{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/617 <br>KARAR NO: 2024/920<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 11.11.2020<br>NUMARASI: 2019/480 Esas - 2020/727 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki  itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı,  davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  davalı yan müvekkilinden dört adet araç satın aldığını, araçların vergileri ve tescil giderleri müvekkili tarafından ödendiğini, davalı araçları teslim aldığını ancak araç bedellerini ve giderlerinin tamamını müvekkiline ödemediğini, alacağını tahsil edemediğinden İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı ilamsız icra takibini başlattıklarını, davalının icra takibine haksız yere itiraz ettiğini belirterek, ilamsız icra takibine  yönelik itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; ödemenin tamamı yapılıp araç tesliminin yapıldığını, bu nedenle araç üzerinde rehin veya mülkiyeti muhafaza altına alacak herhangi bir işlem yapılmadığını, ayrıca icra takibine konu faturanın ellerindeki mevcut faturadan farklı olduğunu, davacının dolandırma kastıyla hareket ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Davacı şirketin defter kayıtlarının incelenmesinde 25/08/2015 tarihli 42.000,00-TL İşbankası kanalı ile davalı tarafından ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Yine davacı kayıtlarına göre 31/12/2015 tarihi itibariyle davalıdan 8.999,80-TL cari hesap alacağının bulunduğu görülmüştür. Ancak gerek fatura gerekse de sipariş formu içeriği davalı tarafından doğrulanmadığı gibi herhangi bir imza da söz konusu değildir. Dolayısıyla bakiye alacağın sair yan deliller ile HMK'nın 200 ve devam maddeleri gereğince davacı tarafından ispat edilmesi zorunludur. Kaldı ki, herhangi bir mülkiyeti saklı tutma kaydı koymaksızın davalı üzerine aracın tescil edilmiş olması basiretli tacir ilkesine aykırı olduğu gibi bedelin tamamen alınmış olduğuna da karine teşkil edecektir. Bir başka söyleyişle burada davacı taraf satış bedelini yazılı belge ile ispat etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bakiye bedel yönünden eldeki davada ispat külfetinin davacı taraf yerine getirmemiştir. Tek taraflı düzenlenen ve davalının kabulünde olmayan, imzası bulunmayan fatura ve sipariş formu içeriği davalıyı bağlayıcı nitelikte değildir. Davacı kayıtlarının kesin delil olacağına dair herhangi bir münhasır delil kaydına ilişkin taraflar arasında anlaşma da mevcut...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalı borçlunun araç bedelinin ne kadar olduğuna  ya da aracın kendisine teslim edilmediğine dair bir itirazda bulunmadığını, davalının ödeme iddiasında bulunduğunu, ancak yaptığı ödemeyi, davacı şirkete değil, arkadaşı ... vasıtasıyla tanıştığı davacı şirket satış müdürü ...'ye elden ödeme yaptığı şeklinde beyan ettiğini,  müvekkili şirkete yapılmış bir elden ödeme durumu  söz konusu olmadığını, bu şekilde yapılmış bir ödeme doğru ödeme olmadığı gibi bu durumda HMK 200.maddesi gereği yazılı olarak ispat kuralının yer değiştirdiğini, bu durumda davalının ödeme yaptığını ispat etmesi gerekmekte olup, davacı şirkete yapılan ödeme de cari hesap kayıtlarına işlendiğini, bu bakımdan bakiye alacak yönünden ödemeyi ispat yükünün yer değiştirdiğini ve davalı tarafa geçtiğini, nitekim aynı mahkemenin (İst. 14. As.Tic. Mhk.) 2018/659 Esas- 2019/1132 K. Sayılı 13.11.2019 günlü kararında benzer dosyada verdiği kararda \"aracın davalı adına devir ve teslim ve tescilinin gerçekleştiği, ancak mal bedelinin ödendiğine ilişkin davalı tarafından HMK'nın 200. Ve diğer maddeleri uyarınca delil sunulmadığı anlaşıldığından asıl alacak mahkememizce sabit görülmüştür\" denilmek suretiyle davanın kabulüne karar verildiğini, bu bakımdan huzurdaki dosyada da ödemeyi ispat yükü davalıda olup, davalı tarafından da ödemeyi ispat edecek bir delil sunulamadığını, Dava  dilekçesinde, davacı müvekkil şirketten alınan aracın, bedeli ödenmeden kısa bir süre sonra ikinci el olarak piyasada nakit satış ve devrinin yapıldığını belirtmekle, davacıya satışı yapılan  (dava dilekçesinde motor ve şase nosu belirtilen) ... plakalı aracın, davalı adına ilk tescil tarihinin ve davalı tarafından üçüncü kişilere devir ve satışının hangi tarihlerde yapıldığına dair kayıtların, Kağıthane İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Şube Müdürlüğünden celbini talep ettiklerini, bu delilin dosyaya celp edilmeden karar verildiğini,  taraflar arasındaki ihtilafın özünün, davalıya satışı yapılan aracın bedelinin davacı müvekkiline tam olarak ödenip ödenmediği noktasında toplandığını, taraflar arasındaki faturanın açık fatura olduğunu, ve bedelinin tam olarak ödenmediğini, HMK'nın 200.madde anlamında ispat yükünün davalıya  geçtiğini, dava konusu aracın fatura bedelinin 8.000 TL üzerinde olduğu açık fatura olarak düzenlendiği, VUK'un 320,323,324 ve 332 sıra numaralı tebliğleri gereğince; 8000 TL üzerinde olan ödemelerin banka havalesi, çek, kredi kartı ve bankalar aracılığıyla tahsil edilen senetler için düzenlenen 'dekont' veya 'hesap bildirim cetveli' şeklinde ödenmesi gerektiğini, Davalının BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ  DİLEKÇESİNİN 7 NUMARALI BENDİNDE, ESASEN BİR DOLANDIRICILIK EYLEMİ OLDUĞUNU BEYAN ETtiğini,  KENDİSİNİN DOLANDIRICILIK EYLEMİNİN NERESİNDE BULUNDUĞUNU İZAHTAN KAÇINdığını, beyanına göre, arkadaşı ...vasıtasıyla, sözleşme yapmadan davacı şirket satış müdürü ...'den araç aldığını, parasını davacı şirkete değil de satış müdürüne elden ödediğini beyan eden ve dosyaya celp edilmesi gerekirken getirtilmeyen tescil ve devir kayıtlarında, bahse konu aracı aldıktan kaç gün sonra dava dışı üçüncü kişilere devir ettiği tespit edilebilecek davalının, kendisinin de ödeme yaparken basiretli davranmakla yükümlü olmak gibi bir zorunluluğu bulunduğunu kabul etmemesinin mümkün olmadığını, eğer ortada bir dolandırıcılık eylemi var ise davalının bu eylemin hangi noktasında bulunduğunun tartışmalı olduğunu, nitekim davacının  abisi ... adına da aynı şekilde araç satın alarak, yine kısa bir süre sonra üçüncü kişilere devir edilerek elden çıkarıldığının tespit edildiğini, ... hakkında verilen ilk derece mahkemesi kararının da dilekçe  ekinde olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, araç satışından kaynaklı alacak bakiyesinin tahsili için başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davalının davacı şirketten ... plakalı aracı satın aldığı, aracın davalı adına tescil edildiği ihtilafsızdır. Davacı bakiye araç bedeli ve masrafların ödenmediğini ileri sürmüş, davalı ise araç bedelinin ödendiğini, bakiye borcun bulunmadığını savunmuştur.  Hukuki ihtilaf araç bedelinin tümüyle ödenip ödenmediği noktasında toplanmaktadır.  Uyuşmazlığın, ispat konusunda olması nedeniyle öncelikle ispat hususuna kısaca değinilmesi faydalı olacaktır. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; ikinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Nitekim kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. İspata ilişkin bu açıklamalardan sonra somut olaydaki iddianın mahiyeti ve buna göre ispat yükünün davanın hangi tarafı üzerinde olduğu irdelenmelidir. Özel Dairece taraflar arasındaki sözleşme peşin satış sözleşmesi olarak değerlendirmiş ve bu sebeple ödemenin satış sırasında yapıldığı yönünde davacı lehine karine oluştuğu sonucuna varılmış olduğundan karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa, ifa zamanı ve bu çerçevede ifanın ispatına ilişkin hususların ortaya konulması gerekir. İfa; borcu sona erdiren, borçluyu borcundan kurtaran bir olaydır ve yukarıda belirtildiği üzere kural olarak taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. İfa zamanının ne olacağı ise taraflarca kararlaştırılabileceği gibi hukukî ilişkinin özelliğinden yahut kanun hükmünden de doğabilir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) süreye bağlanmamış borçlara ilişkin 90. maddesine göre her borç, ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukukî ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça, doğumu anında muaccel olur. TBK’nın 91 ve 92. maddelerde ise süreye bağlanmış borçlar yönünden ifa zamanı düzenlenmiş ve tarafların borcun ifası için belli bir süre ya da vade belirlemesi hâlinde ifa zamanının ve buna göre muacceliyetin nasıl belirleneceği tespit edilmiştir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ise ifa isteminde bulunan taraf, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş yada ifasını önermiş olmalıdır (TBK, m. 97). Bu hâl sağlanmadan ifa talep edildiğinde, aksi taraflarca açıkça kararlaştırılmamış olmak kaydıyla, karşı taraf ödemezlik def’îni ileri sürerek ifadan kaçınabilir. TBK’nın 207. maddesinin birinci fıkrasında “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanan satış sözleşmeleri de iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir ve satış bedelinin ödenmesi zamanına göre peşin, vadeli, taksitli yahut ön ödemeli sözleşmeler olarak tasnif edilebilirler. Anılan 207. maddenin ikinci fıkrasına göre “Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler.” Buna göre kanun koyucu satışa konu malın alıcıya teslimi ile birlikte, bedelinin peşin olarak satıcıya ödendiği yolunda bir karine kabul etmiştir. Dava konusu alım-satım işleminde ise davacı tarafından sipariş formu ve fatura delil olarak gösterilmiş, sunulan sipariş sözleşmesinde ödeme şeklinin peşin olduğu ve 15.08.2015 tarihinde nakit olarak ifadelerine yer verildiği görülmüştür. Ancak davalı yanca sipariş formu ve içeriği kabul edilmediği gibi, delil olarak sunulan sipariş formunda davalıyı bağlayıcı imza bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre sipariş sözleşmesine göre satış bedelinin ödenmesi konusunda vade kararlaştırıldığı ve davalıya bağladığının kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen  karinenin davalı lehine uygulanması söz konusu olup, bakiye alacağın varlığı ve miktarı davacı yanca kanıtlanmadığı sonucuna varılarak kurulan hüküm isabetli olup, davacı vekilinin ödeme iddiasının davalı yanca kanıtlanması gerektiği yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekilince davalısının farklı olduğu  benzer uyuşmazlıkta mahkemece ispat yükünün davalı üzerinde bulunduğu sonucu ile davanın kabulüne karar verildiği ileri sürülmüş ise de, söz konusu uyuşmazlığın taraflarının farklı olup, her uyuşmazlık kapsamında delillerin de değişiklik gösterebileceği dikkate alındığında, davacı vekilinin bu yöndeki ve ispatın davalı üzerinde olduğunun kabulü gerektiği yönündeki istinafı da yerinde görülmemiştir. Davacı vekilince satışa konu aracın davalı adına tescilinden kısa süre sonra üçüncü kişilere devredildiği, aracın ilk davalı adına tescili ile sonradan yapılan tescil işlemlerinin hangi tarihte yapıldığı hususunun araştırılmaması ile eksik delil toplanarak karar verildiği ileri sürülmüşse de, aracın davalıya satılıp tescil edildiği hususunda ihtilaf bulunmadığı da dikkate alındığında, aracın sonrasında yapılan satış ve tescillerinin hukuki ihtilafın sonucuna etkisi bulunmayacağından, davacı vekilinin bu yöndeki istinafı da yerinde değildir. Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 maddesi uyarınca reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 358,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 30.05.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d129be09bf585d9e","SID":"764322879e64af83"}}