{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. DİYARBAKIR BAM   2. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/494 - 2024/766<br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  2. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO: 2024/494 <br>KARAR NO\t: 2024/766<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br>DAVANIN KONUSU\t:  Merci Tayini<br>KARAR TARİHİ\t:  31/05/2024<br><br><br>\tDiyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için Dairemize gönderilen dosya incelendi;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ\t:<br>\tDava, kaçak elektrik tüketiminden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.<br>\tDiyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesi; \"Somut olayda davacının davadışı şirketin yetkilisi davalı .... tarafından faturalı enerji tüketimi ve kaçak kullanımı sebebiyle borçlu olmadığının tespitini talep ettiği, dosyaya yansıyan belgeler  ve davacının iddialarında görüldüğü üzere davacı ile davalı ....arasında abonelik sözleşmesi olup, bu aboneliğin 'ticarethane' vasıflı alana yönelik olarak kurulduğu ve adına abone kaydı olan davacının dava dışı ticaret şirketinin temsile yetkili ortağı olduğu ayrıca abonelik kurulan yerin ticaret şirketinin merkez adresi olduğunun anlaşıldığı, TTK'nın 4/1. maddesine göre davanın, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması karşısında nispi ticari dava olması sebebiyle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu,\" gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.<br>\tDiyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi;\"Dava konusu uyuşmazlığın, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan olmadığı, dolayısıyla, bu türden uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi ve ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olmasının gerektiği, davalı taraf tüzel kişi tacir ise de, davacının tacir olup olmadığının tespit edilmesinin gerekmektiği; dosya kapsamından davacının şirket ortağı olduğu tespit edilmiş ise de; bir kişinin şirket ortağı veya yetkilisi olmasının tek başına tacir olmasını gerektirmeyeceği, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 30/09/2015 tarih 2015/944 Esas, 2015/11623 Kararı ve 27/03/2013 tarih 2013/1369 Esas, 2013/5358 Karar sayılı emsal kararları),   hakkında kaçak elektrik tahakkuk işlemi yapılan ticari faaliyete dair mükellefiyet kaydı olmayan davacının, bu şirketi işleten gerçek kişi tacir olmayıp, şirket ortağı ve temsilcisi konumunda olduğu, şirketin davacı tarafından kendi adına işletildiği hususunda dosya kapsamında bir bilgi ve belge bulunmadığı, dolayısıyla elektrik abonelik sözleşmesinin davacı ile akdedilmiş olmasının davalının tacir olarak kabulü için yeterli olmadığı\" gerekçesiyle  karşı görevsizlik kararı vermiştir.<br>\t6102 sayılı TTK md. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:<br>\t(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK md. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. <br>\t(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK md. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. <br>\t(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK md. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. \t\t\tTTK md. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. <br> \tDava konusu uyuşmazlık, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Dolayısıyla, bu türden uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi ve ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir. Davalı taraf tüzel kişi tacir ise de, davacının tacir olup olmadığının tespit edilmesi gerekmekte olup; dosya kapsamından davacının şirket ortağı olduğu tespit edilmiş ise de; bir kişinin şirket ortağı veya yetkilisi olmasının tek başına tacir olmasını gerektirmeyeceği, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 30/09/2015 tarih 2015/944 Esas, 2015/11623 Kararı ve 27/03/2013 tarih 2013/1369 Esas, 2013/5358 Karar sayılı emsal kararları) Diyarbakır Vergi Dairesi Başkanlığından gelen müzekkere cevabına göre davacının kira geliri yönünden vergi mükellefiyeti bulunduğu dikkate alındığında davacının  tacir sıfatına haiz olmadığı anlaşılmaktadır. <br>\tAçıklanan nedenlerle davacının tacir sıfatı bulunmadığından uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesince görülerek sonuçlandırılması gereklidir. Bu sebeple, Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar vermek gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan sebeplerle,<br>\t1-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21. ve 22. maddeleri gereğince Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,<br>\t2-Dosyanın merci tayini isteminde bulunan mahkemeye gönderilmesine,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 22/2 ve 362/1-c maddeleri gereğince KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.31/05/2024<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"572e2b8f6ef71a11","SID":"dc7dca3d6bf3a849"}}