{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/30 Esas<br>KARAR NO: 2024/1130 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 10/11/2022<br>NUMARASI: 2021/94 Esas-  2022/142 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 12/06/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin “...” markasıyla kitap basım ve yayınevi olarak hizmet verdiğini, 16/05/2018 tarihinde TPMK’ya ... başvuru numarası ile markasını tescil ettirmek üzere başvurduğunu, davalı tarafın bu başvuruya itiraz ettiğini, davalının 16. sınıf yönünden yaptığı itirazın reddedildiğini, ancak 41. sınıf yönünden ise kabul edilerek, davacının marka tescil başvurusunun reddine karar verildiğini, açılan davanın da reddedildiğini,  davalının markasını 2015 yılında tescil ettirmesine rağmen markasını 41. sınıfta yer alan ve hükümsüzlük talep edilen mal ve hizmetleri için hiç kullanmadığını, davalının amacının marka yedekleme olduğunu, “...” markası ile davalının tescil ettirdiği “...” markasının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduklarını, davacının 2006 yılından bu yana tescilsiz olarak kullandığı markası üzerinde hak elde ettiğini, SMK’nun 6/3. maddesi uyarınca 41. sınıfta markanın gerçek hak sahibi olduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, davalıya ait ... tescil numaralı “...” markasının tescilli olduğu 41. sınıfın “Dergi, kitap, gazete v.b. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasın ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil)” hizmetleri için hükümsüzlüğü ile markanın bu mal ve hizmetler bakımından sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.   <br>CEVAP:  Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin uzun yıllardan bu yana \"...\" markasını dava konusu hizmetler dahil olmak üzere kullandığını, yine dava konusu edilen markanın tescili için 03/04/2015 tarihinde başvuru yapıldığını, markanın 29/02/2016 tarihinde tescil edildiğini, dolayısıyla davacının 5 yıllık süre içerisinde dava açmadığından, dava açma hakkını kaybettiğini,  müvekkilinin davacının kullanımında haberdar olduğuna dair herhangi bir delil sunmadığını, davacı tarafın dilekçesinde markayı eskiye dayalı kullandığını iddia etmiş ve bu iddiasını alan adına, ticaret unvanına dayandırmışsa da, bir markanın alan adında yer alması yada ticaret unvanı olarak tescil edilmesinin sahibine başka markalara itiraz etme hakkı tanımayacağını, müvekkilinin \"...\" markası altında yayınlar basmakta olduğunu ve bu yayınları müşterilerine sunduğunu, bahsi geçen yayınların delilleri arasında sunulacak olup, müvekkilinin kayıtlarının incelenmesi neticesinde de ortaya çıkacağını, davacı tarafın \"...\" markasını kendisinin ihdas ettiğini iddia ettiğini ve markayı kullandığına ilişkin salt beyandan ibaret açıklamalarda bulunduğunu ancak davacının 2018 yılına kadar marka başvurusunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; alınan bilirkişi raporu ile davacının \"...\" markasını 41. sınıfta yer alan \"Dergi, kitap, gazete v.b. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasın ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil)” mal ve hizmetleri için 2006 yılından bu yana tescilsiz olarak yoğun bir şekilde kullandığının tespit edildiği, davacının bu marka üzerinde, SMK'nun 6/3. maddesi uyarınca tescilsiz kullanım nedeniyle hak elde ettiği, davalının 29/02/2016 tescil tarihli, ... tescil numaralı “...+Şekil” markası ile davacının tescilsiz olarak kullandığı \"...\" markalarının esas unsurlarının \"...\" ibaresi olduğu, diğer kelimelerin tanımlayıcı nitelikte olması nedeniyle markaları farklılaştırmaya yetmediği, iki marka arasındaki hizmetlerin aynı olduğu, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, ancak, SMK’nun 25/6. maddesi uyarınca, marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceği, davacının davalıdan önce tescil edilen bir markası mevcut olmadığından bu madde uygulanamasa da, 556 sayılı KHK'de hak düşürücü süre mevcut olmadığından, yerleşik yargı kararları ile hak sahibinin 5 yıl boyunca dava açmaması halinde sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığı,  pandemi nedeniyle hak düşürücü sürelerin 96 gün uzatıldığına dair bilirkişi görüşünün ve davacı iddiasının yerinde olmadığı, bu durumun davanın açıldığı tarihi kapsamadığı, ayrıca 5 yıllık sürenin TMK'nun 2. maddesi uyarınca olayın özelliklerine göre belirlenmiş bir süre olduğu, bu nedenle davacının SMK'nun 6/3. maddesi uyarınca davalıya ait markanın hükümsüzlüğünü talep edemeyeceği, davalı tarafın davacı şirketten 8 yıl önce, 22/10/1998 tarihinde \"...\" ibaresini içeren ticaret unvanı ile ticaret sicil kaydını yaptırdığı, faaliyet alanları içinde insan kaynakları danışmanlığının yanı sıra personel eğitiminin de mevcut olduğu, bu nedenle eğitim amaçlı dergi, kitap basımı hizmetleri için marka tescil ettirmesinin kötüniyetli tescil sayılamayacağı, yalnızca markaların benzer olamasının markanın kötüniyetli olarak tescil edildiğini kanıtlamak için yeterli olmayacağı, bu nedenle kötüniyetli tescil iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde; -Davalı şirketin marka tescil tarihinin 29/02/2016 olduğu, bu durumda 5 yıllık hak düşürücü sürenin  01/03/2021 tarihine 7226 sayılı yasanın geçici 1.maddesinin emredici hükmü uyarınca durmuş olan 96 gün eklendiğinde 04/06/2021 tarihinde dolduğunu, davanın ise 31/05/2021 tarihinde yani hak düşürücü süre içinde açıldığını,-Yerel mahkemenin müvekkilinin davalının markayı tescilini bildiği, sessiz kaldığı gerekçesiyle hükümsüzlük davası açmasının MK 2.maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanımı olduğu tespitinin yerinde olmadığını,- Yerel mahkemenin davalının kötü niyetli olmadığı tespitinin yerinde olmadığını, davalı şirketin ana sözleşmesinde de yayıncılık ile ilgili herhangi bir kayıt yer almadığını,  yerel mahkemece her ne kadar davalının eğitim faaliyeti kapsamında kitap yayınlama ihtimalinden söz etmiş ise de seminer ve eğitim için yapılan kitap basımı yayıncılık faaliyeti olarak nitelendirilemeyeceği gibi zaten TPMK'nın da aynı yönde karar vererek itirazı reddettiğini, davalının  Yordam markasını yedekleme amacıyla tescil ettirdiğini,-Yerel mahkemenin, SMK 6/3 madde kapsamında hükümsüzlük koşullarının gerçekleştiğini kabul ettiğini, 7226 sayılı kanunun geçici 1.maddesini yanlış yorumlaması ve davalının yedekleme yapmak suretiyle kötü niyetle tescil yaptırdığı açık iken bu hususta da hataya düşerek davanın reddedilmiş olmasının kanun ve hukuka aykırı olduğunu, ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava,  davalıya ait ... numaralı \"...\" markasının  kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkini talebine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın  reddine  karar verilmiştir. Karar davacı vekili  tarafından istinaf edilmiştir.İlk derece mahkemesince davacının 5 yıl boyunca dava açmaması nedeniyle halinde sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 7226 sayılı kanunun geçici 1.maddesinin \"a\"bendinde, Covid-19 salgın hastalığı sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler durdurulmuş, aynı maddenin \"b\"bendinde ise  kapsam dışı bırakılan haller düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, pandemi nedeniyle zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin 13/03/2020 ile 15/06/2020 tarihleri arasında 96 gün için durdurulduğu göz önüne alınacak olursa, takdiri Mahkemeye ait olmak üzere, davacının hak düşürücü süre içerisinde davayı açtığının kabul edilebileceği yönünde görüş bildirilmiştir. Bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler  durdurulduğuna ve kapsam dışı bırakılan hallerde marka hakkından doğan davalar yer almadığına göre, söz konusu düzenlemenin işbu davaya ilişkin dava açma süresini de kapsadığının kabulü gerekir. Bu nedenle davanın esasına hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde süresinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle  davacı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kaldırma sebep ve şekiline göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, 2- İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 10/11/2022 gün ve   2021/94 Esas 2022/142 Karar  sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince  KALDIRILMASINA, 3-Yukarıda gerekçede belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Kaldırma sebep ve şekiline göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 5-İstinaf talebi kabul edildiğinden, istinaf peşin harcının talebi halinde davacıya  iadesine,4-İstinaf yargılama giderleri olarak;a)Davacı avansından kullanıldığı anlaşılan; 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 102 TL (posta-teb-müz) olmak üzere toplam 322,7 TL masrafın davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,  5-Davalı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 12/06/2024 tarihinde HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5ed336eb3bc28d27","SID":"4bc89de896fb9f12"}}