{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/671 <br>KARAR NO: 2024/955<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22/12/2020<br>NUMARASI: 2018/43 E. - 2020/665 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Şirket Ortakları Arasındaki Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine  dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ... arasında  düzenlenen 08.12.2014 tarihli ''Ortaklararası Sözleşme'' ile davalı şirkettin kuruluşu, ortakların payları ile müvekkilinin ekonomik ve sosyal haklarının düzenlendiğini, sözleşmeye göre müvekkilinin şirketin genel müdürü olacağı, şirketteki hissedarlık ilişkisi ve genel müdürlük görevi devam ettiği sürece 24.000,00 TL net ücret ödeneceği, şirketin net karından  %7 oranında komisyon verileceği ve şirkete ait bir aracın araç tahsis edilerek yakıt masrafı, kargo masrafı ve aracın bakım masraflarının şirket tarafından karşılanacağının kararlaştırıldığını, sözleşmeden sonra 26.01.2015 tarihinde davalı şirketin kurularak ilan edildiğini, müvekkilinin sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen davalıların kanundan doğan ve sözleşmenin 3.2 maddesinde belirtilen net 24.000,00 TL aylık ücreti, kar nedeniyle belirlenen komisyon ile TTK'nın 507. maddesi gereğince ödenmesi gereken kar paylarının ödenmediğini, şirket tarafından 15.05.2015 tarihinde Şubat, Mart ve Nisan aylarına ait huzur hakkı avansı adı altında 72.000,00 TL ödeme yapıldığını, sonraki ödemelerin davacının onayı ve bilgisi bulunmasına rağmen 10.000,00 TL olarak eksik yapıldığını, Ereğli ... Noterliğinin 24.08.2017 tarihli ihtarına rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek, ödenmeyen ücret alacağından şimdilik 1.000,00 TL, kar payı alacağından şimdilik 1.000,00 TL, komisyon alacağından şimdilik 1.000,00 TL'nin faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;  davalı ... ile davacı arasındaki sözleşmeye davalı şirketin taraf olmadığını, davalı şirkete karşı ancak kanundan, esas sözleşmeden ve genel kuruldan kaynaklanan hakların ileri sürebileceğini, davaya konu 24.000,00 TL ücret alacağı veya kardan %7 komisyon alacağına ilişkin şirketin esas sözleşmesinde veya genel kurul kararlarında bir düzenleme bulunmadığını, 27.08.2015 tarihinde yapılan  genel kurulda 09.02.2015 tarihinden itibaren aylık 10.000,00 TL ücret ödenmesine karar verildiğini, davacının bu karara muhalif kalmadığını ve kararın iptali için dava açmadığını, anonim şirketlerde kar payının alacağa dönüşebilmesi için genel kurul kararı gerektiğini, mahkemenin görevsiz ve yetkisiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Davacı TTK'nın 355/2. Maddesi uyarınca davalı gerçek kişinin sorumlu olduğunu da ileri sürmüştür. Anılan madde '..Tescilden önce şirket adına işlem yapanlar ve taahhütlere girişenler, bu işlem ve taahhütlerden şahsen ve müteselsilen sorumludurlar. Ancak, işlem ve taahhütlerin, ileride kurulacak şirket adına yapıldığı açıkça bildirilmiş ve şirketin ticaret siciline tescilinden sonra üç aylık süre içinde bu taahhütler şirket tarafından kabul olunmuşsa, yalnız şirket sorumlu olur.' hükmünü düzenlemiştir.Ancak bu madde hükmü, şirketin varlık kazanabilmesi için kuruluştan önce şirket adına yapılan işlemlere yönelik bir düzenleme içermekte olup, ortaklık ilişkisi ile bağlantılı değildir.Davacının kar payı alacak talebi de bulunmaktadır. Kar payı hakkının alacak hakkına dönüşebilmesi için, kâr dağıtımı konusunda genel kurulun karar vermesi gerekir. Ancak böyle bir karardan sonra kâr payı hakkı anonim şirkete karşı ileri sürülebilecek bir alacak hakkına dönüşür. Kâr payının alacak hakkına dönüşebilmesi için genel kurul tarafından bilânçonun onaylanması yeterli değildir, özellikle kâr dağıtımı konusunda karar alması gereklidir. Burada belirtilmek istenen şart, genel kurulun kar dağıtımı konusunda karar almasıdır. Bu nedenle kar payında şarta bağlı alacak niteliği söz konusudur.Kar payı hakkı, genel kurulun değiştirici yenilik doğuran nitelikteki kararı ile alacak hakkına dönüşür. Dosya kapsamında kar dağıtımı konusunda genel kurul tarafından alınmış bir karar bulunmadığı anlaşılmakla davacının kar payı talebi de yerinde görülmemiştir.Pay sahipleri sözleşmesi bir borç sözleşmesidir ve bu nedenle sözleşmeden doğan haklar nisbi nitelikte olup yalnızca sözleşme tarafları arasında ileri sürülebilirler. Anonim ortaklık ile pay sahiplerinin birbirlerinden bağımsız hukuk kişilikleri olmaları nedeniyle, ortaklığın taraf olmadığı bir pay sahipleri sözleşmesi, anonim ortaklığa karşı dermeyan edilemez. Anonim ortaklık, sözleşmenin hukuki etkisi bakımından üçüncü kişi durumundadır; sözleşme, anonim ortaklığın dışında yer alır. Ayrıca anonim ortaklığın organları da, pay sahiplerinden oluşmalarına rağmen, anonim ortaklık tüzel kişiliğinin parçasıdırlar ve pay sahiplerinden bağımsızdırlar. Bu nedenle pay sahipleri sözleşmesi anonim ortaklığın organlarına karşı da ileri sürülemeyeceği..\" gerekçesiyle davalı ... AŞ'ye yöneltilen davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı ...'a yöneltilen davanın esas bakımından reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece, davacının hazır bulunduğu genel kurul toplantısında davacıya 10.000,00 TL ücret ödeneceğine ilişkin alınan karara muhalefet edilmediği ve iptal davası açılmayarak kararın benimsendiği, huzur hakkı ile ilgili şirket kayıtlarında davacının alacağının bulunmadığından davacının ücret ve komisyon alacağı talebinin yerinde olmadığı, kar dağıtımı konusunda genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesiyle şirkete yöneltilen davanın pasif husumet yokluğundan, diğer davalıya yönelik davanın esastan reddine ilişkin verilen kararın hatalı olduğunu, Davalı ...'un müvekkilinin alacaklarından sorumlu olduğunu, taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye uyulmaması halinde nasıl bir yaptırım uygulanacağının belli olmadığı gerekçesinin hatalı olduğunu, cezai şartın akdedilen sözleşmenin kurucu unsuru olmadığını,  sözleşmede cezanın belirlenmemiş olmasının davalı ...'u sorumluluktan kurtarmayacağını, akde aykırılık halinde 08.12.2014 tarihli ortaklar arası sözleşmede müvekkiline yapılacak ödemelerin belirlendiğini, bu sözleşmenin şirket esas sözleşmesinde ve genel kurulunda benimsenmemiş olmasının davalı ...'u sorumluluktan kurtarmayacağını, şirketin kuruluşunda davalı ...'un %85, davacının ise %10 oranında paydaş olduğunu, şirketin faaliyete geçmesi ile müvekkiline ihtiyacı kalmadığını düşünen ...'un bu yönde irade kullanmaması nedeniyle sözleşmenin şirketçe benimsenmediğini, davalı ...'un şirketin finansörü, müvekkilinin ise tecrübesi ile şirketin kurucusu olduğunu, TTK'nın 355/2. maddesine dayalı gerekçenin hatalı olduğunu, davalı şirketin kuruluş aşamasında, müvekkilinin bilgi ve deneyiminden faydalanıldığını, bu nedenle müvekkilinin yurt dışından davet edilerek  08.12.2014 tarihli  sözleşme düzenlendiğini ve bu sözleşme ile şirketin kurulduğunu, sözleşmedeki edimi yerine getirmeyen borçlunun sorumlu olduğunu, anılan sözleme uyarınca müvekkilinin ücret alacağının bulunduğu gibi aynı sözleşmeden kaynaklanan komisyon alacağın talebinin de haklı olduğunu, şirket genel kurulunda ücretinin 10.000,00 TL olarak belirlenmesinin komisyon ödenmesine engel olmadığını, şirketin  ait 2015 ve 2016 yıllarına ilişkin bağımsız finansal denetim raporlarına göre elde ettiği kardan komisyon alacağı bulunduğu gibi, şirket ana sözleşmesinin 12 ve 13. maddelerinde hesap dönemi sonunda yedek akçenin ayrılmasından sonra kalan karın %5'inin pay sahilerine kar payı olarak ödeneceğinin belirlendiğini, müvekkilinin sermaye borcunun bulunmadığını, kar elde eden şirketin kar payı dağıtmamasının geçerli bir nedeni bulunmadığını, raporlara yönelik itirazın dikkate alınmadan karar verildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın  kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı şirketin kuruluşu öncesinde davacı ile davalı gerçek kişi arasında düzenlenen 18.12.2014 tarihli sözleşmeden kaynaklanan ücret, komisyon, kâr payı alacağına ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı ile davalı ... arasında düzenlenen 18.12.2014 tarihli pay sahipleri sözleşmesi niteliğindeki ortaklararası sözleşmede  bir takım edimler ve davalı şirketin kuruluş esasları ile ortaklık yapısı düzenlenmiştir. Sözleşme ile davalı şirketin % 85 yapını ...'a  % 10 payını davacıya % 5 payının ...'e ait olacağı belirlenmiştir. Sözleşmede sermayenin tamamının davalı tarafından karşılanacağı belirlendikten sonra, hissedarlar arasındaki uyuşmazlıklar halinde izlenecek yol belirlenmiştir. Sözleşmenin 3.2. maddesinde davacıya hissedarlık ilişkisi ve genel müdürlük görevi devam ettiği müddetçe şirket tarafından 24.000 TL net ücret ödeneceği, ilk ödemenin şirket için çalışmaya başlayacağı tarihin baz alınarak ödeneceği belirlenmiştir. Davacı için ayrıca yıl içerisinde şirketin net karında % 7 oranında komisyon alma hakkının bulunduğu ve bu komisyonun hesaplanacak net kar tespit halinden itibaren 15 gün içerisinde ödeneceği belirlenmiştir. Maddenin devamında araç tahsis edileceği ve bir kısım masrafların karşılanacağı belirlenmiştir. Davacının istek kalemleri arasında kar payı alacağının tahsili bulunmaktadır. Kar payı alacağının talep edilebilmesi için bu hususta alınmış bir genel kurul kararı bulunmalıdır. Genel kurul kararı olmaksızın açılacak bir eda davasının kar payı talep edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin bu talep yönünden red kararı vermesi yerindedir. Diğer yandan, davalı gerçek kişi ile davacı arasında düzenlenen ortaklar arası sözleşmeye davalı şirket taraf değildir. TTK'nın 355/2.maddesi uyarınca şirketçe yapılan işlem ve sözleşme benimsenmediğinden, sözleşmenin nispiliği ilkesi gereğince ortaklararası sözleşmesinden  kaynaklanan ücret ve komisyon ediminden davalı şirket sorumlu değildir.Dosyadaki belgelerden şirketin 20.01.2015 tarihinde kurulduğu ve davacının şirketin ortağı ve yönetici olduğu anlaşılmaktadır. Davalının 21.09.2016 tarihinde şirketteki payını davalı ...'a devir ederek şirket ortaklığından ayrıldığı anlaşılmaktadır. Şirketin 27.08.2015 tarihinde yapılan genel kurulunda, davacıya aylık 10.000 TL ödeme yapılmasına karar verilmiş ve davacının anılan karara karşı iptal davası açmadığı anlaşılmıştır. Ortaklar arasındaki sözleşmede, davalı ... şirket adına borç üstlenmiş olup, şirketin borçtan sorumlu olmamasına rağmen, ...'un sözleşmedeki edimlerden kural olarak sorumlu olduğu açıktır. Ancak yukarıda değinilen genel kurul toplantısında, alınan karar ile tarafların yeni ücret üzerine uzlaştıkları ve davacının şirkete yapacağı hizmetler karşılığı aylık 10.000 TL ücret almasının kararlaştırıldığı, ortakların oy birliği ile alınan genel kurul kararına göre şirketçe borcun ifasından sonra ve davacının şirket ortaklığını devir etmesinden uzun süre sonra, eski sözleşmeye dayalı olarak talepte bulunulması mümkün görülmediğinden ilk derece mahkemesinin karar ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Mahkemece yapılan inceleme yeterli olup, bilirkişi raporuna yönelik itirazların hukuki nitelikte olduğu, sözlemenin bağlayıcı olup olmadığı hususlarının hakimlik mesleğinin gerektirdiği bilgi ile çözülmesi mümkün olması nedeniyle HMK'nın 266. maddesi  gereğince bu konularda bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 06.06.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"58fcb5686a539877","SID":"42fd450d72729014"}}