{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/918 <br>KARAR NO: 2024/810<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2018/1144 <br>KARAR NO: 2020/64<br>KARAR TARİHİ: 21/01/2020<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 05/06/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAV Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davacı müvekkili ile davalı şirketin uzun yıllar birlikte çalıştıklarını, müvekkili şirketin davalı tarafa sunmuş olduğu hizmeti eksiksiz ve kusursuz şekilde yerine getirdiğini, davacı müvekkili şirketin vermiş olduğu ürün ve hizmetler karşılığında davalı tarafa faturalar kestiğini ve bu faturaların davalı tarafça işlendiğini, faturaların büyük bir kısmının da müvekkili şirkete ödendiğini, aralarındaki ticari ilişki neticesinde davacı müvekkilinin bakiye alacağını tahsil edemeyince alacağın tahsili amacıyla İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibine başvurduklarını, davalının haksız şekilde icra takibine itiraz ettiğini beyanla; itirazın iptali ile icra takibinin devamına, alacak miktarının %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan anlaşma uyarınca davacı şirketin müvekkiline yazılım tedariki, söz konusu yazılımların bilgisayarlara kurulumu ile kurulan bu yazılımlar üzerinden teknik danışmanlık hizmeti vermeyi üstlendiğini verilen bu hizmetlerin bedelinin  ise fatura karşılığında müvekkili şirket tarafından davacı şirkete ödendiğini, 2017 yılında kesilen faturaların davacı şirketten satın alınan teknik danışmanlık hizmetleri için olmasına rağmen, davacı şirketin bakiye alacağın ödenmemesini gerekçe göstererek 2017 yılı Mart ayından sonra talebe rağmen teknik destek vermekten imtina ettiğini, verilen hizmetlerin eksik ve kusurlu olması nedeniyle söz konusu işlere ilişkin davacı şirket tarafından müvekkili şirkete kesilen faturaların davacı şirkete iade edildiğini, müvekkili şirket tarafından iade edilen faturalara konu hizmetlere ilişkin eksiklerin tamamlanması halinde gerekli ödemenin yapılacağının davacı şirkete bildirilmesine rağmen davacı şirketin eksiklerinin tamamlamak yerine doğrudan dava açıldığını, davacı şirketin müvekkili şirketten herhangi bir alacağının  bulunmadığını beyanla; haksız davanın reddine, alacak miktarının % 20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; \"...Taraflarca bildirilen deliller toplanmış, tarafların defter ve kayıtları üzerinde mali müşavir bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılması için inceleme günü tayin edilmiş, mahkememizce oluşturulan ara karar doğrultusunda görevlendirilen bilirkişi tarafından tarafların defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen rapor dosyaya sunulmuştur. Bilirkişi raporunda, tarafların defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacı tarafın defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 7.549,40-TL alacaklı olduğu, tarafların defterleri arasındaki farklılığın davalı tarafından davacıya tanzim edilen 27/07/2017 tarihli 7.549,40-TL tutarlı iade faturasından kaynaklandığı, davalı tarafından tanzim edilen bu iade faturasına süresi içinde davacı tarafından itiraz edildiği, faturanın ihtarname ile davalıya gönderilmiş olduğu, davacı şirketin dosyaya ibraz ettiği email yazışmalarında, davalı şirketin mali işler yöneticisinin ...@...com adresinden göndermiş olduğu email ile borç bakiyesinde mutabık olunduğunu ve 7.579,00-TL'yi mail order ile kapatmayı düşündüklerini yazdığı, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 7.549,40-TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, yönünde görüş beyan etmiştir. Rapor taraflara tebliğ edilmiş, davalı tarafından rapora itiraz edilerek yeni bilirkişi heyeti oluşturularak rapor alınması talep edilmiş, ancak alınan raporlun dosya kapsamı ile uyumlu ve yeterli olduğu anlaşıldığından davalı tarafın yeni rapor ya da ek rapor alınması yönündeki taleplerinin reddine karar verilmiştir.  Tüm dosya kapsamı toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde, taraflar arasında ticari ilişki olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dava konusu uyuşmazlık, davacı tarafın cari hesaba dayalı olarak davalıdan alacak talep edip edemeyeceği hususundadır. Davalı taraf, fatura konusu hizmetin eksik ve ayıplı olduğunu, tanzim etmiş oldukları ide faturasının davacı tarafından defterlerine kötüniyetli olarak işlenmediğini beyan etmiştir. Bu durumda ispat yükü davacı tarafından tanzim edilen dava konusu faturaları kendi defterlerine işlediği anlaşılan ancak fatura konusu hizmetin ayıplı ve eksik olduğunu iddia eden davalı taraftadır. Davalı tarafından davacıya TTK.'da belirtilen sürelerde ayıp ihbarı yapıldığına dair bir delil dosya kapsamında bulunmamakla birlikte, davalı tarafın cari hesap hareketlerinin incelenmesinde, davalı tarafından her ne kadar verilen hizmetin eksik ve ayıplı olduğu iddia edilmiş olsa da, davacı tarafından tanzim edilen son iki fatura olan, 10/05/2017 tarihli 1.475,00-TL bedelli faturaya istinaden 07/06/2017 tarihinde 1.475,00-TL ödeme yapılmış olduğu, 16/06/2017 tarihli 1.475,00-TL bedelli faturadan sonra 27/07/2017 tarihinde 1.475,00-TL ödeme yapılmış olduğu anlaşılmıştır. Davalı şirketin mali işler yönetici tarafından davacı tarafa 7.579,00-TL borç hususunda mutabık olduklarına dair gönderilen email, davalı tarafından ayıplı ve eksik hizmet verildiği iddia edilmiş olsa da TTK. ve TBK.'da belirtilen süreler içinde ayıp ihbarı yapıldığına dair bir delil sunulmamış olması birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafın defterlerine kaydetmiş olduğu faturalara istinaden haklı nedenle iade faturası tanzim etmiş olduğu hususu mevcut dosya kapsamı ile ispat edilmemiş, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 7.549,40-TL alacaklı olduğu sonucuna varılmış, davanın kabulüne, davacı taraf takip talebinde kendisini işleyecek yıllık %10,50 faiz oranı ile bağlı tuttuğundan taleple bağlı kalınarak asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun m. 2/2 uyarınca yıllık %10,50 değişen-azalan oranlarda ticari avans faizi yürütülmek sureti ile takibin devamına, davalının takibe yapmış olduğu itirazın haksız olduğu anlaşıldığından ve alacak likit olduğundan, kabul edilen 7.549,40-TL üzerinden hesaplanacak %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında yazılı şekilde yapılmış herhangi bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından davacı şirket tarafından cari hesaba dayalı icra takibi başlatılamayacağını, kabul anlamına gelmemekle beraber cari hesap ilişkisinin usulüne uygun şekilde kat edildiğini gösterir hiçbir delil bulunmadığını, yerel mahkemenin cari hesap sözleşmesine dayalı takip üzerinden davanın kabulüne karar vermiş olması hukuka aykırı düştüğünü, mahkemece mutabakat maili gerekçe olarak gösterilmiş ise de yetkisi bulunmayan bir çalışan tarafından gönderildiği iddia olunan böylesi bir e-mailin borcun varlığının kabulü yönünde delil olarak kabul edilemeyeceğini, verilen hizmetin ayıplı ve kusurlu olduğunu, bu nedenle iade faturasının haklı nedene dayandığını ve davanın reddi gerektiğini, alacağın likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır. Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.  İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile; davacı tarafından 7.579,40 TL'lik cari hesap alacağının tahsili istemiyle icra takibin başlatılmış, dava yasal süre içerisinde açılmıştır. İtirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir ve ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır.  İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekmektedir. Davacının alacağı takip talebinde cari hesap alacağı olarak belirtilmiş, dava dilekçesi ekinde bu alacağa esas teşkil eden faturalar ibraz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/09/2019 tarihli 2017/19-919 E. 2019/886 K. Sayılı kararı ile \"...6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. (6762 sayılı TTK’nın 87)  maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK'daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz... ...Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun'un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. 86. maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03/05/2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K.; 09/06/2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K;  27/01/2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K.; 25/04/2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır...\"  şeklinde cari hesap/ açık hesap arasındaki farklar, yapılan ödemelerin hangi borca mahsup edileceği hususları açıklanmıştır. Davacının talebi cari hesap sözleşmesinden değil, ödenmeyen fatura bedelleri nedeniyle açık hesap alacağından kaynaklanmaktadır.  6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde \"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmü yer almaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı kararında; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır... Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.). ...Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde  alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı kararları da aynı mahiyettedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 05/11/2018 tarih 2016/991 E. 2018/5119 K. sayılı kararında ise; \"...6102 Sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi tacirler arasındaki hizmetin ayıplı olması halinde yapılması gereken işlemleri düzenlemektedir. Anılan maddeye göre hizmet alan tacir, malın ayıplı olduğu açıkça belli değilse, malı teslim aldıktan sonra malı incelemek veya incelettirmek, malın ayıplı olması halinde 8 gün içinde bu durumu hizmet verene iletmek durumundadır. Somut olayda, tarafların tacir olduğu anlaşıldığına ve davalı da verilen hizmetin ayıplı olduğunu iddia ettiğine göre bu ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediği dava konusu olayın sonuçlandırılması açısından önem arzetmektedir...\" denilmiştir. Yukarıda yer verilen emsal kararlar ve açıklamalar çerçevesinde; davacı tarafça düzenlenen faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafça kısmi ödemelerin yapıldığı, davacı tarafından düzenlenen son faturanın 16/06/2017 tarihinde her iki taraf defterine kaydedilmesine rağmen davalının 27/07/2017 tarihinde iade faturası düzenlediği, yasal süre geçtikten sonra düzenlenen iade faturasının davacı tarafından kabul edilmeyerek Büyükçekmece ... Noterliğinin 31/07/2017 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile davalı tarafa süresi içerisinde iade edildiği ve davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı tespit edilmiştir.  Bu durumda, davalının davacıya takibe konu edilen bedel kadar borçlu olduğu, davalı tarafça aksini ve ayıp iddiasını ispatlar mahiyette bir delil sunulmadığı gibi süresi içerisinde ayıp ihbarı yapıldığını dair bir belgenin de dosya içeriğinde mevcut olmadığı tespit edildiğinden, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İİK'nın 67/2 maddesinde \"...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.\" düzenlemesi yer almaktadır. İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır.  Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2023 tarihli 2022/6-1019 E. 2023/267 K. sayılı ilamında bu husus; \"...Likid alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin,  alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan  borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 tarihli ve 2012/9-838 Esas, 2012/715 Karar sayılı kararı).\" şeklinde açıklanmıştır. Somut olayda; dava konusu alacağın likit bir alacak olduğu anlaşılmakla, mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de isabetsizlik bulunmamaktadır. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 128,95 TL'nin mahsubu ile bakiye 298,65 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.05/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8ebe420c6c483fec","SID":"047894f2d20a447c"}}