyete tevdii edilerek rapor aldırılmış, rapordaki teknik veriler doğrultusunda tahkikat bitirilerek, araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, süresinde ayıp ihbarında bulunulduğu, TBK'nun 227/4 fıkrasındaki durumun haklı göstermesi koşulunun yalnızca sözleşmeden dönmeye yönelik seçimlik hakkın kullanılması halinde aranacağı, davacının misli ile değişim talebini ileri sürebileceği,  araç üzerinde bir takyidat da bulunmadığı gerekçeleri ile, davacının aracın misli ile değişim talebi kabul edilmiştir.  Davacı tarafından sunulan istinaf dilekçesinde cevap dilekçesinde ileri sürülen savunmaların aynen tekrarlandığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından aracın fatura değeri üzerinden eksik nispi harç tamamlandığından ve terditli olarak ileri sürülen değer kaybı(bedel indirimi) talebi belirsiz alacak davası olarak ileri sürülebileceğinden, yine mahkemece davacının misli ile değişim talebi kabul edilip, davalı aleyhine faize de hükmedilmediğinden, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Mahkemece aldırılan bilirkişi heyeti raporunda; dava konusu aracın  genel boya kalınlık değerlerinin fabrikasyon tek kat boya için beklenen 100-150 mikron değerinden fazla olduğu, buna göre aracın satıştan önce iki üç kez boyanmış olabileceği, sağ ön kapı, sağ ön çamurluk ve motor kaputundaki boya kalınlık değerlerinin ise tek kat boya kalınlığına uyduğu, aracın sağ ön kapı menteşelerinin altı köşe başlı torx cıvatalarının sökülüp takılma izleri taşıdığı, bu nedenle boya katmanlarının hasar gördüğü ve cıvata başlarının da kısmen  korozyona uğradığı, aracın sağ ön çamurluk torx bağlantı cıvatalarının ve motor kaputu flanşlı altıköşe bağlantı somunlarının da  sökülüp takılma izleri taşıdığı, aracın13/07/2016 imal tarihli motor kaputu yalıtım kaplamasını, üretim tarihi 2018 yılı Mart ayı olan araç ile uyumlu olmadığı, motor kaputunun iç boya kalınlığının 40-50 mikron aralığında olduğu, motor kaputunda boya kalkması ve plastik parçalarda boya farklılıklarının olduğu, böylece sağ ön kapı, sağ ön çamurluk ve motor kaputu parçalarının fabrikasyon montajlı olmadığı, muhtemelen görmüş olduğu kısmi hasar nedeniyle onarılmış/değiştirilmiş olduğu, kaporta boya uzmanı olmayan davacının satış sırasında bu durumu çıplak gözle fark etmesinin mümkün bulunmadığı, gizli ayıp niteliğindeki bu ayıpların kullanımla da ortaya çıkmayacak nitelikte ancak eskpertiz veya bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacak türden oldukları kanaati bildirilmiş olup, davacı tarafından sunulan tramer kaydı ile aracın servis kaydında herhangi bir geçmiş hasar bilgisi bulunmadığı da anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı yanın, aracın sigorta kayıtlarının getirtilmesi yönündeki istinaf sebebi yerinde bulunmamıştır.  TTK 23/1-c bendinde ticari satımlarda üç tür ayıp öngörülmüş olup, açıkça belli ayıplar; satılanın teslimi sırasında, onun muayene edilmesine gerek olmaksızın belli olan,  malın teslimi sırasında açık bir şekilde görülebilecek ayıplardır. Teslim sırasında açıkça belli olan ayıplar, olağan inceleme yapılarak iki gün içerisinde bildirilmelidir. İki günlük bildirim süresine tabi olan ayıplar, olağan gözden geçirme ile tespit edilen ayıplar (açık ayıplar) olmayıp; aşikar ayıplardır. Açıkça belli olmayan ayıplar; satılanın teslimi sırasında açıkça belli olmayan fakat olağan bir muayene ile meydana çıkacak ayıplardır ve bu tür ayıbın varlığı halinde, alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemeli veya incelettirmeli ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmelidir. Gizli ayıplar ise aşikar ve açıkça belli olmayan, diğer ifade ile olağan muayene ile ortaya çıkmayacak ayıplardır. TTK'nun 23 maddesi atfı ile TBK'nun 223 fıkrası uyarınca gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde, satıcıya hemen bildirilmesi zorunludur. Somut olayda alınan bilirkişi raporunda; dava konusu araçtaki ayıpların çıplak gözle anlaşılamayacak, kullanım ile de ortaya çıkmayacak, ekspertiz veya bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkabilecek ayıplar olduğu belirtilmiş olduğuna göre, gizli ayıp niteliğindeki bu ayıplar bakımından TTK'nun 23/1-c bendinde düzenlenen iki ve sekiz günlük ihbar süreleri uygulanmaz. Davacı, araçtaki gizli ayıpları 05/06/2020 tarihli oto ekspertiz raporu ile öğrenmiş,  08/06/2020 tarihinde durumu davalıya bildirmiştir. Bu nedenle davalının araçta ayıp bulunmadığına ve ayıp ihbarının süresinde yapılmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı, TBK'nun 227/1-4 fıkrası ile seçimlik haklarından misli ile değişim hakkını kullanmıştır. Mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere; TBK'nun 227/4 fıkrasındaki hakkaniyet denetimi yalnızca sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanılması haline münhasırdır. Öte yandan, davacı dava konusu aracı kullanmış ise de, davalının da tahsil ettiği satış bedelinden faydalanmış olması karşısında, davalının misli ile değişim hakkının kullanılmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu yönündeki istinaf sebebi de yerinde bulunmamıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken  19.490,13-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 4.872,53‬-TL harcın mahsubu ile bakiye 14.617,6‬0-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"525dd3dc618a1c37","SID":"065c13a4a6c8f7b4"}}