{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/231 Esas<br>KARAR NO: 2024/628<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/09/2020<br>NUMARASI: 2019/498 Esas, 2020/498 Karar<br>DAVA: ALACAK (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 23.05.2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında Potansiyel Müşteri Araştırma ve Bulma Hizmet Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin konusunun, müvekkili tarafından davalı şirkete müşteri bulunması ve davalı şirketin, işbu hizmet karşılığı ödemesi gereken prim ve diğer koşullar olduğunu, davalı işverenin, sözleşmenin sonunda yer alan müvekkilinin hakediş bedellerinin günün ekonomik ve sektörel koşullarına göre değiştirilebileceği maddesini kötüniyetli, haksız, usul ve yasaya aykırı kullanarak müvekkilinin hak kazandığı hakedişlerini ödemediğini, müvekkilinin toplam hak edişi 22.488,64 TL olmasına rağmen 12.372,68 TL ödenerek bakiye 10.115,96 TL'nin ödenmediğini, müvekkilinin 2017 Temmuz ayından itibaren davalı şirket adına Elektrik Tedarik Sözleşmesi yapmaya başladığını ancak sözleşmenin 21/09/2017 tarihinde yapıldığını, müvekkilinin toplamda 80 adet müşterinin davalı şirkete girişini sağladığını, ancak Ekim sonuna kadar yaklaşık olarak 4 ay boyunca hiçbir hakediş almadan çalışmasına devam ettiğini, davalının 27/10/2017 tarihinde usul ve yasaya aykırı bir biçimde mail kanalıyla hakedişlerin düşürüldüğünü bildirerek akabinde birkaç gün içerisinde müvekkiline ödeme yaptığını, bunun üzerine müvekkili tarafından çekilen ihtarname ile, hak edişlerin değiştiği tarihe kadar eski hak edişlerden hesaplanan ve değiştirilen tarihten itibaren yeni hak edişlerinden doğan alacağın kalanının ödenmesinin talep edildiğini, ihtardan sonra bir kısım ödeme yapılmış ise de, hakedişlerini eksik ödendiğini belirterek müvekkilinin bakiye hakedişi olan 10.115,96 TL'nin ihtarname tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen 21/09/2017 tarihli Potansiyel Müşteri Araştırma ve Bulma Hizmet Sözleşmesi kapsamında davacının, müvekkili için elektrik müşterisi bulmak üzere hizmet verdiğini, sözleşmenin 4.4. maddesi gereğince, prim hesaplamalarının, müşterilere düzenlenecek ilk faturalardaki değerler üzerinden yapılarak davacıya ödendiğini, sözleşmede belirlenen prim katsayılarının 2017 Ekim döneminde değiştirilerek davacıya tebliğ edildiğini ve davacı ile prim katsayıları üzerinde anlaşma sağlandığını, müşterilerin ilk faturaları üzerinden prim hesaplaması yapıldığından ve davacı tarafından müvekkili şirkete kazandırılan müşteriler için ilk prim hesaplama dönemi 2017 Ekim dönemi olduğundan, prim hesaplamasının, revize edilen prim katsayıları üzerinden yapıldığını ve davacıya tüm hak edişlerinin ödendiğini, sözleşmenin 4.1. maddesinde yer alan \"... A.Ş. bu hak ediş bedellerini günün ekonomik ve sektörel koşulları doğrultusunda değiştirme hakkına sahiptir.\" hükmü uyarınca yapılan ve davacının itirazının olmadığı değişikliğin geçerli olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin, işveren olmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, sözleşmeye dayanarak hizmet alımı yapılması olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davanın tarafları arasında 21/09/2017 tarihli Potansiyel Müşteri Araştırma ve Bulma Hizmet Sözleşmesi yapıldığı, sözleşmedeki prim katsayılarının 2017 Ekim döneminde değiştirildiği, bilirkişi raporunda taraflar arasındaki sözleşmenin 3. ve 4.2 maddesine göre davacının alması gereken hakediş bedeli ve fiilen ödenen hakediş bedeli farkının 10.120,62 TL olarak hesaplandığının belirtildiği, ancak davacının 10.115,96 TL talep ettiğinden taleple bağlılık ilkesi gereği davanın kabulüne, 10.115,96 TL’nin 29/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Yerel Mahkemenin kararının somut ve açık bir gerekçe içermediğini, kararın bilirkişi raporundaki tespitlere dayandığını, bu durumun ise hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmede yer alan hüküm doğrultusunda müvekkili tarafından prim katsayılarının hukuka uygun şekilde değiştirilerek davacıya bildirildiğini, davacının bir itirazının olmadığını, kararın gerekçesinde bu hususlara değinilmediğini, davacının işçi olmadığını, taraflar arasında bir hizmet alım sözleşmesi bulunduğunu, davacının. sözleşmeden kaynaklanan tüm alacaklarının kendisine ödendiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.  Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı bakiye hakediş alacağının faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, sözleşme uyarınca davacının bakiye hakediş bedeli talebinde bulunup bulunamayacağı ve miktarı noktasında toplanmaktadır.Bilirkişi tarafından sunulan 23/07/2020 teslim tarihli raporda; davacı tarafından ibraz edilen dava konusu 2017-2018 yılı işletme hesabı defterlerinin sahibi lehine delil vasfının bulunabileceği, ancak işletme defterinin teknik yapısı itibariyle sadece gelir ve giderler kayıt altına alındığından işletme defteri üzerinden kesin bir borç alacak tespiti yapmanın mümkün olmadığını, davacının işletme hesabı defterine göre, davalı ile yapılan mutabakatlar çerçevesinde davalı adına düzenlenen toplam tutarı 14.599,73 TL olan 5 adet hakediş faturasının defterlerde kayıtlı olduğu, davalının 2017-2018 yılına ait elektronik ticari defterlerinin sahibi lehine delil vasfının bulunduğu, 12.372,65 TL + 2.227,08 TL KDV olmak üzere toplam tutarı 14.599,73TL olan 5 adet davacı faturasının davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının toplam 14.599,73 TL davacıya ödeme yaptığı, böylece davalının, ticari defterlerine göre kaydi olarak davacıya borcu olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 3. ve 4.2 maddesine göre davacının alması gereken hakediş bedelinin KDV hariç 10.120,62 TL eksik hesaplandığı, davalının ihtarname ile temerrüde düştüğü, temerrüt tarihinden dava tarihine kadar 2.388,75 TL işlemiş avans faizi hesaplandığı, ayrıca belirlenen asıl alacağa 30/07/2019 dava tarihinden itibaren yıllık %19,50 ve değişen oranlarda avans faizi yürütülebileceği bildirilmiştir.Anayasanın 141/III maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde ayrıntılı bir şekilde hükmün kapsamı düzenlenmiş, hükmün  hangi hususları kapsayacağı maddeler halinde ve açıkça belirtilmiştir. HMK.nun 297/1- c bendinde \"Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin hükümde gösterilmesi\" gerektiğine yer verilmiştir. Gerekçe, hakimin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak (m.33), hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. Hakim hükmün gerekçesini hazırlarken yargı kararlarından (içtihatlardan) ve bilimsel görüşlerden yararlanır (TMK m.1). Gerekçe çok önemli olduğundan, Anayasa'ya \"bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı\" hakkında açık hüküm konulmuştur (Anayasa m.141/3) (Prof.Dr.Baki Kuru, Prof.Dr.Ramazan Arslan, Prof. Dr.Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku 22. Baskı,sayfa 472).\"...Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma üzerine verilen kararda davacı iddiası ile davalı savunması yazılmış, Dairemizin bozma kararı özetlenmiş, gerekçe olarak aynen “Yargıtay bozma kararına uyularak yapılan yargılama doğrultusunda başka bir bilirkişi heyeti oluşturularak banka müdürü ve insan kaynakları uzmanından rapor aldırılmış, bilirkişi kurulunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere her ne kadar davalı tarafça davacının iş akdi 06.01.2012 tarihinde işletmesel nedenlerle feshedilmiş ise de bu kararın yerinde ve isabetli olmadığı anlaşılmıştır”  açıklaması yapılmıştır. Mahkemece davanın kabulünün gerekçesi hiçbir bir şekilde açıklanmamış, içeriği dahi yazılmayan bilirkişi kurulunun raporuna atıf ile yetinilmiştir. Bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Mahkemenin kararı T.C. Anayasası’ nın 141 ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımamaktadır. Gerekçesiz karar yazılması, adil yargılanma hakkının ihlali olup, kararın salt bu nedenle bozulması gerekmiştir...\" (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/16428 Esas 2016/12347 Karar sayılı ilamı).Somut uyuşmazlıkta, davanın kabulüne yönelik gerekçeli kararda hiçbir şekilde gerekçe açıklanmamıştır. Gerekçeli kararda, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunduğundan bahisle bilirkişi raporunda tespit edilen bedel üzerinden hüküm tesis edilmekle yetinilmiştir. Oysa bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Kararda, bilirkişi raporuna hangi nedenle itibar edildiği, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi yönünden hangi tarafın haklı yada haksız olduğu ve sonuç olarak davanın kabul veya reddine dair kanaate ne şekilde varıldığı hususları tartışılmalıdır. Başka bir deyişle kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantıda ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde kararların doğruluğunun denetlenmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle Mahkemenin, belirtilen yasal düzenlemelerin aksine, gerekçesiz şekilde oluşturduğu karar usul ve yasaya uygun değildir. Kabul şekline göre ise, taraflar arasında 21/09/2017 tarihinde Potansiyel Müşteri Araştırma ve Bulma Hizmet Sözleşmesi imzalandığı konusunda ihtilaf bulunmayıp davacı, 27/10/2017 tarihli mail ile sözleşmede kararlaştırılan hakediş bedellerinin kötüniyetli ve haksız olarak revize edildiğini ve tüm hakediş bedelinin revize edilen tutar üzerinden hesaplandığını ileri sürerek işbu davayı açmıştır. Davacı Beşiktaş ... Noterliğinin 20/03/2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile prim ödemelerinde aksaklık ve yanlışlıklar yaşandığını, bu nedenle prim ödemelerinin sözleşmeye göre ödenmesini ve revize işleminden önceki girişlerin ilk hakediş tablosuna göre hesaplanmasını belirterek bakiye 16.426,00 TL'nin ödenmesini ihtar etmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 4.1. maddesinde yer alan \"... A.Ş. bu hak ediş bedellerini günün ekonomik ve sektörel koşulları doğrultusunda değiştirme hakkına sahiptir.\" hükmü uyarınca davalı, prim sistemini revize ettiğini 27/10/2017 tarihli e-mail ile davacıya bildirmiş olup esasen bu husus davacının da kabulündedir. O halde davalının bu savunmaları üzerinde durularak ve bedellerin revize edildiği tarihler de dikkate alınmak suretiyle bilirkişiden bu hususta gerekirse seçenekli rapor alınarak sonucuna göre hüküm tesis edilmemesi de doğru olmamıştır. Zira bilirkişi raporunda yapılan hesaplamada söz konusu değişiklik gözetilmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,2-İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/498 Esas 2020/498 Karar ve 23/09/2020 tarihli kararının HMK 353/1a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve  yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan 175,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 252,60 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1a-6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.23.05.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"62e069b8e390a0a2","SID":"58264b6c9140c176"}}